Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yeni faşizmin hedefindeki LGBTİ+lar

Amerika Birleşik Devletleri’nde şu sıralarda aynı anda birçok eyalette trans karşıtı yasalar sunulmaya ve kabul edilmeye başlandı. Bu yasalarla da  okullarda transların girdikleri tuvaletleri, yarıştıkları sporları ve diğer özlük hakları hedef alındı. Velakin Amerikalı muhafazakarların ve aşırı sağcıların tek hedefi translar olarak kalmadı. Örneğin Oklahoma trans sporculara yasaklar getirdikten hemen bir hafta sonra kürtaj hakkını neredeyse tamamen engelleyen bir yasa daha hazırladı. Florida’da ise Eyalet Meclisi, cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimlerin okullarda bahsinin herhangi bir şekilde geçemeyeceğine ilişkin bir sansür yasasını onayladı.

Orban’ın Macaristan’da Le Pen’in Fransa’da kazandığı popülerliğin kaynaklarında yalnız trans değil LGBTİ+ karşıtı söylemler de bulunuyor.  ABD’de Cumhuriyetçilerin kullandığı söylemin neredeyse birebir aynısını kullanan bu aşırı sağ figürler, toplumdaki muhafazakar kesimlerin önyargı ve nefretlerini kendilerine oy olarak devşirmeye çalışıyor. Böyle taktiklerse hiç yabancı değil.

Peki Vladimir Putin’in önce trans varlığına “insanlığa karşı suç” deyip, sonrasında bir basın toplantısında artık yalnız transfobisiyle akıllara gelen J.K Rowling’i savunmasına ne diyebiliriz? Yine Amerikan sağcıları içerisinde batının trans kapsayıcılığının Ukrayna’yı zayıf gösterdiğini ve bu yüzden Rusya’nın saldırma cesaretini bulduğunu söyleyen yorumcular da eksik değil.

Zi Faámelu.

Bu sırada işgal altında olan Ukrayna, uyum sürecine başlamış ve takipte olsalar dahi ve hatta kimliğini düzeltilmiş trans kadınları orduya almaya çalışıp kaçmaya ve kendini güvende tutmayan translara savaş içinde ayrımcılık yapmaya başladı. Zi Faámelu savaştan kaçabilmek için Romanya sınırındaki bir nehri hiç bir eşyası olmadan, her şeyini geride bırakarak yüzerek geçmek durumunda kaldı.  The Guardian’ın konuyla ilgili haberinde de röportaj veren Judis adlı trans kadın, tüm belgelerinde “kadın” yazdığı halde sınırda Ukrayna askerleri tarafından insanlık dışı muameleye maruz kaldığını anlatıyor.

Judis.

Artık şunu görüyoruz ki faşizan, sağ-muhafazakar aşırıların ana hedef ve saldırı noktalarından bir tanesi LGBTİ+’lar ve özellikle translar. Tarihi iyi bilen kimseye bu şaşırtıcı ve garip gelmemeli. Nazi’lerin yakmış olduğu kitaplar içinde ilk önce küle çevrilen eserler arasında translar üzerine yapılan araştırmalar vardı. Toplama kamplarında sayısız LGBTİ+ eziyet ve ölüm gördü. LGBTİ+ artık bir faşizm “turnusolu” haline gelmiş durumda. Bizim meselelerimiz hiç de hafife alınmayacak ve göz ardı edilemeyecek kadar hayati ve hepimiz de bir o kadar tehlikedeyiz.

Türkiye de farklı değil

Bir çok yabancı sivil kurum, son yıllarda LGBTİ+’ların ve transların hedef alındığı nefret saldırılarının arttığı yönünde istatistikler paylaşıyor ve durum da Türkiye’de farklı değil. 8 Mart’dan transları alandan atmak ve uzaklaştırmak için Feminist Gece Yürüyüşü’nü; yine translarla hiç alakaları yokken trans aktivizm üzerinden “kadınlığı, anneliği siliyor” gerekçesiyle Cumartesi İnsanları’nı hedef gösterenler bugün hep bu yabancı nefreti körükleyen gruplarla poz veriyor, etkinliklere katılıyor ayrıca hükümetle de yakın ilişkiler içine giriyor.

Fiziksel saldırıların ise sistematik bir şekilde devam ettiğini hatırlatmamız gerekiyor: Türkiye’de 2021 yazından bu yana üç trans kadını kaybettik, öldürüldüler veya ölüme sürüklendiler. Saldırılar devam ediyor, İzmir’de altından fazla trans kadın yaralandı ve en son Aydın’da yaşayan trans seks işçilerinin evleri basıldı, gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı.

Muhalefet partileri ise LGBTİ+’lar böylesine bir tehlike altındayken sorunlarımızı görmezden gelmeye devam ediyor; “görmedik, duymadık, bilmiyoruz”u oynuyorlar. Altılı ittifak peşinde koşan CHP billboardlara cinsel yönelim eşitliği ile ilgili vaatler yazarken cinsiyet kimliğini ve dolayısıyla transları görmezden geliyor, sağ-muhafazakarla el sıkışmak için LGBTİ+’ları ancak bir manken gibi kullanıyor.

“Diğer sorunlar çözülsün, sıra size de gelir elbet” zihniyetinde olan bu güya ilerici muhalefet partiler daha Dünya’da artan LGBTİ+ düşmanlığını bırakın, bizleri şu an yerelde tehdit eden sorunlara dokunmaya aciz. Hükümet açıkça LGBTİ+’ları hedef gösterirken susanlar, bizlere artan şiddet ve tehditlerin gölgesindeyken umursamıyor bile. İnsan haklarına olan sözde bağlılıklarına ve söylemlerine ihanet etmek koltuklarını koruyacaksa bunu yapmaya dünden hazırlar. Biz bunları 80 ve 90’lardan zaten biliyoruz.

Ben bir trans kadın olarak özgürlüğüm, güvenliğim ve canımdan endişeliyim. Toplumun her kesimine sirayet etmiş korkunun üstüne siyasetten, siyasetçilerden umudu tamamen kesmiş durumdayım. Olası bir muhalefet zaferinde dahi “harcanabilir” olduğumun farkındayım. Dünyada bize karşı yasalarla ve örgütlerle harekete geçmiş nefret suçlularına karşı kime güvenebiliriz?

Artık transların da insan olduğunun, ikinci sınıf vatandaş değil, bir can olduğunun hatırlanması lazım. Bizler siyasete alet olup “harcanabilecek” “tartışılabilecek” bir konu değiliz. Bizler, insanız. Ailelerimiz, sevdiklerimiz ve hayallerimiz var. Sizler bizlere bir hayal, bir dünya borçlusunuz.

 

Kategori: Hafta Sonu

KadınManşetTürkiye

EŞİK Platformu sordu: Muhalefet ittifakında kadınlar olacak mı?

Eşitlik İçin Kadın Platformu, TBMM’deki altı muhalefet partisinin ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ için yaptığı toplantılar ve üzerinde uzlaşılan maddelere ilişkin açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada “Basına yansıdığı kadarıyla, parti genel başkanlarına sunulacağı belirtilen ortak ilkeler metninde RTÜK ve Basın İlân Kurumu’nun yapısı gibi konulara dahi yer verilirken, günde en az üç kadının öldürüldüğü, LGBTİ+’ların yok sayıldığı bir ülkede, kadınlar ve toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili tek bir cümle yer almadığını görüyoruz” tepkisi gösterildi.

‘100 yıl daha kaybetme lüksümüz yok’

“Oysa ki EŞİK olarak, kadına karşı şiddetin önlenmesi konusu da dahil olmak üzere 5 Acil Talebimizi bir yıldır siyasi parti yönetimlerine ve kamuoyuna anlatmaya çalışıyoruz” denilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Cumhuriyetin kuruluşundaki eşitlik hamlesi kısa süre sonra unutuldu ve sadece kadınlar değil Türkiye demokrasisi ve toplumu 100 yıl kaybetti. 100 yıl daha kaybetmeye tahammülümüz yok.”

‘Kadınsız demokrasi mümkün değil’

Toplantıya katılan CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti ve bu ittifaka katılacak tüm siyasi parti yöneticilerine çağrı yapılan açıklamada “Kadınsız bir demokrasinin mümkün olmayacağını, toplumsal cinsiyet eşitliğinin net bir biçimde uygulanmadığı parlamento dahil hiçbir mekanizmanın milleti/cumhuru/toplumu gerçek anlamda temsil etmeyeceğini bir kez daha hatırlatıyoruz” denildi.

Açıklamada “Tüm muhalefet partilerini derhal kadınların eşit temsil ve şiddetsiz bir hayat taleplerini hazırlamakta oldukları “İlkeler Bildirgesi” ne eklemeye ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için gerçekçi politikalar geliştirip uygulamaya çağırıyoruz” talebi dile getirildi.

Kategori: Kadın