Köşe YazılarıManşetYazarlar

Gelen gideni neden aratıyor?

Görülen o ki pek çok kişi Sedat Peker’in açıklamalarının memleket siyasetinde bir değişim ve dönüşüm yaratmasını bekliyor. Ülkeye temiz siyaset havasının bir mafya babası eliyle geleceğini umanlar az değil.

Peker’in çıkış ve açıklamalarının yarattığı rüzgarın memleketi düzelteceğini ummak gerçekçi mi? Toplumda büyük bir ilgi yaratan bu ifşalar, siyaset ve bürokraside neden bir değişim etkisi oluşturmuyor? Bu kadar çok bilgi, bu kadar çok ilgiyle birleşince neden bu kadar az hareket yaratıyor?

Toplumsal ve tarihsel deneyim bize, bu beklentinin gerçekçi olmadığını, toplum bu duruma, siyasi aktörler aracılığıyla veya doğrudan el koy(a)mazsa köklü bir değişim olmayacağını söylüyor. Böyle durumlarda siyasetin temel iskeletinin değil, aktörlerinin değiştiğini defalarca tecrübe ettik. Üstelik çoğu kez o aktörlerin neredeyse tamamı bir süre göz önünden kaybolup daha sonra yeniden hayatımızda beliriverdi.

‘Kutsi heyecandan ananı da al git’e…

Menderes, Demirel, Özal ya da Çiller. Hiçbiri bir siyasi hesaplaşma ya da bir halk hareketi ile gitmedi. Hiçbiri intikamcı mahkemeler dışında adil bir mahkemede bağımsız ve sağlıklı bir hukukla yargılanmadı. Her gelenin bir öncekini aratması biraz da bu yüzden.

Bugün demokrasi kahramanı diye yere göğe konulamayan Menderes, 6-7 Eylül ile ilgili “İştirak edenlerden büyük bir kısmının bu kudsi heyecan içinde bulunduklarını kabul etmek lazım gelir” diyebilmiş bir siyasi kişilikti. Öncelikle toplum nezdinde itibarsızlaşması hedeflendiği için yargılanması sırasında bu “kutsiyeti” yorumlama biçiminden çok magazinel unsurlar öne alındı.

Menderes’in mirasını takip eden “devlet adamı” Demirel, solcu gençlere yönelik saldırılar ve aydınlara yönelik suikastler için “Bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyerek el yükseltti.

Araya girip iktidarı gasp eden “Asmayalım da besleyelim mi?”cilerden sonra gelen ise “Benim memurum işini bilir” diyen Özal’dı. Onun da ardından Susurluk’ta açığa çıkan mafya-devlet ilişkisini “Bu ülke için kurşun atan da yiyen de şereflidir” diye savunan Çiller geldi. Sonrasında geldiğimiz nokta kutsal dinimiz kalkanı arkasından yüzümüze doğru savrulan “Ananı da al git” tekmesidir.

İktidar içi tasfiye ve hesaplaşmadan öteye gidilemedi

74’deki CHP-MSP, 91-93’deki DYP-SHP ve 99-2002’deki DSP-MHP-ANAP koalisyonu gibi bir kaç özel durum bile yine bu iç hesaplaşmalarla yıkıldı ve yerlerine gelen “geçiş” hükümetlerinin ardından yine eski dengelere dönüldü.

’61 Anayasası’nın oluşturduğu kısmi demokratik ortam ve 2000’lerin ortasından itibaren Dünya ekonomisindeki genişlemeye paralel gerçekleşen ekonomik büyüme ve AB’ye uyum sürecinin yarattığı kısmi rahatlama dışında bu hep böyle oldu. Bu rahatlamaların da milliyetçi mafyatik oluşumları sadece göz önünden çekip yedekte bekletmeye yaradığı ortada.

Çünkü süreç, bir iktidar değişiminden çok bir devlet içi tasfiye süreci, bir tür iç hesaplaşma olarak ve raydan çıkanı raya tekrar sokmak için işliyor. Tarihsel akışa bakın, böyle süreçlerle gelenin bir öncekinden daha çirkef, daha kuralsız ve daha acımasız olması gerektiğini göreceksiniz.

İster “kızı için dünyayı yakan bir baba”, ister “aldatılıp bileti yakılmış” bir iktidar yandaşı, ister “and’olsun ki Turan’ı kuracak” bir Türk-İslamcı, ister “devlet düşmanlarının kanlarında duş alacak” bir milis komutanı, isterse de “ben ajan değilim abi, n’aptın sen!” diye hayal kırıklığı yaşayan bir “işadamı” kılığında olsun, Peker bey ve arkasındakilerin temsil ettiği de o kuralsızlık ve acımasızlıktır.

 

ManşetTürkiye

Demirtaş: Kimse HDP’nin oylarını çantada keklik görmesin

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP oylarını çantada keklik zannedilmemesi gerektiğini ifade edip; kendilerini dışlayanların kaybedeceğini söyledi.

‘Kapatma davası açık bir siyasi operasyon’

Muhalefetin erken seçim talebine destek veren Demirtaş, geciktikçe her günün telafisi imkansız zararlar verdiğini söyledi. “HDP’yi dışlayan kim olursa olsun kaybeder” diyen Demirtaş, bir kez daha açılan HDP’yi kapatma davasına ilişkin olarak da, “Bu, çok açık bir siyasi operasyon. Kapatma girişiminin hukukla ilgisi yok. MHP’nin bastırması, AKP’nin de kabulüyle açılmış bir davadır. AYM’nin böylesi tehlikeli bir siyasi operasyona alet olmaması gerekir. AKP’ye de siyaseten hesabını kitabını iyi yapmasını tavsiye ederim” dedi.

‘Bizi iki kötü arasında tercihe zorlamaya kalkmayın’

Demirtaş şöyle devam etti:

“Kapatma davasının sonucu ne olursa olsun demokratik siyasetten vazgeçmeyeceğiz. Ancak hiç kimse HDP’nin oylarını çantada keklik zannedip şu veya bu ittifakın altına otomatikman ekleyip toplama yaparak sonuç elde edeceğini düşünmesin. HDP, bu koşullarda hiçbir seçim ittifakının içinde olmadığını ve olmayacağını açıklarken son derece ciddi bir pozisyon almaktadır. Tüm kesimlerin, bu açıklamalardan sonuç çıkararak adım atmasında yarar var. Şu, iyice anlaşılmalıdır; biz bunca bedeli, mevcut iktidar zihniyetinin yerine bir benzeri gelsin diye ödemiyoruz. Kimse bizi iki kötü arasında tercihe zorlamaya kalkmasın. Gerçek demokrasi ve hakiki bir barışı savunamayanlar, buna yürekten inanmayanlar Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olamazlar, en azından biz buna payanda olmayız.”

 

Kategori: Manşet

DünyaManşet

Wall Street’ten çıktılar, “Vegan Mafyası” oldular

Avrupa’da vegan ya da vejetaryen işler yapmak, ürün üretmek isteyenler için çalışan ve bunun için güçlü bir finans ağını devreye sokan bir grup var. Aralarında vegan ve vejetaryenlerin de olduğu, ama esas olarak yatırım uzmanı finansçılardan oluşan bu gruba “Vegan Mafya” diyorlar. Bu finans ağı kitlesel olarak tüketilebilir ama ete dayanmayan bitkisel bazlı gıda üretimlerini destekliyorlar. Ancak onlar en nihayetinde bunu bir ideal için yapmayan etik kapitalistler grubu.

Vegan Mafyası’nın bir üyesi, Ryan Bethencourt

Haşmet Demirel’in Dünya Gözüyle Blog’da yer alan çeviri haberine göre, Ryan Bethencourt, hayvansal ürünlere alternatif vaat eden yeni bir teşebbüsle karşılaştığında, kimi çağıracağını biliyor: “Vegan mafya”, “Vegan mafyası”, yeni açılanları finanse eden güçlü bir finans grubu ve hayvan ürünlerine alternatif için uğraşıyorlar.

IndieBio adlı bir biyo-teknoloji hızlandırıcısı şirketi olan Bethencurt ’un kendisi de uzun zamandır vegan. Bethencurt “Vegan şirketleri kuran ve finanse eden bir topluluk var” diyor.

“Vegan mafyası” takma adı ile bilinen “PayPal mafyası” olarak da adlandırılan – güçlü bir Silikon Vadisi yatırımcı grubu var. Peter Thiel, Elon Musk ve Reid Hoffman gibi kurucular, 1990’larda bu alanda yeni başlayan finansman gruplarında çalıştılar.

Alanda en tanınmış yeni teşebbüsler arasında Bitki Esaslı Et ve Peynir Ürünleri Yapan Et Ötesi, İmkânsız Gıda ve biyo mühendislerin gergedan boynuzu ve fildişi gibi vahşi yaşam ürünlerini bir laboratuvarda ürettikleri Pembient.

Vegan mafyasının bazı üyeleri Bill Maris gibi teknoloji odaklı girişim sermayedarlar. Diğerleri ise Bethencourt’un vegan akşam yemeğinde tanıştığı ve para kazanmak için başka yerlerde bulunan eski finansörler veya girişimcilerden oluşuyor.

Finans Kapitalizmin Kurtları

Hemen Hepsi de Wall Street’ten gelen yatırımcı ve finansman uzmanlarından oluşan şebekede ayrıca şu isimler var:

General Motors tarafından 1 milyar dolardan fazla bir parayla satın alınan, kendinden sürüşlü bir otomobil teknolojisi olan Cruise CEO’su Kyle Vogt. Bitki Odaklı şirketler için bir fon sağlayan eski Wall Street tüccarı Kevin Boylan, Bitki Gücü Girişimi adındaki sermeye şirketi ortağı.

İş ortağı Mark Rampolla, ZICO Coconut Water‘un (ZİCO Cocunut Hindistan Cevizi suyu olarak meyve suyu satan bir kuruluş) kurucusu.

Eski bir Moody’s kıdemli başkan yardımcısı olan Vegan Yatırım adlı bir fon yöneten Jody Rasch.

Elli Yıl olarak adlandırılan bir tohum fonu sosyal girişimci ve kurucu ortağı olan Seth Bannon.

Lisa Feria, Başıboş Köpek adını taşıyan Sermaye grubunun CEO’su, aynı zamanda erken aşamadaki şirketlere yatırım yapan bir fon.

CNBC, bu mafyanın yarım düzine üyesine röportaj yaptı, hepsi de yalnızca diğer vejetaryenler için tasarlanmış ürünlere yatırım yapmadıklarını vurguladı. Bunun yerine, daha sağlıklı ve daha ucuz oldukları için kitlelere hitap eden ürünlere yatırım yapıyorlar.

Bunun bir örneği, jelatinden daha ucuz olacak şekilde tasarlanan ve hayvanlardan elde edilmeyen şekilde jelatin üreten Geltor’dur. Jelatin genel olarak domuz, sığır gibi hayvanların kemiklerinden elde ediliyor. Bu şekilde üretilen jelatin ise zulümsüz üretiliyor.

Boylan’ın portföy şirketi olan Veggie Grill adlı bir fast-food zinciri, et yiyen kişilere de hizmet veriyor.

Bu yatırımcıların çoğu, özellikle Whole Foods ve Safeway gibi büyük bakkal zincirlerini laboratuarda yetiştirilen hamburgerlerini et bölümünde satmak için ikna eden Et Ötesi ekibin en çok etkilendiği grup oldu. Et Ötesi ayrıca et işleme devi Tyson Foods’tan bir yatırım aldı.

Kısacası “Vegan Mafyası” esas olarak hayvanlardan çok kitlesel tüketim ve buradan gelecek pazarlara daha çok değer veriyor. Yani bir anlamda geleceği öngören ve insanların çok çeşitli etkenler ile et tüketiminden uzaklaşmaları neticesinde giderek büyüyen, 5 milyar dolarlık bir büyüklüğe erişen etsiz ürün pazarından gelecek kârlarla da ilgileniyor. Elbette tamamen gözünü para hırsı kaplamış kişiler de değiller. Etik kapitalizm denilen kapitalizmin daha ahlaklı bir biçim almasını isteyen, bu kapsamda et endüstrisinin zararlarını  görmüş, et yiyenlere de vejeteryanlığı kazandırabilmek için alternatifler geliştirilmesi ile de ilgileniyorlar.

 

(Dünya Gözüyle Blog, CNBC.com)

Kategori: Dünya

Hafta SonuManşet

Mafya öldürür, sessizlik de: Anlatmak sessizliği bozmaktır çünkü

Peppe Impastato ve Felicia Bartolotta Impastato’nun anısına!”

9 mayıs 1978, Italya Aldo Moro’nun öldürülmesinin şokunu yaşarken aynı gün Sicilya’da Palermo ‘ya yakın Cinisi kasabasında şiddetli bir patlama sesi duyuluyor. Bu patlamada Giuseppe ( Peppino)Impastato üstüne sarılmış bombaların patlaması sonucu parçalanarak ölüyor.

30 yaşında yaşında gazeteci, aktivist Peppino İmpastato mafyaya çok yakın bir aileden geliyor. (Ünlü mafya babası Cesare Manzella eniştesidir.) Lakin o yaşabildiği kısa hayatının neredeyse tamamını Mafya ve Siyaset- Mafya arasındaki danışıklı dövüşe karşı açtığı savaşa adıyor. 9 Mayıs 1978’da mafya babası Gaetano Badalamenti ‘nin emriyle üzerine bomba sarılıp tren yoluna koyularak havaya uçuruluyor Peppino. Fakat o dönemki hükümete yakınlığı bilinen Badalamento’nun suçu örtbast edilip aklanıyor. Hükümet tarafından bunun Peppino ‘nun düzenlediği ama başarıya ulaştıramadığı bir intihar saldırısı olduğu açıklanıyor. Proleter Demokrasi Partisi’nden Belediye seçimlerine adaylığını koymuş olan Peppino öldürülmesinden bir gün sonra yapılan seçimleri kazanıyor. Peppino’nun Sicilya’daki mafyaya karşı savaşını annesi Felicia İmpastato devralıyor, oğlunun hakkını geri almak ve mafya babalarının cezalandırılması için yirmi beş yıl savaş veriyor. 25 yıl sonra Badalamenti uyuşturucu ticaretinden hüküm giyiyor, devlet Peppino’nun ailesinden özür dileyip, onu halk kahramanı ilan ediyor.

Peppino bir halk kahramanı şimdi . Hakkında filmler yapılıyor, kitaplar yazılıyor; ama annesi Felicia Bartolotta Impastato da en az onun kadar kahramanı Sicilya’lıların gözünde. Peppino’nun ölümünden sonra bir daha asla evinin kapısını kapatmıyor Felicia. Kapısına gelen herkese Peppino’nun ideallerini, onun hikayesini anlatıyor. Bu hikaye gidebileceği en uzak yerlere gitsin istiyor. Gitsin ki kötülüğe karşı savaşmaktan vazgeçmesin insanlar.

Benim bu hikayeyi kendi toprağıma götürme nedenimse bir ödev. Beni hiç sorgusuz bağrına basmış olan Sicilya’ya, sesi duyulmayan ikinci evime olan borcum.

***

Bana dediler ki “Hiçbir şey yoktu o tabutun içinde. Toplasan bir avuç etmezdi Peppino’dan kalanlar. ” Yalandan bir cenazeydi bu, toprağa veremedik seni Peppino. Bir avuç et parçası da kalmış olsa senden geriye, sana sadece parmağımın ucuyla bile dokunsam, yeterdi bana seni son kez yanımda hissetmek için.

16

Peppe Impastato

Sen yaşarken sırtını dönenler, bu kapıdan içeri girmek için sıra bekliyorlar şimdi. Acınası bir utanmazlıkla sırtımı sıvazlıyorlar.

Felicia nasıl bir evlat yetiştirmişsin? Felicia bak dünyanın her yanından seni dinlemek için geliyorlar. İngiltere’den, Fransa’dan ,Filistin’den … Peppino’nun annesini tanımak için geliyorlar.” Oysa ki ben senin için adalet ararken,

Bırak Felicia” demişlerdi bana.

Senin oğlun bir terörist. Yanlış işler yaptı, bak hayatıyla ödedi. Evine ekmek getirmeye çalışan dürüst, masum insanları suçladı. Sonra da gidip bir aptal gibi kendini havaya uçurdu. Kimbilir belki de tren yoluna bomba koyarak masum insanların ölmesine neden olacaktı. Senin oğlun kendi yoluna gitmedi, saçma sapan komünist fantezileriyle birlikte havaya uçtu işte sonunda. Fücur tohumlarını saçtı etrafa. Bırak Peppino’yu artık. Bir oğlun daha var, ona yazık ediyorsun. “

O bomba benim içimde bir kez daha patladı, o bomba içimde binlerce kez patlayıp paramparça etti beni de seninle birlikte.

Defolup gidin! “ diye bağırdım.

Benim oğlum bizim için öldü “ dedim.

Sizin gibi ciğeri beş para etmezleri mafyadan kurtarmak için öldü. Hakça konuşmak gerek, oğlumun üstüne o bombaları sarıp , o tren yoluna koyan sadece mafya değildi . Siz de yalıtılmış bir körlükle ortak oldunuz bu cinayete. Şimdi de mafya falan yok, oğlun teröristti” diyorsunuz. “Sadece bir intihardı Felicia, bırak inat etmeyi, bak polis bir not bile bulmuş. -Politikayı ve hayatı bırakıyorum- diyormuş notta.”

Öyle mi diyormuş? Bunu bana siz onun en yakınları mı diyorsunuz? Yalan olduğunu bilerek, gözümün içine baka baka, hiç utanmadan. Oğlum öldü benim, onu daha kaç kere öldürebilirsiniz? Benim elimden oğlumu aldınız, bana daha fazla ne yapabilirsiniz?”

Ne biçim konuşuyorsun Felicia?” dediler.

Oğlu mafya tarafından bin parçaya bölünmüş bir anne gibi konuşuyorum “ dedim onlara.

Gaetano’nun* düşmanları ne yaptılar diye merak ediyorsun değil mi? Onlar da fırsatı kaçırmadılar tabii. İnsanlıklarından onlara kalan tek şeyi, bedenlerini yanlarına alıp geldiler. Siyahlar içinde, şapkalarını göbeklerinin üstüne yapıştırıp, salyalarını akıta akıta geldiler.

Felicia, çok üzgünüz Peppino için. Bırak senin için, Peppino için adaleti biz sağlayalım.” dediler.

Alın siz adaletinizi, kıçınızı temizleyin. ” diyip kovdum onları da.

Acım kara bir urgan gibiydi boynumda. Gözyaşım zindanlarda. Bir çığlığımı özgür bıraktım, senin sesin benim sesim olsun diye, gökyüzünde seninki ile karışsın, büyüsün dünyayı sarsın diye.

Öfkem yüreğime dar geliyordu. Toprağa kızgındım seni benden çalıp koynuna aldı diye, geceye kızgındım seni yokluğa götürenlerden seni gizlemedi diye, rüzgara kızgındım bana haberini erken yetiştirmedi diye; ama sana hiç kızmadım oğlum. Peppino, sana nasıl kızabilirdim ki? Sende benim tohumum vardı. Kadının sadece adının insan olduğu bir dönemde, düğünden bir gece önce nişanlısını bırakıp, onu zorla evlendirirlerse kendi annesini babasını polise vereceğini söyleyen bir kadından doğdun sen.

Sana nasıl kızabilirdim ki? Korkuyordum sadece. Seni onlardan , seni kendinden koruyamamaktan korkuyordum. Bir yanım alev, bir yanım buzdu. Babana dedim :

O adamlardan hiçbiri bu eve girmeyecek, mafyadan kimse bu kapıdan içeri girmeyecek” dedim.

Getirmedi baban da o dürzüleri eve . Mafya’ya karşı çıkardığınız gazeteleri kasabadaki bütün bayilerden toplamıştım ya hani , babanın eline geçmesin, babanın mafyanın içindeki sırtlan arkadaşları görmesin diye. O gazeteleri toplayıp yok etmek yerine kapı kapı gezip ben dağıtmalıydım. Baban seni kapı dışarı ettiğinde, o kapıdan ben de seninle çıkıp gitmeliydim. O meydana çıkıp “Mafya bir bok dağıdır. “ diye ben de bağırmalıydım sizinle birlikte.

Sesine kurşun sıkarlar

Dediler ki:

Peppino Cinisi ‘de bir radyo kurmuş , elinde bir mikrofon mafyaya saldırıyor. “

Bir mikrofonla mafya nasıl susturulur?” dedim.

Bir mikrofonla silahların karşısına nasıl çıkarsın? Sesine kurşun sıkarlar.”

Hepimiz sana “uzak dur mafyadan” dedik. Sen de dedin ki :

Mafyadan nasıl uzak dururuz? Bakın şu sokağa. Bakın, iyi bakın . Mafya’nın başındaki adamla evimiz arasında tam yüz adım var, yalnızca yüz adım. Mafya bizim evimizde.”

Sefil kafeslerimizin içinde, dünyayı arşınladığımızı sanarak dolap beygiri gibi dönüp duruyorduk. Bilmemek bütün olanları geçersiz kılıyordu sanki.

Cesare’nin* bağ evindeydik, Cesare masanın başında oturmuş herkese masadakilerden ikram ediyordu. Avluda koşturan misafir çocuklardan birini çağırıp kucağına oturttu. Uzanıp bir tavuk budunu peçeteye sarıp eline verdi.

Aç aç top peşinde koşturulmaz, hadi bir şeyler ye bakıyım önce. “ dedi.

Bir yandan da kanlı parmaklarıyla çocuğun başını okşuyordu. Tıpkı bir zamanlar sana yaptığı gibi. Yüzünde neredeyse insan olduğuna inandıran bir şefkatle. Seni gördüm çocuğun yüzünde, içim titredi. Hem senin için, hem onun için bir karanlık kapladı içimi. Sonra içerden biri elinde bir radyoyla koşarak geldi. Amerikanca bir şarkı çalıyordu. Cesare sinirlendi.

Bu ne şimdi ?”dedi.

Cesare dinle, Peppino “ dedi adam.

Kanım damarlarımda dondu, taş kesildim. Senin sesini duydum şarkıdan sonra. Ne söylüyordun tam anlayamıyordum ama “Cosa Nostra” ‘ya * sayıp döküyordun. Havaalanı buraya yapılamaz diyordun bir yanımız deniz, bir yanımız dağ . Otobanı mafya’ya ait topraklardan geçirmemek için yolun uzatıldığını hepimize ait milyonlarca liranın çöpe atıldığını söylüyordun. Onlara ait topraklara dokunamamışlardı ama yüzlerce insanı yol yapılacak diye evlerinden atmış, sokakta bırakmışlardı. Daha bir çok şey söylüyordun. Hiç korkmadan Gaetano Badalamenti’yı* sorumlu tutuyordun. Uyuşturucu trafiği falan diyordun. Gaetano bu yüzden havalanı Cinise ‘ye yakın olsun istiyor diyordun.

Sesin bir gürültüyle bıçak gibi saplandı masanın ortasına. Cesare gözlerini babana dikmişti. Baban yumruklarını sıkmış, vücudu yay gibi gerilmişti. Bir yandan dudağının sağ tarafını ısırıyordu. Dudağının kenarından kanın incecik sızdığını görüyordum. Ben mutfağa kaçtım, nefesim ciğerlerime sığmıyordu. Sonu kötü olacaktı bunun , bunun öcünü alacaklardı. Ben bir başıma seni nasıl koruyacaktım?

Baban da, bu adamlar da seni öldürür”, demiştim .

Vazgeç artık, siz üç beş çocuk bu adamlarla başedemezsiniz.”

Mafya öldürür ama sessizlik de“ dedin.

Haklıydın sessizlik ölümcül yaralar açıyordu hepimizde.

Baban “Dokunmayacaksınız oğluma”, dedi.

O zaman uzak tutacaksın oğlunu”, dediler .

Söz verdi ama sana dinletemedi . Seni Amerika’ya göndermek istedi , akrabalarının yanına. Aradan zaman geçer, sen orada başka işlere dalardın. Gitmedin. Mafyanın uşağıydı baban ama babaydı. Senin yaptıklarının bir tanesini onaylamadı ama babaydı. Yine de o sağken dokunamadılar sana. Seni öldürebilmek için önce onu öldürdüler. Ne içindi bütün bunlar ? Anlayamıyordum. Para için mi böyle kolay akıyordu bu kanlar? Ne istiyordu gerçekten bu mafya? Nasıl kurtulacaktık? Sen biliyordun bütün cevapları; ama ben sana sağırdım.

17

Felicia Bartolotta Impastato

Sen gidince yemin ettim, senin gökyüzüne karışan her parçan üzerine yemin ettim. Bunu ödeyeceklerdi. Bu artık benim savaşımdı.

Ben Felicia, ancak ilkokulu bitirmiş Felicia er ya da geç onlardan senin hakkını geri alacaktım. Bu topraklar için, bu insanlar için ölmüştün sen. Senin yolunda tek başıma da olsa ayaklarım kanayana kadar, son nefesimde tükenip bu yolda bir daha kalkamamak üzere düşene kadar yürüyecektim. Tek başıma kalmadım , arkamı döndüğümde dağlar kadar insan vardı. Sesleri denizleri dalgalandırıyordu, bir kutlamaya gidiyorlardı sanki , öyle çoşkuluydu sesleri.

Gaetano’u 2002’de uyuşturucu kaçakçılığından tutukladılar. İlk mahkemede bende oradaydım tabii .İkimiz için de oradaydım. Karşı karşıya geldik, gözlerinin içine baktım .

Utan”, dedim ona.

O utanmadı elbette ; ama sana yaptıklarından utananlar oldu. Şimdi bak tam yirmi beş sene sonra , devlet benden özür diliyor.

Oğlun terörist değil “diyorlar. “Senin oğlun bir kahraman . “

Sevinmiyor değilim, eblette seviniyorum ama seni geri getirmiyor. Senden çalınan hakkı geri aldık Peppino.

İnsanlara güzelliği öğretmek korkuya ve sessizliğe karşı en büyük silah olacak.” değil mi?

Anlatmak sessizliği bozmaktır çünkü

Sen gittin ya , senden sonra ben binlerce çocuk doğurdum. Bak şimdi hepsi kapımdalar. Felicia anne diyorlar bana. Senin arkandan geliyorlar. Mafya ‘ya başkaldırmaktan korkmuyorlar, bağırmaktan korkmuyorlar. Bana,Bize Peppino’yu anlat.” diyorlar.

Anlatıyorum ben de.

Anlatmak sessizliği bozmaktır çünkü, anlatmak her şey yolunda gidiyormuş gibi kendimizi kandırmamaktır, anlatmak acılı bir geçmişin üstüne mümkün olabilecek umutlu gelecek kurtarmaktır. Anlatıyorum ben de. Ölüm kuşları sürü sürü üstümüze gelmesinler artık diye. Bize yaptıkları her şeye alışmayalım diye, geç kalmayalım diye, başkaldıralım diye.

Gece bitmiş değil ama karanlık aralanıyor. Kimimiz uykuda hala, kimimiz uyanık. Ellerimizi uzatıyoruz , sarsıyoruz uyuyanları omuzlarından. “Kalk uyan artık” diyoruz , “ Güneşin doğuşunu kaçırdığına pişman olacaksın yoksa.” Sen rahat uyu Peppino, biz burada uyanığız.

* Giuseppe ( Peppino) İmpastato : 1948 Yılında Palermo’nun Cinisi kasabasında doğmuş bir gazeteci, aktivisttir. Ploretarya’nın Sosyalist Partisi bünyesinde politika ile içiçe olmuştur . Mafya ile ilişkisi olan bir aileden gelmektedir. İlk gençliğinden itibaren Mafya’nın adaya ve insanlarına yaptığını görmüş Mafya’ya karşı savaş açmıştır.1978 yılında mafya tarafından öldürülmüştür.

* Felicia İmpastato : Peppino’nun annesi. Peppino öldükten sonra oğlunun davasını devam ettirmiş, Peppino’nun mafya tarafından öldürüldüğünü kanıtlamak için yirmi sene savaş vermiştir.

*Cesare Manzerella: Palermo yakınlarındaki Peppe Impastato’nun kasabası Cinisi de bir mafya babasıdır. Peppe Impastato’nun babasının akrabasıdır.

* Cosa Nostra : Sicilya’nın en büyük mafya ailesi.

* Gaetano Badalamenti : Cinisi’de yaşamış en önemli bir mafya babası.

Not : Tırnak içindeki Peppino’nun konuşmaları Peppino’nun kendi sözleridir. Felicia sözleri ise yazara aittir. Öykü Cinisi’de Peppe İmpastato’nun yakınları ve arkadaşları ile yapılan söyleşiler temel alınarak yazılmıştır.

18-Şenay-Boynudelik

 

 

Şenay Boynudelik

 

Kategori: Hafta Sonu