Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Gelecekte tarım/Ben ne yapabilirim? – Hakan Ozan Erzincanlı

(Bu yazıyı özellikle 20 yaş altı arkadaşlarımıza hitaben yazıyorum. O sebeple konuları olabildiğince basit ve sebebinden ziyade çözümünü içerecek şekilde; 10 yaşındaki bir arkadaşımızın anlayabileceği gibi ve ona hitap edermiş gibi sunmaya çalışacağım.)

2030’da aç kalacak mıyız?

İlk olarak gıdayı doğru tanımlamamız gerekiyor. Gıda, vücudumuzun metabolik aktivitelerini gerçekleştirebilmek, daha basitleştirmek gerekirse yaşamak için yediği ve içtiği şeylerdir.

Yani bir gıda vücudumuza girer. Vücudumuzun ihtiyacı olan doğru şeyleri içeriyorsa orada bizi büyüten, mutlu eden işler yapar ve çıkar. Bu iyi gıdadır. Vücudu rahatsız edecek, onun ihtiyaçlarını karşılamayan bir şey tüketirsek bu da beslenmektir, ama açlığı önlemez. Bizim sağlığımızı dolayısıyla mutluluğumuzu arttırmaz.

Gıdamız en büyük oranda hava, sonra su ve sonra da katı maddelerden oluşur. Bu katı maddelerin büyük kısmı organik madde ve küçük bir kısmı da organik olmayan maddelerdir.

Gıda ve tarım ile ilgili şu an en büyük iki sorun, vücudumuza giren gıdaların temiz olması ve vücudumuzdan çıkan şeylerin (atıkların) bizim yeni gıdalar üretmemizi sağlayabilmesidir.

Hava

En büyük gıda kaynağımız olan hava kirleniyor. 2030 yılında bol ağaçlı, az motorlu bir bölgede yaşamak bu en temel gıda açısından sizleri şanslı bir konuma sokar. Gelin görün ki havadaki karbon artışını engelleyemiyoruz. Havamızda olması gerekenden fazla karbon var. Bu karbon petrol, kömür gibi yakıtları çıkarıp yıllarca yakmamızdan dolayı ortaya çıktı. Daha detaylı bilgiler almak isterseniz https://www.co2.earth/  adresli siteyi buldum ilk aramada. Siteyi açtığınızda o ilk ekranda şu anda 413,5 ppm değeri var. “İyi hava” 280 ppm civarı olmalı, çünkü dünyada insanın var olduğu zamanın çok büyük kısmında böyle imiş. Ama 350 bile şu anda hayal gibi… 2030’ da sayının düşeceğine dair bugün itibarı ile olumlu bir gelişme maalesef yok.

Dolayısıyla havadaki karbonu düşüremiyorsak, vücudumuzu buna alıştırmaya çalışmak şu anda yapılabilecek en etkin şey. Aerobik, yani bol oksijen tüketen sporlar yapın. Bu, hem oksijen açlığında (veya karbon çokluğunda) vücudunuzun açlığını tolere etmeyi sağlar hem de hazır hala karbon çok yüksek değilken havadan faydalanmanıza yarar.

Su

Size su ile ilgili de olumlu bir tablo çizemeyeceğim. Kısaca diğer gıda bileşenlerinde de olduğu gibi su yakından gelmeli, kolay ulaşılabilir olmalı, mümkünse bir kere buharlaşmış-donmuş ve sıvılaşmış olmalı (doğal su kaynakları doğal olarak böyledir). Umarım 2030 yılında tüm canlılar bu kalitede suya ulaşabilirler.

Katı madde

Gıdanın katı madde bileşeni bildiğiniz ekmek, salata, meyve gibi şeylerdir. Bunların da büyük kısmı hava ve sudur. Mesela 1 kiloluk taze bir salatalığı kurutsanız size yaklaşık 30 gram katı madde kalır. Gerisi sudur.

Dolayısı ile katı gıda ile su da alabilirsiniz. Eğer gıdanız iyi ise, bunun suyu da iyi bir sudur.

İyi gıda

İyi gıda hakkında 2013 yılında, bir makalemde 23 madde tanımlamıştım. Onları buraya ekliyorum.

İyi Gıdanın Ana İlkeleri:

1- İyi gıda, az işlem görür.

2- İyi gıda çiğdir.

3- İyi gıda, tazedir.

4- İyi gıda, tüketicisi tarafından hasat edilip tüketilir hale getirilebilir.

5- İyi gıda çoğunlukla bitkiseldir.

6- İyi gıda, yapay kimyasallar içermez.

7- İyi gıda rafine un, şeker ve tuz içermez.

8- İyi gıda hızlı hazırlanamaz ve tüketilemez.

9- İyi gıda, yetiştirildiği yere yakın yerde tüketilir.

10- İyi gıda, diş çürütmez.

11- İyi gıda, iyi sindirilir.

12- İyi gıda, çabuk bozulur.

13- İyi gıda, paylaşılır.

14- İyi gıda, tok tutar.

15- İyi gıdanın üretimi sırasında doğa zarar görmez.

16- İyi gıda, köy kökenlidir.

17- İyi gıdanın hikayesi vardır.

18- İyi gıdanın ustası vardır.

19- İyi gıda, şişmanlatmaz.

20- İyi gıdanın atıkları, hayvanları ya da toprağı besler.

21- İyi gıda, pazarlanmaz.

22- İyi gıda, fabrikadan çıkmaz.

23- İyi gıda, zengin etmez.

Sonsöz ve öneriler:

Açıkçası 2030 yılında açlığın önlenebileceği, herkesin yeterli ve dengeli beslenebileceği bir dünya öngöremiyoruz. Benim açlıktan sakınabilmek için genç arkadaşlara önerilerim şunlar:

  • Aerobik kapasitenizi geliştiren bir sporu/faaliyeti düzenli olarak yapın.
  • Canlı bilim öğrenin. Gelecekte mantar, böcek ve yosun yetiştirmeyi bilmek de en az geleneksel bitkisel ve hayvansal üretimi bilmek kadar önemli olacak.
  • Ev ekonomisi dersleri alın. Eskiden Ziraat fakültelerinde ev ekonomisi bölümleri vardı ancak kapandı. Umarım yeniden açılırlar. Ev ekonomisi dersleri, sınırlı kaynakları ev içerisinde etkin dönüştürmeyi sağlar, kendi kendine yeterlilik becerilerimizi arttırır.
  • İzcilik öğrenin, doğayı keşfedin. Bir zamanlar izcilik önemli ve keyifli, çok kişinin katıldığı bir aktivite idi. Bir süredir ortadan kayboldu. Gelecekte, içerisindeki militarist ögelerden mümkün mertebe arınmış izcilik bilgileri önemli ve en az bugün olduğu kadar gerekli olacak sanıyorum.
  • Bir dili çok iyi öğrenin ve üniversite eğitimi alın. Gelecekte en önemli becerilerden biri iyi bilgiyi seçmek ve ondan yararlanmak olacak. Bu konuda kullandığımız en iyi araç hala diller ve 2030’ a kadar bunda bir değişiklik olacağını sanmıyorum. En az bir dili çok iyi öğrenmek ve herhangi bir konuda uzmanlık tahsil etmek, o dili etkin kullanabilmek için önemli. Bir meslek edinmeyi önemsemiyorsanız bile ilgilendiğiniz, tercihen bitirmesi kolay olmayan bir konuda üniversite eğitimi alın. Bu zorlanma dile, kelimelere hakim olmanızı sağlayacak ve yoğun bilgi akışının kontrolünde doğru veriyi etkin kullanabilmek için size büyük destek olacak.

Bol  şans!

(Yeşil Gazete) 

Kategori: Hafta Sonu

Yeşeriyorum

Süpermarketler aracılığı ile iyi gıdaya erişim mümkün mü?

Oturduğum apartmanın alt sağ tarafına bir süpermarket açılıyor. Yine yıllar önce açılmış alt sol taraftaki süpermarkete rakip olacak.

Aylar öncesinden ufak dükkânlardaki kiracılar teker teker çıkmaya başladı. Önce arkadaşım camcı gitti. Ardından önünden her geçtiğimde kuş seslerini dinlediğim evcil hayvan dükkanı. Deterjancı ve diğerleri yavaş yavaş kapattılar dükkanları, bazılar geride “…. metre ileriye taşındık” yazılı bilgisayar çıktıları bırakarak. Şimdi günlerdir inşaatçılar içerideki duvarları yıkıyor, matkaplar ve makinelerle dev bir azı dişine dolgu yapan diş hekimleri gibi çalışıyorlar, buraya yerleşecek süpermarkete süper bir yer hazırlamak için…

Bu yeni süpermarketin hayatıma şimdilik sadece tanışım olan küçük esnafı yerinden etmiş olmak, artık selam bırakanlardan haber almamın biraz zorlaşması dışında başka etkileri de var. Aslında hepimize olan etkilerden kısmen ben de etkileniyorum. Kısmen diyorum çünkü büyük oranda süpermarketten alışveriş yapmıyorum. Bir mal veya hizmete ihtiyacım olduğunda kısaca şu sıralamayı takip etmeye çalışıyorum:

1- O mal veya hizmete gerçekten ihtiyacım olup olmadığını sorguluyorum. Bu ihtiyacı, sahip olduğum muadil bir ürünle karşılayıp karşılayamayacağımı irdeliyorum. Bu adım en verimli adım.

2- O mal veya hizmeti kendim üretmeye çalışıyor veya özellikle çok acil bir ihtiyaç değilse birinin hediye etmesini bekliyorum :)

3- Elimdeki mevcut (artık ihtiyacım olmayan veya verebileceğim) mal/hizmet ile bir tanıdığımınkini takas ediyorum.

4- Özellikle gıda dışı ürünleri 2. El olarak bir sivil toplum kuruluşu yararına satıldığı yerlerden alıyorum. Türkiye’ de pek görmedim ancak Belçika’ da insanlar artık giy(e)medikleri güzel kıyafet ve benzeri eşyalarını belediye veya bir sivil toplum kuruluşuna bağışlıyor. Bu eşyalar düşük fiyata satılarak gelir elde ediliyor. Ya da her mahallede yılda bir gün insanlar kullanmadıkları eşyaları kapılarının önünde satışa sunuyor. Bence harika bir sistem ve mutlaka dünya çapında uygulanmalı. (Haydi, kendi mahallemizde başlatalım)

5- İhtiyacım olan ürünü para ile doğrudan üreticisinden, ürün hakkında sohbet ederek alıyorum.

6- İhtiyacım olan ürünü para ile küçük esnaftan alıyorum.

7- Son olarak hiçbiri mümkün, makul değilse süpermarket, internetten alış-veriş yapıyorum.

Alış-verişte sonuncu tercihim olan süpermarketten alışverişi özellikle gıdaya ulaşım açısından irdelemek istiyorum.

Süpermarketler Aracılığı ile Gıdaya Erişim

Bir süpermarket, satabileceğini düşündüğü gıdaları raflarına koyabilmek için ihtiyaç listesine göre birçok gıda sanayicisinden fiyat-ürün teklifleri alır. Bunların içinden bazen biri ve mümkün olduğunda birkaçı ile anlaşır ve ürünleri tedarik etmeye başlar. Süpermarket ne kadar uluslararası bir yapı ise o kadar geniş bir tedarikçi grubundan teklif alıp, nakliye ve olası vergileri de göz önüne koyarak raflarına bir tüketicinin ulaşabileceği en ucuz ürünleri koyabilir.

Günümüzde bol ürün çeşidi, alternatif fiyatlar, iletişim kurma zorunluluğu olmadan hızlı alış veriş, toplu alışveriş, otopark imkânı, aynı zamanda bir gezme olması, çeşitli özel indirimler, kredi kartına taksitler ve promosyonlar, pazarlama biliminin insan psikolojisi üzerindeki tüm son bulguları (aydınlatılmış raflar, renk kullanımı vs.) aracılığı ile süpermarketler, tüketiciler için neredeyse vazgeçilmez hale geldi.

Oysa özellikle gıdalar söz konusu olduğunda, süpermarket alışveriş için iyi bir mecra değil. Çünkü en temelinde süpermarket, toplam maliyeti daha uygunsa uzaktaki ürünü yakındakine tercih edip getirebilir. Bu noktada, yani gıdaların bize ulaşana kadar kat ettiği mesafe konusunda Dünya Sağlık Örgütü‘ nün “Kronik hastalıkların önlenmesinde tarımla ilgili bazı öneriler” ine bir göz atmalıyız:

Sağlık: Yakın çevreden edinilen sebze ve meyveler tüketiciye varana kadar uzun bir yol kat etmek zorunda olmadığından henüz olgunlaşmadan toplanması gerekmez, dalında olgunlaşmasına izin verilebilir, böylece vitamin, mineral ve antioksidan içeriği daha yüksek olur.

Enerji: Besinlerin ülkeler hatta kıtalar arasında taşınması için çok büyük enerji gereksinimi olmaktadır. Nitekim ABD’de bir yılda tüketilen enerjinin toplamının %17’si gıda taşımacılığına harcanmaktadır.

Ekoloji: Küçük çiftçilik ile üretilen ürünler besin değeri açısından endüstriyel tarımla elde edilenlerle karşılaştırılamayacak kadar üstündür. Küçük çiftçilik toprağı da koruduğundan gelecek nesillerin de beslenmesini güvence altına almaktadır.

Bunun yanı sıra süpermarkette satılan gıdaların neredeyse tamamı ambalajlıdır. Ambalaj çöp demektir. Bu çöp toplanmak, götürülmek ve bertaraf edilmeye çalışılmak zorundadır. Ve geri dönüştürülse bile çöp dünyanın sırtında bir yüktür, bir şekilde kirlilik yaratır ve dünya bir gün mutlaka bir şekilde bunun hesabını sorar. Bunlar yine görünmeyen masraflardır.

Yine süpermarketlerde satılan ürünler fabrika koşullarında standart şekilde aynı kaliteyi sunabilmek için (uzun raf ömrü, gıda güvenliği riskleri vb.), doğal olanlarına göre kullanımı kolay ve ucuz olan yapay gıda katkıları içerirler. Yapay gıda katkı maddeleri konusunda bilimciler ve yasal otoriteler her ne kadar güvenli deseler ve gıdalarda kullanılmasına onay verseler de sonuçta bunlar doğal olmayan, insan DNA’ sının binyıllar süren geçmişinde tanımadığı, büyük ihtimal bundan sonra da tanımasının ve baş etmesinin mümkün olmadığı bileşiklerdir. Bugün sanayileşmiş ülkelerde insanlar her yıl, altı ile yedi kilogram arasında gıda katkı maddesi tüketiyor. Benim gördüğüm kadarı ile gıda tüketimi böylesine sanayileşmiş ve pazarın neredeyse tamamı süpermarketlerce ele geçirmiş toplumlarda kanser hastalığı, tıp sektörü için en güzel gelir kaynaklarından biri oluyor.

Peki, ne yapalım? Bunca kolaylık sağlayan süpermarketleri ret mi edelim? Bu konuda konuştuğum bir arkadaşım: “Geçen sene acelem vardı; şu bakkaldan 3 domates, 1 makarna aldım 7 TL verdim. Şimdi bu hak mı peki?” dedi. O da haklı. Küçük esnaf ve küçük üreticiden ihtiyaç tedarik etmenin elbette zorlukları var. Beceriksizlikten, kar hırsından veya borç baskısından etkilenen küçük esnaf, kısa dönemli şark kurnazlıkları yapıyor zaman zaman maalesef.

Süpermarketlere Çözüm Önerisi

Bu noktada aklıma gelen bir çözüm var aslında. Bu çözüm hem üreticiyi doğrudan destekleyebilir, hem süpermarketlerin yok olmasını önleyebilir (bildiğim iyi gıdaya ulaşabilen, sağlıklı beslenen kimse, neredeyse hiç süpermarketten gelen ürün tüketmiyor. Demek ki insanlar bilinçlendikçe, süpermarketler ciddi zarar görecek), hem de böylece tüketicilerin iyi gıda ve diğer ürünlere süpermarketin sağladığı kolaylıklarla ulaşabilmesine imkânı sağlar.

Buna göre önerim, süpermarketlerin fuarcılık mantığı ile çalışması. Yani üretici veya onun üretimde de bulunan gerçek bir temsilcisi, ürünlerini süpermarketin gösterdiği yere getirir. Market görevlileri sunumu, ışıklandırmayı ve alışveriş tasarımını yaparlar; gıda güvenliği ile ilgilenirler ve müşteri memnuniyeti sağlayacak olası faaliyetleri yürütürler. Bunlar için üreticiden bir komisyon alırlar. Üreticiler ürünlerini elbette makul ve mantıklı olarak (köy pazarlarında olduğu gibi) süpermarkete 50 km (metropoller için özel durumlar olabilir) kadar uzak olan yerlerden getireceği için taze/sağlıklı ürünler tüketiciye en iyi şekilde ulaşır. Aslında bu bir nevi modern fuarcılık ile geleneksel pazarcılığın bir füzyonu olacaktır. Böylece hem köylü doğrudan gelir elde edecek ve hem de gıda zinciri güvenli, sağlıklı gıdayı tek el değiştirme ile en ekonomik şekilde tüketiciye sunabilecektir.

Bu yazıyı geçen gün sosyal medyada gördüğüm (sanırım bir bakkal kapısına asmış) şu ibare ile bitirmek istiyorum:

UNUTMA..!

ALIŞVERİŞİNİ SÜPERMARKETTEN YAPARSIN AMMA,

CENAZENE MAHALLE BAKKALI GELİR…

Sevgi ve saygılarımla

 

Bu yazı ilk olarak www.tarimsal.com/ da yayınlanmıştır.



Hakan Ozan Erzincanlı

 

Kategori: Yeşeriyorum