Haber HattıKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Feminizm/ LGBTİ+ kitaplığı] Feminist iki kadından iki dönem, iki coğrafya

Zabel Yesayan’la tanışmayı uzun zamandır istesem de bir türlü fırsat bulup herhangi bir kitabını okuyamamıştım. Şimdi karantina günlerinde Son Kadeh’in de Aras Yayıncılık’ın e-kitap formatıyla satışa sunduğu kitaplar arasında olduğunu görünce fırsat bu fırsat dedim.

Diğer anlatıları da ilgimi çekse de işin içinde bir aşk macerası olduğundan ve anlatıcı karakterin kadın olmasından kaynaklı Son Kadeh zaten daha çok merak ettiğim bir kitabıydı yazarın.

Kitap uzun bir mektup formatında, bu sebeple itiraflar, iç hesaplaşmalar, çatışmalar tüm açıklığıyla gözler önüne seriliyor. İlk sayfaların görece durağanlığı sonrası hikâye oldukça heyecan verici bir şekilde açılıyor. Son sayfalara kadar da merakla peşinden sürüklendiğiniz bir anlatıya dönüşüyor. Son Kadeh’in dönemine göre cüretkâr bulunmasıyla dikkat çekmesi bir yana Yesayan gibi büyük bir yazarla tanışmak için de muhteşem bir fırsat. Umarım yazarın diğer eserleri de e-kitap formatına aktarılsın.

Kuzey İrlanda’nın çalkantılı dönemlerine bir yolculuk: Sütçü

Anne BurnsSütçü romanıyla beni pek de aşina olmadığım bir dünyaya götürdü. Kuzey İrlanda sorununa dair hiç bilmediğim ve çoğu zaman şaşkınlıkla anlatılanların gerçekliğini araştırmak için kitabın kapağını kapattığım bir okuma deneyimiydi.

Hikâye Kuzey İrlanda sorununun en ateşli döneminde geçiyor. Küçük bir kasabada herkes “diğer taraftan” gibi görünmemek için attığı her adıma dikkat ediyor. Çünkü “retçi” olmanın bedeli, tehdit edilmek, dövülmek hatta öldürülmek ya da ortadan kaybedilmek oluyor.

Ülkenin politik durumu akıl almaz bir noktaya gelmişken 18 yaşındaki anlatıcı karakterimiz bir de kasabanın sütçüsünün ısrarlı takipleriyle baş etmek zorunda kalıyor. Okuması da hazmetmesi de öyle kolay bir kitap değil Sütçü, bu genç bir kadının hayatının kontrolünü elinde tutma çabasının hikâyesi çok güçlü, sarsıcı. 2018’de kazandığı Man Booker Ödülü’nün hakkını teslim eden bu ilginç kitabı gözden kaçırmayın.

epikneokuyor.com

Kategori: Haber Hattı

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Feminizm/LGBTİ+ Kitaplığı] Feminist siberpunk türünün öncüllerinden: Uzaktan Kumandalı Kız

Bu yazıda feminist siberpunk anlatılarının dönüm noktalarından birinden söz etmek istiyorum. Bir süredir daha fazla feminist/queer bilimkurgu kitabı okuma isteğimle de ilişkili bir öneri bu. Uzaktan Kumandalı Kız, İthaki Yayınları tarafından Begüm Kovulmaz çevirisiyle 2018 yılında yayımlandı. Uzun zamandır “daha çok kişi okusun” diye isminden söz etmeyi planladığım James Tiptree Jr. mahlaslı Alice B. Sheldon’ın türe ilgisi olsun olmasın herkesin mutlaka tanışması gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum.

Bildiğimiz şekliyle reklamların yasak olduğu bir kapitalist dünyada geçiyor bu kısa roman. Anlatıcı doğrudan okura seslenerek başlıyor hikâyesine, hem de “zombi” olarak.

Toplumun çirkin olarak gördüğü 17 yaşındaki P. Burke intihar denemesinin ardından bir iş teklifi alır. Delphi adında bir siber reklam ikonunu yönetecektir. Delphi’nin çok güzel olduğunu söylemeye gerek yok elbette. Reklam yasaklarına karşı markaların yüzü olmak için yaratılmış Delphi. Bugün -reklamlarla birlikte de olsa- kimi sosyal medya ikonlarının ya da ünlülerin giydikleri, yedikleri, içtikleri ile reklam yüzü olmasına alışığız. Ürün yerleştirme dediğimiz kavram herkesin bildiği bir şey. Tam bu noktada kitabın ilk kez 1974 yılında yayımlandığını, Alice B. Sheldon’ın erkek bir yazar ismiyle James Tiptree Jr. olarak Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü’nü aldığını belirtmek gerek.

Ursula Le Guin’in ‘erkek’ mektup arkadaşı

Uzaktan Kumandalı Kız’ı tam anlamıyla feminist bir yapıt olarak görmek kolay değil fakat türün klasik erkek bakış açısını aşması, toplumsal yapıya dair eleştirileri ve döneme özgü kadın/erkek dili ayrılığının görülmemesiyle türün öncüllerinden biri olarak görülüyor.

Ursula K. Le Guin’in yıllarca James Tiptree Jr. olduğunu düşünerek mektuplaştığı, erkek bakış açısının olmadığı, cinsiyeti belirsiz bir dile sahip olduğunu söylediği öyküleriyle sevip takdir ettiği yazarın kitabı Türkçede yine Ursula K. Le Guin’in önsözüyle yayımlandı. Alice B. Sheldon sadece yazdıklarıyla değil hayatıyla da üzerine daha dikkatle eğilmeye değer bir yazar.

Türkçedeki ilk eserinin gözden kaçmaması ve daha geniş tartışmaların konusu olması dileğiyle.

Belgesel film önerisi: Finding Vivian Maier

Bu haftanın kitap dışı önerisi ise Finding Vivian Maier adlı belgesel. Çok fazla biliniyor gibi gelse de, geçen aylarda yakın bir arkadaşım filmi de Vivian Maier’i de duymadığını söyleyince fotoğrafçının hikâyesini anlatan belgeseli ve Maier üzerine yazılmış iki yazıyı paylaşmak istedim.

Vivian Maier, 1950’lerden 1990’lı yıllara kadar Chicago ve New York’ta çocuk bakıcılığı yaparak hayatını kazanırken bir taraftan da yüz binlerce fotoğraf çekmiş bir gizli sanatçı. John Maloof, 2009 yılında bir açık artırmada Maier’e ait bir kutu dolusu film bulur ve hikâyenin sonunda yüz binlerce fotoğrafla birlikte Finding Vivian Maier belgeseli de ortaya çıkar.

Maier ilgili iki yazı önerimden ilki Sanatın cinsiyet ekonomisi: Vivian Maier’ı Bulmak (yaz. Gözde Naiboğlu), ikincisi ise olur da ben zaten filmi izlemiştim diyenler ya da Maier’le tanıştıktan sonra fotoğrafları hakkında daha teknik bilgiler öğrenmeye heves edenler için 5 Lessons Vivian Maier Has Taught Me About Street Photography, Vivian Maier üzerinden sokak fotoğrafçılığına da ilginç bir bakış açısı sunuyor.

www.epikneokuyor.com

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Fareye suç atan değil, çevreye duyarlı nesillere ihtiyaç var!

Büyük kentlerde boş arsa kaldı mı? Beton bloklarının yükselmediği son bir toprak parçası? Hadi müteahhitler henüz yetişmedi oraya diyelim. Mahalleli durur mu, çoktan keşfettiler tabii. Keşfetmekle de kalmadılar çer -çöple doldurdular.

En azından İthaki Yayınları’ndan çıkan Geri Dönüşüm Günü adlı çocuk kitabı böyle başlıyor:  “İki bina arasında boş bir arsa vardı.(…) İnsanlar bu boş arsaya çöplerini atıyordu.”

Bir vurdumduymazlık diğerini bir nevi meşrulaştırıyor, arsaya boylanan atıklar çoğaldıkça vurdumduymazlık alışkanlığa dönüşüyor. Artık insanlar burayı adeta çöplük belliyor. Başta sadece ufak tefek şeyler atılırken zamanla eski bilgisayarlar, ayakkabılar, kırılmış mobilyalar üst üste yığılmaya başlıyor. Ta ki çöp dağı arsaya gerilen tellerin boyunu aşıncaya dek…

Yetişkin gözünden ‘olağan kötüler’: Fare çetesi

Ne var ki bu kadarı bile insanları irkiltmeye yetmiyor. Öyle ya bizi korkutan, boş arsaları doldurmakla kalmayıp yaşadığımız gezegeni boğan atıklar üretmemiz değil. Ama “sonra bir gün, aklınıza bile gelmeyecek, korkunç bir şey oldu,” diye devam ediyor kitap ve ekliyor: “Bir fare çetesi bu arsayı keşfetti.”

Geri Dönüşüm Günü’nün, kendilerine yeni bir yaşam alanı keşfeden kent farelerini “çete” olarak nitelendirmesi, hikâyede “kötü” rolünün kime verildiğini de ele veriyor.

Pandemi döneminde bir kez daha gördük, biz insanlar, bizzat sorumlusu olduğumuz bir sorun başımıza bela olduğunda faturayı başka bir canlıya kolayından kesiveriyoruz. Hep birlikte oynadığımız Covit filminin kötüsü yarasalarken, Geri Dönüşüm Günü’nün çöp dolu arsasında kötü rolünün farelere verilmesi bu bakımdan pek de şaşırtıcı olmuyor.

Neyse ki arsaya adeta işgalci gibi girip karıncadan solucana sinekten çekirgeye tüm diğer canlılara hayatı dar eden fare çetesi, kitabın sadece bir yan unsuru. Büyük ihtimalle bu nahoş hikâye, geri dönüşüm konusunu “çocuğa göre” anlatabilmek için bir giriş olarak kurgulanmış.  “Çocuğa görelik”in çoğunlukla sadece yetişkin mantığın ve onun çocukluğa dönük önyargılı bakışının bir kılıfı olduğu gerçeğine şöyle bir dokundurmakla yetinelim ve “umut dolu bir günde” bir kız çocuğunun arsanın tellerine astığı “GERİ DÖNÜŞÜM GÜNÜ, BU CUMARTESİ ARSAYI TEMİZLEMEMİZE YARDIM EDER MİSİNİZ?” ilanına gelelim.

Yeşil düşün, gezegeni koru

Çünkü bu ilan üzerine kalp, barış sembolü ve “Gezegenimizi koruyalım!” sloganlarıyla süslü tişörtler giymiş bir grup çocuk, arsayı çöpten arındırma seferberliği başlatıyor.  Kitap da kötü fareler ve iyi çocuklar üzerine bir hikâye kitabı olmanın ötesine uzanıp geri dönüşüm rehberine dönüşüyor.

Geri dönüşümün mantığı, çocuk okura kurgulanan hikâye yoluyla açıklanırken, sayfalara serpiştirilen bilgi kutucuklarında konu ile ilgili temel bilgiler veriliyor. Başta cam, kâğıt, metal ve plastik olmak üzere çeşitli atıkların hangi süreçlerden geçerek tekrar kullanılabildiğini anlaşılır kılan eser, doğal kaynakların nasıl korunabileceğine dair birçok faydalı ipucu da içeriyor.

Küçük okur sayfaları çevirirken birçok yerde “Yeşil Düşün” başlığı ile karşılaşıyor. İşte, arsayı istila eden farelerden çok daha korkunç gerçekler bu başlıklar altında saklanıyor:

Dönüş, dönüştür…

“ABD’de her hafta New York’taki bir gökdeleni dolduracak kadar çok cam şişe çöpe atılıyor” , “Dünyada, kıyıların neredeyse hepsinde tonlarca plastik atık yüzüyor”, “Çöpe atılmış bir alüminyum teneke bugünden 500 yıl sonra da orada olacak” ve bunun gibi daha bir dizi veri paylaşan yazar, geri dönüşümün gezegenimizin ve insanlığın devamı için önemine dikkat çekerken işin “nasıl”ı ile ilgili de bir dizi pratik öneri sunuyor. Örneğin  “bir kişi yılda ortalama yedi ağacın kesilmesini gerektirecek kadar kâğıt tüketiyor” bilgisine “el işi kâğıtları yerine kullanılmış gazete ve dergileri tercih edebilirsin” gibi çocukların evreninde yankı bulabilecek, anlaşılabilir ve uygulanabilir örnekler eşlik ediyor.

Hikâyedeki gönüllü çocuklar boş arsayı temizleyip böcek ve kuşların konakladığı bir bahçeye dönüştürürken, küçük okur onlarla birlikte çöplerin hangi ilkelere göre ayrıştırıldığını, hangi maddelerin geri dönüştürülemediğini,  kompostun faydalarını ve yapımında nelere dikkat edilmesi gerektiğini öğreniyor.

Sondaki boş sayfalardan önceki iki sayfaysa okuru daha fazlasını düşünmeye davet ediyor. Bir yandan oyuncaklar, elektronik aletler ve tekstillerin nasıl geri dönüştürülebileceğine dair somut yollar gösterilirken diğer taraftan çevre kirliliği ile ilgili gerçeklerin altı çiziliyor.

Tabii boş sayfaların da bir işlevi var. Buralar, küçük okurun ülkesindeki geri dönüşüm oranlarını araştırıp not tutması ve kendi geri dönüşüm çalışmalarıyla ilgili resim yapması için ayrılmış.

Kısacası Geri Dönüşüm Günü (giriş hikâyesinin sonunda, adeta hak ettikleri cezayı buldular mesajı verecek şekilde çöp kamyonunun içine boşaltılan fareler meselesini es geçersek),  çocuklara çevre duyarlılığı kazandırmakla yetinmeyip onları geri dönüşümün aktif birer aktörü olmaya teşvik de ediyor.

*

Künye: 

Yazar: Edward Miller

Çeviren: Nazlı Gürkaş

Yayınevi: İthaki Çocuk

 

 

Kategori: Hafta Sonu

Kültür-SanatManşet

İlyada Destanı’nı bir de Briseis’den dinleyin!

İlyada ve Odysseia destanlarının yeniden yorumlandığı “Ben, Kirke” ve “Akhilleus’un Şarkısı”ndan sonra, zincirin üçüncü halkası da İthaki Yayınları’ndan çıktı: Pat Barker’dan “Kızların Suskunluğu / Silence of the Girls.

Seda Çıngay Mellor’un çevirisiyle 19 Haziran’da raflarda yerini alan roman, Guardian tarafından “21. yüzyılın en iyi 100 kitabından biri” olarak seçildi. Meşhur olaylar ve mitolojik isimlerin yeniden hayat bulduğu kitapta, yazar Barker, Troya Savaşı’nı Akhilleus, Odysseus ve Agamemnon gibi intikam peşindeki erkeklerin değil, onların gölgesinde kalan bir kadın olan Briseis’in gözünden anlatıyor. 

Kitabın tanıtımında, şu ifadeler yer alıyor: 

Kızların Suskunluğu, Briseis’in hayal ettiği yeni şarkı: Savaşın kadınlar için ne anlama geldiğini anlatan bir anlatı… Ama bu hikâye savaşın nasıl şanlı olduğunu, erkeklerin ne kadar cesurca çarpıştığını anlatmayacak… o defalarca yapıldı. Hayır, bu, tarihte unutulmaya zorlananların hikâyesi. Yine de unutulmayacağız, yıllar sonra bile anneler çocuklarına Troya şarkılarını söyleyecek, biz de onların rüyalarından eksik olmayacağız… kâbuslarından da.”

Pat Barker hakkında

1943’te doğan İngiliz yazar Pat Barker, Man Booker ve Guardian ödüllerine layık görülmüş Regeneration Üçlemesi’yle edebiyat dünyasında önemli bir yer edindi. Eserlerinde genellikle savaş, hafıza, travma ve hayatta kalma gibi konulara değinen yazar, dolaysız, lafını sakınmayan üslubuyla dikkat çekti. Son romanı Kızların Suskunluğu (2018) ile kariyerinin son döneminde yeni bir zirve yaşayan Barker, bu kitapla Women’s Prize ve Costa Kitap Ödülü’ne aday gösterildi, Guardian’ın seçtiği 21. Yüzyılın En İyi 100 Kitabı listesinde kendine yer buldu. Yazar, Durham’da yaşamını sürdürüyor.

Kategori: Kültür-Sanat

Kültür-SanatManşet

İthaki’nin Woolf özrü kabahatinden büyük

Yazar Virginia Woolf’un ”Kendine Ait Bir Oda” kitabını yayınlarken kitabın başında yazar biyografisi bağlamında, “Paranoyaklığı zaten Shakespeare’in olmayan kız kardeşi üzerine saatlerce konuşmasından belliydi. Gelirse gelsin, kim korkar bakire kurttan?” gibi tümceler belirten İthaki Yayınları, gelen tepkiler üstüne “Gelen eleştiriler aracılığıyla fark ettiğimiz maksadını aşan eril dilden ötürü okurlardan özür dileriz” açıklamasını yaptı.

18

İthaki Yayınları Woolf’un biyografi kısmına, ”Küçük yaşta yazarlığa, 59 yaşında mezarlığa adım attı. Dalgalarla sörf yapıp, nehir bile denmeyecek bir kaşık suda boğuldu. Bilinç akışı mı, nehir akışı mı? Odalarda ışıksızdı. Paranoyaklığı zaten Shakespeare’in olmayan kız kardeşi üzerine saatlerce konuşmasından belliydi. Geri gelir mi? Gelirse gelsin, kim korkar bakire kurttan? Bkz: Nicole Kidman” yazmıştı. Yayınevi, okurlardan özür dilerken mevcut durumdaki biyografilerle ilgili bir işlem yapacağına dair beyanat da ise bulunmadı.

20

İthaki Yayınları’nın bu tutumu üzerine change.org’da başlatılan imza kampanyası ise kısa sürede 1.500’ye yakın kişi tarafından imzalandı.

Sosyal medyadaki tepki üzerine İthaki Yayınları, Radikal Kitap’a açıklama yaparak özür diledi. Yazılı açıklamada şunlar dile getirildi:

Özür var ama tutum değişikliğine ilişkin açıklama yok

19

“Öncelikle, adeta bir linçe dönüşen bu tepkiler için oldukça yalın bulunabilecek cevaplarla karşılaşacağınızı söyleyebiliriz.

2013 yılında İthaki Yayınları’nda Dünya Klasikleri dizisini hazırlamaya başladığımızda önümüzdeki ilk metin Jack London’ın Suikast Bürosu isimli kitabıydı. Metin üzerindeki çalışmalarımız bittiğinde, editör arkadaşlar olarak kendi aramızda baş tarafa bir biyografi de koymamız gerekip gerekmediğini sorduk. Teamül gereği koyulabileceğini düşündük. Ancak herhangi bir yazar hakkında özellikle web üzerinden standart her türlü bilgiye –uzun ya da kısa- rahatlıkla ulaşılabileceğini düşünerek, daha farklı, renkli bir üslup kullanabileceğimiz, birkaç satırlık kısa biyografiler kaleme almayı kararlaştırdık. Bu kısa biyografiler aynı zamanda, Dünya Klasikleri başlığıyla bir kontrast da yaratabilecekti. Çıkış hikâyesi kısaca böyle.

Yazıları, diziyi yöneten editör arkadaşlar olarak çoğu zaman ortak kaleme alıyoruz. Yayınevinin bu doğrultuda herhangi bir talebi, beklentisi vs. olmuyor tabii ki.

21

Virginia Woolf

Virginia Woolf biyografisi, aslında ilk olarak 2014 yılında –hafif farklılıklarla- Jacob’ın Odası’nın başında da yer almıştı. Herhangi bir yazardan birden fazla metin yayımladığımızda, metne göre çok küçük oynamalar yapıp, kalan kısmı sabit tuttuğumuz fark edilecektir.

Takip edebildiğimiz kadarıyla dün geceden beri ve bugün, bu saate kadar daha da ağırlıklı olarak, oldukça sert ve açıkçası insafsız bulduğumuz tepkiler aldık. Bu yüzden de, bu metinlerin daha iyi anlaşılması için burada –tekrarlar dâhil- hepsini yayınlamayı uygun gördük.

Okur görüşlerine büyük bir saygımız olduğunu söylemeye sanırız gerek yok. Ancak eleştiriler bir çeşit lince dönüşünce üzüldüğümüzü de söyleyebiliriz. Özellikle Virginia Woolf bağlamında sert eleştiriler geldi. Şu kadarını söyleyelim ki, “sevmediğimiz, hor gördüğümüz vs.” bir yazarın iki kitabını yayımlamış olsaydık bu tuhaf bir manzara olurdu. Fırsat bulduğumuz takdirde diğer eserlerini de yayımlamak istediğimizi eklemeye de gerek yok.

Metinlerin hepsi okunduğu takdirde, üslup ve dil ile ilgili durum daha net anlaşılacaktır. Ancak şu ya da bu örnekte gözlemlenen ve bizim de gelen eleştiriler aracılığıyla fark ettiğimiz maksadını aşan eril dilden ötürü okurlardan özür dileriz. Yine de tamamı itibariyle bakıldığında bu kadar sert, kimi zaman yaralayıcı ifadelere gerek olmadığının anlaşılacağına dair bir beklentimiz olduğunu da saklamayacağız.”

 

(Radikal Kitap)

Kategori: Kültür-Sanat

ManşetTürkiye

Güncelleme: Yanma sırası İthaki Yayınları’nda

Gazeteci Ahmet Şık’ın kaleme aldığı kitabını basacağı açıklanan İthaki Yayınları’nın İstanbul Kadıköy’deki merkezinde polis, arama yapıyor. Polisin doğrudan Ahmet Şık’ın kitabını sordukları, Yayınevi çalışanlarının da kitabın bir kopyasını teslim ettikleri öğrenildi. Bunun dışında kapsamlı bir aramanın gerçekleşmemesi, aramanın tek nedeninin çıkmamış olan kitap olduğu iddiasını da güçlendiriyor.

Yayınevine eş zamanlı olarak matbaaya da baskın düzenlendiği belirtiliyor.

Yayınevinin Kadıköy’deki merkezine gelen polis ekipleri, söz konusu kitabı aradıkları öne sürülüyor. Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu’nun birlikte yazdığı Ergenekon’u Anlama Kılavuzu kitabı da İthaki Yayınları tarafından basılmıştı.

CNNTURK’e konuşan İthaki editörü Ahmet Öz, polislerin ellerinde Ahmet Şık’ın yayımlanmamış kitabı olan “İmamın Ordusu” adlı kitabın kopyasının aranacağı yönünde tebligat olduğunu belirterek, aramanın da bu kapsamda yapıldığını ifade etti.

Öz, polis baskını sonrasında herhangi bir gözaltı olayının yaşanmadığını belirtti.

Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi ve habervesaire.com sitesi editörü Şık, 3 Mart’ta gözaltına alınıp İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülürken polis aracına binmeden önce kendisine destek vermeye gelenlere “Dokunan Yanar” diyerek seslenmişti.

(Yeşil Gazete, Bianet, Birgün, CnnTurk)

Kategori: Manşet

Türkiye

Son Dakika! Şimdi de kitabevi: İthaki Yayınevi’ne baskın

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteci Ahmet Şık’ın yayımlanacak kitabıyla ilgili olarak İthaki Yayınevi’nin İstanbul Kadıköy’deki merkezinde polis ekiplerince arama yapılıyor.

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteci Ahmet Şık‘ın basılacağı söylenen “İmamın Ordusu” adlı kitabının İthaki Yayınları’nca çıkacağı iddia ediliyordu.

Yayınevinin Kadıköy’deki merkezine gelen polis ekipleri, söz konusu kitabı aradıkları belirtiliyor. (Yeşil Gazete, Ajanslar)

Kategori: Türkiye