Köşe Yazıları

Sera Gazı Emisyonları: Türkiye

İklim Değişikliği ile ilgilenen herkes için Nisan ayı önemlidir.  Nisan, bilgiye erişiminin ayıdır çünkü.

Her yılın Nisan ayında, ülkeler, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası’na Ulusal Raporlarını teslim ederler.

Ulusal raporlar, ülkelerin CO2 salınım değerlerini gösterir. Her ülke kendi iç mekanizmaları ile BM tarafından hazırlanmış taslak formatı doldurur ve yıllık emisyon raporlarını verirler.

Verilen raporlar, içinde bulunulan yılın değil, iki önceki yılın raporudur. Yani Nisan 2013’te sekreteryaya teslim edilecek raporlar aslında bize 2011 yılının emisyon raporunu verecek.

Ulusal mekanizmalar ve bürokrasi ile istatistiki verileri toparlama yüzünden, her sene kullandığımız küresel emisyon değerleri iki yıl geriden geliyor demek bu.

Neyse, olsun; yine de biz iklim değişikliği ile ilgilenenler için, aslında tüm hepimiz için bu değerler çok önemli.

Bu yüzden, hazır Nisan ayına girmişken, 2011 değerleri yavaş yavaş, ülkeler tarafından girilecek ve sisteme yüklenecekken, Türkiye’nin yıllık emisyonlarını incelemek istedim.

Aşağıdaki tabloda Türkiye’nin 1990 yılının başından beri, resmi kanallarla teslim ettiği emisyon verilerinin grafiğini görebilirsiniz:

Türkiye'nin CO2 emisyonları (milyon ton) kaynak: UNFCCC

Bu veriler; Türkiye’nin istatistik kurum ve eski DPT yeni Kalkınma Bakanlığı tarafından sunulan verilerdir. Bu verilerde, LULUCF dahil değildir. (LULUCF: land use, land use change and forestry demek, yani orman alanlarındaki değişimden dolayı oluşan ve / veya yutulan emisyonlar dahil değildir. )

Ben emisyon tartışmalarında, LULUCF’yi dahil etmemek gerektiğini düşünüyorum.  Keza, Türkiye gibi, orman alanlarını arttırdığını zanneden ülkelerde yapılan emisyon, bu LULUCF datası dahil edilerek, teorik olarak olduğundan daha az görünebiliyor.

Neyse, şimdi bu veri üzerinden bazı yorumlama ve bilgiler:

1) Türkiye’nin 1990 yılı emisyonu 187,03 milyon ton; 2010 yılı emisyonu ise 401,93 milyon ton. Yani Türkiye, 1990 yılından beri emisyonlarını yüzde 114,9 arttırmış durumda. Türkiye ne yazık ki, en hızlı bir biçimde emisyonlarını arttıran ülkelerin başında geliyor. Bu veri, nasıl da iklim dostu politikalara sahip olmayan bir ülke olduğumuzun göstergesi.

2) Emisyon verileri sadece çevresel bir veri değil. Ne yazık ki ekonomisi kirli enerjilere dayalı ülkelerde, (Türkiye bunlardan biri) emisyon verileri ekonomik daralmaları da gösterir. Türkiye’nin yaptığı karbon salımı sadece 1994, 2001 ve 2008 yıllarında bir önceki seneye göre düşüş göstermiş. 1994; Tansu Çiller Dönemi ekonomik krizine, 2001 malum bankaların batışına, 2008 de küresel ekonomik daralmaya işaret ediyor. 2008’de kriz yaşamadık diyen Hükümete, kendi istatistik kurumunun verdiği emisyon değerleri cevap veriyor aslında.

3) 2010 yılında Kişi başı emisyonumuz ise; 5,451.83 kg[i].  Bir önceki yıl ise; yani 2009 yılında kişi başı emisyon ise 5,094,28 kg’dı.[ii] Bu durum, kişi başı emisyonumuzu sadece bir yıl içinde %7 arttırdığımızı gösteriyor.

4) AKP 2002 yılında iktidara geldiğinden beri, sürdürülebilir bir ekonomiden bahsediyor. Sürdürülebilir kalkınma, her dönem AKP’nin ekonomi ile ilgili bakanları tarafından dile getirilen bir söylem. Bu yüzden, 2002 yılından beri ne kadar emisyonumuzu arttırmışız, bakmak istedim. 2002 yılı emisyonumuz 286,20 milyon ton, 2010’da ise bu rakam; 401,92 milyon ton. Yani sadece 8 yılda emisyonumuz yüzde 40 oranında arttırmışız.

Biraz, pozitivist olacak ama veriler yalan söylemiyor. Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma söylemi bile havada kalıyor. İklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarımız her sene biraz daha artıyor ve bu sadece nufüsumuzun artışından dolayı değil. Fosil yakıtlara bağımlılığımız da AKP ile beraber artıyor. Türkiye’nin dört bir yanında kömür santrallerinin yapımına devam edildiğini de göz önünde bulundurduğumuzda,  sera gazları salımı açısından geleceğimiz pek de parlak görünmüyor.

Türkiye, iklim politikaları açısından sınıfta kalmaya devam ediyor. Bunu ben söylemiyorum, devletin kendi sunduğu veriler söylüyor.

Hükümet yetkilileri, İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı; hepsi ama hepsi bu durumun farkında.

Artık çok geç olmadan, Türkiye’nin fosil yakıtlara bağımlılığını azaltması gerekiyor.  Bu tablo karamsar ve kötü bir tablo.

Sürdürülemez bir biçimde yükseliyor emisyonlarımız. Böyle giderse, hükümetin ulvi anlamlar yüklediği 2023’te;  yıllık 700 milyon  ton gibi karamsar bir tabloya ulaşacağız.

Not:  Gelecek hafta da Çin ve ABD’nin (en çok emisyon yapan iki ülke) emisyon durumunu inceleyerek sizlerle paylaşacağım.


[i] 2010 yılında TÜİK’e göre Türkiye Nufusu: 73,722,988 kişi (www.tuik.gov.tr )

[ii] 2009 yılında TÜİK’ göre Türkiye Nufusu 72,561,312 kişi (www.tuik.gov.tr )

 

 

Devin Bahçeci