Köşe Yazıları

Kendi çocuklarını yiyen Müslüman Gulemler

 

yunusCümle yaradılmışa, bir göz ile bakmayan

Şer’in evliyasıysa hakikatte asidir

                                        Yunus Emre

 

chalie-hebdo-660x330

Charlie Hebdo neydi? Niye saldırıya uğradı ? Anlaşıldığı kadarıyla işin aslını bilen çok fazla insan yok? Charlie Hebdo ayrım gözetmeksizin yani dini ve etnik kimlikleri, cinsel yönelimleri ve ideolojleri ne olursa olsun tüm politik ve dini liderleri hicveden bir mizah dergisiydi. Müslümanların peygamberi Muhammed’in karikatürlerinin basılmasıyla başlangıçta bir ilgileri yoktu. Daha çok Hıristiyanlarla ve Avrupa’nın politik liderleriyle uğraşıyorlardı. Danimarka’da basılan ve köktenci Müslümanları öfkelendiren Muhammed karikatürleri çizen ve yayınlayan gazeteciler ölümle tehdit edilince de “düşünce ve yayın özgürlüğüne destek olma” amacı ile aynı karikatürleri bastılar. Charlie Hebdo Müslüman bir sosyoloğun editörlüğünde geleneklere uyup İslam peygamberi Muhammed’in hayatını çizgi roman da yapmıştı. Sınırlarda dolaşmayı seven, ismi Fransa ile özdeşleşmiş çizerleri ve editörleri vardı. Hara Kiri olan ilk adına yakışır bir cesaretle hem mühim adamlarla hem de sembollerle uğraştılar. Bu yüzden de çok eleştiri aldılar. Ve köktenci Müslümanlar tarafından katledildiler.

Düşünüyorum da 68 devriminin en temel değerleri olan özgürlük ve demokrasi talebinin sembollerinden biri olan bu dergiye saldıranlar, acaba yabancı düşmanlığı ve islamofobiye rağmen Müslümanların Avrupa’da var olabilmelerinin bu değerler sayesinde olduğunun farkında mıydılar? Yüzyılın başında bazı bölgelerde nüfusun %20-30’u Ermeni, Rum, Süryani Hristiyanlardan oluşan ülkemizde bugün neredeyse hiç Hıristiyan kalmadığı düşünülürse, Charlie Hebdo dergisinin savunduğu özgürlük anlayışının önemini hissetmek belki daha kolay olur.  Katliamın sorumlusu üç terörist onları ölüme gönderen imamlarının emriyle, yaşam hakları dahil tüm hak ve özgürlüklerini en çok savunan ve bu hakların güvencesi olan Charli Heblo çalışanlarını öldürdüler. Bundan daha kara bir kurgu mümkün müdür?

Kapitalizm eleştirisi yapan emperyalizmden dem vuran bir grup yorumcu hem sosyal medyada hem de ana akımda temaşa edip, belagat sergiliyorlar. Ama ben, batılılar şunu yaptı, bunu yaptı, bir sürü Müslüman ölüyor kimsenin sesi çıkmıyor, bunun olacağı belliydi, her şeyin sorumlusu kapitalizm gibi havalı laflarla yorumculuk yapanların ne dediklerinin farkında olduklarını sanmıyorum. Zira bu belagat sahiplerinin ne kardeşleri ölmüş, ne anneleri ne babaları ne de çocukları… Katliam alkışçılarının bir kısmı da kendini Müslüman sanıyor. Hâlbuki her Müslüman Musa’nın “öldürmeyeceksin” yasasından, İsa’nın “sevgisinden” mahrum olanların Muhammed’in hakikatine kavuşmalarının mümkün olmadığını bilmekten mesuldür. Bir de biz cihattayız diyenler var ki, cihat meselesi en Ortodoks din âlimleri için bile tartışmalıdır. Ama en azından Müslümanın cihadı önce kalpte, gönülde olur. Onu tamamlamadan kafasına çaput bağlayıp imam olanın, eline silah alıp cihatta olduğunu iddia edenin dininden de aklından da şüphe duyulmalıdır. Nefis terbiyesi, amel ve ahlak yoksa din de yoktur. Dinin olmadığı yerde cihat ta olmaz.

Katliamı gerçekleştiren teröristlerin konuya ilişkin sözleri ‘’Biz intikam aldık’’ şeklindeydi. İntikam duygusu beş yaş civarında belirgin olan bir duygudur ve gelişimin değişik aşamalarında sönümlenerek sosyal yaşamda kaybolması beklenir. Bir erişkinin intikamdan söz etmesi en hafif ifadeyle ayıptır. Başka bir deyişle intikam davranışı evrensel ahlak normlarının kabul edemeyeceği bir duygudur. Ahlaka uygun olmayan intikam davranışının hangi dince kabul edilebileceğine varın siz karar verin.

İnsan uygarlığının geldiği  aşamayı sorgulamayı gerektireçek, daha kadim bir meseleyi işaret eden bu şiddet sarmalının işaretlerini son yıllarda canlı yayınlarla izlemeye alıştık.Tüm bileşenleri ile birlikte doğaya uygulanan şiddet ve yok sayılan haklar toplumsal yapıyı şiddeti olağanlaştıran bir kırılganlığa sürüklüyor. Tüketim toplumunun bu günkü aşamasında zaten beklenen patlamalar, şiddet tekelini elinde bulunduran küresel ğüçlerin fütürsuz uygulamalarıyla birleşince şiddet sarmalının tüm gezegeni sarmasına şaşırmak pek de mümkün değil…

Artan terör tehlikesi ve ardından gelen güvenlik doktrinleri bir süredir olduğu gibi önümüzdeki yıllarda da  otoriter rejimlerin yeni dünyanın hakimi olacağı anlamına geliyor. Gündelik yaşamımız güvenlik sağlayıcı makineler ile asker ve polisler tarafından açık hava hapishanesine çevrilmiş durumda. Devlet  bireylerin karşısında gittikçe güçleniyor. Liderler hesap verme zorunluluğu olmayan Tiranlara dönüşüyor. Geçen yüzyılda elde edilen bireye ait temel hak ve özgürlüklerin gönül rızasıyla geri alındığını şaşkınlıkla gözlemliyoruz. Terör korkusu ve özgürlükler arasında seçim yapmaya zorlanan insanların çaresizliği gittikçe artıyor.

Ama cahiliye devri gelenekleri ile İslamı birbirine karıştıran bir grup Radikal İslamcı ile diğer Müslümanlar arsında er geç bir ayrışma yaşanacak. Bu ayrışmanın kanlı olmamasını dilemekten başka seçeneğimiz yok. Müslümanların başına gelen her felakette batıyı, emperyalizmi, kapitalizmi suçlayarak arınmak mümkün değil. Batı medeniyetine karşı duyulan haset nedeniyle ortalığı kırıp döken yaramaz çocuklar gibi davranmak yerine büyümeyi olgunlaşmayı öğrenmek gerek. Geleneğe uyup bir de makam sahibini söyletelim ki muradımız kalplere nüfuz etsin.

neyKabe’den maksadın varmaktır yâra,

Kör gibi tapınma, kara duvara,

Hızır’ı ararsan kendinde ara,

Bulamadım gibi rezalet etme.

(Neyzen Tevfik)

Kendini Müslüman sanan, hasetle kirlenmiş kalplerini temizlemek yerine kendi çocuklarını yiyerek beslenen bir grup cihatçı imamın bu korkunç ruh hallerinin Müslüman dünyasında yaşanan felaketlerin en önemli nedenlerinden birisi olduğunu kabul etmeden sorunların çözümünü tartışmaya başlamak mümkün değil. Kendi çocuklarını yiyerek beslenen bu arkaik babaların bir diğer vazifeleri de otoriter yeni dünya düzeninin koruyucu gulemleri olmalarıdır.

Bilerek ya da bilmeyerek, düşmansız ayakta durmakta zorlanan yeni dünya düzeninin payandalarından biri olan cihatçılardan en çok razı olanlar kuşkusuz özgürlüklerden korkan demokrasiden kaçan yeni dünya düzeninin hakimleridir.