Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Doğal kaynaklara yaklaşımın kitlesel sefilliği (3): Doğal olana ve doğayı koruyana ölme ödevi!

2013 yılıydı, Diyarbakır‘da kolu sargı bezi ile sarılmış bir vatandaş, yerde boylu boyunca uzanmış ve dili dişleri arasından dışarı taşmış bir pars önünde poz vermişti. Parsın gözleri o son dehşet anında dona kalmış, boşluğa bakıyordu. Genç bir hayvandı, kim bilir belki de kendine yeni bir yaşam alanı bulmak için ilk defa uzaklaşıyordu bölgesinden ya da hali hazırda vurulduğu yeri kendine yaşam alanı olarak belirlemişti. Bunların bir önemi de yoktu aslında. Gözlerinde aslanı alt etmiş bir erkek gururu olan “kadim” Anadolu köylüsü onu belki de insan ile ilk karşılaşmasında “gebertmişti”. Ya ne olacaktı başka? Ölse miydi insan? İnsan-vahşi hayvan karşılaşmalarında ölmesi gereken insan olacak değildi ya!

Bu olay gündemde, vahşi olanın saldırısından kurtulan masum Anadolu köylüsü ekseninde yer aldı. Detaylarında bu vatandaşın son çare olarak hayvanı vurmak zorunda kaldığı işleniyordu. Kimsenin, cennet vatan, kadim topraklar, havasına suyuna kurban olunan topraklar ile ilgilendiği yoktu. Bir yerde insan varsa. önce insandı. Sayıları bir avuç kalan iyi insanın genelleştirilmesiyle oluşturulan kadirşinas Anadolu insanı mitosu aslında genelleme yapılamayacak kadar nadir olsa da onun kadar nadir olan “vahşi”ye olmuştu olan. İlk görüldüğü yerde öldürülmüştü. Öldürülmemiş olsa bile “vur emri” ile peşine eli silahlılar sürülecekti. Öyle de oldu. Kastamonu’da, Erzurum’da, Bolu’da ve daha nice yerde bir şekilde insanla karşılaşan “vahşiler” için vur emirleri çıkartılmıştı. Hatta daha da ileri gidilerek zaten vahşi olanın sayısının artmasının oldukça tehlikeli olduğu ve sayılarının kati suretle azaltılması gerektiği, adında orman yazan ve akademi olma vasfını çoktan yitirmiş dairelerden ilan edilebiliyordu.

Ağlara takılmak suretiyle ‘zarar veren’ balıklar

Vahşi olanın, doğal olanın sefillik ile imtihanı o kadar çeşitli ki saymakla bitmesi mümkün değil. Daha bu hafta Adana kıyılarında avcılık yapan balıkçılar, para etmeyen kemane balıklarının ağlarına takılmak suretiyle kendilerine zarar verdiğini belirterek yetkilileri önlem almaya çağırdı. Balon balığı tehlikesi yetmiyormuş gibi bir de başlarına bu bela çıkmıştı.  Oysa denizde balığın ne işi vardı, eğer para etmiyorsa. Aynı balıkçıların İstanbul’da olanları da Su Ürünleri mühendisi olan ve doğal olanı asgari düzeyde korumakla görevli olan Mehmet Özdinar’ı “yanlışlıkla” öldürmüştü. İş doğal olanın korunmasına gelince insanın da kutsiyeti kalmıyordu. Daha geçtiğimiz hafta da Terme’de doğal olanı yine asgari düzeyde korumakla yükümlü orman muhafaza memuru Yüksel Berk, avcı katiller tarafından öldürüldü. Her iki maktulün de tek suçu meslekleri gereği doğal olana sahip çıkmak, göz kulak olmaktı.

Doğal olana olan düşmanlıkla paralel olarak onu gönlünce savunanların da payına, elbette  “ölme ödevi” düşecekti. Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin katledilmesinin başka bir anlamı yoktu. Gönüllerince savundukları doğal alanları talan edenlerin para verip öldürttükleri bu insanların tek suçları birlikte yaşadıkları doğal varlıklara hak ettikleri değerin verilmesini sağlamaya çalışmaktı.  Dünyanın  her yerinde bu tür cinayetlere kurban gidenleri sayısı Global Witness isimli STK tarafından 2017 için 197 olarak açıklandı. Çoğunluğu Latin Amerika ormanlarını savunan çevrecilerden oluşan bu maktuller ordusu aslında bize bir şeyler anlatıyor: Dünya artık doğal olanın ve onları savunanların ait olduğu dünya olmaktan çoktan çıktı.

Doğal olana yaklaşımdaki sefillik, yerini katilliğe bırakmış vaziyette. Herhangi bir alandaki doğal varlığın korunması için çaba harcayan, bu varlıkların avlanmasına ya da korunmasına katkı sağlamaya cesaret edenlerin sayısı oldukça azalmış durumda. Buna cesaret edenler de düşmanlaştırılıyor ve olmadık karalamalara maruz bırakılıyor. Bunun en büyük örneği Greta Thunberg. Boşa oksijen tüketmekten başka işlevi olmayan ve her olayın altında komplo arayan eblehlik, çocukların cesaret ettikleri şeye çamur atmakta bir beis görmüyor. Doğal olanın yaklaşmakta olan tokadını sadece insanlara değil diğer bileşenlerine de vurmak durumunda kaldığında, balığı koruması gerektiği yerde balıkçıyı gözeten, ormanı koruması gerektiği yerde madenciden taraf olan, suyu koruması gerektiği yerde talancıyı savunan, velhasıl doğal olandan taraf olması gerektiği yerde doğal olanı talan edenden taraf olan herkes, bundan bir şekilde nasibini alacaktır.

Kategori: Hafta Sonu

Doğa MücadelesiDünyaEkolojiManşet

Bir yılda en az 164 çevre aktivisti cinayete kurban gitti

2018’de her hafta üç kişi çevre ve doğa savunucusu olduğu için öldürüldü. Filipinler çevre savunucularına yönelik cinayetlerin en çok işlendiği ülke olurken, en çok ölüm madencilik alanında gerçekleşti

Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşu Global Witness, 2018 yılında çevre ve toprak koruyucusu olduğu için her hafta en az üç kişinin öldürüldüğünü ortaya koyan bir araştırma yayımladı. Rapora göre, madencilik, kerestecilik ve tarım endüstrileri alanında çalışan çevre aktivistlerine yapılan saldırılar sonucu bir yıl içinde 164 kişi hayatını kaybetti.

Euronews’in haberine göre, kuruluş, hükümet ve şirketlerin kâr ve rant politikalarına direndikleri için öldürülen çevrecilerin yanı sıra tehdit edilen, gözaltına alınan ve hapse atılanlara da yıllık raporunda yer verdi. Tehdit ve baskıya maruz kalanların sayılamayacak kadar çok ve tespit edilmesi imkansız olduğu vurgulandı.

Araştırmaya göre, 2018’de çevreci ölümlerinin en çok yaşandığı sektörler madencilik, tarım ve baraj sektörleri oldu. Madencilik sektörüne karşı çevreci protestolara katılan 43 kişi yaşamını yitirdi. Araştırmanın sunumunda “Onlar evlerini ve topraklarını korumak için çalışan ve gezegenin sağlığı için direnen sıradan insanlar. Çoğunun toprakları yiyecekten cep telefonuna, mücevhere kadar her gün kullanılan ve tüketilen malların üretimi için şiddetle gasp ediliyor” ifadeleri kullanıldı.

Guatemala’dan Ixquisis hareketinin barışçıl direnişi üyesi Joel Raymond‘un, “Bizim terörist, suçlu, suikastçı ve silahlı gruplar olduğumuzu söylüyorlar ve öldürüyorlar” sözleri rapora dahil edildi.

ABD’deki Dakota Acces Petrol Boru hattına karşı direnen yerli aktivistler sık sık gözaltına alınıp cezaevine atılıyor.

Dünyadan örnekler

Global Witness, araştırmaya dahil edilen örnek vakaları derledi.

  • Meksika‘da Julian Carrillo, kendi halkının topraklarında yapılan madencilik çalışmalarına tepki gösterdiği için ailesinin öldürülen altıncı üyesi oldu. Ekim ayında cesedi kurşunlanmış halde bulunmadan önce tehdit altında olduğunu biliyordu.
  • Filipinler’in merkezindeki Negros adasında uzun süredir devam eden toprak anlaşmazlığında çocuklar da dahil olmak üzere dokuz kişi silahlı bir şahıs tarafından öldürüldü.
  • İran‘da tanınmış bir akademisyen olan Kavous Seyed-Emami hapishanede şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Emami, hapse atılan dokuz çevreciden biriydi.
  • Amerika Birleşik Devletleri’nde Amerikan yerlisi aktivist Red Fawn Falllis, Dakota Access Petrol Boru Hattı‘na karşı yapılan direniş sırasında protesto kampına yapılan polis baskını sonrası tutuklandı ve 2018’de 57 ay hapis cezasına çarptırıldı. Eski ABD Başkanı Barrack Obama döneminde iptal edilen boru hattı projesi Donald Trump döneminde yeniden hayata geçirildi. Bu petrol boru hattı rezervasyonlarda yaşıyan yerli halkın su kaynaklarını kirletiyordu.

Honduraslı toprak savunucusu Berta Cacerez, uzun yıllar ölüm tehditleri aldıktan sonra 2016 yılında evinde öldürüldü. Ülkede 2010-14’te 101 çevreci katledildi.

‘Hükümetler ve şirketler etik ve sorumlu davranmıyor’

Kuruluş, çevre ve toprak savunucularına karşı işlenen suçlara, hükümet ve şirketlerin etik, sorumluluk sahibi ve hatta yasal olarak hareket etmedeki başarısızlığı neden gösteriliyor. Global Witness raporunda “İşletmeler, müşterilerinin onları evlerinden eden ve ekosistemi tahrip eden projeleri desteklememelerini sağlama görevi üstlenir. Tüketicilerin bu şirketlerden sorumluluklarını yerine getirmelerini talep etme hakkı vardır. Hükümetler, yatırımcılar ve iş dünyası çevreyi koruyabilecek ve onu savunanları destekleyebilecek güce sahip. Sıradan insanlar değişimin gerçekleşmesine yardımcı olabilir” ifadeleriyle çevre savunucularının haklarına vurgu yapıyor.

Türkiye’de Ulvi ve Büyüknohutçu cinayeti  

2017 yılında Antalya’nın Finike ilçesinde yaşadıkları evin yakınlarında çevreye zarar veren taş ocaklarına karşı mücadelesi ile bilinen 61 yaşlarındaki Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti şüpheli şekilde öldürülmüştü. Çevreci çift ölümlerine kadar uzun zaman çevreyi korumak için mücadele vermişti.

 

Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

Guardian, ‘Tehdit Altındaki Doğa Savunucuları’ yazı dizisi için Alakır’dan Tuğba ve Birhan ile görüştü

Antalya’da Alakır Vadisi’nde yaşayan ve HES’lere karşı mücadele veren Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal İngiliz The Guardian gazetesinin “Tehdit Altındaki Doğa Savunucuları” yazı dizisinde yer aldılar.

Dizi kapsamında dünya çapında doğa savunucusu dokuz aktivist ile röportajlar yapıldı.

Proje Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Global Witness kurumunun desteği ile gerçekleşti.

Yazı dizisi ve fotoğraf projesi kapsamında Guardian muhabiri John Watts doğayı korumak için mücadele edenlerin yaşadıkları bölgelere giderek röportaj yaptı, Thom Pierce da fotoğraf çekimlerini üstlendi.

Türkiye’den HES’lere karşı Alakır Vadisi’nde mücadele eden Birhan ve Tuğba ile röportaj yapan Watts, Alakır Nehri üzerinde yapılmak istenen Hidroelektrik Santrali’ne karşı mücadelede 14 yılı geride bırakan Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal’ın hayatlarına tanık oldu.

Görüşme sırasında akıllarında böyle bir şey yokken koruyucu olduklarını anlatan Erkutlu, “Artık dünyanın dört bir yanında bunu yapan ne kadar çok kişinin olduğunu görüyoruz. Bu bizim ufkumuzu genişletti. Belki Amazon ya da başka yerlerle kıyaslandığında bizim sorunlarımız daha küçük olabilir ama tehdit de aynı, dava da aynı” açıklamasında bulunuyor ve ekliyor:

“Yasaları biliyorsan mücadelede edebilirsin. Biz İstanbul’dan sadece iki kişiyiz. Eğer biz başarabilirsek, herkes başarabilir.”

Sosyal medya üzerinde Amazon ve Borneo’daki aktivist gruplarla da iletişim halinde olan Alakır savunucularından Tuğba Günal, “Doğayı korumak istiyorsanız, terörist muamelesi görüyorsunuz.  Şimdi her yerde böyle” diyor.

Dünya çapındaki proje kapsamındaki diğer ülkeler ise Güney Afrika Cumhuriyeti, Meksika, Kolombiya, Brezilya, Filipinler, Uganda ve Hindistan oldu.

21 Temmuz’da The Guardian gazetesinde yayınlanan yazının fotoğraf sergisi gelecek ay (Ağustos) Londra’da, Eylül ayında ise Rio de Janeiro’da yapılacak.

 

Alakır’dan sevindirici haber: Müjde canlar suyumuz bize geri geldi!

[Özel Haber] Alakır’da Tuğba ve Birhan’a dönük taciz ve saldırının arkasından muhtarın şikâyet dilekçesi çıktı

Alakır’da susuz 100’üncü gün

Alakır’dan güzel haber: 72.4 hektarlık bölge için de kesin korunacak hassas alan ilanı

[AlakırSahipsizDeğildir] Tuğba ve Birhan’ı kameralı tacizle yıldırmaya çalışıyorlar

[Alakır Sahipsiz Değildir] Tuğba ve Birhan’ın susuz bırakılmasına izin vermeyin!

Alakır’dan destek çağrısı: Hayrat Bir Şey!

Alakır Vadisi’nde HES’e karşı mücadele eden çevreci çifte silahlı taciz

 

(The Guardian, Yeşil Gazete)

Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

Casuslukla suçlanan İranlı doğa savunucusu gözaltında hayatını kaybetti

Doğa savuncusu akademisyen ve aktivist Kavous Seyed Emami

İran gözaltında hayatını kaybeden çevreci aktivist ve akademisyen Dr. Kavous Seyed Emami (63) için ağlıyor.

Doğa savuncusu akademisyen ve aktivist Kavous Seyed Emami

24 Ocak’ta gözaltına alınan ve 9 Şubat tarihinde gözaltında bulunduğu hapishanede intihar ettiği iddia edilen Emami casusluk yapmak ve devletin sırlarını satmakla suçlanıyordu. Emami’nin ölümünün Cuma günü haber edilmesinin ardından kamuoyu baskısı nedeniyle bir açıklama yapmak zorunda kalan İran Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri Ali Shamkhani su hakkı, kadın hakları, çevre ve engelli hakları gibi konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin etrafında şüphe oluştuğunu ve bunun araştırıldığını söyledi. Shamkani ile birlikte diğer resmi yetkili ağızlar da önümüzdeki günlerde daha fazla tutuklamanın olacağını belirtti[1].

İran’da sokak protestoları – 2 Ocak 2018

Aynı tarihlerde yedi çevre aktivisti ve gazeteci (Amir-Hossein Khaleghi, Houman Jowkar, Morad Tahbaz, Niloufar Bayani, Sepideh Kashani, Taher Ghadirian ve Sam Rajabi) daha gözaltına alındı.  Başka tutuklular da var. Tutukluların aileleri, çevreciler ve akademisyenlerin topladığı imzalar 12 Şubat günü Parlamentoya teslim edilerek, bu insanların avukat tutma ve haberleşme gibi en temel insan haklarını kullanabilmeleri için talepte bulunuldu.  Ayrıca sosyal medya kanallarında da büyüyen protestolar sürüyor. Ancak 2018 başlarında İran’ın 80 şehrine yayılan sokak protestolarının sonrasında hâkim olan mevcut politik atmosferde sokak eylemleri tutukluların hayatlarını daha büyük riske sokabileceği endişesiyle yapılmıyor. Çevre kirliliği, su kıtlığı ve sulak alanların kurutulması gibi çevresel faktörlerin bu halk isyanlarında en önemli rolü oynadığına inanıyor[2].

Türkiye’de de doğanın hakkını savunanlar öldürüldü

Finike’de (Antalya) öldürülen çevre aktivisti Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti

Türkiye’de ise 9 Mayıs 2017 tarihinde Antalya’nın Finike İlçesi’nde taş ve mermer ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle bilinen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti evlerinde ölü bulunduklarında da olayın basit bir gasp ve hırsızlık olduğu söylenmişti. Ancak çevreci kimlikleriyle tanınan çift daha şirketin tehditleri ve gözdağlarına maruz kalmıştı. Öldürülmelerinden kısa süre önce de evlerinin yakınında çıkan şüpheli bir yangın vakası yaşanmıştı. Kamuoyu baskısı ile çok geçmeden katil zanlısı Ali Yumaç gözaltına alındı.  Yumaç cezaevinden gönderdiği bir mektupta, kapatılan mermer ocağında çalışan bir kişinin cinayetler için 50 bin TL teklif ettiğini, 3 bin TL’sini ödediğini ifade ederek “10 gün içersinde param gelmez ise görüşürüz. İpleriniz cebimizde haberiniz olsun” diye yazmıştı[3]. Katil zanlısı bir süre sonra cezaevinde intihar etmişti.

Dünya’nın 2017 çevre aktivistleri ölümleri bilançosu

Doğa ve halkı için mücadele veren Honduraslı Berta Caceres 3 Mart 2016 öldürülmüştü.

Her sene yüzlerce insan yaşam alanlarını yok eden hidrolik projelere, madencilik faaliyetlerine, ağaç kesimlerine ve yoğun tarım projelerine karşı seslerini yükselttikleri için öldürülüyor. İngiltere merkezli bir STK olan Global Witness her sene güncellediği verilerle dünyada çevre mücadelesi verirken öldürülen insanları anlatıyor. Tabi bu veriler sadece medyaya yansımış ölümleri içeriyor. Bazı ülkelerde olup biten şiddeti kapsamıyor. Doğaya ve onu savunan insanlara karşı şiddet piramidinin sadece en tepesinde olan ölümlü vakaları ele alıyor. Ölüm nedeni belli olmayan, yaralanan, topraklarını kaybettikleri için göçe zorlanıp yoksullaşan ve tehdit altında yaşayan insanların sayısı bu verilere dâhil değil.

Global Witness verilerine göre 2017 yılında öldürülen çevreciler

Global Witness verilerine göre geçtiğimiz sene (2017) dünyanın dört bir yanında şirketlerin ve devletlerin toprak ve su gaspına karşı gelen 197 insan sadece yaşam haklarını savundukları için öldürüldü. Dünyanın İran ve Türkiye gibi bazı ülkelerini kapsamayan yukarıdaki harita durumun vahametini gözler önüne seriyor.

Daha iyi bir gelecek için mücadele bitmeyecek

Şimdi İran’da nefesler tutulmuş bekleniyor. İran’da pek çok insan söz konusu tutuklamaları daha iyi bir geleceğe dair umudu öldürmek için atılmış bir tokat gibi görüyor. İranlı gençler için rol modeli olan bu yurttaşların itibarlarını yerle bir ederek, hükümet aslında en başta gençliğe gözdağı vermek istiyor. Ama umutlar bitmeyecek.

İran’ı 2012’de görmüştüm. O zamanlar kurumakta olan şimdilerdeyse neredeyse tamamen çöle dönüşmüş Urmiye Gölü içindi bu ziyaret. Bir zamanlar on binlerce göçmen kuşa, balığa, kurda kuşa ev olan gölü korumak için düzenlenen bir protestoya giderken yolda tutuklanan ve 2,5 senesini hapiste geçiren genç Elman’la gölün adıyla anılan Urmiye kentinde tanışmıştım. “Bu göl uğrunda 2,5 sene yatacak kadar önemli mi?” diye sorduğumda “Bizim için kadının hakkı, erkeğin hakkı, gölün hakkı, kurdun kuşun hakkı ve anadilde eğitim hakkı bir bütün. Bunları hiç ayrı düşünmedik ki” demişti Elman[4].

Evet, gerçekten de öyleydi. Gölü topraktan, doğayı insandan ayrı görmek saçmalıktı. İran’da vahşi yaşamı koruyan insanları Türkiye’de ormanı ve nehirlerini koruyan insanlardan ayrı görmek de öyle. Honduraslı Berta Caceres ile İranlı Kavous Seyed Emami dünya denilen tek ülkenin vatandaşlarıydı. Dünya daha güzel  ve adil bir yer olsun diye mücadele veren insanları birleştiren doğa tekti ve bütündü. Tıpkı hepimizin hem çocuğu, hem de ana babası olduğumuz insanlık ailesi gibi.

Son notlar

[1] BBC İran (11 Şubat 2018) bbc.com/persian/live/

[2] Guardian (12 Şubat 2018). Iranian academics demand answers from president over death of jailed activist. https://www.theguardian.com/world/2018/feb/12/renowned-canadian-iranian-environmental-activist-dies-in-jail-in-tehran

[3] Hürriyet (11 Mayıs 2017). Çevreci Büyüknohutçu çifti cinayetinin şüphelisi itiraf etti. http://www.hurriyet.com.tr/cevreci-buyuknohutcu-cifti-cinayetinin-suphelisi-itiraf-etti-40454160

[4] Akgün İlhan (Mart 2013). Express Dergisi. Urmu der ki “Susuzam”. http://akgunilhan.blogspot.com.tr/2016/07/birlikte-var-olmak-ya-da-tek-tek-yok.html

 

Akgün İlhan

Doğa MücadelesiManşet

Geçtiğimiz yıl yaklaşık 200 çevre savunucusu öldürüldü

Şubat 2017’de “Dakota Petrol Boru Hattı” projesine karşı çıkan protestocuların yaklaşık bir yıldır toplandığı kamp, kolluk kuvvetlerince dağıtıldı. Yaklaşık kırk altı kişi tutuklandı. – The Associated Press’in ilgili haberinden bir fotoğraf.                               

National Observer’da yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Deniz Menteşoğlu‘nun çevirisi ile paylaşıyoruz

***

11 Temmuz 2017 tarihinde yayınlanan bir rapora göre son zamanlarda, gittikçe artan biçimde çevre aktivizmi bir suç gibi değerlendiriliyor; boru hatları, madencilik gibi kaynak arayışlarına karşı doğayı savunan aktivistler ise şiddet görüyor, öldürülüyorlar.

Şubat 2017’de “Dakota Petrol Boru Hattı” projesine karşı çıkan protestocuların yaklaşık bir yıldır toplandığı kamp, kolluk kuvvetlerince dağıtıldı. Yaklaşık kırk altı kişi tutuklandı. – The Associated Press’in ilgili haberinden bir fotoğraf.

Bu saptama, 2016 yılında “Global Witness” tarafından “çevre savunucuları” üzerine yürütülen kapsamlı bir çalışmada yer alan bulgulardan biri. 2016 yılı, Kuzey Amerika’da petrol ve gaz taşıyacak boru hatlarına karşı eylemlere ve dünyanın birçok yerinde farklı türlerde uzun soluklu çevreci protestolara sahne oldu.

Bu rapora göre, çevre aktivistlerini kriminalize etmek, imar planlarına karşı çıkanların “gerek yargı yoluyla gerekse sivil kaynaklar tarafından uygulanan planlı ve agresif saldırılara maruz kalmasına” neden oluyor.

Rapora göre bu, muhalifleri susturmak, korku salmak, insanların adını karalamak ve öte yandan yargı sistemini istismar etmek anlamına geliyor.

Raporu hazırlayanlar, adli suçlamalar özellikle Latin Amerika’da yaygın olsa da Kanada’nın üzerinde çalıştığı terör karşıtı yasa tasarına da dikkat çekiyorlar. “National Observer” muhabiri Buruce Livesey’in hazırladığı, Kanada Kraliyet Dağ Polisi’nin yerliler ve çevre aktivistlerine uyguladığı baskı ve gözetlemeyi konu alan haber de bu konuya bir örnek.

Livesey’in haberine göre “Kanada’da yerliler ve çevre aktivistleri yeni terör yasasının petrol ve maden projelerine karşı çıkanlar üzerindeki kontrol ve baskıyı artırmak için kullanılacağından endişeliler. Ayrıca Kanada’da, birkaç devlet kurumunun çevreci organizasyonları sistematik olarak gözetlediği ve kayıt altında tuttuğu, daha önce de Kanada medyasında yer bulmuştu.”

Buna karşılık çevreciler hükümetlere, “çevreci aktivistleri ve protesto hakkını haksız şekilde hedef alan” yasaları gözden geçirmeleri çağrısında bulunurken; şirketlere de “çevre savunucularını susturmak için adalet sistemini istismar etmemeleri” uyarısında bulunuyorlar.

Benzer şekilde, Global Witness’ın hükümetlere yaptığı çağrı ise şu şekilde: “Çevrecilerin barışçıl bir biçimde ve tutuklanmaktan korkmadan fikirlerini beyan edebilmeleri ve çevrecilere yöneltilen suçlamalar olduğunda adil bir yargı süreci garanti edilmeli.”

“Global Witness” kendini hammadde arama projeleri ve bunlara bağlı çatışma ve yolsuzluklar konusunda araştırmalar yapan ve bu çalışmaları halka açıklayan bir hukuk organizasyonu olarak tanımlıyor. Bu kâr amacı gütmeyen araştırma grubu, Londra merkezli olarak faaliyet göstermekte.

Kuruluşun son raporunun büyük bölümü ise çevre aktivisti cinayetleri üzerine yoğunlaşıyor.

Son bulgulara göre geçen sene, tüm dünyada madencilik, kerestecilik ve diğer hammadde arama çalışmalarıyla bağlantılı olarak veya milli parkları korumak isterken, yaklaşık 200 kişi öldürülmüş.

“2010 yılından bu yana Global Witness’ın araştırmalarında, yaklaşık 1000 cinayet kayıtlara geçerken, çok daha fazla sayıda insan tehdit, saldırı, taciz, etiketlenme, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalıyor. Hükümetler açık bir şekilde aktivistleri korumakta yetersiz kalırken, bu konudaki yetersizlik, gelecekteki olası saldırılara da açık kapı bırakmış oluyor. Yerel halkın rızası olmaksızın madencilik ve altyapı projelerinin halka dayatılmasını destekleyerek hükümetler, şirketler ve yatırımcılar bu krizde iç içe rol alıyor.”

Ülkelere göre ölümler (2016 yılında gerçekleşen ve Global Witness Raporlarında yer alan yaklaşık 200 çevre savunucusu cinayetinin dağılımı- Global Witness’ın hazırladığı grafik)

Araştırmaya göre madencilik bu anlamda en tehlikeli sektörlerden biri iken 2016, bu konu araştırılmaya başlandığından beri en çok cinayetin işlendiği yıl olmuş.

Global Witness eylemcisi Ben Leather, 11 Temmuz’da yayınlanan raporla birlikte yayınlanan açıklamasında şöyle diyor: “Bu raporlar bize korkunç bir öykü anlatıyor. Gezegeni koruma mücadelesi gün geçtikçe derinleşiyor ve artık, bu mücadelede ödenen bedel insan hayatıyla ölçülür oldu.”

“Her geçen gün daha fazla sayıdaki ülkede birçok insan, topraklarının gasp edilmesine karşı durmak veya çevrelerinin çöpe dönüşmesine razı olmak arasında seçim yapmaya zorlanıyor. Sıklıkla bu insanlar, politikacılar ve iş adamları tarafından şiddetle bastırılıyor; yatırımcılar ise projelere mali destek sağlarken bu baskıya göz yumuyorlar.”

 

Haberin İngilizce Orjinali

Yeşil Gazete için çeviren: Deniz Menteşoğlu

 

(Yeşil Gazete, National Observer)

DünyaManşet

2016 yılında dünya genelinde 200 çevreci aktivist öldürüldü!

Uluslararası insan hakları ve çevre örgütü Global Witness 2016 yılında rekor düzeyde çevreci aktivistin öldürüldüğünü açıkladı. Global Witness 2016 yılında 200 çevreci aktivistin öldürüldüğünü duyurdu.

2016 yılında 24 ülkede 200 çevreci cinayete kurban gitti. 2015 yılında 16 ülkede öldürülen çevreci sayısı 185 idi.

En fazla ölüm Brezilya’da yaşanırken, Kolombiya ve Hindistan’da da bu tür ölümlerde büyük artış yaşandı.

En fazla madencilik, tomrukçuluk ve tarımda

Bilgi kaynakları medya, hükümet dışı örgütler ve Birlemiş Milletler olan Global Witness örgütü çevreci ölümlerinin en fazla madencilik, tomrukçuluk ve tarım sektörlerindeki projeler nedeniyle görüldüğünü bildirdi.

2016 yılında çevreci ölümlerinin yüzde 60’ı Latin Amerika’da yaşandı ve kurbanların büyük çoğunluğu o bölgede yaşayan yerlilerdi.

Örgüt için çalışan Billy Kyte BBC’ye açıklamasında ” Bu tür olayların uzak ve tenha bölgelerde olduğunu sanıyorduk ancak bu saldırılar daha da pişkinleşti çünkü pek azı başarılı biçimde ceza aldı” dedi.

Örgütün raporuna göre geçen yıl 49 çevrecinin öldürüldüğü Brezilya ölümlerin en fazla yaşandığı ülke oldu. Onu 37 cinayetle Kolombiya, 28 ile Filipinler izliyor.

Hindistan’da 3 kat artış

Hindistan’da da çevrecilere karşı şiddette üç kat artış görülürken raporu kaleme alan örgüt çalışanları buna neden olarak ülkede aktvistlere karşı baskıları gösteriyor.

Raporda ayrıca saldırıların 43’ünün ardında polis ve ordunun bulunduğuna dair sağlam kanıtlar olduğu ve özel sektör için çalışan güvenlik görevlileri ya da kiralık katillerin 52 ölüme karıştığı ifade ediliyor.

2016’da Honduraslı çevreci Berta Caceres’in onlarca ölüm tehdidi almasının ardından öldürülmesinin büyük tepkiye yol açmıştı.

Global Witness’tan Kyte “Berta’nın öldürülmesinin ardından Honduras’a büyük bir uluslararası baskı yapıldı. Biz de Honduras hükümetine karşı kampanya yürüttük. Bu baskının meyve verdiğine yönelik işaretler var. Honduras’ta geçen yıl 14 kişi öldürülmüştü, bu yıl sadece bir kişi öldürüldü. Ancak hala pek çok insan saldırıya uğruyor” dedi.

Raporu hazırlayanlar madencilik, tarım, tomrukçuluk projelerini yürüten büyük banka ve yatırımcıların bu tür cinayetleri engellemeleri için çaba göstermesi çağrısında bulunuyor.

Kyte “Şiddetten uzakmış gibi görünseler de sonuçta bu projelerde yatırımcıların parası bu şiddete neden oluyor. Berta Caceres öldürülmeden önce 33 ölüm tehdidi aldı ancak tek bir yatırımcı baraj projesi çevresinde gelişen gerilimle ilgili çıkıp olumlu bir mesaj vermedi” dedi.

(BBC Türkçe)

Kategori: Dünya

Hafta SonuManşet

Doğayı ve yaşam savunucularını katledenler aynı

Finike’de (Antalya) mermer ve taşocaklarına karşı çevre mücadelesi veren Ali Ulvi ve eşi Aysin Büyüknohutçu 9 Mayıs 2017’de evlerinde katledildi. Olayın ertesinde gözaltına alınan Ali Yumaç cinayeti hırsızlık kastıyla işlediğini söylese de bunun adi bir gasp vakası olmadığı yönünde kuvvetli iddialar var. Büyüknohutçu çifti çiftliklerinin bulunduğu civardaki sedir ormanlarına musallat olan taş ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle tanınıyordu.

Hatta Bartu Mermer Ocağı firması, Youtube ve Facebook üzerinden ormana verdikleri zararları fotoğraflarla belgeleyen bir video hazırlayıp paylaştığı için Ali Ulvi Büyüknohutçu’ya 2014’te 100 bin liralık tazminat davası açmıştı. Davacı firma Büyüknohutçu’nun firmanın ‘ticari faaliyetlerini engellediği ve iftira attığı’ iddiasında bulunuyordu. Mahkemedeki savunmasında Büyüknohutçu “Anayasa’nın 56. maddesi ‘Çevreyi korumak her vatandaşın ödevidir’ der. Ben Anayasa’nın bana verdiği bu ödevi yapıyorum” demişti[1]. Tehditler ve göz ağları ile geçen üç senenin sonunda 1 Mart 2017’de Antalya 9’uncu Asliye Hukuk Mahkemesi bu tazminat talebini reddetmişti. Cinayetten sadece dört gün önceyse çiftin yaşadıkları evin etrafındaki ormanda mevsimsel olmayan bir yangın çıkmıştı. Yangının kasti olarak çıkarıldığını düşünen Büyüknohutçu, dört gün sonra katili olacak Yumaç’tan şüphelenmişti ve hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmayı planlıyordu.

Büyüknohutçu çiftinin Finike’deki evlerinin önü çiçeklerle bezendi

Bu cinayetin nedenlerinin ortaya çıkarılması adalete susamış Türkiye için büyük önem arz ediyor. Zira bu ülkede taş ve maden ocakları, barajlar, HES’ler, yol, köprü, havalimanı ve kentsel dönüşüm projeleri yüzünden evinin önünde nefes alamayan, toprağı ve suyu gasp edilen yüz binler yaşıyor. Bu ülkede en temel yaşam hakkını savunduğu için tehdit edilen, mahkemeye verilen, jandarma ve polis tarafından gazlanmadan üzerlerine mermi yağdırılmasına kadar şiddete maruz bırakılan, gözaltına alınan ama yine de mücadele eden yüz binler yaşıyor. Metin Lokumcu[2] ve Büyüknohutçu çifti gibi yaşam savunucularının öldürülmesi ve ölümlerinin ardındaki sırların üzerinin örtülmesi devletin muhalif sesleri kısma geleneğini daha da güçlendiriyor.

Günümüzde devlet-şirket şiddetine en fazla maruz kalan gruplardan biri çevreciler   

Yaşanan bu vahim cinayetin ardından yaşam savunucularına karşı işlenen suçlar yeniden gündeme geldi. Global Witness’in 2016 yılında yayınladığı On Dangerous Ground[3] (Tehlikeli Sularda) meselenin dünya boyutunu gözler önüne seriyor. 2015 yılı içersinde 16 ülkede işlenen 185 çevreci cinayetlerini ele alan raporda cinayetlerde 2014 yılına göre %59 artış olduğu söyleniyor. Tabi bu sayılar medyaya yansımış ölümleri içeriyor. Ölüm nedeni belli olmayan, yaralanan, topraklarını kaybettikleri için göçe zorlanıp yoksullaşan ve tehdit altında yaşayan insanların sayısı bu verilere dâhil değil.

Yaşam savuncularının en fazla öldürüldüğü bölgeler Güney Amerika ve Güney Doğu Asya olarak belirlenmiş. Bu ülkeler doğal kaynaklar bakımından zengin ama adalet bakımından yoksul ülkeler. Öldürülen insanların üçte birinden fazlası yerli halklardan geliyor. Bu insanlar için doğanın sunduğu toprak ve su kaynakları kimliklerini sürdürebilmenin ön koşulu. Yani toprak ve suyun varlığı ya da yokluğu, yaşam ya da ölümü belirliyor.

Dünyanın en zengin su varlıklarına sahip Brezilya’da 2015 yılında 50 çevre cinayetiyle ilk sıraya otururken, onu 33 cinayetle Filipinler izliyor. Dünyada benzer cinayetlerin yaşandığı başka ülkeler de var. Örneğin çevreci cinayetleri olmasına rağmen Türkiye bu raporda yer almıyor.

Büyüknohutçu çifti neyi savunuyordu?

Türkiye’ye dönecek olursak, dev bir şantiyeye dönüşen ülkenin en önemli çevre sorunlarından biri de bunca inşaat için gereken taşı ve kumun çıkarılması faaliyetleri sırasında ortaya çıkan ekolojik ve sosyal yıkım. Türkiye genelinde sayıları on binleri bulmuş açık taş ocağı işletmeciliği, deprem etkisi yaratan patlatmalarla yeraltı sularını yok ederken, çıkardığı toz ile döllenmeyi önleyerek meyve ağaçlarını verimsizleşmesine, balıkların ölümüne neden oluyor.

Antalya’da bir taş ocağı

Tüm ekolojik katliamın sonucunda kırsal kesimin geçimlik tarım olanakları ortadan kalkıyor. Sonrası zorunlu göç ve şiddeti artan bir yoksullaşma. İşte Büyüknohutçu çifti tüm bunlara dur diyordu. Yaşamı savunduğu için sayısız tehdit aldı, tazminat davası ve yangınla korkutulmaya çalışıldı. Bu da yetmedi  en sonunda canları alındı.

Geleceğimiz kararmasın diye…

Türkiye’nin 2023 Kalkınma Hedefleri’ni düşünecek olursak doğa katliamının hızlanacağı ve yaşam savunuculuğu mücadelesinin daha çetinleşeceği kesin. Yırca’da, Alakır’da, Cerattepe’de, Bergama’da, Hasankeyf’de ve Türkiye’nin daha binlerce kentinde pek çok yerde insanlar sadece topraklarını ve yaşamlarını kendilerine zorla dayatılan projelere karşı savunuyor. Yetkililerin her fırsatta yaşam savunucularını “terörist” ve “kalkınma karşıtı vatan hainleri” olarak karalaması, bu insanlara uygulanacak şiddetin meşrulaştırılması ve teşviki anlamına geliyor. Kalkınmayı kaç cana mal olursa, ne kadar doğa kıyımına neden olursa olsun yapacağını söyleyenler, bu gidişata itiraz edene “teferruatsınız” diyenler bu şiddetin esas failleri.

Bu hikâyeler çoğalmasın, başka canları almasın, doğal mirasımızı yok etmesin ve geleceğimizi karartmasın diye Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Aysin Büyüknohutçu cinayeti aydınlatılmalı. Esas faillerin kim olduğu ortaya çıkarılmalı. Aksi takdirde uzak olmayan bir gelecekte Global Witness raporlarında Türkiye’nin de adının sıkça geçmesi kuvvetle muhtemel.

Son notlar

[1] Radikal (10.07.2014). Bu ‘kare’ için 100 bin lira tazminat isteniyor. http://www.radikal.com.tr/cevre/bu-kare-icin-100-bin-lira-tazminat-isteniyor-1201192/

[2] Ekin Karaca (31.05.2011). Hopa’da gaz emekli öğretmeni öldürdü. Bianet. http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/130381-hopa-da-gaz-bombasi-emekli-ogretmeni-oldurdu

[3] Global Witness (2016). On Dangerous Ground. https://www.globalwitness.org/en/campaigns/environmental-activists/dangerous-ground/

 

Akgün İlhan

Kategori: Hafta Sonu

Köşe Yazıları

Birlikte var olmak ya da tek tek yok olmak

Geçtiğimiz haftalarda Honduraslı bir başka çevre aktivisti daha öldürüldü. Doğanın ve yerel halkların savunucusu Lesbia Yaneth Urquía evinden bisikletle çıktıktan sonra kendisinden haber alınamamıştı. Ertesi gün üç çocuk annesi aktivist bisikletiyle birlikte bir çöplüğe terk edilmiş olarak bulundu. Aradan geçen on günün sonunda üç kişi katil zanlısı olarak yakalandı. Zanlıların sorgulamaları devam ediyor. Bu cinayeti bizzat işleyenlerin yakalanıp adalete teslim edilmesi kadar, doğayı katleden ve toplumun geleceğini karartan projeleri yapıp gerçekleştirenlerin de tespit edilmesi gerekli.

Nehirler ve yerel halklar

Urquía, Honduras Yerli Halkları Konseyi (COPINH) aktivistlerindendi. O da tıpkı 3 Mart 2016’da evinde vurularak öldürülen COPINH lideri ve 2015 Goldman Çevre Ödülü sahibi Berta Caceres gibi Lenca yerlilerinin yaşam alanı olan topraklara hayat veren Gualcarque Nehri üzerinde planlanan 4 adet HES projesine karşı mücadele veriyordu.

Berta Caceres

Berta Caceres

Caceres’in ölümünden iki hafta sonra arkadaşı aktivist Nelson García da güvenlik güçlerince öldürülmüştü. García, yerlilerinin topraklarına zorla el koymaya çalışan devletin güvenlik güçleri ile çıkan çatışmada hayatını kaybetmişti. Nehirler Lenca halkı için hayatlarının doğrudan bağlı olduğu kutsal varlıklardı. Ancak neoliberal kalkınma paradigması kutsal mutsal dinlemiyordu. Nitekim Çin’in en büyük şirketlerinden biri olan mühendislik ve inşaat firması Sinohydro, Dünya Bankası Uluslararası Finans Kurumu ve Honduras’lı şirket Desarrollos Energéticos (DESA) Lenca halkına haber bile vermeden nehrin üzerinde dört adet HES planalamaya 2006’da başlamıştı. Bu projelerin inşaatlarına ise 2012’de başlarken, nehirdeki suyun akışı 2013’te kesilmişti. İşte o gün Lenca halkı yaşam alanlarını ve kültürlerini ortadan kaldıracak bu projelere karşı barışçıl bir mücadeleye başlama kararı verdi.

Barışçıl protestolara karşı kurşunlar

Gualcarque Nehri’nin insanları şiddete başvurmadan kültürlerini ve topraklarını korumaya çalışırken, söz konusu şirketlerin ve devletin terörüne maruz kaldı. 2013 Mart ayında bir baraj ofisinin önünde yapılan protestoya katılan bir başka COPINH aktivisti Tomas Garcia’nın ellerinde pankartlarından başka bir şey yoktu. 300 kişinin gözleri önünde barışçıl bir protestoyla sadece yaşam hakkını savunan bir adama üç kez kurşun sıkacak kadar gözü dönmüş kolluk güçlerinin ellerinde ise silahlar vardı. Yedi çocuk babası Garcia, Honduras Hükümeti’nden 1995 yılında kendisinin de imzaladığı ILO 169 Konvansiyonu’na (1989) uymasını ve yerli halkların kendi topraklarındaki projelerden haberdar edilerek onaylarının anılmasını sağlamasını istiyordu. Honduras’ta onurlu bir yaşam için bazen ölümü göze almak gerekiyordu.

İngiltere merkezli bir STK olan Global Witness’ın yayınladığı Ölümcül Çevre adlı rapora göre son on yılda Honduras çevreciler için en tehlikeli ülkelerden biri haline geldi. Sadece 2010 ile 2015 yılları arasında 100’den fazla çevreci yaşam alanlarını yok eden baraj ve HES gibi hidrolik projeler, madencilik faaliyetleri, ağaç kesimleri ve yoğun tarım projelerine karşı seslerini yükselttikleri için öldürüldü. Tabi medyaya yansımış bu ölümler var olan şiddet piramidinin sadece en tepesinde olanlar. Ölüm nedeni belli olmayan, yaralanan, topraklarını kaybettikleri için göçe zorlanıp yoksullaşan ve tehdit altında yaşayan insanların sayısı bu verilere dâhil değil.

Honduras’ın kuzeyinde madencilik karşıtı oldukları için öldürülen üç Tolupán yerli halkı lideri (Kaynak: globalwitness.org)

Honduras’ın kuzeyinde madencilik karşıtı oldukları için öldürülen üç Tolupán yerli halkı lideri (Kaynak: globalwitness.org)

Bu sadece Honduras’ın meselesi değil

Elbette ki bu cinayetler Honduras’a özgü değil. Örneğin Brezilya çevreci cinayetleri konusunda birinciliği başka bir ülkeye bırakmıyor. 2015 yılında tüm dünyada öldürülen çevreci aktivistlerin sayısı 185 iken bunun 50’si bu ülkeden geliyor. Geçtiğimiz Haziran ayında yapılmasın diye mücadele ettiği barajda cesedi bulunan Nilce de Souza Magalhães bunlardan sadece biriydi. 7 Ocak 2016’dan bu yana kayıp olan Magalhães, halkının tek geçim kaynağı olan Madeira Nehri’nin yönünün değiştirilmesi sonucu susuz kaldıklarını, elektriksiz ve susuz yeni yerleşim yerinde yaşamaya zorlandıklarını anlatmaya çalışıyordu. Ancak susturuldu ve cansız bedeni düşmanı olduğu barajın sularına atıldı. Doğal zenginlikleriyle bilinen Brezilya muazzam bir toprak ve su gaspına maruz kalıyor. Ülkede yerel ağaçlar kesiliyor, sulak alanlar kurutuluyor ve yerlerine kereste üretimi için ağaç tarlaları, endüstriyel tarım alanları ve kentsel projeler kuruluyor. Tüm bu büyük projelerin var olabilmesi için de başta hidroelektrik olmak üzere enerji ihtiyacı artıyor.

Global Witness’a göre 2015 ile 2016 yıllarının Haziran ayları arasında bütün dünyada haftada üç çevreci öldürüldü. Bu sayı bir önceki yılın verilerinin iki katından fazla. Çoğumuzun sandığının aksine çevresel şiddet sadece gelişmekte olan ülkelerin sorunu değil. ABD’li çevre aktivist Leroy Jackson’un yol kenarında ölü bulunması; Arkansaslı Greenpeace aktivisti Pat Costner’ın tehlikeli atıkların yakılmasına muhalefeti nedeniyle tehditler almasının ardından 1991 yılında evinin yakılması; Proctor & Gamble’a ait bir kâğıt fabrikasının nehre atık su pompalamasına muhalefeti nedeniyle 1992’de üç erkek tarafından dövülen, işkence edilen ve tecavüze uğrayan Floridalı Stephanie McGuire ve 2014’te Fransa’da Tescou Nehri üzerine baraj yapılmasını protesto etmek amacıyla yapılan gösterilerde polisin attığı patlayıcı maddeyle hayatını kaybeden 21 yaşındaki Rémi Fraisse gibi vakalar “gelişmiş” ülkelerde olup biten şiddetin kurbanlarından bir kaçı yalnızca.

Hidrolik projelere karşı çıkanlar terörist ilan ediliyor

108

Ölümcül Çevre raporuna göre 2015’teki su meselesiyle ilgili mücadele veren 15 aktivist cinayete kurban gitmiş. Bir 60 kadar aktivist de su varlıklarını kirleten ve tüketen madencilik faaliyetlerine karşı çıktıkları için öldürülmüş.

Caceres’in öldürülmeden önce söyledikleri, devletlerin ve şirketlerin yarattığı şiddet piramidinin en üst noktasına gelmeden önce yaşam savunucularının yaşadığı psikolojik baskıyı da gözler önüne seriyor. “Takip ediyorlar. Mahkemeye veriyorlar. Sadece beni değil ailemi de öldürmekle tehdit ediyorlar, kaçırıyorlar. Her gün yaşadığımız şey bu”.

Buna rağmen bu insanlar devlet düşmanlığıyla ve terörist olmakla suçlanıyor. Devletin projesine karşı çıkmak kalkınma karşıtı olmakla eş tutuluyor. Peki, bu doğa ve toplum düşmanı projeler kimi kalkındırıyor? Kalkınmanın çevresel ve toplumsal maliyetleri neden hiç hesaba katılmıyor? Bu soruları sormak bile vatan hainliği olarak kabul ediliyor.

Türkiye’de de durum çok farklı değil

Nitekim Türkiye’de de bu söylemin benzerleri fazlasıyla mevcut. Üstelik 2023 Kalkınma Hedefleri’ne bakılırsa çevrecilere yönelik şiddet yakın gelecekte daha da büyüyecek gibi görünüyor. Yırca, Alakır, Cerattepe, Bergama ve Hasankeyf gibi pek çok yerde insanlar sadece topraklarını ve yaşamlarını, kendilerine sorulmadan dayatılan projelere karşı savunuyor. Cumhurbaşkanının, başbakanın ve bakanların her enerji veya su tesisi açılışı töreninde yaşam savunucularını azılı birer teröristmiş gibi göstermesi, bu insanlara uygulanacak olan şiddetin meşrulaştırılmasından başka bir şey değil. Cerattepe’ye altı farklı ilden binlerce kolluk gücü yığmak tam da bu şiddetin ispatıdır. Kalkınmayı kaç cana mal olursa, ne kadar doğa kıyımına neden olursa olsun yapacağını açıklayanlar, bu gidişata itiraz edene “teferruatsınız” diyenler bu şiddetin failleridir.

Çevre cinayetleri hepimizin meselesi

Doğa varlıklarının üzerindeki baskılar büyüdükçe, doğayı korumaya çalışan yaşam savunucuları devlet ve sermayenin saldırılarına daha da açık hale geliyor. Unutmamak lazım ki bu insanlar sadece kendi hayatları için değil, hepimizin geleceği için de mücadele ediyor. Caceres’i, Urquía’yı, García’yı ve daha binlercesini çocuklarının geleceği için ölümü göze almaya iten koşullar hepimiz için geçerli. Çünkü orman, toprak ve su yoksa hayat da yok. Ve bu mücadele artık hep birlikte var olmak ya da teker teker yok olmak meselesi.

109

 

 

Akgün İlhan

Doğa MücadelesiManşet

İnsanlığın karanlık tarafı Honduras’ta bir doğa savunucusunu daha öldürdü

lesbiaHonduras’ta insan hakları ve doğa savunucusu, yerli aktivist Lesbia Yaneth Urquía Urquia‘nın kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırıldıktan sonra katledildiği ortaya çıktı. Urquia’nın ölü bedeninin geçtiğimiz Perşembe günü bir çöp kutusu yanında bulunduğu belirtiliyor.

Urquia, Honduras Yerli Halkları Konseyi (COPINH)‘nin aktif bir üyesiydi ve yerli halkların topraklarında hidroelektrik santraller kurulmasına karşı savaşıyordu.

Honduras Yerli Halkları Konseyi (COPINH), dört ay önce evine giren kimliği belirsiz kişiler tarafından katledilen Honduras yerli halk lideri, insan hakları savunucusu ödüllü aktivist Berta Caceres tarafından kurulmuştu. Ceceres de yerli halkların topraklarında hidroelektrik santraller kurulmasına karşı olan protestolara önderlik ediyordu.

Başka bir COPINH lideri olan Tomas Garcia da 2013 yılında barışçıl bir protesto sırasında vurularak öldürülmüştü.

Bu cinayetler, Honduras hükümetinin doğa savunucularına koruma sağlamadaki yetersizliğinin trajik örnekleri. Dünyadaki çevre ve insan hakları ihlallerini gözlemleyen Global Witness örgütünün sunduğu verilere göre, Honduras doğa savunucuları için en ölümcül ülke. 2010-2015 yılları arasında ülkede en az 109 doğa savunucusu devlet tarafından desteklenen yıkıcı baraj, madencilik, ağaç kesim ve tarım projelerine karşı durdukları için öldürüldü. 2015 yılında öldürülen sekiz kişinin beşi yerli halktan. Tüm ölümlerin kayıtlara geçmediği düşünülüyor, yani bu rakamlar buzdağının sadece görünen bir parçası.

 

Haber: Ayşe Ceren Sarı

(Yeşil Gazete, Telesur, Global Witness, CIEL)

Doğa MücadelesiManşet

İnsanlığın karanlık tarafı Berta Caceres’i öldürdü

Berta Caceres at the banks of the Gualcarque River in the Rio Blanco region of western Honduras where she, COPINH (the Council of Popular and Indigenous Organizations of Honduras) and the people of Rio Blanco have maintained a two year struggle to halt construction on the Agua Zarca Hydroelectric project, that poses grave threats to local environment, river and indigenous Lenca people from the region.

Honduras yerli halk lideri, insan hakları savunucusu Berta Caceres bu sabah (03.03)  erken saatlerde evine giren kimliği belirsiz kişiler tarafından katledildi. Son haftalarda barajlara karşı yaptıkları barışcıl gösteriler nedeniyle ölüm tehditlerinde artış olduğu bildiriliyor.

Fotoğraf: Goldman Çevre Ödülü

Polis yerel basına yaptığı açıklamada Caceres’in, hırsızlık yapmak için eve giren kişiler tarafından öldürüldüğünü belirtirken yakınları yerli halkın haklarını savunduğu için öldürüldüğünü söylüyor.

Lenca yerlilerinin lideri olan Caceres, Honduras Yerli Halkları Konseyi (COPINH) kurucuları arasında yer almaktaydı. Caceres, yerelde bulunan yerli toplulukların onayı olmadan yapılmak istenen Agua Zarca Barajı’nın yapımını durdurmak için Rio Blanco sakinleri ile birlikte, başarılı bir direniş hareketine öncülük etmiş ve projenin durdurulmasını sağlamıştı. Caceres, 2015 yılında önde gelen saygın çevre ödüllerinden Goldman Çevre Ödülü’nü kazanmıştı.

Küresel Tanıklık(Global Witness)’a göre Honduras toprak ve çevre hakları savunucuları için en ölümcül ülke. 2010-2014 yılları arasında Honduras’ta 101 çevreci öldürüldü.

(Yeşil Gazete, telesurtv.net)

Doğa MücadelesiManşet

Global Witness: Doğayı korumak hiç bu kadar ölümcül olmamıştı

Bugün yayınlanan ‘Deadly Environment’ (Ölümcül Çevre) isimli rapor, dünyadaki doğa mücadelesinin, artık nasıl aynı zamanda bir ölüm-kalım mücadelesi haline geldiğini gösteriyor. Rapora göre son 11 yılda 908 kişi doğanın haklarını koruduğu için öldürüldü.

Ekran Resmi 2014-04-15 15.31.46.png

Global Witness örgütünün yayımladığı rapora göre 2002-2013 yılları aarsında 908 kişi doğa mücadelesine katıldığı için öldürüldü. Maden, toprak hakkı ve ağaç katliamlarıyla ilgili mücadelelerde şiddetin dozu yükselirken Latin Amerika ve Asya Pasifik ülkelerinde ölümle sonuçlanan şiddet sayısı fazlalığı dikkat çekiyor .

1988 yılında öldürülen doğa ve insan hakları savunucusu Chico Mendes’in 25. ölüm yıldönümnde yayınlanan ‘Ölümcül Çevre’ isimli raporda öldüren çevre hakkı savunucularının sadece yüzde birininin failinin cezalandırıldiği dikkat çekiyor.

Ekran Resmi 2014-04-15 15.30.02.png

Toprağını koruduğu için öldürülen sıradan insanlar

Global Witness’tan Oliver Cortney, ‘bu durum çevreyi korumanın hiç bir zaman bu kadar önemli ve ölümcül olmadığını ortaya koyuyor’ diyor. ‘Sıradan insanların sadece topraklarını korudukları için öldürülmesi kadar küresel çevre krizini daha iyi ne açıklar bilemiyorum. Yine de problem gittikçe büyüyor ve sorumlular suçtan sıyrılmayı başarıyor. Umarız rapordaki bulgular hükümetler ve uluslararası toplum için bir uyanış çağrısı olur’

Rapordan bazı bilgiler şöyle: 

– Son 11 senede 35 ülkede 908 kişi çevreyi ve toprağını korumaya çalışırken öldürüldü.

– 2012 çevre mücadelesi adına en kötü yıldı; 147 kişi öldürüldü.

– Ölümlerim 656’sı faili meçhul olarak kalmaya devam ederken, 38 kişinin katiliyle ilgili bilgiye ulaşıldı. Sadece 6 kişinin ölümüyle ilgili sanıklar cezalandırıldı; yani ölümlerin yüzde 90’ıyla ilgili hiçbir ceza verilmedi. 

– Çevrecilerin en çok tehlike altında olduğu yerler arasında Latin Amerika ve Güneydoğu Asya geliyor. Brezilya’da 448 kişi çevre mücadelesinde öldürüldü; ardından Honduras ve Filipinler geliyor.

Raporda ayrıca, doğa mücadelesinin insan hakkı dahilinde görülmediği, mağdurların da kendi hakları konusunda bilgi eksikliği olduğu vurgulanıyor.

indigenous-woman-of-Brazi-007

Cinayetlerin üçte birinin nedeni toprak kullanımı 

Global Witness raporu yerli halkların toprak hakkına bir bölüm ayırmış, zira yaşanan şiddet olaylarının büyük bir kısmı şirketlere karşı kendi toprağını korumak isteyen yerli halkın başına geliyor. Yerlilerin hakkının hukuki olarak korunmaması, onları ekonomik büyüme karşısında savunmasız bir konuma getiriyor. Cinayetlerin üçte biri toprak kullanımı nedeniyle gerçekleşmiş.

‘Hükümetler çevre için mücadele edenleri koruyamadı’

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan 5. Hükümetlerarası İklim Paneli (IPCC) raporuna da atıfta bulunan Global Witness, ‘son raporlar da ortaya koyuyor ki hükümetler iklim değişikliğini önlemek için gereken karbon emisyonunu azaltma hedefinde başarısız oldu. Başarısız oldukları bir başka konu da iklim değişikliğinin nedenleri ve sonuçlarına karşı mücadele sıradan insanları ve aktivistleri de koruyamamaktır’ dedi.

(Yeşil Gazete)

 

 

DünyaManşet

Dünyada her hafta iki çevre aktivisti öldürülüyor

Global Witness (Küresel Şahitlik) isimli sivil toplum örgütünün derlediği rakamlara göre 2011’de öldürülen çevre aktivistlerinin sayısı haftalara bölündüğünde, haftada ikiyi aşıyor. Geçtiğimiz on yıl içinde sadece Rio+20 Yeryüzü Zirvesi’ne evsahipliği yapan Brezilya’da öldürülen aktivist sayısının 365 olduğu belirtiliyor.

Öte yandan, Global Witness örgütü, raporu hazırlarken kullandıkları verilerin eksik olduğunu da itiraf ediyor. Örgütün sözcüleri, raporu hazırlarken büyük ölçüde “nispeten şeffaf” ülkelerden alınan verileri kullanmak zorunda kaldıklarına dikkat çekerek, daha kapsamlı verilerin kullanılması halinde öldürülen çevre aktivisti sayısının yükselebileceğini vurguluyorlar. Benzer şekilde raporun doğal kaynakların kıtlığı yüzünden yaşanan çatışmalardan kaynaklanan ölümleri de hesaba katmadığına dikkat çekiliyor.

2011 Aralık ayında Birleşmiş Milletler insan hakları özel raportörü Margaret Sekaggya da konuya dikkat çekerek, madencilik ve inşaat sektörleriyle bağlantılı toprak ve çevre konularında çalışanların en yüksek ölüm riski taşıyan insan hakları savunucusu grup olduğunu belirtmişti.

Global Witness, Rio’daki hükümet ve devlet temsilcilerine, artan şiddeti izlemek ve engellemek için gerekli mekanizmaların bir an önce oluşturulması çağrısında bulundu.

(Yeşil Gazete, Guardian, Lawyers for Human Rights)

Kategori: Dünya