Köşe Yazıları

Kimin haberi var yeni YEKA alanlarından?

Ülkemizdeki yoğun ve gürültülü gündem içinde dikkat çekmeyen ancak kritik bir ilan yayınlandı artık kâğıda basılmayan Resmi Gazetemizde. Aslında çevre aktivisti abimiz Uz. Dr. Umur Gürsoy’un uyarısı olmasa bizim de haberimiz olmayacaktı. İlana göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yeni YEKA alanlarını belirlemiş; belirlemekle de kalmamış ihaleye çıkmıştı. Hem de kimseye danışmadan; haber dahi vermeden*

Peki, ne anlama geliyordu yeni YEKA alanları? Aslında YEKA alanları Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları’ demek. İşte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bu alanları belirleyerek güneş ve rüzgâr enerjisi santralleri kurmak için ihaleye bile çıkmıştı.

Güneş enerjisinden elektrik üretimi doğru bir adım ama üzüm bağlarının ortasında da değil

Resmi Gazete’de yayınlanan ilana göre ihaleye son başvuru tarihi ise 31 Ocak 2019. İlana göre bir proje yarışması yapılacak ve yarışmayı kazananlar bu alanların 30 yıllık işletme hakkına sahip olacaklar. İlanda yer alan bölgelere gelince: güneş enerjisine (GES) dayalı yeni YEKA’lar olarak Niğde’nin Bor, Urfa’nın Viranşehir ile Hatay’ın Erzin ilçeleri belirlenmiş. Erzin YEKA alanı içinde ayrıca  Adana’nın Toprakkale ve Ceyhan ilçelerinden de bölgeler de yer alıyor. Rüzgâr enerjisi (RES) YEKA’ları için ise Edirne, Kırklareli-Demirköy, Sivas-Kangal, Sivas-Gürün Eskişehir-Tepebaşı bölgeleri işaretlenmiş.

Yarışmada başlangıç tavan fiyatı 6,50 ABD Dolar-cent/kWh olacak ve YEKA Kullanım Hakkı Sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren fiyat 15 yıl geçerli olacak. Başvuru aşamasında 1 yıl süreli, tamamen ve kısmen nakde çevrilebilir, limit dışı ve Şanlıurfa-Viranşehir için 3 milyon ABD Doları, Hatay-Erzin için 1,5 milyon ABD Doları, Niğde – Bor için 2 milyon ABD Doları tutarında teminat mektubu sunulması gerekiyor.

Aslında buraya kadar her şey kamuoyunun haberi olmaması dışında normal görülebilir. Fiyatın yüksek olması ve üstelik ABD dolarına bağlanması, elektrik üretiminin ve dağıtımının bir kamu görevi olması gerekirken özel sektöre devredilmesi tartışmalarına da girmiyorum. Ülkemizin elektrik üretimi açısından dışa bağımlılıktan kurtulması ve bu üretimin çevre ve insan sağlığı açısından en az riskli yöntemle yapılmasının yolu yenilenebilir enerji kaynaklarından geçiyor. Bu da başka bir gerçek.

Üstelik ülkemiz bu anlamda çok şanslı bir coğrafyada yer almasına rağmen yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimi içindeki payı kendisinden çok daha az yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip ülkelerin oldukça gerisinde. 04.10.2018 rakamlarına göre hidroelektrik kaynakları saymazsak ürettiğimiz elektriğin %10.81’i rüzgârdan, %2.59’u güneş enerjisinden, %1.83’ü jeotermal enerjiden ve %0.60’ı biyogazdan olmak üzere sadece %15.83’ü yenilenebilir enerji kaynaklarından**

Oysa bu oran bizden çok daha az bu kaynaklara sahip Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda neredeyse bizim iki katımız kadar ve %30’u geçmiş durumda. Bu açıdan bakıldığı zaman yenilenebilir enerji kaynakları konusunda yeni yatırımlar yapılması doğru bir adım. Ancak konu da ‘yer belirlenmesine’ gelince biraz düşünmek gerekiyor. Bugüne kadar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının sürecine davet edilmeyen çevre örgütleri ve yerel yönetim temsilcileri yatırımlar başladıktan sonra YEKA alanlarından haberdar olmakta ve çoğunda da haklı nedenlerle gerek rüzgar gerekse güneş enerjisi santrallerinde yer seçimine karşı çıkmaktalar. Ancak bu karşı çıkış sırasında kamuoyuna verilen mesajlar ise çoğu zaman hatalı olmaktadır. Örnek vermek gerekirse köyünün dibinde rüzgar enerjisi santrali kurulmasını istemeyen köylü ‘santralin yerine karşıyım demek yerine; kısa yoldan rüzgar enerjisine karşıyım’ diyebilmektedir veya bağların ortasına yapılan bir güneş enerjisi santrali üreticileri adeta isyan ettirebilmektedir. Bu durum da özellikle kömürlü termik santral lobisinin ellerini ovuşturmasına yol açmaktadır.

Sonuçta bu alanların yer tespiti mutlaka bölgedeki yerel yöneticiler ve çevre örgütlerinin katılımı ile yapılmalıdır. Çevre örgütleri ve son resmi gazete belirtilen yerlerin yerel yöneticileri bugünden itibaren süreçle ilgilenmeli ve varsa itiraz ve nedenlerini kamuoyu ile paylaşmalıdır yoksa yarın çok geç olacaktır.

Yenilenebilir enerji kaynakları konusunda kamuoyunun kafası yanlış mesajlarla daha çok karışacak ve bu durumdan da fosil yakıt lobisi yararlanacaktır.

Kaynaklar

*https://yesilekonomi.com/yeni-yeka-alanlari-belirlendi/

**http://www.enerjiatlasi.com/elektrik-uretimi/

 

 

Ahmet Soysal

EnerjiManşet

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın Akkuyu Raporu ortaya çıkarıldı!

Akkuyu nükleer santrali

Hükümetin ‘devletin güvenliğini’ gerekçe gösterip mahkemeden bile gizlediği, Akkuyu nükleer santraline ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın(UAEA) hazırladığı raporu ele geçirdi. Enerji Bakanlığı, geçen yıl şubat ayında teslim edilen “Entegre Nükleer Altyapı Gözden Geçirme” (INIR) misyon raporunun güncelliğini yitirdiğini iddia etse de üzerinden bir yılı aşkın bir zaman geçtiği halde çalışmadaki tavsiyelerin neredeyse hiçbirinin gerçekleşmediği ortaya çıktı.

Akkuyu nükleer santrali

Akkuyu nükleer santrali

Hürriyet Gazetesi Washington muhabiri Tolga Tanış’ın haberine göre Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) uzmanlarının Akkuyu Projesiyle ilgili olarak hazırladıkları rapor, Türk Hükümeti’ne 24 tavsiye ve 15 öneride bulunuyordu.Ve uzun süre hazırlığı yapılan INIR misyon raporu, UAEA temsilcileri tarafından Türkiye’ye 20 Şubat 2014’te teslim edilmişti.

Türk Hükümeti, raporu kamuoyundan gizledi. Akkuyu Nükleer Güç Santralı projesi için geçen Aralık verilen ÇED Olumlu Kararı aleyhine açılan yürütmeyi durdurma talebi davasında hükümetin mahkemenin isteğine rağmen “devletin güvenliği” gerekçesiyle raporu mahkemeden dahi saklaması ise büyük tartışma yarattı.

Haberin Hürriyet’te yayınlanmasının ardından bir açıklama yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “2013 yılının sonunda hazırlanan tespit raporu şu anda güncelliğini bile yitirdi” diyerek konuyu kapatmaya çalıştı. Ancak Hürriyet’in ulaştığı rapor, çalışmanın güncelliğini yitirmediğini ve bazı istisnalar dışında Türk Hükümeti’nin raporda belirtilen önerilerin neredeyse hiçbirini gerçekleştirmediği ortaya çıktı. İşte 98 sayfalık UAEA’ın hazırladığı INIR misyon raporunun Akkuyu nükleer santral projesi için Türkiye’ye bulunduğu tavsiyeler:

İŞTE O TAVSİYELER

1) Türkiye Hükümeti, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) arasında nükleer politika geliştirmedeki görev ve sorumlulukları netleştirmeli.
2) Türkiye Hükümeti, ulusal nükleer programın daha da ilerletilmesinde bir yol haritası olabilecek ulusal politika ve strateji taslağını tamamlamalı. Bu çalışma, temel ilkeleri tanımlamalı, görev ve sorumlulukları netliğe kavuşturmalı. Bu çalışma diğer konular arasında, harcanmış yakıt ve atıklar ile tesisin işletmeden çıkarılması meselelerini de ele alacaktır.
3) Akkuyu proje şirketi (Akkuyu Nükleer A.Ş.), işletmecinin güvenlik (safety) konusundaki birinci sorumluluğunu, Rosenergoatom’daki (Rus Devleti’nin nükleer santral işletme şirketi) uzmanlığının kullandırılmasından sağlayacağı menfaati ve Türk düzenleme çerçevesiyle uluslararası standartları dikkate alarak hazırlık, inşaat ve işletme sırasında işletmeci sorumluluğunu yerine getirmek için organizasyon yapısını tamamlamalı.
4) Akkuyu proje şirketi, lisans belgeleri ve düzenleme gözden geçirmelerinde ortaya çıkan konuların çözümünü halletmede değerlendirme ve sorumluluk alma kapasitesine sahip olduğunu garanti etmeli.
5) Akkuyu proje şirketi, tesisi devreye sokmak için hazırlıklı olma ve tesisin işletmesini yürütme ihtiyacını hesaba katarak işletme fonksiyonlarını güçlendirmek için planlarını tamamlamalı. Buna ilave olarak TAEK, Akkuyu proje şirketi ile istişarenin ardından Akkuyu nükleer santrali işletme organizasyonu için ana ilkeler ve gereklilikleri tanımlamalı. Özellikle de işletme faaliyetlerinin diğer kuruluşlara devredilmesi ve belirli kadroya lisans verilmesiyle ilgili.
6) Türkiye Hükümeti, Ulusal Radyoaktif Atık ve İşletmeden Çıkarma Hesaplarında kapsamı ve idari ayarlamaları netleştirmek için düzenlemelerin geliştirilmesini tamamlamalı.
7) Türkiye, kapsamlı nükleer yasanını mümkün olduğunca erken biçimde çıkarmalı ve yasada şu ihtiyaçlar dahil olacak biçimde bir dizi önemli konunun yeterli derecede ele alınmasını sağlamalı:

– Teşvik sorumluluğu olmayan ve karar almasını gereksiz yere etkileyecek sorumlulukları ya da menfaati olan kurumlardan bağımsız bir düzenleme organının kurulması.
– Düzenleme organının fonksiyonlarının ve yetkili kişilerin sorumluluklarının tanımlanması.
– Nükleer güvenlik (safety), emniyet (security) ve güvence denetimini (safeguards) kapsaması.
8) Türkiye, nükleer hasar için sivil sorumluluk yasasını çıkarmalı.
9) Türkiye Hükümeti, lisans süreci dönemi dahil, düzenleyici fonksiyonların bağımsızlığını garanti altına almalı.
10) TAEK, bir nükleer güç programı için gerekli düzenlemeleri tamamlamalı.
11) Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı, gerekli faaliyetleri, görev ve sorumlulukları tanımlamak için Ulusal İnsan Kaynakları Geliştirme Planı’nı tamamlamalı.
12) Akkuyu proje şirketi, işe alma ve eğitimde uygun bir planlamayı, işletme organizasyonu için düzenleyici gereklilikleri konusundaki nihai karar bağımsızlığını garanti altına almalı.
13) TAEK, kadrosunun işe alımı ve lisanslama, Akkuyu nükleer güç santralinin denetimi için bir teknik destek kuruluşuyla anlaşma konusundaki faaliyetlerini hızlandırmalı. Ayrıca TAEK, SAT’e (Eğitime Sistematik Yaklaşım) dayanarak yeni kadrosu için daha fazla işe özel eğitim planları geliştirmeli.
14) Türkiye Hükümeti, görev ve sorumlulukların net tanımıyla, paydaş dahli ve halkı bilgilendirmede ulusal bir strateji oluşturmalı.
15) Türkiye Hükümeti, kendi iletişim faaliyetlerini uygulayabilmeleri için projenin teşviğinde görevlendirilen kamu kuruluşları ya da düzenleyici fonksiyonların finansal ve uzmanlık açısından uygun biçimde kaynağa kavuşturulduklarından emin olmalı.
16) Akkuyu proje şirketi, uygulamalı yer incelemelerine dayanan yer parametreleri raporunu tamamlamalı ve gözden geçirme, onay için TAEK’e sunmalı.
17) Hükümetin koordine edici organı olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Akkuyu proje şirketi, Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini zamanında bitirmek için gerekli faaliyetleri tamamlamalı.
18) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, nükleer tesisler için Çevre Etki Değerlendirmesi raporunun standart formatını oluşturmalı.
19) Türkiye Hükümeti, nükleer güç santralleri için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev ve sorumluluklarını, TAEK’le koordinasyonu net biçimde tanımlamalı.
20) Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı, harcanmış yakıt ya da yüksek dereceli atıkların yönetimi konusundaki uzun dönemli teknik sorumluluğun netleştirilmesi dahil, nükleer yakıt döngüsünün ön ve arka ucu için ulusal bir politika ve strateji oluşturma çalışmasını tamamlamalı.
21) Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı, her türlü nükleer atık ve ulusal atık yönetimi organizasyonunun sorumluluklarını belirlemek için ulusal bir politika oluşturma çalışmasını tamamlamalı.
22) Türkiye Hükümeti, radyoaktif atık yönetiminde gerekli faaliyet ve tesisler için uzun dönemli bir plan geliştirmeli.
23) Yerel sanayi katılımının kapsamı ve dahil olma seviyesi konusunda Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı ve Akkuyu proje şirketi arasında bir anlaşmaya varma faaliyetleri yoğunlaştırılmalı.
24) Türkiye Hükümeti, nükleer güç programlarının uluslarası pazarlarda ve bazen sadece tek bir tedarik kaynağına iş taşere edilmesini gerektirdiğini kabul ederek, zamanlı biçimde mal ve hizmet alımı için kamu kuruluşlarına imkân vermeli.

3 kurum sessiz kaldı

RAPORU ele geçirdikten sonra çalışmada üzerine sorumluluk düşüne bütün kurumlara belirtilen tavsiyelerde neler yaptıklarını sorduk. Çevre Bakanlığı cevap vermedi. Akkuyu Nükleer A.Ş., sorularımızı Rusça’ya çevirip şirketin merkezine yolladı ama beş gündür yanıt gelmedi. Raporun en önemli kısımlarından biri, bağımsız olması gerektiği defalarca vurgulanan Türkiye Atom Enerji Kurumu’nun (TAEK) Başkanı Zafer Alper ise, “Ülkemizin INIR misyonu kapsamındaki ülke raporu ve ve bu raporla ilgili muhatap kuruluşu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olup belirtilen sorular da bu kapsamda Bakanlığa iletilmiş olup Bakanlık tarafından cevaplandırılacaktır” dedi. Enerji Bakanlığı ise UAEA’nın raporunda belirtilen tavsiye ve önerileri tek tek cevaplamayı reddetti. Müsteşar Yardımcısı Necati Yamaç yolladığı cevapta, “Yapılan çalışma; 2013 yılı Kasım ayı itibariyle ülkemizin nükleer altyapı durumunu yansıtmaktadır. O tarihten bugüne kadar Ajansın önerileri ile ilgili birçok çalışma yapılmış olup sözkonusu rapor bu nedenle güncel durumu yansıtmamaktadır. Örnek olarak; ÇED süreci hızlandırılsın, TAEK danışmanlık ihalesi sonuçlandırılsın önerileri gibi bir çok husus olumlu sonuçlanarak güncelliklerini kaybetmişlerdir” dedi. Yamaç, soruları neden tek tek yanıtlamadığını ise “Ajansın önerileri, hazırladığımız Nükleer Enerji Kanun Tasarısı Taslağında madde hükümleri olarak karşılıklarını zaten bulmuştur. O nedenle, e-mail ile Bakanlığımıza ve TAEK’e yöneltilen soruların her biri üzerinden tek tek geçilmeyecektir. Bu, konuları geçmek için verilmiş yüzeysel bir cevap değildir” dedi. Yamaç, Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı ile ilgili söz konusu kanunun tasarısının da TBMM’ye gönderildiğini belirtti.

RAPORUN ÇARPICI  SONUÇLARI

* Raporun üzerinde durduğu en önemli konulardan biri TAEK’in özerk bir düzenleyici kuruluş kimliği kazanması. Bu halen yapılmadı. Ve şu andaki durum Türkiye’nin de taraf oldugu Nükleer Güvenlik Konvansiyonu’na aykırı.
* Akkuyu tesisisinin nükleer güvenliği hususunda TAEK’in vereceği zorlayıcı talimatlarla ilgili de bir ilerleme yok.
* Akkuyu proje şirketi, uygulamalı yer incelemelerine dayanan yer parametreleri raporunu onay için TAEK’e sundu. Şu anda TAEK raporu inceliyor.
*  Başka bir önemli açık Türkiye, nükleer hasar için sivil sorumluluk yasasını çıkarmadı. O yüzden genel idare hukuk prensipleri kapsamında, herhangi bir kaza kusursuz sorumluluk üzerinden devlete ait bir sorumluluk olacak.
*  Halkı bilgilendirme kısmında da; Akkuyu projesine ilişkin bilgi ve belgeler sistematik olarak halktan hatta mahkemelerden bile gizlendi. ÇED süreci kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme komisyonu (İDK) toplantılarına ait  tutanaklar, sunulan kurum görüşleri için yapılan bilgi edinme başvuruları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından reddedildi.
* ÇED yönetmeliği kapsamında, ÇED raporlarının hazırlanması için proje sahibine özel format verildi. Ancak bu formatın bir standartı yok. Akkuyu projesi, ÇED raporunda entegre tesis olarak değerlendirilmedi. Atıkların kontrolü, iletim hatları, taş ocakları ÇED raporunda değerlendirilmedi.
* Yereldeki sanayinin, sivil toplum kuruluşların, yurttaşların sürece katılımı kısıtlandı. Belediyelerin proje ile ilgili görüşleri değerlendirmeye alınmadı. İmar planı değişiklikleri Bakanlık eliyle yapıldı.
*  En önemli konulardan bir diğeri ise Türkiye Hükümeti’nin, nükleer enerjide harcanmış yakıt ve atıklar ile tesisin işletmeden çıkarılması meselelerini de ele alan bir ulusal politika ve stratejiyi halen tamamlamamış olması. Hürriyet’e bu konunun önemini değerlendiren CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, “Harcanmış yakıtların akıbetinin ne olacağı konusunda hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Radyoaktif atıklar bir ‘süre’ ülkemizde depolanacaktır. Daha sonra ne olacağı net değildir. Atıkların Akdeniz-Ege-Marmara-Boğazlar-Karadeniz yoluyla Rusya’ya götürülmesi akıl dışıdır. Nükleer tesisin sökümü ve söküm maliyeti hakkında da hiçbir bilgi verilmemektir” dedi.

 

(Hürriyet)

Kategori: Enerji

EnerjiManşet

Sinop Nükleer Karşıtı Platform’da yeni dönem

2013 Mayıs ayında AKP Hükümeti’nin  Hükümetler arası anlaşma ile Japonlar tarafından Sinop’a nükleer santral kurulması kararını almasını izleyen süreçte eylemlerine ve faaliyetlerine hız kazandıran Sinop Nükleer Karşıtı Platform(SNKP)’da yeni dönem 27 Kasım tarihinde yürütmeyi oluşturan isimlerin tespit edilmesiyle başladı.  

5...

2014 yılı 2.Olağan Genel Kurulu

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Genel Merkezi Genel Sekteri ve aynı Zamanda NKP Türkiye sekreteri Hüseyin Önder, EMO Enerji Komisyonu Başkanı Nedim Bülent Damar, EMO Samsun Şb. Başkanı Mehmet Özdağ, EMO Samsun Şubesi Denetleme Kurulu Başkanı Tarık Tarhan ve Eğitim-sen Genel Eğitim Sekreteri Elif Çuhadar’ın, Demokratik Kitle Örgütlerinin, sendika ve siyasi partilerin katılımıyla gerçekleştirilen 2.Olagan Genel Kurul’da kurumsallaşmış kurumların ağırlıklı olduğu bir yapıyla tabana yayılacak bir yürütme kurulu için  görev dağılımının bir hafta sonra yapılması kararlaştırıldı.

27 Kasım günü Kamu Emekçi Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Sinop Dönem Sözcüsü Metin Gürbüz başkanlığında toplanan Yeni Yürütme Kurulunun,  KESK, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), TÜRK-İŞ, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD), Atatürkçü Düşünce Derneği(ADD), Sinop Üniversitesi Öğrenci Dayanışması, Nazım Hikmet Kültür Evi, Balıkçılık Kooperatifi, Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı(TEMA), Sinop Barosu, EMO, TMMOB gibi kurumların seçeceği kişi veya kişilerden oluşması karara bağlanarak görev dağılımı yapıldı. Buna göre SNKP’de Dönem sözcüsünün ilk 3 ay için EMO Temsilcisi Saygın Doğan ’ın, ikinci 3 ay için ise İnşaat Mühendisleri Odası Temsilciliği ile aynı zamanda Mali Komisyon sekreteri görevini yürütecek olan Neşe Özkoç’un olmasına oy birliğiyle karar verildi.

Geçmiş Dönem Sözcüsü Zeki Karataş’ın ise SNKP yürütmesinde KESK’i temsilen yer alması koordinatörlük görevini icra etmesi suretiyle yürütme sürecine katkıda bulunması bekleniyor. Yürütme kurulu , faaliyetlerini yeni oluşturulan Hukuk  Komisyonu, Örgütlenme Komisyonu, Bütçe ve mali İşlerden sorumlu Komisyon ve Halkı Bilgilendirme ve Gençlik Komisyonu üzerinden yerine getirecek .

2014 Sonuna kadar Meclisten onay

Sinop Nükleer Karşıtı Platformu ve nükleer karşıtı aktivistleri insanı zor bir dönem bekliyor. Ekim sonunda Sinop’ta gerçekleştirilen  7. Uluslararası Nükleer Yapı Özellikleri Çalıştayı’nda  Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Temsilcisi Salih Sarı, Sinop’ta kurulacak Nükleer Santral inşaatının 2019 yılına kadar başlatılarak ilk iki santralin 2023 – 2024 yılları arasında elektrik üretmeye hazır olacağını belirtmiş hatta söz konusu çalışmalar için de ÇED sürecinin 2016’ya kadar tamamlanmasının planlandığını söylemişti. Diğer taraftan yine kendisinin aktardığına göre Sinop projesi kapsamında Japonya’ da imzalanan hükümetler arası anlaşmanın 2014 sonuna kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanması gerekiyor.

 

(Yeşil Gazete )

 

 

 

Kategori: Enerji