Köşe Yazıları

Yurttaşın 4 hali : Dokunan yanar mı?

Ahmet Şık’ın henüz yayınlanmamış kitabına iki ilginç tepkisi olmuştu savcıların. Birinci tepki Ergenekon soruşturması kapsamında “örgüt propagandası” sayarak taslağa el koymaktı. İkinci tepki ise daha çıkmamış kitabı yok etmek, yeryüzünden silmek girişimi oldu. Bilgisayarlardaki taslaklara el konuldu, dahası “taslağı bulundurmanın örgüt propagandası yapmak anlamına geleceği” ifade edilerek çok açık biçimde tehdit edildi tüm yurttaşlar.

Örgüt propagandası olduğu mahkeme kararıyla henüz tescillenmemiş bir kitap taslağını bulundurmanın örgüt propagandası sayılmasının tüm hukuk teamüllerine aykırılığı çok önemli ve ama ayrı bir konu. Benim değinmek istediğim taslağın geçtiğimiz günlerde “dokunan_yanar” ismiyle internete sızması ve bunun üzerine başlayan süreç.

Kimilerince “Türkiye’nin wikileaks’i” olarak tanımlanan bu durum, “devlet-yurttaş” ilişkisini incelemek için çok güzel bir fırsat. Aynı anda hem parçası hem de gözlemcisi olduğumuz bir nevi toplumsal deney, aslında. Mail kutusunu açtığında bir tanıdığından “dokunan_yanar.pdf” isimli dosyayı gören kişinin aklından ilk geçenler ve ardından yaptıkları, (varsa) endişe ve ikilemleri…

Bu çok somut ve taze durum üzerinden Türkiye’de yurttaş olmanın hallerini inceleyelim o halde. “Yurttaşlık halinden” kastım, siyasi ve ideolojik düşünceleri ne olursa olsun herhangi bir yurttaşın devletle kamusal alanda alenen kurduğu ilişki hali.

Ben bu ilişkiyi, kategorilendirme çabalarının gerçeği tam olarak yansıtmayı hiç bir zaman başaramayacaklarının da farkında olarak, 4 değişik halde sınıflandırıyorum.

 

1. Hal : Edilgen Nesne

Bu hal, yurttaşın devlet karşısında tam olarak kabullenişçi, tam anlamıyla teslimiyetçi durumuna karşılık geliyor. Toplumun önemli bir kısmı, benim gözlemime göre en azından, bu sınıfta. “Sana mı kaldı uğraşmak”, “Sen kendi işine bak, kendi geleceğini düşün” gibi cümleler de neredeyse şaşmaz biçimde bu halde olan yurttaşlardan geliyor. Bu yurttaşların önemli bir kısmını gençlik zamanlarında 80 darbesini yaşamış kişiler oluşturuyor. Güvensizlik ve “sonunda ihale sana kalır” anlayışı egemen önemli bir kısmında; geri kalanı ise gerçekten de ülkede ve dünyada neler olup bittiğine önem vermeyenler. Demokrasi ve yurttaşlık görevini yeri ve zamanı geldiğinde oy kullanmak ve “vatana millete yararlı olmak” üzerinden tanımlamak bu yurttaşlık halinde bulunanların temel özelliği.

 

2. Hal : Edilgen Özne

Türkiye şartlarında en ikircikli ve karmaşık yurttaşlık hali bu kısımda. Sayıca da “nesne / edilgen” halde bulunanlarla birlikte Türkiye toplumunun çoğunluğunu oluşturuyorlar. “Karmaşık” olmasının sebebi ise bu yurttaşlık halinde bulunanların genelde tepkilerini nasıl dile getireceklerini bilemiyor olması. İnternetin yaygınlaşması sayesinde kimi bloglarında veya facebook ve twitter hesaplarında paylaşıyorlar kelamlarını. Ama daha fazlası, örneğin sokağa çıkıp bir protestoya veya mitinge, ya da bir sivil itaatsizlik eyleyişine katılmak fazla geliyor bu haldekilere. Bu haldekilerin önemli bir kısmı tepkilerini güvenle dile getirebilecekleri platform veya gruplar da göremiyorlar etraflarına baktıklarında. Güven eksikliği burada da söz konusu, özellikle somut eylem ve adımlar söz konusu olduğunda. Cumhuriyet Mitingleri’ne katılanların önemli bir kısmını bu hal için örnek olarak verebiliriz.

 

3. Hal : Etkin Özne

Bu yurttaşlık halindekiler, devlet-yurttaş ilişkisinde özne olmayı istiyorlar. Aynı ikinci gruptakiler gibi. Bu haldekilerin farkıysa somut eyleyiş, kampanya ve “ses duyurma” eylemlerine aktif olarak katılmaları, üstüne üstlük bu tür organizasyonlarda inisyatif alarak öncülük etmeleri. Bu haldekiler düşünce ve eylemlerini açık açık ilan etmekten, dosdoğru sivil itaatsizlik örnekleri sergilemekten çekinmiyorlar. Tepkilerini tasarlarken yapacakları eylemin hukuka uygunluğunu gözetiyorlar; açık ve seçik olarak suç teşkil edecek eylemlerden uzak duruyorlar. Diğer yandan Türkiye gibi bir ülkede devletin işine gelmeyen herhangi bir eyleyişi bir şekilde punduna getirip “suç sayabileceğinin” de farkındalar. Hukuki riskin yok edilemediği durumlarda savcılarca suçlanma ve mahkemece mahkum edilme riski, böylesi bir durumda oluşabilecek sonuçlar, yapılan eylemin meşruluğu ve kitleselliği ve politik gelişmeler arasında ince bir hesap yapıp harekete geçiyorlar. Nükleer karşıtı imzaları TBMM’ye sunan aktivistler, buna bir örnek.

 

4. Hal : Agresif Özne

Bu yurttaşlık halindekiler ulusal kanun ve yasakları görmezden gelen eylem ve söylemlere dahil olabiliyor, hatta bu tür “yasadışı” hareketleri yaymak için alenen çaba gösterebiliyorlar. Eylemlerinin meşruluğunu etik değerler ve/veya küresel teamüllerden alıyorlar. Sayıları Türkiye’de oldukça az; ancak hızla artıyor. Aleni “vicdani retçiler” bu yurttaşlık halindekilerin çok güzel bir örneği.

Bu kaba sınıflandırmanın hemen ardından bir noktanın altını çizelim. Burada önemli olan siyasi veya ideolojik düşünceden bağımsız olarak devlet-birey ilişkisinde “ses çıkarma” durumudur. Dolayısıyla örneğin bir olgu olarak devletten ölesiye nefret ediyor olmak bile eğer bu durum “kamusal alanda” (internet de dahildir buna) çeşitli yollarla ifade edilmiyorsa, önemsizdir; en azından yukarıdaki sınıflandırma için.

***

Bu haller ışığında dokunan_yanar isimli taslağın internete düşmüş olması karşısında verilen yurtaşlık hali daha da önemli hale geliyor. Taslağın varlığından haberdar olmayanları, örneğin internet erişimi olmayan veya haberleri izleyemeyenleri bir kenara ayırırsak son üç gündür yaşananlar karşısında,

– 1. hal görmemezlikten gelme, hiçbir şey olmamış gibi davranma,

– 2. hal taslağı güvenli ve diğer yurttaşlardan gizli olarak indirme,

– 3. hal taslağı indirmek ve arkadaş çevreleriyle paylaşmak, “ben de indirdim” şeklinde alenen duyurmak

– 4. hal ise Taksim Meydanı’nda toplanıp sesli olarak birkaç sayfa okumak,

şeklinde yaşandı.

***

Bunları yazarken bir noktayı daha aydınlatmakta yarar var. Kitap taslağının içeriğine katılmak veya katılmamanın bir önemi yok; burada esas olan devletin daraltmaya çalıştığı bir özgürlük alanını sahiplenmekti. Tam da bu yüzden güzel bir toplumsal “deney” olarak çıkıyor karşımıza bu yaşananlar : devlet-birey ilişkisinde safımızı belli etmek, içinde bulunduğumuz yurttaşlık halini anlamak ve göstermek için bir turnosol işlevi gördü “dokunan_yanar.pdf”

Benim bu konuda şahsi görüşümü 3 temel noktada toparlayabilirim, sanırım :

1) Birinci hal dışında her yurttaşlık halindekiler, kendisinden sonra gelen haldekiler için bir güç ve meşruiyet kaynağı. Diğer bir deyişle “bu kitabı ben de okuyorum arkadaş” diyenlerin sayısı ve görünürlüğü arttıkça kitabı yayanların güvenliği ve meşruiyeti artıyor. Girişilen her ufak da olsa sivil itaatsizlik eylemi daha büyük ve girişken eylemlere meşruluk ve dokunulmazlık katıyor.

2) 4. haldeki yurttaşların sayısı fazla değil, öngörülebilir gelecekte de pek fazla olmayacak. Zaten önemli olan da bu tür “kahramanların” sayısını arttırmaktan çok, o agresif öznelere toplumsal meşruiyet kazandıran 2. ve 3. haldekilerin görünürlük, sayı ve etkilerinin büyümesi.

3) “İleri demokrasi” diye bir kavram varsa (ki başbakan sağolsun, artık var, en azından Türkiye’de) bu ancak ve en temelde “asgari 1. hal, azami 2, 3 ve 4. hal” olarak tanımlanabilir. Demokrasinin birinci saiki, “nesne değil özne olma” durumudur. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarı misal, tam da budur.

***

Ben bugün, benden önce gelenlerin haklı veya haksız olarak hep 1. veya 2. yurttaşlık hallerinde kalmış olmalarının acısını çekiyorum. Tarihi boyunca otoriter olmuş bir devlete sahip olmanın getirileriyle uğraşıyor, benden öncekilerin seslerini, sesleri ne olursa olsun, çıkarmamış olmasının bedelini ödüyorum. Bu anlamda benim için “vatana millete hayırlı yurttaş olmak” demek, benden sonra geleceklere daha demokratik bir ülke bırakmak için çabalamaktır. Bunun yolu da sesimi çıkarmaktan geçiyor. Türlü türlü korkulara, sindirmelere ve tehditlere rağmen, yurttaşlığımın gereği olarak bir özne olmaktan geçiyor.

Dokunan_yanar.pdf ‘yi e-mail kutumuzda ya da internette gördüğümüzde verdiğimiz tepki, tam da bu yüzden her birimiz için çok önemli birer gösterge.

Korkmak, endişe etmek, “başıma bir şey gelir mi?” diye tasalanmak kadar doğal, bunlar kadar insani bir durum yok. Hatta tüm bu korkulara rağmen “yurttaşlık görevini” yerine getirmek en güzeli, en zoru, en takdir edilesi.

Şimdi bir anlığına da olsa soluklanıp soralım kendi kendimize, kimsenin duymayacağı şekilde : “Ben hangi yurttaşlık halindeyim?”

ManşetTürkiye

“İmamın Ordusu” özgürce internette!

Gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklanmasının hemen ardından güvenlik güçlerinin yaptığı baskınlar sonucu Şık’ın yazmakta olduğu “İmamın Ordusu” adlı kitabın taslaklarına el konulmuş ve taslak kayıtlı olduğu bilgisayarlardan silinmişti. Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu’nun da Radikal gazetesindeki ofisi basılmış ve bilgisayarlar incelemeye alınmıştı. Hemen ardından kitabı bulundurmanın örgüt üyeliği suçuna delil teşkil edeceği açıklanarak ancak kurgu distopya kitaplarında rastlanabilecek bir süreç başlatılmıştı.

Güvenlik güçleri ve özel yetkili savcı Zekeriya Öz’ün basılmamış kitap taslağını toplatıp yoketme gayretleri internetin ve sanal paylaşımın bu denli geliştiği günümüzde doğal olarak mümkün değildi, üstüne üstlük ters tepti, . Kamuoyunda büyük tepki doğdu ve internette “Ahmet Şık’ın kitabı bende de var” kampanyaları düzenlendi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi ise geçtiğimiz günlerde Şık’ın avukatlarının itirazını reddetmiş ve kitabın basılması ve [basılmış halinin] dağıtımını yasaklamıştı. (ilgili haber için tıklayınız)

Bütün bu olayların üzerinden birkaç hafta geçmeden söz konusu taslak internete düştü. Taslağın orijinal olduğu Aydın Engin tarafından doğrulandı. İsveçli Korsan Parti aktivistleri tarafından Türkiye saatiyle 15.00 sularında internete konarak indirme linkleri paylaşılan kitap ilk bağlantı adresinden 3 saat içinde 30.000′e yakın defa indirildi. “Dokunan_yanar.pdf” ismiyle paylaşılan kitap birkaç saat içinde ilk bağlantı adresi dışında yüzlerce linke konularak devletin ve güvenlik kurumlarının kitabın yayılmasını engellemesi imkansız hale getirildi.

Hukukçular kitabın indirilmesi ve okunmasında herhangi bir yasal risk olmadığının altını çiziyorlar. Kitabın internete yüklenmesi veya başka kullanıcılarla mail üzerinden paylaşılması ise kitabın mahkeme kararıyla “örgüt propagandası” olarak tescillenmesi durumunda risk doğurabilir. Yine de sayıları onbinleri bulan paylaşımcılar herhangi bir yasal yaptırımdan korkulması için gerçek bir sebep olmadığını bildiriyorlar. Kitabı okuyup bunu alenen ilan edenlerin sayısının artması “gerçek bir demokrasi ve ifade özgürlüğü yolunda önemli bir adım” olarak değerlendiriliyor.

Kitabı internetten indirmek isteyenler şu adresten indirebilirler.

Kitabı indirmeden internet üzerinden okumak isteyenler ise şu adresten ulaşabilirler.

Öte yandan internette “kitabı okuyanlar Ahmet Şık adına açılacak banka hesabına para göndersin” temalı bir kampanya başlamış durumda. Kampanyanın detayları henüz netleşmiş değil, ancak kısa süre içinde detayların duyurulması bekleniyor.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet