Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Aman avcı, vurma beni!

“Men bu dağın ay balam maralıyam/Maralıyam ben yaralı/Avcı vurmuş ay balam yaralıyam…” diye devam eder bu güzel Azeri türküsü.

İnsanlığın gelişim seyrinde çok uzun bir dönem avcı-toplayıcı toplulukların hüküm sürdüğünü herkes bilir. Tarım ve yerleşik hayatla birlikte beslenme düzeni yavaş yavaş avcılıktan uzaklaşmaya başlamıştır. Ne var ki avcılık sona ermemiş, farklı işlev ve anlamlar kazanmaya başlamıştır.

Av ve avcılıkla ilgili yazılan bir kitaptan[1] alınan şu satırlar sanırım ne demek istediğimi daha iyi açıklayacaktır:

Av bir iktidar göstergesidir. Av; gücü sembolize eder, muktedir ve iktidarda olmayı temsil eder. Hükümran taraf ile tabi tarafı kesin çizgiyle ikiye ayırır… Hükümdar avcıdır. Avcı kuşlar da bu nedenle iktidar simgesidir. İktidarın düzenini yansıtır biçimde, hükümdarın çevresinde maiyeti bulunur, av partisi bir nizam ve merasim çerçevesinde gerçekleşir.

Avlanan hayvan ne kadar güçlü ve ihtişamlı olursa hükümdarın gücü de o oranda büyür. Bu sebeple hükümdarlar, kahramanlar; aslan, kaplan avlarlar, ejderha öldürürler.”

Bir zamanlar siyasete de soyunan işadamı Cem Boyner’in bir dergiye[2] yazdığı yazıyı hatırlayanlar olacaktır. Truva efsanesi kahramanlarından biri olan Aşil’den esinlenilerek “Aşil’in Topuğu” başlığını taşıyordu yazı. Sanırım Sayın Boyner’in Aşil’den kastı, yazısında ballandıra ballandıra bahsettiği ve defalarca vurup kanlar içinde bırakmasına rağmen kendine doğru koşmaya devam eden bufalo olsa gerek. Herhalde o bufalo Sayın Boyner’i biraz hırpalayabilseydi, ünlü bir Türk büyüğünü üstünden atıp tekmeleyen at “Cihan” (kaderin şu işine bakın ki adaşım) gibi, bir kısım hayvan severin gönlündeki kahraman hayvanlar köşesinde kendisine yer edinecekti. Sayın Boyner o bufaloyu nasıl avladığını anlatırken ortaya sermeye çalıştığı şey, ne kadar güçlü ve kudretli olduğuydu aslında.

‘Avcı’ hükümdarlar

Kabul etmek gerekir ki avcılık bizim kültürümüzde önemli bir yere sahip. Özellikle saray ve çevresinin av merakı tarih kitaplarına da yansıyor. Belki de “Avcı” lakaplı tek imparator bizde var.  Malumunuz, en karışık dönemlerde bile devlet işlerini bir kenara bırakarak av partileri düzenlemekten geri kalmayan IV. Mehmed’e “Avcı Mehmed” de denilmektedir. Konuya daha fazla ilgi duyanlara araştırmacı Alev Özbil’in “Üç Yabancının Kaleminden Avcı Mehmed ve Av” adlı çalışmasını mutlaka okumalarını öneririm.

Saray ve çevresinin bu av merakı nedeniyle Osmanlı zamanında halkın kullanımına kapatılan sınırlı orman alanı içerisinde avlak olarak kullanılan alanlar da bulunmaktadır. Araştırmacı Güler Yarcı[3] bu konuyla ilgili makalesinde şu satırlara yer veriyor:

“Osmanlı Hukukunda bu maksatla yapılan düzenlemeler ilk devirlerden itibaren emirname, yasakname, nizamname veya doğrudan kanunnameler vasıtasıyla gerçekleştirilmiş, çeşitli vergi ve cezai müeyyidelerle av faaliyetleri denetim altında tutulmuştur. Her devirde, avcılıkla ilgili imtiyaz ve muafiyet tanınan şahıs ve zümreler olmuştur.

Alıntının son cümlesinin ne derece önemli olduğuna bir kez daha dikkat çekmek isterim; “imtiyazlı şahıs ve zümreler.” Yarcı, makalenin devam eden kısmında tarihleriyle birlikte pek çok yasaklayıcı düzenleme örneği sıralamaktadır.

‘Kendini dev aynasında görme illüzyonu’

Yoksul köylülerin evine arada sırada da olsa et girmesini sağlayan beslenme tabanlı avcılık ile dünyanın geri kalmış bölgelerinde ilkel şartlarda yaşayan toplulukların gerçekleştirdiği ve yine gıda temini amacıyla yapılan avcılık bir kenara bırakılırsa av ile avcı arasındaki ilişki ilkel ve zalimce bir egonun tatmin edilmesinden, bu yolla bir toplumsal statü kazanılmaya çalışılmasından başka bir şey değildir. Bunun için de av açık ve katıksız bir cinayet, avcı da aynı şekilde bir katildir. Fıkralarda bile avcı denildiğinde insanların aklına “palavra” gelmesi, avcının avcılık yoluyla kendini bir dev aynasında görme illüzyonunun olağan sonucu değil midir?

Suriye’de askerlerimize yapılan saldırı, açılan sınırlar, Suriyeli mültecilerin yaşadığı trajedi ve açıkça kaosa giren dış politika arka sıralara itmiş olsa da Amerikalı bir avcının Adıyaman’da avlayıp, marifetmiş gibi başında gururla poz verdiği yaban keçisi olayı sanırım herkesin hafızasında tazeliğini koruyor olmalı. Konu kamuoyunda bolca tartışıldı ve benim gördüğüm kadarıyla epey eleştirildi. Aslını soracak olursanız Amerikalı avcının ahlaksızca pozu nedeniyle gündeme taşınan bu eylemi her yıl binlerce avcı, yasal olarak ve çeşit çeşit av hayvanını avlayarak gerçekleştiriyor (elbette kaçak avcılığı bir kenara bırakıyorum bunu söylerken). Örneğin, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan 2019-2020 Av Yılı (1 Nisan 2019-31 Mart 2020) Av Turizmi Uygulama Talimatı’na[4] göre söz konusu av yılında avlanmasına izin verilen yaban keçisi sayısı tam 324. Bunların 225’i av turizmi acentelerine, 70’i yerli avcılara, 26’sı yerel avcılara ve 3’ü de diplomatlara ve onların misafirlerine tahsisli.

Yukarıda sözünü ettiğimiz olaya konu Adıyaman Sincik Devlet Avlağı’nda avlanması için acentelere tahsis edilen bir yaban keçisi daha var ve muhtemelen o da bugüne kadar avlanmıştır. Yol göstermek gibi olmasın ama en fazla yaban keçisi avına izin verilen alan Antalya Sarıkaya Yaban Hayatı Geliştirme Sahası. Burada tam 22 yaban keçisinin avlanmasına izin verilmiş. Şimdi sıkı durun; Talimata göre Sincik Avlağı’nda bir yaban keçisi için acente tarafından ödenmesi gereken av ücreti yalnızca 8 bin 100 lira (100 cm ve daha kısa boynuzlular için, KDV hariç). Diyeceksiniz ki alınan bir canın bedeli olur mu? Olmaz elbet, haklısınız. Ancak yıllarca o dağları karış karış dolaşmış, otunu yemiş, suyunu içmiş, havasını solumuş; baharlarını yaşayıp, kışlarına göğüs germiş, kim bilir kaç çobanın yanık türküsüne uzaktan da olsa kulak vermiş olan bir “can”ı öldürmek için ödenen ücret orta seviye bir yönetici maaşı kadar bile değil.

Söz paradan açılmışken, peşin peşin söylüyorum, avcılıktan gelen para gelmez olsun, o paralardan hakkıma düşen bir kuruş bile varsa alın yerin yedi kat dibine gömün, istemem. Ama hesap da ortada; 324 kere 8 bin lira eksik olsa ne olur, onun yüz kat, bin kat daha fazlası olsa ne olur? Av turizmi denilen şey, tüfeğiyle, mermisiyle; aracıyla, seyahatiyle; rehberliğiyle, kılavuzluğuyla bu koca ülkenin hangi derdine deva oluyormuş da gözünü kırpmadan can alan vahşilerin önüne atılıyor bu zavallı hayvanlar! İnsanlığımız bu kadar mı alçaldı?

Sonra, bazı aklı evveller çıkıp demezler mi ki, “Efendim, doğal yırtıcıları yok, sayıları artıyor, böylelikle doğanın dengesini sağlıyoruz…” Be akılsız, hiç kendi kendine sordun mu doğal yırtıcıları neden yok? Yüzyıllardır süren bu avcılık vahşeti ve doğal yaşam ortamlarının köye, kente, yola, termik santrale, otele, kayak tesisine, uzun lafın kısası insan egosuna kurban gitmesinden olabilir mi acaba? Birkaç gün önce, 3 Mart tüm dünyada Dünya Yaban Hayatı Günü[5] olarak kutlandı; Daha doğru ifadeyle yaban hayatı hatırlandı diyelim, zira kutlanacak bir tablo yok maalesef. Bu gün nedeniyle pek çok yerde insanlığın yaban hayatına nasıl bir zarar verdiği tane tane anlatıldı. Bütün bunların sorumlusu olan insan avcılık yaparak doğanın dengesini koruyacakmış, öyle mi? Hadi oradan!

Bir de avcılığı spor olarak gören türler var. Gülsem mi ağlasam mı? Bir etkinliğin spor olabilmesi için ilk kural mücadelenin eşit şartlarda başlaması gereğidir. İkincisi her iki taraf da bunun bir oyun olduğunu bilmeli. Ve son olarak, taraflardan birinin öldüğü faaliyete spor denir mi hiç şaşkın cahil?

Bazı okurlar konuya yüzeysel yaklaşıp şunu sorabilir; İnsanın insana gözünü kırpmadan kıydığı bir dünyada hayvanların öldürülmesi niye bu kadar sorun oluyor? Ah be güzel kardeşim, ben sana nasıl anlatayım ikisinin de aynı şey olduğunu? Biraz derine inebilsen sen de göreceksin ama olmuyor işte, yapamıyorsun.

***

[1]  Naskali, EG, Altun, HO. 2008. Av ve Avcılık Kitabı. Kitabevi Yayınları, Araştırma-İnceleme Dizisi

[2] Ceo Life, Aralık 2011

[3] Yarcı, G. 2009. Osmanlı’da Avcılık Yasaları. Acta Turcia 1 (1).

[4] Talimata şu adresten ulaşabilirsiniz. 

[5] Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmesi (CITES)’ne atfen, sözleşmenin imzalandığı 3 Mart (1973) tarihi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Aralık 2013 tarihli kararıyla Dünya Yaban Hayatı Günü olarak kutlanmaktadır.

Kategori: Hafta Sonu

Hayvan HaklarıManşet

ABD’den dağ keçisi öldürmeye geldiler

Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’nce, Adıyaman’ın Sincik ilçesi dağlarında av turizmi kapsamında izinli avcılık yapılıyor. Bu kapsamda ABD’den kente gelen Emieblcek Harris, Sincik Devlet Avlağı’nda boynuz uzunluğu 130 santimetre olan 11 yaşındaki dağ keçisini öldürdü. Avdan memnun kaldığını belirten Harris, gelecek yıl tekrar gelmek istediğini söyledi. Harris’in eşi ise 118 santimetre boynuz uzunluğuna sahip bir diğer dağ keçisini öldürdü.

30 hayvan için av izni verildi

Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü İsmail Kozan, izinli dağ keçisi avı yapılabildiğini, kaçak ava ise 26 bin lira cezai işlem uygulandığını söyledi.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’nün belirlediği alanlarda 8 yaş ve üzeri dağ keçileri için av izni veriliyor. 31 Mart’ta sona erecek 2019-2020 av sezonu için 30 adet av kotası verilmişti.

Dersim Alevileri tarafından kutsal kabul edilen dağ keçilerinin kent dışından gelen avcılar tarafından avlanması da kentte yıllardır büyük tepki çekiyor. Yöre halkı ne kadar karşı çıksa da, özellikle kış koşulları nedeniyle hareket kabiliyetleri sınırlanan dağ keçileri, yurt dışından ve Dersim dışından gelen avcılar tarafından avlanıyor. Aralık ayında 19 dağ keçisinin bu şekilde öldürüldüğü belirtiliyor.

Kategori: Hayvan Hakları

DünyaManşet

Fransa Çevre Bakanı Nicolas Hulot canlı yayında istifa etti: Artık yalan söylemek istemiyorum

Fransa Çevre Bakanı Nicolas Hulot, ‘küresel ısınma ve çevreyle ilgili tehditlerle mücadele konusunda yaşadığı hayal kırıklığı’ nedeniyle radyo canlı yayınında istifasını açıkladı. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da kararı radyodan öğrendi.

Bu konuda hükümet içinde kendisini ‘yalnız hissettiğini’ belirten Hulot, karısının da bu kararından haberi olmadığını söyledi.

Yayında “Hayatımın en zorlu kararını alıyorum ve hükümetten ayrılıyorum” diyen Hulot, “Hükümetteki görevimle (çevre ve ekoloji konularında) yaşanan sorunların üstesinden gelindiği izlenimi vermek istemiyorum. Artık yalan söylemek istemiyorum” ifadelerini kullandı.

Eski bir televizyon sunucusu ve çevre aktivisti olan Hulot, kendisini ikna etmeye çalışacaklarını düşündüğü için istifa fikrini Macron ve Başbakan Edouard Philippe’e açmadığını belirtti.

Gözlemciler, ülkede sevilen bir kişi olan Hulot’un istifasının halk desteği giderek azalan Macron’a büyük bir darbe olduğuna dikkat çekiyor.

Hükümet sözcüsü Benjamin Griveaux, kararı üzüntüyle karşıladığını belirterek, “Daha ilk yılında pek çok başarı elde etmesine rağmen neden istifa ettiğini anlamıyorum” dedi.

“Küresel ısınmayla mücadele hükümetin öncelikler listesinin en altında”

Fransa Hükümeti geçtiğimiz günlerde, avlanmaya yönelik sınırlamaları azaltma kararı almıştı.

Hulot bu kararla, ‘ülkedeki lobi gruplarının varlığının farkına vardığını’ söyledi. Nicolas Hulot ayrıca, küresel ısınmayla mücadelenin hükümetin öncelikler listesinin en altında olduğunu savundu, “İstifamın bir uyarı ve seferberlik çağrısı olarak değerlendirilmesini umuyorum” diye konuştu.

Nicolas Hulot kimdir?

1955 doğumlu siyasetçi, yazar, fotoğrafçı ve gazeteci Nicolas Hulot, plaj görevlisi, yelken eğitmeni, garson olarak da çalıştı. 1973’te Gökşin Sipahioğlu tarafından işe alınmış ve 5 yıl Sipa Press için çalıştı. 1980’den itibaren radyo ve televizyonda programlar hazırlayıp sundu. 1990’da Fondation Ushuaïa’yı kurmuş 1995’te bu vakfın adı İnsan ve Doğa için Nicolas Hulot Vakfı oldu ve halen bu vakfın başkanlığını sürdürüyor. 2012 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimi için 2011’de çevrecilerin yaptığı önseçime katıldı ancak önseçimi kaybetti. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Jean-Luc Mélenchon’a oy verdi, 2. turda ise François Hollande’ı destekledi. Emmanuel Macron’un cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından kurulan hükümette Devlet Bakanı, Dayanışmacı ve Ekolojik Dönüşüm Bakanı olarak atandı.

 

(BBC Türkçe, NTV, Bianet)

Kategori: Dünya

Hayvan HaklarıManşet

Devlet destekli ‘katliam’: Munzur Dağı av turizmine açılıyor!

Munzur Dağları’nın 2 bin hektarlık bölümü av turizmi bölgesi ilan ediliyor. Orman Bakanlığı, nesli tükenme tehlikesi bulunan çengel boynuzlu dağ keçisi yetiştirecek ve bölgeyi av turizmine açacak.

Devlet, Munzur Dağları’nın Erzincan tarafındaki binlerce hektarlık alanını av turizmine açmaya hazırlanıyor.

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, av turizmini geliştirme amacıyla Av Köşkü kurma projesinin ilkini Erzincan’da hayata geçirecek. Geçen günlerde, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün 2017 yatırım programında yer alan “Av Turizmi Geliştirme Projesi” toplantısı, Erzincan Valisi Ali Arslantaş başkanlığında yapıldı. Kurum müdürleri, avcılar ve atıcılar kulüp başkanları ile projenin uygulanacağı bölgedeki bazı köylerin muhtarlarının katıldığı toplantıda proje hakkında bilgi verildi.

Üretim istasyonu kurulacak

Erzincan Merkez ilçesi Kılıçkaya, Ortayurt ve Ergan köylerini de içine alacak 2 bin 313 hektarlık alanda uygulanması planlanan “Av Köşkü ve Yaban Hayvanları Üretim İstasyonu” projesi hakkında bilgi veren Vali Ali Arslantaş, tahsis işlemlerine başlandığını da duyurdu. Erzincan kent merkezine 25 kilometre uzaklıkta, Ergan kayak tesislerinin doğusunda ve Munzur Dağları’nın en yüksek tepesi olan Akbaba Dağı’nı içine alan bölgede av köşkünün yanı sıra bölgede ava sunulmak üzere kutsal sayılan tek boynuzlu dağ keçisi üretim istasyonu da kurulacağı bildirildi. Vali Arslantaş, 1 milyon liralık ödenek ayrılan bölgenin fizibilite raporunun en kısa sürede onay için Kalkınma Bakanlığı’na sunulacağını söyledi.

Erzincan’ın av turizmi potansiyelini yükseltmek, av ve yaban hayvanlarının popülasyon düzeyini arttırmak amacıyla üretim istasyonu kurulacağını söyleyen Vali Arslantaş, “Av Turizmi Geliştirme Projesi ile Ergan Kayak Tesisleri, turizm faaliyetlerinin çeşitlenmesini sağlayacaktır. Yaban hayvanları üretimi için uygun alanın etrafı kafes telle çevrilerek özellikle üretilmesi planlanan Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi için kurulacak olan üretim istasyonu dünyada ilk örnek olacaktır” dedi.

Yaylaya av köşkü

“Av Turizmi Geliştirme Projesi” kapsamında yapılacağı bildirilen otel, restoran ve diğer donatıların çevre köylülerin hayvancılık için kullandığı yaylaya yapılacağı öğrenildi.

“Köylüye ‘gidin’ deniliyor”

Av turizmi için proje alanı ilan edilen bölgedeki köylerin tamamına yakınının Alevi yurttaşların yaşadığı köyler olması ise dikkati çekti. Projenin dağ keçilerinin üretilip para karşılığı katline izin verilmesinin ötesinde, bölgede yaylacılık ve arıcılık yaparak yaşamını sürdüren yurttaşları göçe zorlamak gibi bir amacın bulunabileceği endişesi de dillendiriliyor. Projeden vazgeçilmesi için imza toplayan köylüler, “Biz hiç haklı bir gerekçe olmadan 1938’deki Dersim İsyanı bahane edilerek ‘Siz onların akrabasısınız’ bahanesiyle bu bölgeden sürülen, katledilen ailelerin çocuklarıyız. İşsizlik çok, hayvancılık, arıcılık yaparak yaşıyoruz. Yaylalar av turizmine açılırsa elimizden hayvancılık, arıcılık yapma imkânımız da alınır. Topraklar zaten verimli değil, yaylaya çıkamazsak bu bölgede artık barınamayız, karnımızı doyurmak için göçmek zorunda kalırız” ifadelerini kullandı.

(BirGün)

Kategori: Hayvan Hakları

Doğa MücadelesiManşet

Edirneliler ormana beton dökülmesine karşı çıktı

Edirne Kent Konseyi Yeşil Alan ve Kıyı Grubu’dan yaklaşık 50 kişi, tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin de yapıldığı Sarayiçi’nde bulunan Tavuk Ormanı’na belediye tarafından beton dökülerek bisiklet yolu yapılmasına tepki gösterdi.

Eylemciler, Osmanlı döneminde padişahların av alanı olarak kullanıldığı alana beton dökülüp bitkilere ve yaşayan canlıların zarar verildiğini belirterek, ormanın tahrip edilmemesi istedi. 

Eylemde konuşan Yılmaz Eren, “Türkiye’de ender rastlanan bu tarihi mirasın nesilden nesile kalmasını sağlamak mümkündür. Aynı zamanda çok değerli rekreasyon alanı olan bu tabiat parçaları için de Edirne Sümbülü, Orman Sümbülü gibi bitkilerin olduğu bu bölge turizm bahçesi haline getirilebilir. Edirnelilerin soluklanacakları, streslerini atacakları şehir içinde bu eşsiz tabiatın yeterince tanıtılması korunması için herkesin duyarlı olması gerekmektedir. Ormanın tahrip edilmesini istemiyoruz” dedi.

Grup, bölgede yürüyüş yaptıktan sonra dağıldı.

(Ajanslar)