Günün ManşetiHafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Enerjiyle ilgili alışık olmadığınız bir söylem

Yenilenebilir enerji üretiminin ihtiyaç duyduğu teknoloji de var, mekan da, para da… Dünyanın ‘enerji sorunu’nu çözmek için fosil yakıt ve nükleerde mecbur değiliz.

“Rüzgar esmediği zaman ne yapacaksınız?” ve “Geceleri de Güneş mi var?”, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynakları hakkında bolca duyduğumuz eleştirilerdir. Rüzgarın esmediği geceler için kömürlü termik santrallere, hatta nükleer enerjiye ihtiyacımız olduğuna mutlaka inanmamız gerekir. Oysa gerçek pek de öyle değil, hem de pek çok farklı açıdan.

Önce basit bir hesap yapalım: 2019 yılı tüketimine göre, tüm insanlık her an 20 TW güce ihtiyaç duyuyor. Hani 100 Watt’lık ampul olarak düşünürsek enerji tüketimimizi her an bir sürü ampul yanıyor olması şeklinde de anlayabiliriz. Güneş’ten biz her an ulaşan enerji miktarı ise 176 bin TW, yani ihtiyacımız olanın tam 8800 katı. Bugünkü teknoloji ile daha iyisini yapabiliriz, ama diyelim güneş panellerinin enerji verimi %10, yani üzerlerine düşen enerjinin %10’unu elektrik enerjisine çevirebiliyorlar. O zaman Dünya’nın 880’de birini güneş panelleri ile kaplayacak olsak bize gerekecek enerjiyi üretebiliriz.

Mekan da maliyet de ‘sorun’ değil

Peki Dünya’nın 880’de biri nasıl bir alan olur? Dünya’nın yüzey alanı 510 milyon kilometrekare. Bunun 880’de biri 580 bin kilometrekare ediyor. Sahra Çölü’nün yüzey alanı 9.2 milyon kilometrekare. Yani Sahra Çölü’nün 16’da birini %10 verimle çalışan güneş panelleri ile kaplasak tüm dünyaya yetecek kadar enerji üretebiliyoruz. Kısacası, sorunumuz bize doğanın yarattığı veya teknoloji ile çözemeyeceğimiz bir sorun değil.

Bugünün fiyatları ile 1 Watt güç üreteceğimiz bir güneş paneli 3 dolara mal oluyor. 20 TW = 60 Tera dolar. Bu biraz garip görünüyor, 60 Tera dolar, 60 trilyon dolar demek. 2019 yılında dünya ekonomisinin büyüklüğü yaklaşık 90 trilyon dolar. Yani dünyada yeterli para da var. Her sene silahlara 2 trilyon dolar harcadığımızı düşünecek olursak, 30 sene silahlara para vermek yerine dünyanın enerji sistemine yatırım yapacak olsak çoğu problemimizi halletmiş olurduk.

Burada en iyimser hesabı da yapmadım, güneş panellerinin enerji verimi her geçen gün artıyor, fiyatları ise her geçen gün düşüyor. Devletler kömür, petrol ve doğal gaza verdikleri destekleri yenilenebilir enerjiye verecek olsalar hem verim çok daha hızlı artar hem de fiyat çok daha çabuk düşebilir. Gene de güneş panellerinin fiyatı her on senede yaklaşık onda birine düşüyor. Yani bu hesabı bundan on sene sonra yapıyor olsak, tüm enerjimizi güneş panellerinden kazanmak için bir seferlik harcamamız gereken para silahlara her yıl harcadığımız para ile başa baş giderdi.

Enerji için Güneş’i ‘görmeye’ ihtiyacımız var mı?

Ama iki tane önemli sorunumuz var: İlki, Güneş gündüzleri var, peki geceleri ne yapacağız? Öyle ya, Sahra’nın üzerinde sürekli Güneş yok. Yalnız bizim de Güneş’ten enerji üretmek için sürekli Güneş’i görmemize gerek yok. Biliyorsunuz, ülkemizin güneyinde sıcak su çatıdaki güneş panellerinden sağlanıyor. Sabahları kalktığınızda bile bir önceki gün ısınmış olan suyun hafif ılık olduğunu hissediyorsunuz. Bu bildiğiniz su. Ya ısısını bildiğiniz sudan çok daha uzun süre kaybetmeden tutan bir sıvı koysak ne olur? Gün içerisinde ısıttığımız sıvı bize gece boyunca da enerji üretmeye devam eder. Bu bir hayal değil, bu şekilde çalışan elektrik santralleri var, bunların sayısı gelecekte çok daha artacak. Şu anda bu santrallerden üretilen enerji, güneş panellerine kıyasla biraz daha pahalı ama bu teknolojinin de kullanımı yaygınlaştıkça fiyatı da ucuzlayacaktır.

Sonuç olarak geceleri güneş enerjisi üretmeye devam etmenin bir yöntemi de var, dolayısıyla “Peki geceleri ne yapacaksınız?” sorusu da artık anlamını yitiriyor. Şimdi gelelim son soruna: “Elektriği Sahra Çölü’nde ürettiniz ama buraya nasıl taşıyacaksınız?” Aslında belki de en sorunsuz cevap verilebilecek olan soru da bu. İngiltere’yi ısıtan doğal gazın bir kısmı Kazakistan’dan geliyor. İngiltere ile Kazakistan arası yaklaşık 4000 kilometre. Bu mesafede yanıcı bir gazı basınç altında taşıyacak bir boru hattı kurmayı kolayca düşünebiliyoruz. Oysa İngiltere Sahra Çölü’nün ortasına da yaklaşık 4000 kilometre uzaklıkta. Bu mesafede elektriği taşıyacak bir hat kurmayı düşünmek neden bu kadar zor geliyor? Çünkü petrol şirketleri sizin petrolün ve doğal gazın kolayca taşınabilir, elektriğin ise o derece kolay taşınamaz bir şey olduğuna inanmanızı istiyor. Bunca senedir Keban’dan, Atatürk Barajı’ndan İstanbul’a elektrik taşındığında bunu hiç sorgulamadınız. Şimdi neden elektriğin boru hatlarından daha zor taşınabileceğini düşünüyorsunuz?

Bunun üzerine bir basit katman daha koyabiliriz. Elektrik uzun mesafeler taşındığında çok fazla kayıp yaşanabiliyor. Bunun nedeni de hatlardaki direnç. Ama bilimsel çalışmalardan biliyoruz ki hatlardaki bu direnci azaltan ve neredeyse sıfıra indirebilen teknolojiler mevcut. Yeter ki biz isteyelim.

Alternatifler var, yeter ki görülsün

Son olarak, dünyanın her tarafını Sahra Çölü’nden beslemek zorunda da değiliz. Her kıtada tarıma fazla elverişli olmayan sürüyle bölge var. Buralarda elektrik üretim sistemleri kurarak bunu daha kısa mesafelere dağıtmak da mümkün. Bugün nasıl küresel petrol ticareti çoğumuza doğal geliyorsa, sözünü ettiğimiz tür bir gelecekte de elektrik enerjisinin ticaretini, hatta paylaşımını yapmak günlük hayatın bir parçası olabilir. Unutmayın, daha burada rüzgardan hiç söz etmedik. Rüzgardan elde edilecek enerji bugün için güneş enerjisinin yaklaşık yarı fiyatına mal oluyor. Elde edilen bu enerjiyi mekanik yöntemlerle saklayabilmek de mümkün. Yani elektriği illa da Sahra Çölü’nden getirmek zorunda değiliz.

Bugüne kadar bunları düşünmüyor olmamızın basit bir sebebi var: Enerjimizi kömür, petrol ve doğal gazdan kazandık. Bu nesneleri yerden çıkartıp yakmak da fazla pahalı değildi. Bu nedenle diğer yöntemlere yapılacak yatırımın “kazançlı” olmadığına inandırıldık. Oysa kömür, petrol ve doğal gazın tek maliyeti yerden çıkartılıp taşınması değil. Bu nesnelerin yanması sonucu oluşan karbondioksidin korkunç bir çevresel maliyeti var. Bu maliyeti baştan beri hesaba katmış olsaydık bugün çoktan bu nesnelerin alternatiflerini bulmuş olurduk. Yine de çok geç değil. Alternatifler var ve alternatifler çok da pahalı değil. Yeter ki biz doğru yolu görelim.

(Yeşil Gazete)

EnerjiManşet

Güneş en ucuz enerji kaynağı olma yolunda

Yasal düzenlemeler istikrarlı bir şekilde sürdüğü takdirde dünyanın güneşli bölgelerinde güneş enerjisinin 2025 yılına kadar kömür ve gazdan daha ucuz bir enerji kaynağı olması öngörülüyor.fotovoltaik enerji

Bir kaç yıl içinde güneş enerjisi santrallerinin dünyanın bir çok bölgesinde en ucuz enerjiyi sağlaması bekleniyor. Fraunhofer Institute for Solar Energy Systems  tarafından yapılan bir çalışmaya göre enerji üretim maliyetlerinin 2025’e kadar  orta ve güney Avrupa’da kwsaat olarak 4 – 6 cent, 2050 yılına kadar 2 – 4 cent düşeceği açıklandı. Çalışma güneş enerjisi tekonolojileri konusunda son derece muhafazakar  tahminleri esas alıyor. Teknolojide çıkabilecek yenilikler enerji maliyetlerinin daha da düşmesine yardımcı olabilir.

Güneş enerjisi hâlihazırda maliyet açısından avantajlı: Bol güneşli çöl ülkesi Dubai’de uzun dönemli bir anlaşma kwsaat olarak 5 cent üzerinden yapıldı, Almanya’da ise büyük güneş santralleri kw saati 9 centten enerji sağlıyor. Karşılaştırmak için yeni nesil kömür ve gaz santrallerinde  elektrik kw saat maliyeti  5- 10 cent, nükleer santrallerden ise 11 centten satılıyor.

Çalışmayı destekleyen Alman think -tank kuruluşu Agora Energiewende’nin yöneticisi Dr. Patrick Graichen sonuçların uzmanların beklentisinden çok daha hızlı bir ucuzlamayı gösterdiğini söylüyor. Dr. Graichen geleceğe yönelik tahminlerin yeniden gözden geçirilmesini ve enerji politikalarının buna göre yapılmasını öneriyor. Önceleri enerji sepetinin içinde güneşe çok az yer verildiğini belirten Dr. Graichen gelecekte güneşin rüzgarla birlikte çok daha önemli bir rol oynayacağını ve küresel iklim değişikliği ile mücadeleye katkıda bulunacağını belirtiyor.

Çalışmanın gösterdiği bir diğer sonuç ise fotovoltaik santrallerin ilk kuruluş maliyetleri göz önüne alındığında güneş enerjisi üretim maliyetlerinin finansman ve mevzuat  konularıyla yakından ilişkili oluşu. Mevzuat zorlamaları ve yüksek faizler nedeniyle enerji maliyetlerinin %50’ye kadar artabileceği ileri sürülüyor. Sorunun çözümünün siyasi karar vericilerde olduğunu belirten Dr. Graichen ucuz ve temiz güneş enerjisi için mevzuat ve elverişli finansman sağlanması gerektiğini söylüyor.

 

Yeşil Gazete

Kategori: Enerji

Dış Köşe

‘Azgelişmişin’ enerjisi nükleer – Pelin Cengiz

pelin cengizBundan tam üç yıl önce tarihler 11 Mart 2011’i gösterdiğinde Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami sonrası Fukushima’daki nükleer santrallerin zarar görmesiyle, telafisi mümkün olmayan, insanlık tarihinin en büyük nükleer felaketlerinden biri yaşandı. Nükleer santralde art arda patlamalar oldu, soğutma sisteminin arızalanmasıyla reaktörlerin soğutulması günlerce sürdü, soğutma için kullanılan binlerce ton su denize döküldü, önemli miktarda radyoaktif madde toprağa, havaya, suya karıştı. Felaketten etkilenen alanda yaşayan 140 bin civarında insan nükleer mülteci olarak yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı.

Felaketin üçüncü yılında nükleer kâbus bitmiş değil, reaktörlerdeki sorunlar hâlen sürüyor. Kazada zarar gören nükleer aksam hâlen su havuzlarında soğutuluyor ve radyoaktif kirliliğe sahip tonlarca su tanklarda tutuluyor. Mesele bununla da sınırlı değil. Suyun depolanması, depolanmış hâldeki bu suyun sızdırılmadan tutulması ve bu suların temizlenme işlemleri hem ciddi bir risk barındırıyor hem de ciddi bir maliyet gerektiriyor. Doğaya ve insana verilen geri dönüşü olmayan, tarifsiz zarar bir yana bu temizleme çalışmalarının çok uzun yıllar süreceği tahmin ediliyor.

Nükleer felaketin ardından o dönemki Japonya hükümeti, elektrik enerjisinin yüzde 30’unun sağlandığı ülkedeki tüm nükleer santralleri kapatma kararı aldı. Daha sonra iktidara gelen Şinzo Abe Hükümeti, santrallerin kapalı olması sebebiyle maliyetlerin yükseldiğini gerekçe göstererek, reaktörlerin yeniden devreye sokulmasını istedi. Bu arada, afetzedelere bölgenin bir zaman sonra temizlenerek güvenli hâle geleceği, insanların evlerine dönebileceği belirtiliyor. Ancak, bunun mümkün olamayacağı, hükümetin santralleri tekrar açma planının bir parçası olarak halkı yanıltmak için söylendiği de bilinen bir gerçek. Felaket sonrası çok ciddi bir toplumsal muhalefetin gösterildiği santrallerin Japonya’da tekrar açılması sanıldığı kadar kolay değil.

Fukushima öncesinde Almanya, 2022’ye kadar tüm nükleer santralleri kapatma kararını ötelemenin derdindeydi. Almanya’da, Fukuşima felaketinden sonra büyüyen antinükleer hareket oylara da yansıyınca Angela Merkel Hükümeti’nin başka çaresi kalmadı. Almanya 2022 hedefine geri dönerek, yenilenebilir enerjilere yoğunlaştı. İsviçre üç yeni nükleer reaktör planını iptal ederek, 2034’e kadar nükleer santrallerini kapatacağını açıkladı. İsviçre’den elektrik satın alan ülkelerden İtalya, Çernobil sonrası kapattığı dört reaktörün yerine yenilerini yapmayı planlıyordu. İtalya’da nükleer konusu referanduma taşındı ve iptal edildi. Fransa’da ise enerjide baskın olan nükleerin payını nasıl azaltacağını tartışıyor.

Avrupa’da yaşanan ilginç bir gelişme de Avusturya, Yunanistan, İrlanda, Letonya, Lihtenştayn, Lüksemburg, Malta ve Portekiz’in açıkladığı nükleer karşıtı ortak bildiriydi. Enerji talebinin nükleersiz gerçekleşmesini isteyen bu ülkelere santralleri kapatma kararı alan İspanya ve Belçika’yı, hiç santrali olmayan Danimarka, Norveç’i de eklediğinizde Avrupa’da nükleer hayalden öteye gitmez.

Özetle, enerjisinin büyük bölümünü nükleerden elde eden ülkeler bile, gelecek planlarını nükleerin payını azaltmak, yenilenebilir enerjiye yönelmek, enerji arzında çeşitlilik yaratmak peşinde. Yenilenebilir enerji imkânları geniş bir ülke olarak biz de ısrarla nükleer gibi riski yüksek, maliyetli ve yapımı uzun yatırımlara dayanan üstelik dışa bağımlılığımızı da artıracak nükleerin peşinden koşuyoruz.

Hâlihazırda inşaatı süren reaktörlerin Çin, Rusya, Hindistan gibi ülkelerde olduğu gözönünde bulundurulacak olursa, çevresel kaygıların, karar alma süreçlerinde halkın katılımı kültürünün gelişmediği, şeffaflığın ve denetimin olmadığı ülkelerde bu işin kolayca ilerlediği epey rahat görülebilir. Dünyada küçülen nükleer enerji pazarının oyuncularının gözü niye Türkiye’de, böyle bakınca durum daha anlaşılır duruyor. Çünkü, gelişmiş ülkelerde artık deniz bitti!

Türkiye’nin nükleer santral inadına ilişkin son gelişmeleri gelecek hafta paylaşacağım.

 

Pelin Cengiz – Taraf

Kategori: Dış Köşe

Dış Köşe

Van’ın kahvaltısı mı, güneşi mi? – Serhat Kaya

güneş haritasıBaşlıktaki soruyu Diyarbakır’ın ciğeri mi, Siirt’in fıstığı mı, Hakkari’nin balı mı diye genişletmek de mümkün… Tabii bu illere Antalya, Mersin gibi güney illerimizi de eklemek gerekir. Bu illerin her birinin midelerimize şenlik güzellikleri var, fakat ortak özellikleri kendilerine ulaşan güneşin bolluğu.

Fosil yakıtların yenilenebilir olmaması, çevreye olan zararları ve dünyada sınırlı rezervlerin olması sebebiyle yakın gelecekte enerji sektöründe sıkıntılar olacak. Dünyanın 2001’de 13,5 terawattlık (TW) enerji ihtiyacının 2050’de 27,6 TW’a ve 2100’de ise 43,6 TW’a ulaşacağı tahmin ediliyor. Enerji ihtiyacının katlanarak arttığı dünyamızda, sınırlı olan fosil yakıtlarla yolumuza devam edemeyeceğimizi biliyoruz. Demek ki bir şeyler yapmalı. Yapılan ve yapılacak çok şey var ancak bunların hepsinden önemlisi, yenilenebilir enerji olan rüzgar, güneş, jeotermal vb. kaynaklara yönelmek ve sahip olunan kaynaklara göre planlama yapmak.

Van lider

Türkiye güneş enerjisi potansiyeli olan bir ülke. 2009’da Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan ve 22 yılın ortalaması alınarak hazırlanan, Türkiye’nin ilk ve tek güneş enerji potansiyeli dağılımı, metrekareye düşen güneş enerjisinin en yüksek olduğu yerler olarak Güney, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’yu gösteriyor. (http://www.ei.gov.tr/MyCalculator/Default.aspx)

İl bazında güneş potansiyelini karşılaştırdığımızda ise Van, güneş enerjisi potansiyelinin en yüksek olduğu il olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca Van, yıllık güneşlenme süreleri ortalamasında da -9.6 saat/gün ile Türkiye lideri olan Hakkâri’den sonra -8.4 saat/gün ile Türkiye ikincisi; büyükşehirler arasında ise lider durumda.

Güneşin bol olduğu Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarının ortalamasına bakıldığında (http://www.eie.gov.tr/MyCalculator/pages/65.aspx) bir günde metrekareye düşen güneş enerjisinde 6,73 kwh/m2 (kilovatsaat/metrekare) ile Van Türkiye’de lider durumda. Türkiye ortalaması 6,29 kwh/m2 iken, Mersin 6,53 kwh/m2, Antalya ise 6,59 kwh/m2 güneş enerji potansiyeline sahip.

Dört kişilik bir konutta ayda ortalama 230 kWh elektrik enerjisi tüketiminin olduğunu düşünürsek, bu günde yaklaşık 7,5 kwh ihtiyaç demektir. Peki ne kadar alana sahip bir güneş paneline ihtiyaç var? Bu sorunun cevabı yaklaşık 10 m2’dir. Demek ki Van’ın güneş enerjisiyle kaba hesapla 100 m2 panel kullanılarak yaklaşık 10 hanenin ihtiyacının karşılanabilmesi mümkün.

Peki bu sistemleri ekonomik durumu malum halk nasıl kursun? Geçerli bir soru. Bu sistemlerin tabii bir maliyeti var. Ancak bilmeliyiz ki, her geçen gün ilerleyen teknoloji sayesinde verimliliği artan bu sistemlerin maliyetleri de düşüyor. Bu sistemlerin kâr amacı gütmeden, ucuza mal edilmesi için sosyal politikalar geliştirilmeli ve hem Van hem de bölge halkının elektrik kesintileriyle karşı karşıya kaldığı bugünlerde, öncelikle güneş enerji sistemlerine yönelik fizibilite çalışmaları yapılmalı. Uzmanlardan oluşmuş, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar yaratarak, bu sistemlerin ucuza imal edilip halka kazandırılması, ilk yapılacaklar arasında. Farklı sosyal amaçlar için buna benzer örnekler Amerika’da mevcut. Yerel yönetimler bu konuda öncü ve organize edici olabilir ve devlet, vergilerde indirim yoluyla vatandaşa teşvik verebilir.

Güneşin avantajları

5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu ve 2013’te düzenlenen mevzuata göre her bir abone 1000 kw kapasiteli sistem kurup elde ettiği fazla enerjinin kwh’ini 26,6 kuruşa devlete satabiliyor. Eğer güneş panel sistemlerini yerli firmalardan temin ederseniz, bu miktar 40 kuruşa kadar çıkabiliyor. Bu, güneş enerjisi sistemlerinin ilk yatırım maliyeti dışında herhangi bir bakım vb. maliyetinin olmadığı ve ömürlerinin 50 yıl ve üzeri olabildiği düşünüldüğünde oldukça önemli bir avantaj.

Yukarıda bahsettiğimiz ve mesken örneklemesini yaptığımız hesap, sabit güneş panelleri düşünülerek yapıldı. Sabit sistem, panellerin sabit bir açıda kurulması demektir. Ancak bir de, güneşi gün içinde takip eden sistemler var ki bunlarda verim, sabit sisteme oranla yüzde 40 fazla. Bir başka teknoloji ise, yükesk kapasitelere hitap eden kule tipi yoğunlaştırılmış güneş enerji santralleridir. Tüm bu teknolojilerin bölgenin kalkınma planlarında olması gerekir. Panel gölgesinden tarım için faydalanma ve daha da önemlisi, güneş enerjisiyle birlikte eko-bina tasarımları ile genel anlamda enerjiye olan ihtiyacı azaltma, Avrupa ve Amerika’da kullanımda. Almanya’daki binaların yüzde 10’unun çatısı eko-çatı (bina çatılarının yeşil alanlara dönüştürülmesi) olarak tasarlandı, bütçeye ve ekolojiye katkıları ispatlandı.

Basitten hemen başlansın

Her yıl maliyeti düşerken verimliliği artan, özellikle güneş ve diğer yenilenebilir enerjiler, enerjide gücün devletlerden, büyük firmalardan ve dağıtım şirketlerinden halka geçmesi yolunda çok önemli. Tabii halka pratik faydaları anlatılmalı, yararına olacak şekilde hayata geçirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalı. Bu, yeni bina tasarımlarına getirilecek düzenlemeler ve bu düzenlemeyi yapanlara vergi indirimleri gibi metotlarla teşvik edilmeli. Bu noktada, başta Van olmak üzere bölge il merkezlerine ve kırsalına basitten başlayarak bu teknolojilerin yaygınlaştırılabilmesi için makro, mikro planlamaların yapılarak halkın bütçesine katkı yapılabilir.

Son günlerde Doğu ve Güneydoğu’da elektrik faturasını ödeyemeyen halkın elektriğinin kesileceğine dair haberler okuyoruz. Van’da konteyner kentleri terk etmek istemeyen vatandaşların elektriklerinin kesilerek zorlanmalarını ve dışarı atılmak istendiğini de gördük. Halkın elinin kısmen de olsa güçleneceği, çevreye hiçbir zararı olmayan bu enerji türüne, bölgenin çalışılmış bir planlamayla acilen yönelmesi gerekiyor. Günümüzde okyanus dalgalarından bile enerji üretildiği düşünüldüğünde, bölge illerinin ve Van’ın belki okyanusu yok ama aynı şeyi yapabilecek kaliteli ve bol güneşi var.

Serhat Kaya – radikal 2

Kategori: Dış Köşe

Dış Köşe

Nükleeri bırak, güneşe bak! Şahin Alpay

 
Yerel yetkililer Kiyoko Okoşi’ye faciaya sahne olan Fukuşima nükleer santralinin 30 km kadar uzağında olan köyünün radyasyondan etkilenmediğine dair güvence verdiler.

Ama Okoşi’nin kızı, çevrede radyasyon ölçümü yapıldığını görmediği için bu güvenceden kuşkulandı. Bayan Okoşi, bunun üzerine, bir sayaç edindi ve nisandan başlamak üzere çevredeki pirinç tarlalarında radyasyon ölçümü yapmaya başladı. Sonunda, bir kanalizasyon çukuru yanında sayaçtan canhıraş sesler çıkmaya başladı: Ölçülen radyasyon saatte 67 mikrosievert, yani insan sağlığına hayli zararlı bir düzeydeydi. Okoşi, hükümet radyoaktif kirlenme konusunda halkı bilerek yanılttığı için ölçümü kendi eline alan, sayıları giderek çoğalan Japonlardan sadece biri. (Bkz. New York Times, 31 Temmuz)

Yukarıda aktardığım haber, nükleer sanayinin en korkutucu taraflarından biriyle ilgili yeni bir bulguyu ortaya koymakta: Nükleer enerjiden yararlanan ülkelerde ilgili makamların radyasyon konusunda yurttaşları aldatma, yanıltma alışkanlığı… Bu gerçek, nükleer enerji belasından sakınma gereğinin sadece bir nedeni.

Bilindiği üzere Japonya, 2050 yılına kadar bütün santralleri kapatma, nükleer enerjiden elini eteğini çekme kararı aldı. Başbakan Naoto Kan, nükleer santrallere ihtiyaç duymayan bir toplum hedeflediklerini açıkladı. Kan, geçen hafta hatalı radyasyon ölçümleri ve nükleer kazaya karşı yetersiz önlemlerden sorumlu tutulan, nükleer enerji politikasının en tepedeki üç yetkilisini görevden aldı. (Bkz. New York Times, 4 Ağustos) Yine geçen hafta Fukuşima santralinin işletmecisi olan Tepco şirketi, AKP hükümetinin Sinop’ta yaptırmak istediği nükleer santral projesinden kendi isteğiyle çekildi. Türkiye Enerji Bakanı ise yeni işbirliği tekliflerinin değerlendirileceğini açıklamakta gecikmedi.

Halkın en az üçte ikisi buna karşı olduğu halde, bizim hükümetin nükleer santraller kurma konusundaki ısrarını anlamakta güçlük çekiyorum. Bu ısrardan midem bulanıyor. Bomba yapma peşindeler mi, yoksa bu işte büyük rüşvetler mi dönüyor? Elimde somut bilgi olmadan kimseyi itham edemem, ama doğrusu midem bulanıyor.

Birçok aklı başında hükümet bundan yakayı kurtarmaya çalışırken Türkiye’nin başına nükleer belayı sarması için hemen hiçbir mantıklı gerekçe yok. Türkiye, zengin yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip bir ülke. Bir kamu kuruluşu olan Tübitak tarafından yayımlanan Bilim ve Teknik Dergisi’nin Haziran 2011 tarihli, “Türkiye’nin ve dünyanın enerji sorununa nihai çözüm” başlıklı, bu konuda dosyalarla dolu sayısında bakın ne deniyor:

“Üretim hacmindeki büyüme, Ar-Ge çalışmaları sonucu artan verim ve düşen üretim maliyetleri, fotovoltaik sistemlerin (güneşten elektrik üretimine yarayan piller sisteminin – Ş.A.) fiyatında düzenli bir düşüşe neden oluyor. 2015 modül fiyatlarının 2010 fiyatlarından % 37-50 daha ucuz olması öngörülüyor… Resmi veriler, güneş enerjisi potansiyelimizin ihtiyacımız olan enerjiden çok daha fazlasını güneşten sağlayabileceğimizi gösteriyor. Uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan değerlendirmelerde Türkiye, fotovoltaik güç santral yatırımları açısından cazip bir ülke olarak öne çıkıyor.

“Fotovoltaik güç sistemlerindeki maliyetlerin hızla düşme eğilimi, var olan teşviklerle ‘fotovoltaik güç santrali kurmayı’ yakın gelecekte ticari bakımdan çekici hale getirecek… Dünya genelinde büyüme hızı bütün sektörlerin önünde olan fotovoltaik güç sektöründe, ülkemiz sanayisinin hem yurtiçi hem de uluslararası pazarda yer alma ve büyük aktör olma potansiyeli var. Sanayimizin birikimlerini bu alana transfer edebilmesi başlangıçta önemli bir devlet desteğine, bir can suyuna, ilgili prosedürlerin kolaylaştırılmasına ve doğru adımları doğru zamanda atabilmek için sağlıklı bir yol haritasına ihtiyacı var.” (s. 47-49)

Nükleer belayı başımıza sarmayalım. “Kendi otomobilimizi yapalım” diyen hükümet, desteğini güneş enerjisine verirse Türkiye bu alanda dünyaya da öncü olabilir.

Şahin Alpay- Zaman

Kategori: Dış Köşe