Köşe Yazıları

Erzurum’dan Münih’e elektrikle çalışan araba

Münih’te kurulu genç bir firma, Sono Motors elektrik motoruyla çalışan otomobil sektörünü karıştıracak yeni fikirlerle bir araba tasarlamış ve şimdi seri üretime geçmek işin sermaye arıyor. Otomotiv sektöründeki dev firmalara meydan okuyan Sono Motors arabalarını boyamayacak, direksiyon bölgesinde yosun kullanacak, kaporta da yamalı bohçaya benzeyecek.

Araba meraklılarının ilgisini çekmeyecek ama…

Yosun filtresi ile ince toz (partikül) tutulacak. Kaporta yerine güneş panelleri kullanılacak… Yani?

Biliyorsunuz elektrikli arabalarda akü yahut bataryaya elektrik yükleniyor ve bu akü ortalama 250 veya 300 km -belki biraz daha fazla- sonra boşalıyor. Gerçi elektrik dolum tesisleri (benzinci kelimesini bir an önce unutmamız dileğiyle) yaygınlaşıyor, ama bataryayı doldurmak bayağı bir zaman istiyor.

Sono arabalarının aküsü 250 km götürecek ve bunun üstüne fazladan bir 30 km mesafeyi de arabayı kaplayan panellerde ürettiği güneş enerjisi ile gidecek.

Nasıl rekabet ama? Kaporta mı bedava, yakıt mı? Göz alıcı renkler mi, yoksa kat ettiği mesafe açısından bir numara olmak mı?

Bu konuya takılmamın, bu haberi yazmamın nedeni ise 2014 yılında okuduğum şu haber: Nursima Kesin’in Hürriyet’te yayınlanan haberine göre, Erzurum’un Uzundere ilçesinde 33 yıldır elektronikçilik yapan 49 yaşındaki ilkokul mezunu Mustafa Karasungur, 1992 model LPG’li otomobilini şimdi güneş enerjisiyle çalıştırıyor. Ayıların bahçelere zarar vermesini önlemek için ‘Ayısavar’ robotu yapan Karasungur, daha önce su katarak çalıştırdığı otomobilini 2,5 yıldır güneş enerjisiyle çalıştırdığını bildirdi. Evli ve 3 çocuk babası olan Karasungur, güneş enerjisiyle çalışan otomobiliyle 20 bin kilometre yol gittiğini belirterek “Otomobilin ön kapağına monte ettiğim panel sayesinde güneş enerjisi depolanıyor. 30 liralık LPG ile 236 kilometre yol gidiyorum. Güneş kaybolsa, hava kararsa bile otomobil 100 kilometre gidiyor” dedi.

 

Mustafa Karasungur önce hidrojeni (LPG deposunu) dolduran, sonra elektrikli arabaya ek güç sağlayan fotovoltaik panelli araba yapmış.

Kim bilir, belki Mustafa Bey’in düşünceleri ya da haberi o zamandan Erzurum’dan Münih’e ulaşmıştır.

Alper Öktem – Güneş Gönüllüsü

Hafta SonuManşet

İhtiyaç fazlasını şebekeye veren güneş santralleri için fiyat garantisi değişti: Peki amaç ne?

24 Haziran seçimlerinden hemen önce, 21.6.2018 tarihli Resmi Gazete’de yenilenebilir enerji sektörü üzerinde önemli etkilere sebep olabilecek değişiklikler içeren bir kararname yayınlandı. Bu kararname ile Türkiye’de kurulacak güneş enerji santrallerine (GES) verilen fiyat garantisi sistemi değiştirildi. Bugüne kadar GES’lere kWh başına 13,3 dolar-sent verilirken, bundan sonra farklı GES’lere farklı fiyat garantileri verilecek.

Bu değişiklik stratejiyi ele vermesi açısından önemli görünüyor. Bugüne kadar pek önemsenmeyen küçük üretici/öztüketici sektörünün gelişmesi için bir şey yapılmıyor. Ancak aynı zamanda küçük çaptaki GES’lerde üretilen elektriğin satışı mı, öztüketimi mi isteniyor sorusuna, öztüketimin tercih edildiğini gösteren net bir cevap veriliyor.

Kararname ile güneş enerjisinden elde edilen ve ihtiyaç fazlası olup sisteme verilen elektrik için ödenecek fiyatlar da belirleniyor. Kararnamede 10 yıl için rakam vermek yerine “perakende tek zamanlı aktif enerji bedeli”nden bahsediliyor. “Perakende tek zamanlı aktif enerji bedeli” TEDAŞ tarifesinde meskenler için halen 33-37 kuruş. Bu da artık öztüketimden sonra sisteme verilen üretim fazlası elektrik için çatıda 10 KW’a kadar, diğer lisanssız GES’lerde 1 MW’a kadar 10 yıl boyunca 33-37 kuruş olan fiyat verileceğini gösteriyor.

Önce çatılara odaklanırsak:

1 kWh için şimdiye kadar 13,3 dolar-sent veriliyordu, bu da şu anki kurla 60 kuruş kadar ediyor.

Tüketiciler elektriği yaklaşık 46 kuruşa kullanıyorlar. Yani, öztüketim için kurulan bir çatı-GES şu an fiilen 46 kuruş getiriyor gibi düşünebiliriz.

Enerji fazlasını satmak üzere kurulan bir çatı-GES ise 33-37 kuruş arası getirecek.

Tabi bu 33-37 kuruştan herhalde bazı masrafları düşmek gerekecek.

Sonuçta Güneş Gönüllüleri olarak yeni kararnamenin getirdiği değişikliği şöyle yorumluyoruz: Bundan böyle çatı-GES’lerde ne kadar öztüketime odaklanılırsa yatırım o kadar karlı olacaktır.

Fotovoltaik elektrik santrali kurulum maliyetlerinde sonu gelmeyen düşüşlerin son aylarda güneşten elde edilen elektriği en ucuz elektrik konumuna getirdiği yönünde haberler okuyoruz. Hammadde temini açısından da güneş enerjisi hiçbir spekülatif fiyat hareketine el vermiyor, malum güneş bedava.

Böyle olunca ödemelerde rakamların düşmesi doğal. Nitekim Almanya’da ödemelerdeki düşüşler meskenler için öztüketimi cazip kılıyor artık. Ben de şişkin bir fatura ödemek yerine halen yaklaşık 10 avro-sente mal ettiğim kendi elektriğimi kullanıyorum

Politik açıdan ise izlenen strateji konusunda belirgin bir ipucu mevcut: Nedense 1 MW üstü lisanslı GES’lere 13,3 sent/60 kuruş vermeye devam ediliyor. Belli ki devlet artık özellikle büyük GES’leri desteklemek istiyor. Lisanssız üretici olarak tanımlanan ve şimdiye dek sektörün koçbaşı olan yatırım kategorisi  dönemini bitirdi. Lisanssız yatırımın özelliği, herhangi bir sınai, ticari vs. bir faaliyette ihtiyacı karşılamak üzere kurulan güneş enerjisi santralinde ortaya çıkabilecek üretim fazlalığının rasyonel  bir şekilde değerlendirilmesine imkan vermesi idi. Ancak uygulamada usulen ihtiyaç göstermek, kitabına  uydurmak noktasına dek varmış olduğumuz söyleniyor.

Yeni kararnameyi değerlendirmek için bir karşılaştırma yaparsak, Almanya’da fiyatlandırmada en çok kollananın “küçükler” olduğunu görürüz. Ayrıca bu fiyatlandırma yasal çerçeveye oturuyor, tüm yenilenebilir enerji kaynakları ve tüm kurulu güç sınıfları için eşzamanlı yapılıyor, ilan ediliyor. Şebekeye bağlanan GES’e verilen fiyat 20 yıl geçerli. Aksi halde kredi almak, yatırımcı ve bankalar önlerini göremeyeceği için olanaksızlaşır.

Tablodan görüldüğü gibi, Almanya’da devlet en yüksek fiyat garantisini çatılardaki küçük ölçekli GES’lere vermektedir. Bunun sebebi ise küçük ölçekli çatı-GES’lerinin maliyetinin daha yüksek olmasıdır.

Yurttaşın Elektrik Santrali (YES) niçin kollanıyor? Üstelik küçük ölçekli yatırım kW kapasite başına daha pahalı.

Çünkü iklim değişikliğine karşı, örneğin termik santrallerin kapatılması için, enerjide U dönüşümü isteyen aktivistlerin ve çatısına mini santral kurmuş olan bir milyon kişinin katılımcı demokraside önemli bir gücü oluyor.

Türkiye’de ise tam tersi bir strateji görülüyor: Bundan sonra kurulacak küçük ölçekli GES’ler için daha düşük fiyat garantisi olacak. Oysa verilen fiyatın en küçük segmentte daha yüksek olması gerekirdi.

Öztüketim için yapılan 10 kW’ye kadar GES’lerde KDV alınmayarak vatandaşın bu işe heveslendirileceğini düşünüyorum.

Öztüketim için kurulacak GES’ler başından beri olduğu gibi sivil toplumun görevi. Elbette enerji kooperatifleri kurmak da sivil toplumun görevi. Satış olmadığı takdirde bürokratik engeller azalacak. Sosyal sorumluluk projelerinden başlayıp, belediyeleri hareketlendirmeye kadar yapılacak çok şey var.

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüleri

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuManşet

Öztüketim amaçlı enerji üreticiliği

Mevzuat temelden düzelmiyor. İnverter ve depolama sistemleri hızla gelişiyor.

Bir iyi bir de kötü haber. Yukarıdaki cümleler işte öztüketim için elektrik üretimi döneminin geldiği şeklinde yorumlanabilir. Kabaca kurulu gücü (hane başına) 3 kW’a kadar olan mini güneş santrallerinin, Yurttaşların elektrik Santrallerinin  (Y.E.S.’lerin) zamanı geldi.

Güneş enerjisinden elektrik üretmeyi savunanların çoğu “Yerinde üretim, yerinde tüketim”i de  savunuyorlar. Bu çerçevede Güneş Gönüllüleri öztüketimi esas alarak toplumun kayda değer bir kesimini üretici yapmayı, başka ülkelerdeki olumlu örneklerin gösterdiği gibi tüm ülkeler için geçerli, evrensel bir hedef olarak görüyorlar. Bunun bireysel olması yahut kooperatif üyeliği ya da apartman /site birlikleri yoluyla gerçekleşmesi birincil önem taşımıyor. Yurttaşlara Enerji Santrallerini (Y.E.S) kurmalarını öneriyoruz. Tutulacak yol en az zaman/emek gerektiren yol olmalı.

Güneş enerjisinden elektrik üreten farklı kesimler arasında enerji şirketleri tümüyle satmak için üretirken, endüstriyel çatılarda ihtiyaç için üretilip fazla olan enerjinin şebekeye verildiğini görüyoruz. Bu kategoride mahsubi sayaç kavramı kullanılıyor. Evinin çatısında üretip fazla olanı şebekeye veren bireysel üreticiler de var. Burada „fazlalık“ ifadesi göreceli bir ifade. Bir aile için 3kW kurulu gücün akü kullanılması halinde yeterli olacağını kabaca varsayarsak burada mahsubi sayacın anlamı kalmıyor. Çünkü güneşten elektrğin fiyatı şu an için  cazip görünse de burada elde edilebilecek kar yahut cirolar  üzerinde konuşmaya değecek miktarlar değil. Ayrıca bürokrasi ile uğraştığına değmez diye düşünülüyor. İşte bu segment Türkiye’de  solar elektrik üretiminde  diğer ülkelerde olduğu gibi belirleyici rollerden birişini  oynacak olan segment. Burada ise yaprak  kıpırdamıyor.

Akü ve invertör  teknolojilerindeki  son yıllardaki gelişmeler ise artık şehrin göbeğinde dahi şebekeden bağımsız yalnızca  öztüketim için üretmeyi mümkün kılıyor. Beri yanda solar elektrik ihtiyacın sadece bir kısmını karşılasa da çok bakımdan anlamlı oluyor.  Bu nedenle bu  segmenti „ 1-3 kW arası kurulu gücü olan, akülü, (gerektiğinde şekeden destek alabilen)  akıllı invertörlü  parsiyel (kısmi) öztüketim modeli olarak tanımlayabiliriz.

Pazar için değil, kendi tüketimi için  üretim yapan üreticinin durumu Günısıdan sıcak su elde eden insanlara benziyor. Bunlar tüketmek üzere üretenler, bu bir bağ evi olabilir yahut bir apartman dairesi. Şebekeden ancak ihtiyaç halinde – akıllı invertör buna karar veriyor- cereyan çekiyor. Kurulu gücünüz düşük ise bu daha  sık gerçekleşiyor.

Güneş gönüllüleri bu akülü, akıllı invertörlü (kısmi) öztüketim modelini yalnızca önermekle kalmamalı,  bunun finansmanı için de çözümler önermelidir. İhtiyaç sahiplerini potansiyel destekçilerle buluşturacak pilot çalışmalarla  sosyal projelerle yurttaş enerjisi hızla  tutunabilir.

Kurulu gücün optimal olması gerekli değildir. Amortisman ya da yatırımın  ne kadar zamanda geri  döneceği tartışmasına yer yoktur.

Ne kadar çok insan kısmen de olsa üretici olursa çatılarda paneller göze çarpmaya başlarsa  bu  işte görünür olmayı beraberinde getirecektir.

Solar elektrik teknolojisi büyük bir teknolojik devrim. Devasa kömür santralinin  yahut nükleer santralin yerine  deyim yerinde ise onbinlerce mini santral.  Ama bunun gerçekleşmesi milyonlarca insana bağlı. Bütün devrimler gibi…

 

Alper Öktem

Kategori: Hafta Sonu

EnerjiGünün ManşetiManşet

“Çatılarda rüzgar ve güneşten elektrik üretmek serbest haberi asılsız”

30 Aralık Cumartesi günü Gazete Habertürk’te yayınlanan, “Çatıda güneş ve rüzgardan elektrik üretmek serbest” başlıklı haber spekülasyonları da beraberinde getirdi.

Aynı haberi Enerji Enstitüsü sitesinden alıntılayarak, “Güneş ve rüzgardan çatıda elektrik üretiminde kapasite kısıtı kaldırıldı” başlığı Yeşil Gazete olarak biz de okurlarmızla paylaştık.

Gelinen noktanın detayına dair bir özel haber hazırlamak için de konunun uzmanlarına danıştık. Çanakkale’de yenilenebilir enerji üzerine çalışmalar yapan Troya Çevre Derneği’nden Oral Kaya, 1996 yılından beri Türkiye’de başta güneş enerjisi olmak üzere temiz enerji kaynaklarının tanıtılması, kurulu kapasitesinin hızla artması ve tabana yayılması için çalışmalar yapan Solar Baba’nın kurucusu Ateş Uğurel ve gazetemize de “Güneş Gönüllüsü” rumuzu ile yazılar yazan Alper Öktem bu haberin asılsız olduğu görüşünde.

Üç isim de haberin gerçeği yansıtmadığını, EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu) sitesi ile Resmi Gazete’de konuya dair herhangi bir bilgi bulunmadığını kaydediyor.

“Haber tamamen palavra”

Ateş Uğurel

Solar Baba’dan Ateş Uğurel konuya dair sorumuzu, “Haber tamamen “palavra” olduğundan (EPDK sitesinde ve resmi gazetede yok) bir yorum yapamayacağımm maalesef. Sahte bir haberin bu kadar yayılması cok üzücü” şeklinde yanıtladı.

“Yönetmelik değişmiş olsa açıklamayı TEDAŞ değil EPDK yapar”

Bu konuda özellikle devlet tarafından gelen açıklamalar 2017 yılı sonuna kadar bir düzenlemenin yapılacağı yönünde idi. Lakin bu düzenleme bir türlü gelmedi diyen Oral Kaya, haberin ardından kendisini de bir çok dostunun “sonunda oldu galiba” diyerek aradığını kaydetti.

Oral Kaya

Fakat değişen bir şeyin olmadığını, “halen eski mevzuat ve yönetmeliklerin uygulamada olduğunu, ‘en azından şu ana kadar’ bir değişiklik yapılmadığını bildirmek zorundayım” bilgisini de paylaşan Oral Kaya, Gazete Habertürk’ün haberinde kendisinden bilgi alınan Eski TEDAŞ Genel Müdür Vekili Osman Nuri Doğan’ın açıklamalarını da mercek altına aldı.

Eğer yönetmeliklerde bir değişiklik olsa idi, bu konuda açıklama yapacak kurum zaten TEDAŞ değil EPDK olacaktır bilgisini de ileten Kaya, haberdeki bilginin hatalı olduğunu ise, “İkinci kısım ise ara başlıkta yer alan ‘Evde üretilen fazla elektriğin satılabilecek’ olması. Bu başlık herkesi heyecanlandırdığı gibi, ne yazık ki bir gazetecilik hatasıdır. Başlığa baktığımızda öyle bir kanıya varmamıza rağmen, ne yazık ki haberin içinde sadece ‘izleyen yıllarda’ ibaresi ile şimdilik bir şeyin olamayacağı zaten ifade edilmiştir. Haber ne yazık ki zamanlama bakımından ve kullandığı dil bakımından çok yanıltıcı olmuştur” sözleri ile açıkladı.

Çözümün ise enerji kooperatiflerinde olduğunu belirten Kaya, “Bunun aslında aşıldığı ve bir çözümü vardır. Bireysel tüketiciler, bir araya gelerek kendi enerji kooperatiflerini kurarak, kendi tüketimlerinden fazla olan üretimi şebekeye satabilmektedirler. Bunun için de bireysel kapasite tahsisleri miktarı oranında üretim yapabilmek için tesislerini kurmalarıdır. Bunu da dilerlerse güneş, dilerlerse rüzgar ile yapabilmektedirler. Ürettikleri elektriğin tüketim fazlasını satabilecek olan kooperatif, ortaklarına da gelir payı dağıtarak onlara bir de gelir etmelerini sağlayabilecektir. Kooperatiflerin bu şekilde daha yaygın olarak geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bugün ülkenin bir çok köşesinde olduğu gibi mahalledeki komşunuzla, yenilenebilir enerji kooperatifinizi kurun. Enerji bağımsızlığınızı elde edin, fosil yakıtlardan kurtulun hatta dünyamızı da kurtarın” dedi.

“EPDK’nın kararını yazılı görmüş olmamız gerekir”

Güneş Gönüllüsü rumuzu ile gazetemize de konuya dair yazılar yazan Alper Öktem ise, Kadıköy Güneş Gönüllülerinden de konuya dair bilgi aldığını belirterek öncelikle yapılan haberi eleştirdi.

Alper Öktem

Haber yarım yamalak, bunun dışında haberden vatandaş evde elektrik üretecek sonra da satacak gibi bir anlayış çıkıyor ki bu yanlış diyen Öktem, “Normal meskenlerin gücü zaten halihazırda 5 kilowatt ile sınırlı iken haberdeki bu üretip satacak meselesini silmek lazım” dedi.

Haberde kendisinden görüş alınan emekli TEDAŞ Genel Müdür Yardımcısının, “EPDK, 3 kVA’ya kadar olan güneş paneli ve rüzgâr türbininde trafo kaynaklı kapasite kısıtını kaldırma kararı aldı” bilgisini verdiğinin belirtildiğinin de altını çizen Öktem, “10 kva dan bahsediliyor haberde ama burada kva, volt amper midir yoksa kilowatt mıdır. Burası da belli değil, haberin bu kısmı da kafa karıştırıcı” diye konuştu.

Güneş gönüllüsü Alper Öktem sözlerini, “Konu çok karışık, haber ilk defa Habertürk’te çıktı. Haberi veren gazeteci haberin kendisini vermiyor. Bir cümle ile emekli genel müdür yardımcısına yorum yaptırmış. Biraz dikkatli olmak lazım, bütün herkes de üstleniyor bu haberi. Ama EPDK’nın kararını yazılı görsek de oğru dürüst bir tavır takınsak daha uygun aslında” diyerek tamamladı.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

Belediyeler iklim değişikliğine karşı

Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji düzenine bu kadar hızla damgasını vurması  fosil yakıtlardan hızla çıkmayı  da mümkün kılıyor ama bir engel var: devletler ve siyaset sınıfı – tabii Sermaye /tekeller bastırdığı için- sistemden vazgeçmemeye çalışıyor. 6 Aralık  2017 günü bir haber: Almanya’da elektrik üretiminde rüzgar  enerjisi, nükleer, doğalgaz ve taşkömürünü   geçerek ikinci  sıraya yükselmiş; geçen yıl 5.sıradaymış. İkinci haber: 1970-2014 yılları arasında Almanya’da  nükler enerjiye, linyit  ve taşkömürüne  devlet desteği  422 milyar avro olmuş.

Kyoto, Paris  … ne büyük toplantılar gördük, ne umutlara kapıldık. Ama iklim değişikliğini ya da sıcaklık artışını engelleme konusunda devletlerarası hedefler  tutturulamıyor, karbon salımında varılan her mutabakatı torpilleme eğilimleri ortaya çıkıyor. Devletlerin yöneticileri genellikle, yenilenebilir enerjilere “biraz da bundan olsun” diye bakan miksciler. Haberi  hatırlar mısınız? 18.12.2015 günü İngiltere’de son kez kömür çıkartılmıştı yani son maden ocağı o gün kapandı. Demek fosil kaynaklardan çıkma konusunu ciddiye almışlar. (Tabii o memlekette güneş ve rüzgar da  madenleri gibi yerli  ve milli addediliyor; ama  hangisi havayı kirletir, kronik akciğer hastalığına yolaçar  gibi kriterler de  gözönüne alınıyormuş. Parantez içi haber  Zeitung kaynaklı)

Beri yanda kentler fosil enerji sektörünün güç ilişkilerine merkezi düzen gibi muhtaç değiller ve zaten devasa santraller kuracak yerleri de pek olmadığı için daha farklı bakabiliyorlar. Kentler bugün karbon salınımının yarısından fazlasından sorumlu. Elektrik genellikle dışarıdan geliyor, uzaklarda bir yerde fosil yakıtların yakılması ile üretilen elektrik kente taşınıyor. Isınma (ısınma ve soğutma) ve mobilite (taşıma, ulaşım) için ise fosil yakıtlar bizzat kentte yakılıyor.

Beri yanda smog ve sıcaklık artışı kentleri yaşanmaz kılıyor.

Elektrik, ısınma- soğutma ,  ulaşım- taşıma için enerji gerekiyor- Hepsi temizinden olmalı

İklim değişikliğini durdurmak için yapılabilecekleri  -sanki yapmış gibi- anahatlarıyla bir not edelim:

.. Fosil kaynaklardan gelen elektrik  giderek  kentte yurttaşlar, kooperatifler , belediye,  OSB ve benzerlerinin genellikle çatılarında  kurulu ve sayıları artan Y.E.S. lerde ürettiği  temiz elektrik   ile  ikame  ediliyor. Kentimizin insanları ekocereyan tedarik eden  firmalara abone oluyor. Enerjinin verimli kullanımı için  tedbirler alınıyor.  Yerinde üretim-yerinde tüketim- öztüketim, enerji  otonomisi kavramları yerleşiyor.

… Binaların ısı (ve  soğutma) gereksinimi  azaltılıyor ve sıfır enerjili  evlerin yapımı destekleniyor . Günısı  tesisatı  geliştirilmiş, güneşin ısıttığı su hem  kullanım için hem de kalorifer için kullanılarak doğalgaz=Fosilyakıt tasarrufu sağlanıyor.

…. Belediyenin otobüs filosu  elektrikmotorlu  kısmen de biyogaz ile çalışıyor. Toplu taşıma çok daha çekici hale gelirken araba paylaşımcıları (car sharing)  bedava park ediyor.

Belediyeler ve Uuslararası işbirlikleri

Bonn’daki iklim zirvesine katılan arkadaşımız, yenilenebilir enerji kooperatifçiliğinin ülkemizdeki öncülerinden, Güneş Gönüllüsü Oral Kaya şunu yazıyor: “…. edindiğim başka bir gözlem ise, belediyelerin ülkemizde yenilenebilir enerji kullanımında çok geride kaldığı. Oysa ki bu konuda yerel yönetimlere çok büyük destekler var. “

İklim değişikliğini durdurmak için dünya çapında önemli bir hareketlilik var belediyeler düzeyinde. Kimi yapılanmalarda Türkiyeden de belediyeler yer alıyor. Dr.Ahmet Soysal Soysal’ın belediyelerin uluslararası örgütlenmelerine yönelik verdiği bilgileri aktarıyorum: Convanent of Mayors gerçek üst örgütlenmedir. Belediyelerin bölgelerinde özellikle fosil yakıt kullanımının ve sera gazı emisyonlarının kontrolü ve azaltılması anlamında yetkili olmasını ister. Energy Cities ise CoM un 107 destekçi örgütünden biridir. Eylemden çok toplum eğitimi bölümü ile ilgileniyor olayın. Şimdi Türkiye’deki belediye örgütlenmelerinde sanayi hariç enerji ve sera gazı, hava kirliliği azaltılmasında Büyükşehir belediyeleri sorumlu. Yani enerji kaynakları planlaması, sera gazı azaltılma projesi yapmak Büyükşehir Belediyesinin görevi, ilçe belediyeleri bunu yapamıyorlar. Büyükşehir Belediyeleri CoM üyesi olabilir. Bir ilçe belediyesi ise Energy cities gibi bir alt destekçi örgüte üye oluyor.” (Türkiye’deki belediye yapılanmasının sonucu.)

Yenilenebilir enerjilerin başarısı  kentli nüfusun sahip çıkmasına bağlı

Yenilenebilir enerjilerin yaygınlaşması başka enerji kaynaklarından farklı olarak esas olarak insan’a dayanıyor. Belediyelerin iklim konusunda  hareketlenmesi gerektiğine dair tartışma  “…….. sorunun çözümü için toplum katkısının nasıl sağlanabileceği üzerinde yoğunlaştı ve başarısız olan tepeden aşağı doğru örgütlenme modeli yerine; yeni bir örgütlenme modeli üstünde çalışıldı. Bu modele göre yerel yönetimlerin katkısı ile alttan tepeye doğru; toplumun duyarlılığını artırarak (bottom-up movement) oluşturulacak yeni bir yapılanmanın sera gazı salımının azaltılması için daha uygun olabileceği düşünüldü. Bunun sonucunda büyük bir çoğunluğunu Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin oluşturduğu İklim ve Enerji için Belediye Başkanları Antlaşması Hareketi (Convanent of Mayors for Climate and Energy-CoM) 2006’da başlatıldı. Hareketin kentlerde yerel yönetimler eli ile başlatılmasının ana nedeni; Avrupa Birliği ülkelerinde nüfusun büyük bir bölümünün kentlerde yaşaması ve enerjinin %80’ine yakınının kentsel alanlarda tüketilmesi idi. (Dr.Ahmet Soysal’dan bir yazı “Küresel iklim değişikliği: Çözüm yerel yönetimlerde mi?” )

Sihirli Söz: Belediye Halk İşbirliği

Devam edecek

Detmold Almanya

Katı atık deposu üzerinde  pv modüller  şemsiye görevini görüyor

 

Bornova, İzmir (  300 KW  GES)

( Belediyeye  ait  olması nedeniyle bunu Yurttaşların Enerji Santrali  Y.E.S. olarak görmek gerekiyor)

 

 

Alper Öktem

Köşe Yazıları

Neyi tartışıyoruz? Türkiye’nin daha fazla enerji ihtiyacı var mı, yok mu?

Bu soru karşısında takınılan pozisyonlar belli. Bu pozisyonların birini ya da diğerini hayata geçirmek için seçim kazanıp hükümet olmalısınız. Daha fazla santral daha fazla elektrik /enerji üretimi diyenler hükümet oluyor ve bunu böyle yapıyorlar. Bu daha fazla ciro, kazanç, GSMH filan falan demek. Silah tüccarları yahut köfteciler de çok farklı düşünmüyor.

Kapitalizm artı ürüne yol açıyor; ekonomi krize giriyor. Gerçi firmalar üretmeye girişmeden önce pazar araştırmasından tüketici manipülasyonuna dek her şeyi deniyorlar. Hep büyümek ve hep daha çok satmak için. Aslında alıcının buna ihtiyacı olup olmadığı önemli değil, lüzumsuz üretmek ve bunların “çöpe gitmesi” düzenin birincil derdi değil. Oturup konuşsak herkesin “enerji verimliliğinden” yana olduğunu göreceğiz. Ama uygulamada böyle olmuyor. Siyasetin hayallerinden bunların destekçilerine dek büyümecilik ağır basıyor. Halbuki “Enerji verimliliği, ülkelerin sahip olduğu en önemli enerji öz kaynağıdır”: TMMOB Makina Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu tarafından hazırlanan ve enerji ile konularda temel bir referans  ve bilgi kaynağı olan Türkiye Enerji Görünümü Sunumu  (Eylül 2017)  bunu veciz bir şekilde ifade ediyor. Tabii ki israf azaltan teknolojiler de başarılı oluyor eğer serbest rekabet, tekel, regülasyon gibi köşe taşları yol verirse. Ama kapitalizmin varlık sebebi “daha fazla kar”; rasyonel olmak değil.

Bunun dışında bir de sahte maliyet hesapları var. Örneğin nükleer atıkları kim saklayacak, kaç yıl saklayacak sorusu bu santralleri kuranların derdi değil; eğer bu sözünü ettiğim masrafları toplumun devletin üzerine yıkabilirler ise. Hava, su, bedava idi eski sosyalist deneyde ve kapitalizmde. Yerli kömür hem milli hem ucuz imiş, sanki Soma’da kömür işi büyüdükçe eski özelliklerini kaybetmekte olan komşu Kırkağaç kavunu düşman ülkelerde yetişiyor. Yahut Afşin’de Elbistan’da ziraat yapmaya gerek yok, termik santralin toprağı ekip biçilemez hale getirmesi önemli değil sanki.

Ama tartışma konumuz bu değil. Başka bir konuyu tartışmaya açmak istiyorum ve bunu Güneş Gönüllüsü olarak değil iklim endişeli modern olarak yapmak istiyorum. “Bi şey olmaz” dünyasının, kaderciliğin Don Kişot’ları ordulardan daha kalabalık ama ben de gelecek kuşakları düşünüyorum, börtü böceği düşünüyorum.

TMMOB Sunumundan alıntı yapıyorum: ”2015 yılında küresel olarak enerji yoğunluğundaki [gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) birimi başına kullanılan enerji miktarı] iyileşme, yeni enerji talebinin %70’ini karşılamıştır. Bu nedenle de “BİRİNCİ YAKIT” olarak da, nitelendirilmektedir. Enerji verimliliğini artırmaya yönelik uygulamalar ile 2015’te global enerji talebi sadece %0,8 (nihai tüketim %1) artmıştır. OECD ülkelerinde, 2002-2015 döneminde GSYİH %23 artarken, enerji tüketimi 2015’te, 2002 tüketimi düzeyinde kalmıştır“.  Bu alıntıları yapıyor olmam da gösteriyor: Kesinlikle daha fazla enerji üretme takımının tribününde oturmuyorum.

Brecht’in Bay K’ nın hikayelerinden bir alıntı: “Bay K nın arkadaşı gazetelerden şikayetçidir ve der ki, ‘ben gazete mazete istemiyorum’. Bay K da gazetelere yönelik benzer eleştiriler yaptığını söyler ve ‘ben başka gazeteler olsun istiyorum” der.

TÜRKİYE’DE ELEKTRİK ENERJİSİ KURULU GÜCÜ- 2017 HAZİRAN (MW)

İthal Kömür 7473 % 9,3

Taş Kömürü, Linyit, Asfaltit 9872 % 12,3

Dogalgaz + LNG      22640,6           % 28,2

Fuel Oil, Nafta, Motorin 303 % 0,4

Güneş 1362 % 1,7

Rüzgar 6161 % 7,7

Hidrolik akarsu 7272 % 9,1

Hidrolik baraj 19771 %24,6

Çok Yakıtlılar 4021 % 5

Jeotermal 860 % 1,1

Yenilenebilir, Atık, Diğer 603 % 0,8

____________________________________________

Toplam Kurulu Güç (06/ 017) 80343 MW

Kaynak TEİAŞ 13.7.2017 S.33

TÜRKİYE’NİN ENERJİ KAYNAKLARINDA HIZLI BİR DEĞİŞİKLİĞE İHTİYACI VAR

TMMOB’un sunumundan aktarmaya devam ediyorum: „Paris İklim Değişikliği görüşmelerinin hedefi olan küresel sıcaklık artışını 1,5 veya en fazla 2 santigrad derecede tutabilmek için, enerji arz ve tüketiminde ciddi ve radikal politika değişiklikleri gereklidir. „ (Sayfa 5).

İşte bunu tartışmalıyız: Enerji arzında ciddi ve radikal politika değişikliği gerekiyor. Yani fosil kaynaklardan enerji elde etmeyi bırakmalıyız. Rüzgar ve güneş enerjilerinden yararlanmayı hızla artırırken, termik santralleri hızla kapatmalıyız. Tüketimde de politika değişikliği gerekiyor. Tüketicilere temiz enerji sağlamamız gerekir. Onlardan iklimi korumak için ışıksız ve soğukta yaşamalarını isteyemeyiz. Türkiye’de abonelere temiz enerji tedarik eden firma var mı? Neyi tartışmalıyız? Bunu tartışmalıyız: Niye yok?

Tekellerin ancak bankalarla finanse edebildiği çok pahalı ve devasa termik, petrol ve doğal gaz santraller bugün de temel elektrik/enerji üretim aracı olmayı sürdürüyorlar (Sunumun 3 sayfasından alıyorum; bu üç fosil kaynak 2016 yılında dünya tüketiminin % 85,5 unu sağladı) İklimi korumak için zorunlu görülen karbon salımını azaltmayı 2016 yılında da beceremeyen bu dünya düzenine cevabınız eğer 2017 yılında da “daha az tüketsinler/üretsinler” (fazla üretime son) demekten ibaret kalacaksa o zaman yurttaşların enerji santrali (Y.E.S.) kurması için çalışanlar, kooperatifler kurmaya çalışanlar biraz yalnız kalacak. Ama bir yanlış anlamayı düzelteyim: Kooperatifler kuruyoruz ama bunu enerji üretimini daha da artırmak için yapmıyoruz. Yenilenebilir enerji kooperatiflerin amaçlarından biri de ortaklarının enerji konusundaki duyarlıklarını artırarak enerji tasarrufuna ve verimliliğine teşvik etmek.

Güneş enerjisinin son 20 yılda gösterdiği gelişmeler sayesinde ülkeler bugün birbiri ardına kömürden çıkış için tarih veriyorlar. Biri diğerini pazardan kovuyor diyebilirsiniz.

Alper Öktem – Güneş Gönüllüsü

EnerjiGünün ManşetiManşet

Nükleer karşıtlarına giden Nobel Barış ödülünü Arife Köse ve Dr. Angelika Claussen’e sorduk

ICAN Türkiye'nin uluslararası katılımla Ankara'da gerçekleştirdiği bir toplantı

Nobel Barış Ödülü’ne bu sene Uluslararası Nükleer Silahları Yok Etme Kampanyası (International Campaign to Abolish Nuclear Weapons – ICAN) layık görüldü.

Nobel Barış Ödülü’nü aldıklarını öğrendikten sonra ICAN direktörü Beatrice Fihn, “Bunun bir şaka olduğunu düşündük. Bu hem güzel bir sürpriz hem de büyük bir onur” şeklinde konuştu.

Nükleer karşıtı aktivizm için de çok önemli bir kilometre taşı olduğu kuşku götürmez bu ödüle dair görüşlerini almak için nükleer karşıtı aktivizme ömürlerini adamış iki kadına, “ICAN’in Nobel Barış ödülü alması kapsamında düşüncelerinizi, mücadelenin dünden bugüne ve elbette yarına seyrini de kapsayacak şekilde bizimle paylaşabilir misiniz?” dedik.

ICAN kampanyasının eski Türkiye Direktörü Arife Köse ve geçen yıl Yeni İnsan Yayınevi tarafından Türkçe edisyonu da çıkan Nükleer Felaketlerle Yaşamak: Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık Üzerine Etkilerikitabının iki yazarından biri Dr. Angelika Claussen‘ın ödüle dair düşündüklerini tüm Yeşil Gazete okurları ile paylaşıyoruz.

Dünyanın, nükleer tehdidin uzak bir anı olacağı günlere bir an önce ulaşması temennisi ile…

Arife Köse: ‘Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nı Türkiye de en yakın zamanda imzalamalı

ICAN Türkiye eski koordinatgörü Arife Köse

“Bu ödül ICAN’e Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nın (Treaty on the Prohobition of Nuclear Weapons) yürürlüğe girmesi konusunda sergilediği üstün çaba nedeniyle verildi.

7 Temmuz 2017’de kabul edilen ve şimdiye kadar 122 devletin imzaladığı bu anlaşma bölgesel ve küresel gerginliklerin giderek arttığı, savaş tehditlerinin kolaylıkla savrulduğu günümüzde dünya barışı için önemli bir çabayı temsil ediyor. Tüm dünyadaki binlerce nükleer karşıtı ile birlikte bu çabanın bir parçası olmak öncelikle gerçekten gurur ve mutluluk verici.

Bu ödülün haklı gururunu ve mutluluğunu yaşamakla birlikte artık omuzlarımızdaki yük daha fazla. Şimdi Nobel Barış Ödülü’nü almanın da verdiği motivasyon ve güç ile nükleer silahların herkes tarafından konuşulmasını, tartışılmasını sağlamak için daha çok çalışmalıyız.

Arife Köse’nin ödülün açıklanmasının ardından sosyal medya hesabından, “Üç yıl önce Viyana’da nükleer silahların yasaklanması konferansında” notu ile paylaştığı fotoğraf

Barış ödülünü almak çok güzel, o zaman haydi şimdi bu silahların neden hala var olduğunu hep beraber konuşalım. Türkiye’nin ve başta NATO ülkeleri olmak üzere bir dizi devletin neden Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nı hala imzalamadığını konuşalım. İncirlik Üssü’nde bulunan nükleer bombaları konuşalım. Gezegen ve insanlık açısından geri dönülemez yıkıcı sonuçlarını bildikleri halde devletlerin neden hala birbirlerini nükleer silahlar ile tehdit ettiklerini konuşalım.

Artık bu soruların yanıtı sadece “güvenlik” olamaz, artık buna kimse inanmıyor. Nükleer silahlar bırakın güvenliğimizi sağlamayı, güvenliğimize yönelik en büyük tehdidi oluşturan, çok yıkıcı kitle imha silahlarıdır. Yasaklanmalı ve yok edilmelidir. İşte Nobel Barış Ödülü ile birlikte konuşmamız gerekenler bunlardır ve bunları konuşmadan geçersek eksik ve yanlış yapmış oluruz.

ICAN Türkiye’nin uluslararası katılımla Ankara’da gerçekleştirdiği bir toplantı

ICAN, dünyada 100’den fazla ülkede faaliyet gösteren ve amacı hem dünya hem de insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturan nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılmasını sağlamak olan bir kampanya. ICAN, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu amaç doğrultusunda çalışmaya devam edecek. Bu doğrultuda önümüzde atılması gereken ilk adım Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nı imzalamayan her ülkenin en kısa zamanda bu anlaşmayı imzalamasını sağlamaktır. Ne yazık ki bu ülkeler arasında Türkiye de buluyor. Türkiye devletinin bir an önce bu anlaşmayı imzalamasını sağlamak hepimizin öncelikli görevidir.

Son olarak şunu söylemek istiyorum; bu ödül, başta Hiroşima ve Nagazaki’deki atom bombası patlamalarından sağ kurtulan ancak tüm hayatları bu patlamaların sonuçlarının etkisinde geçen Hibakusha’lar başta olmak üzere tüm dünyadaki binlerce nükleer silah karşıtına ve onların mücadelelerine adanmıştır.”

Angelika Claussen: Dünyada her biri Hiroşima’dakinin katbekat üstünde tahrip gücüne sahip 15 bin civarı nükleer silah bulunuyor

“Nükleer Felaketlerle Yaşamak: Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık Üzerine Etkileri” kitabının da iki yazarından biri olan Angelika Claussen

“Bu yılki Nobel Barış Ödülü’nün sahibi Uluslararası Nükleer Silahları Yok Etme Kampanyası (International Campaign to Abolish Nuclear Weapons – ICAN) oldu.

2005 yılında IPPNW başkanı Malezyalı hekim Ron Mccoy ve Avustralya IPPNW Seksiyonu üyesi Bill Williams‘ın geliştirdiği bu düşünce, nükleer silahların yasaklanması için uluslararası kampanya yürütülmesini öngörüyordu.

Kampanya (ICAN) 2007 yılında faaliyete başladı. Bugün ICAN’de 486 sivil toplum örgütü yer alıyor. Daha sonra BM üyesi devletlerin çağrıldığı üç (Meksika, Oslo ve Viyana) uluslararası konferans düzenlendi. Bu konferanslarda IPPNW öncülüğünde ve iklim araştırmacılarının katılımı ile hazırlanan ve sınırlı bir nükleer savaşın dahi insanlık için nasıl bir felakete yol açacağını gösteren yeni bilimsel araştırmalar masaya yatırıldı. Bu çalışmalar özellikle çok sınırlı da olsa bir nükleer savaşın yol açacağı iklim felaketinin kitlesel ölümlerle sonuçlanacağını gösteriyordu.

 

Örnek olarak çalışmalardan birisi Hindistan -Pakistan arasında her biri sadece Hiroşima’ya atılan atom bombası büyüklüğünde toplam 100 bombanın kullanılması halinde ortaya çıkan milyonlarca ton külün atmosferi kaplayarak dünya ikliminin alt üst olacağını gösteriyor. Ortalama sıcaklığın 1 ila 1,5 derece düşmesi ile tarımda ürün elde edilemeyerek kıtlıklar ve açlık ortaya çıkacak.

Bu konferanslar ve bilimsel çalışmalar nükleer silahı olmayan ülkeleri bu silahların yasaklanmasının gerçekten gerekli olduğuna ikna etti.

7 Temmuz’da BM Genel Kurulunda 122 ülke bu silahların yasaklanması için anlaşma yapılmasının önünü açtı. 20 Eylül’den bu yana imzaya sunulan bu anlaşmayı şimdiye dek 53 ülke imzaladı.

Angelika Claussen, kendisi de bir nükleer karşıtı aktivist olan ve gazetemize “Güneş Gönülüsü” rumuzu ile yazılar yazan eşi Dr. Alper Öktem ile birlikte

Bu uluslararası gelişmenin motorunun Avusturya olduğunu ve genç dışişleri bakanı Kurz’un çok çaba sarfettiğini belirtetim.

Meraklısı için not: Dünyada 15 bin civarı nükleer silah var ve bunların herhalde çoğunun tahrip gücü Hiroşima’ya atılan bombanın kat kat üstünde. “

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Enerji

Yazarlar

Yurttaşların enerji santralleri (YES) ve Yenilenebilir enerji kooperatifleri (YEK)

Yenilenebilir Enerjilerin ve kooperatiflerin hızlı  gelişimi

Alman Yenilenebilir Enerjiler Yasasında (EEG,) Yurttaşların Enerji Birlikleri (Bürgerenergiegesellschaft) kavramı yer almaktadır. Birlikler genellikle kooperatif şeklindedir. Limited şirket gibi, ya da kamu yararına çalışan vakıflar ve dernekler gibi, adi şirket gibi formlar da vardır. (Bu yazıda Yurttaşların Enerji Birlikleri’ni temsilen enerji kooperatifleri kavramı kullanılacaktır.)

YEK tekellerden bağımsız, ademi merkeziyetçi ve ekolojik enerji üretimi yerel yahut bölgesel seviyede yapan yurttaşların katılımını amaçlayan kuruluşlardır. Bu şekilde enerji dönüşümü ve iklimi koruma çabalarına katkı imkanı bulmaktadırlar.

Son yıllarda başta Kanada, ABD, İngiltere, Danimarka ve Almanya olmak üzere bir dizi ülkede YEK’ler kuruldu. 2014 yılında Almanya’da sayıları 900’ün üzerindeydi. Hollanda’da sayısı 150 ve 300 arasında olduğu tahmin ediliyor. Fransa’da Enercoop yenilenebilir enerjilerin yerel üretimi alanında çalışması dışında tüketicilere tedarikçi hizmetleri de sunmaktadır. 2014 yılı sonunda Enercoop 10 bölgesel kooperatiften meydana geliyordu ve 23.000 müşterisi vardı, ki bunların %60’ı kooperatif üyesiydi. 2011 yılından beri AB düzeyinde YEK’lerin networku var (REScoop.eu). Bu kuruluşun 11 ülkeden 31 üyesi var.

YEK’ler dünya çapında 1995 yılında uluslar arası kooperatifler ittifakı tarafından belirlenen 7 temel prensibe uyuyorlar: Özgür ve şeffaf üyelik, kurumun üyelerin demokratik kontrolüne tabi olması, üyelerin ekonomik katılımı, otonomi ve bağımsızlık, eğitim ve enformasyon, başka kooperatiflerle kooperasyon ve kooperatifin birlik ve bütünlüğün  korunması.

Almanya’da enerji kooperatifçiliğinin  geçmişi

Daha 19’uncu yüzyılda Almanya’da kırsal bölgelerde enerji üretimi ve dağıtım ağı kurmak ve işletmek üzere bir dizi enerji kooperatifi kurulmuştu. Büyük enerji şirketlerinin nüfus yoğunluğu olmayan kırsal bölgelerde enerji dağıtım ağı kurmakla ilgilenmemeleri nedeniyle iş yurttaşlara düşmüştü. 20’nci yüzyılın ilk yarısında 6000 civarında elektrik kooperatifi vardı. Bu sayı 30’lu yıllardan itibaren sektördeki konsantrasyon çabaları ve zorunlu kapatmalarla giderek azaldı. 2012 yılına gelindiğinde “eskilerden” 50 civarında kooperatif varlığını sürdürüyordu.

Yıllara göre Almanya’da Enerji Kooperatifleri

Ulusal düzeyde enerji dağıtım ağı henüz oluşmamışken özellikle kooperatifler enerji ihtiyaçlarını karşılamak için yerel çözümler buluyorlardı. Kömür ve petrole dayalı büyük elektrik santralleri, daha sonra da nükleer güç santralleri yaygınlaştıkça 20’nci yüzyılın ortlarından sonra YEK’lerin sayısında bariz azalma oldu. Enerji piyasalarında liberalizasyon ve buna bağlı olarak tüketicinin hizmet alacağı şirketi seçme imkanın ortaya çıkması kooperatif tipi yapılanmaların enerji sektöründe yeniden canlanmasına yol açtı. Bunun sonucunda bir dizi enerji satış organizasyonları kuruldu. Bunlar arasında 1999 kurulan Greenpeace Energy kooperatifi gibi kooperatifler de vardı.

Enerjide dönüşüm, yenilenebilir enerji yasası ve kooperatifler

Enerjide dönüşüm ve bunu teşvik eden yenilenebilir enerji yasası ile birlikte kooperatif biçiminde örgütlenen enerji üreticileri özellikle yurttaşların güneş enerji tesisleri 2000’lı yılların başından itibaren arttı. Halen yeni kurulan kooperatiflerin yarısı enerji, çevre ve su sektöründe çalışmaktadır. 2008’den bu yana YEK’lerin sayısı hızla artmıştır. 2008-2011 arasında YEK’lerin sayısı 4’e katlanmıştır. Yalnızca 2011 yılında 150’den fazla EK kurulmuştur. YEK’lerin önemli bir özelliği merkezi olmayan yapılar olmalarıdır. 2015 yılında 165.000 vatandaş YEK’lere ortaktı ve yatırımlar 1,8 Milyar Euroya ulaşmıştı. Genellikle bir hisse 500 ya da 1000 € olmakla birlikte, bunların yalnızca 50 € olduğu kooperatifler de vardır. Kooperatiflerin çoğu yatırımların yarısını öz sermayeden karşılamaktadır. Kooperatiflerin %10’nu ürettikleri cereyanı kendileri satmaktadır, %52’si bölgesel doğrudan pazarlamayı (aracısız) planlamaktadır. 2012 yılı itibari ile YEK’ler 580 Milyon kWh yenilenebilir enerji üretiyordu. Bu rakam 160.000 evin enerji ihtiyacını karşılar. Yatırımlar ağırlıkla fotovoltaik GES alanındadır. Bazı rüzgar enerji RES’lere yatırım yaparken, CHP (combined heat and power, verimleri %90’lara ulaşan, suyu ısıtan “doğal” gaz ocağı değil, ortaya çıkan gücü de kullanan (elektrik üreten) ve bu nedenle kombi adını hak eden sistemler) ve başka enerji alanlarında yatırım yapanlar da vardır.

Yurttaş katılımını o zamana dek desteklemiş olan yenilenebilir enerjiler yasasının 2014 yılında değiştirilmesinden sonra siyasetin çizdiği çerçeve şartların yol açtığı belirsizlik YEK’lerin faaliyetlerinde duraklamaya yol açtı. Yeni kurulan EK’ların sayısı 2015 yılında 40’a inerek dibe vurdu. Bu gerilemede EEG reformunun dışında sermaye piyasaları yasasının da bu sektörde uygulanmaya sokulması ve küçük hisse sahiplerinin korunması yasası üzerine sürdürülen tartışmalar rol oynamıştır. Her yıl gözden geçirilen ve “şartlara uydurulan” yenilenebilir enerjiler yasası 2017 yılında öngörülen değişikliklerde yurttaşların enerji kooperatiflerinin çalışma şartlarını ve yaygınlaşmasını engelleyecek gibi görünüyor. Ki burada şartlar siyasi partilerine bakış açılarına ziyadesi ile bağlı oluyor.

Kooperatiflere has bir fenomen

Yeni teknolojilerde konsensus arayışı ve bu teknolojilerin yurttaşlar tarafından kabul edilmesi noktasında kooperatiflerin pozitif bir etkisini görüyoruz. Katılımcı demokrasinin yurttaşlara getirdiği söz ve örgütlenme hakkı görünüşte yatırımların kar maksimizasyonuna günümüzde zaman zaman engel olmaktadır. Rüzgar enerjisinde karşılaştığımız gürültü konusu buna bir örnektir. Rüzgar enerjisi sektöründe arazi sahibi köylüyü kooperatife ortak etmek bir yandan uzlamaşlara kapı açiyor, beri yanda gürültü ile yatırım arasındaki çelişkiyi RES’e aynı zamanda ortak olan köylü çözüyor. Yurttaş katılımın bu tür olumlu sonuçlarının karşılaşılan problemlerin hepsini çözmeye yetmeyeceğini belirtmek gerekiyor. Hükümet partilerinin siyasi program ve dünya görüşü itibariyle belirleyici rolü var. Tarihsel olarak yerel enerji şirket, komünal kuruluş ve kooperatiflerin oluşturduğu enerji piyasasında, geçen yüzyıl ortalarında gerçekleşen temerküz, az sayıda enerji tekelinin piyasaya hakim olmasını ve siyasette maksimüm ağırlığa sahip olmasını getirdi ve bu bugün de siyasi partilerin enerji politikasına damgasını vuruyor.

Enerji dağıtımı ve kooperatifler: Tüketicilerin gücü

Enerji kooperatifleri yalnızca üretim değil, aynı zamanda kullanıcılar için enerji dağıtım hizmetini de üstlenebiliyorlar. Almanya’da nükleer santrallere karşı hareketten ortaya çıkan Schönau Elektrik İdaresi (EWS Schönau) 2009 yılında 90.000 müşterisinin ortak ederek bir kooperatif haline dönüştü. Bazı eyaletlerde birkaç yıldan beri yerelde üretilen ekolojik enerjiyi yerelde pazarlayan yapılar ortaya çıkmaya başladı. Buna eko-bölgesel cereyan gibi isimler veriliyor. Yerel düzeyde ortaya çıkan bu üretici kooperatifi ve müşteri örgütlenmesi fiyatlarda bir istikrar sağladığı gibi, GES işletmecileri açısından da daha iyi fiyattan satabildikleri için daha karlı oluyor.

2014 yılı başında yurttaş enerjisi girişimleri birliği adıyla Almanya çapında bir çatı örgütü kuruldu. Bu çatı derneği bir yandan toplumda YES için bilgilendirme ve tanıtım yapıyor, beri yanda YES alanında bilimsel çalışmalara yürütmek gibi hedefler koymuş kendisine.

Bugün Almanya’da tüketicilerin yüzde 20’si temiz enerji (yeşil enerji) abonesi. Mamafih yeşil enerji satıcısı şirketler yalnızca yenilenebilir enerji kooperatifleri değil. Kimi nükleer enerji santralleri işletmecesi tekeller dahi “arzu ederseniz, bizde yeşil enerji de var” diye müşteri toplayabiliyor. Beri yanda 1999 yılında kurulan Greenpeace enerji kooperatifi 125.000 müşterinin enerji gereksenimini karşılıyor ve kooperatifin üye sayısı 23.000’den fazla. Greenpeace enerji kooperatifi kurucuları arasında Greenpeace derneği sembolik sayıda hisse ile kurucular arasında. Bu tanınmış dernek, isminin kooperatif tarafından kullanılmasını kooperatifin dağıtımını yaptığı enerjinin zaten bizzat kendisi tarafından belirlenmiş olan temiz enerji kriterlerine uygunluk göstermesine bağlı kılmıştır.

Yenilenebilir enerjiler: Politik bir eylem

Yenilenebilir enerjiler ve özellikle güneş enerjisinden elektrik üretiminin yeni üretim organizasyonlarına yol açmasında bu enerjilerin teknolojileri belirleyici olmuştur. Giderek büyüyen termik santraller, nükleer santraller gibi devasa teknolojiler, deyim yerindeyse, yerini mikro üretim birimlerine bırakmaktadır. Büyük santraller, enerji naklindeki merkezileşme yerini yerel üretim ve yerel tüketim gibi yeni gelişmelere bırakırken bunların mülkiyeti açısından kapitalist üretim biçiminde yeni tecrübeler yaratıyor, yurttaşın enerji santrali gibi (Bürgerkraftwerk veya Bürgerenergie, YES). Günümüz ekonomilerinin can damarı olan enerji sektörü, uluslararası siyasete, savaş ve barışa, ve demokrasiye, diktatörlüklere damgasını vuruyor. Yurttaşın Enerji Santrali bir yandan merkezileşmenin ezici ağırlığı hafifletecek, beri yanda katılımcı demokrasiyi güçlendirecek gibi görünüyor. Bu yenilenebilir enerji teknolojileri istihdam konusunda da işgücü ihtiyacını azaltan geleneksel devasa teknolojilere göre pozitif özelliklere sahip.

Günümüz enerji üretiminde (petrole dayanan mobiliteden termik santrallere ulaşan elektrik üretimine dek) kısa vadeli ve stratejik hammadde temini, bölgesel iktidarlar, global oyuncular insanlık açısından iyi not almıyorlar. Beri yandan getirdikleri anti-demokratik, şeffaf olmayan yapılar toplumları apolitikleştiriyor. Buna ek olarak nükleer santraller nükleer silahlarla birlikte dünyayı yok edecek potansiyele sahip. Yenilenebilir enerjiler, her yerde bulunan güneş ve rüzgar bu hammadde ihtiyacının yol açtığı, bu anlattığımzı sorunları ve özellikle insanlığın temel sorunu olan iklim değişikliğine karşı çözüm olabilecekse eğer, bu bizlerin, tek tek bireylerin, yurttaşların duruma müdahale etmesi ile mümkün ve bunun için elimizde gereken teknolojiler var.

Çağımızın bir başka toplumsal özelliği de üreticilerin ürünlerinin nasıl üretildiğine ve sonuçlarına karşı geliştirdiği kopukluktur. Bu yabancılaşmaya en güzel örnek silah fabrikalarında çalışanlardır. Madalyonun diğer yüzü ise tüketicilerin bu ürünlerin üretim süreçlerine, kullanım risklerine ve çevresel etkilerine olan vurdumduymazlıklarıdır. Artık benden sonra tufan değil, „yanıbaşımızda zaten tufan“ havası (Lessenich), battı balık yan gider hayat tarzı egemenlik kurmuş. Daha kötüsü bu gelişme ile birlikte tarihsel olarak başka düşünme tarzları, başka hayat anlayışları büyük ölçüde silinmiştir. Tüketicinin üretici haline gelmesi ürününün kıymetini bilmesi, paylaşması ve benzeri acaba yukarıda dert yandığımız yabancılaşmaya çare olabilir mi? Enerji verimliliği, çevre koruma gibi davranışların maddi müşevvikler dışında doğrudan üretici olmakla da ilişkisi vardır. Yenilenebilir enerji teknolojileri ne ölçüde yabancılaşmaya karşı etkili olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Bir başka evrensel fenomen de iktisat bilimi gelişirken maliyet hesaplarındaki kaygısızlık artmaktadır. Gelecek kuşaklara havale edilen maliyet, örneğin nükleer atıkları saklama sorunu netleştikçe fırlayan maliyet tahminlerinin karşısına bundan 30, 40 yıl öncesi rakamlarla güneş enerjisi santrali maliyetindeki aşırı ucuzlamayı karşı karşıya koyalım. Beri yanda Danimarka, Mısır, Hindistan, Peru ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki son anlaşmalarla yenilenebilir enerjilerde üreticilerin satış fiyatı  kW başına 0.05 Dolar seviyelerinin altını gördü. Bu, bu ülkelerin her birindeki fosil yakıt ve nükleer enerjiden üretimlerden daha ucuz bir rakama denk geliyor.

Kurulu yenilenebilir enerji kapasitesindeki artış 2016’da yeni rekorlar kırdı. Toplam küresel kapasite, 2015’e göre161 gigawatt artışla (neredeyse yüzde 9)  yaklaşık 2,017 GW’ya ulaştı. Hesaplanan güneş enerjisi kapasitesi yaklaşık yüzde 47 artarken, bunu yüzde 34’le rüzgar ve yüzde 15,5’le hidroelektrik takip etti.

Yenilenebilir enerjiler adem-i-merkeziyetçilik özelliği taşımaları nedeniyle bireyi toplum karşısında güçlendireceği gibi, yereli merkeze karşı güçlendiriyor. Bunun boyutları önüğmüzdeki yıllarda daha iyi anlaşılacak.

 

Alper  Öktem

Kategori: Yazarlar

Köşe Yazıları

Güneş gönüllüleri İstanbul’da buluşuyor

Güneş enerjisinin kullanımının yaygınlaşmasında  genel kabul gören bir gerçek var: Türkiye’deki  süreç çok ciddi bir eksiklik  göstermektedir. Yurttaşlar bu sektöre giremediler. Yurttaşın Enerji Santrali Y.E.S.  yok.  Gerek 10 kW’a dek pv (fotovoltaik)  güneş paneli kurulumlarında ve gerekse ortakların daha mütevazi paylarla yatırıma katıldıkları kooperatiflerin kurularak yatırım yapmalarında kayda değer bir gelişim  olmamıştır.  Halbuki bu alanda kimi ülkelerde yurttaşların payı %50’yi bulmaktadır. Bu eksikliğin diğer yönü ise pv solar panel kurulumları için en uygun yer olan çatılar ülkemizde ihmal edilmektedir. Gerek mevcut binalarda gerekse kentsel dönüşüm vd yeni  yapılacak binalarda çatılar güneş paneli kurulmak üzere değerlendirilmemektedir.

Evet, çatılara yurttaşın enerji santrali. 3,5 yıldan beri Yeşil  Gazete‘de Güneş Gönüllüsü adıyla  yazıyorum. Yazdığım da ne ki?

Çatılara yurttaşın enerji santrali., evet ,  kendi catımıza  ve/veya kooperatif  kurarak,  başkalarını ikna ederek, belediye vd  yerelde ne varsa hepsine ulaşarak güneş enerjisinden yararlanmayı artırmak. Güneş Gönüllüsü olarak okuyucu ve dinleyicilerimi de Güneş Gönüllüsü olmaya çağırıyorum. Yatırımcı insanlar tek tek ya da gurup olarak KENDİ  çatılarımıza kurmaya çağırıyorum ve AKTIVIST GRUP olarak yerelde belediye ve diğer yurttaşları da bunun  için harekete geçmeyi öneriyorum. Bilgi edinmek anlamında tüm yenilenebilir  enerjiler konumuz, ama  çabamız ilk elde yukaridaki eksikliği gidermek

Yatırım? Örneğin bir kooperatif hissesi, 500 TL? Bütçenize göre 2.000 TL tutarında bir solar panel? 1 kW derseniz galiba 5,000TL tutar. 3-5 kW le hemen tümüyle tüketiminizi karşılamak da mümkün. Eğer çatınıza biraz daha büyük bir pv solar panel (10 kW a kadar) kurulumu  yaparak ihtiyaç fazlası elektriği satmak istiyorsanız çatıya statik rapor almak gibi yerine getirilmesi gereken işlemlerin azaltıacağına dair çalışmaların sonucunu beklemek isteyebilirsiniz. (Kaç yıldır  bekliyorsunuz?)  Ama önce hemen karar vermeniz gereken konu gerçekten bu kadar büyük bir yatırıma hazır mısınız?

9 Ekim 2013’te Yeşil  Gazete’de Otonom Enerji başlığıyla ilk yazım yayınlandı. 20 Şubat 2017 tarihine dek 14 yazının hemen hepsinde yurttaşları enerji üreticisi olmaya  çağırdım. Kimi zaman enerji sektöründe  her insanın bu üretim aracına sahip olabilmesinin tekeller üzerindeki etkisi hakkında yazdım veekonomipolitik anlattım. Kimi zaman  Y.E.S. ten sözettim. Bunun  getireceği demokratikleşmeye lafı getirdim. Farklı çıkar grupları ve siyaset ilişkisine dek anlattım. Almanya’nın nükleerden  çıkışında siyasetin iyi niyetinden önce Fuşima felaketinden hemen sonra  800 civarı yerleşim  biriminde üç ay gösteri yapan nükleer karşıtlarının zorlamasının  asıl etkiyi yaptığından söz ettim. „Biz Almanya’da bu mücadeleyi  çatılarda kazandık“ diyerek nükleer karşıtı aktivistlerin Almanya’da güneş enerjisine ilk yatırım yapanlar olduğunu anlattım.

Herşeyin bir zamanı var demek ki: Nisan ayında İstanbul’da  „Yeryüzü derneğinde“ toplantı çağrısı yaptım 8-10 kişi geldi.. Güneş Gönüllüeri adını da beğendi arkadaşlar. O zamandan beri İstanbul’da bir kaç toplantı yaptılar ve bir de  Kadıköy Koşuyolunda bulunan YUVA Derneği’nde eğitim aldılar. Eğitim? Evet ve başta enerji verimliliği.

Güneş Gönüllüleri misyonlarını (varoluş amacı) yenilenebilir enerji üretimi hakkında farkındalığı artırmak ve uygulama çalışmaları yapmak, vizyonlarını ise (gelecek görüşü) yenilenebilir enerji teknolojileri konusunda küçük ölçekli, yaygın ve yerel uygulamaları artırmak olarak tarif ettiler

Kırsal alanı olmayan dolayıs ile rüzgar santrali ve biyogaz üretiminin  pek gündeme alınamayacağı Kadıköy ilçesinde  ele alabileceğimiz konu Güneş enerjisi. Ama yalnızca elektrik üretimi değil, güneşten gelen ısının değerlendirilmesi. Günısı? Evet ama o sıcak suyu kalorifere indirirseniz, hatırı sayılır yakıt tasarrufu gerçekleşiyor (Solartermi).

Kadıköy Belediyesi, Çevre Haftası etkinlikleri kapsamında Kadıköy Çevre Festivali düzenliyor. 26 – 28 Mayıs 2017 tarihleri arasında Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda gerçekleşecek olan festivalde GG’ler (Güneş Gönüllüleri) Yeryüzü  Derneği standında olacaklar. Başka etkinliklerin yanısıra Yenilenebilir Enerji Üretim Kooperatifi Paneline katılacaklar. Çanakkale Troya Çevre Derneği’nden iki arkadaşımız da panelist.

Bir grup  Güneş Gönüllüsü ay başında Çanakkalede “Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Konferansı”na katılmıştı. Konferansın en güzel haberi ise Türkiye’de 17. Enerji kooperatifinin  Çanakkale’de kurulduğu ve bütün yönetimin de kadınlardan oluştuğu olmuştu

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

Köşe Yazıları

Soma Emekçi Kadınlar üretici topluluğu

Soma’da birbirinden farklı görünen ama birbiriyle ilintili  toplumsal süreçler ve mücadeleler ve ekolojik yıkımdan söz ediyorum bu yazıda. Kazanın sorumluları hakkında görülmekte olan duruşma vesile oldu, Ocak ayında  bölgeye  gittim, gördüm dinledim.

Şehit Maden İşçileri Aileleri, 13 Mayıs 2014’te Soma Kömürleri  şirketinin  işlettiği Eynez Kömür ocağında  301 işçinin ölümüyle sonuçlanan kazanın tüm sorumlularının yargılanması ve kazanın tümüyle aydınlatılması için çabalıyor. Başarılı olurlarsa bu  bütün Türkiye’de maden sektöründe işgüvenliği ve çalışma şartlarının iyileştirilmesinin önünü açabilir daha doğrusu devleti ve patronları bu konuda adım atmaya zorlamaya yardımcı olabilir diye düşünüyor Sosyal Haklar Derneği‘nin gönüllüleri.

Ailelere destek olan Sosyal Haklar Derneği aktivistleri arasında sendikal haklar mücadelesinde yer alan emektar sendikacılar ve her yaştan  işçiler var. Sendika seçme özgürlüğünün hayata geçmesi demek, patronları  işçi güvenliğine yatırım   yapmaya  zorlamak demek. Bol israflı enerji düzeni  kömürden elektrik üretmeye dayanıyor;  ucuza-daha ucuza- en ucuza ve bol- daha bol- bol bol kömür çıkartıp ve bunu en az masrafla yakıp elektrik üretmek ancak „kaderin“ eşlik ettiği kol gücüyle mümkün. Makina kullanmak, işgüvenliği tedbirleri almak maliyeti artırmak demek, daha pahalıya geliyor o zaman elektrik. Bol bol elektriği bol bol israf ile tüketmek mümkün. Nasıl olsa yok edilen  zeytinlikler de bu çarka kurban giden insanlar da  hesap sormuyor. Soma’da buna karşı itiraz  var, yaşamı savunan bir itiraz.

Tıkır tıkır büyüyor, hızla kalkınıyor bu Soma. Çünkü davul da tokmak da  Soma’da tek elde.  Madenler devletin  ve adına rödevans denilen bir yoldan şirketlere icara veriliyor. Ruhsat verme ve denetim de devletin elinde. Sistem dizayn edilirken yürütme  enerji bakanlığından alınıp Başbakanlığa bağlanmış. Özel sektör de –biz bize benzeriz- siyasete bağlanmış. Bir zamanların Garp Linyitleri İşletmesi de  tümör gibi bir sistemi besliyor olmuş. 10 yılda çıkartılması planlanan kömür 2-3 yıl içinde çıkartılır olmuş. Ciro arttıkça artmış, madene inen insan sayısı arttıkça artmış, ama hava alacakları, çalışacakları alan genişletilmemiş.

Aslında bunca farklı alanda bir tek mücadele veriliyor: Yaşamı savunmak, yaşamı korumak.

Kahkahanın, bir çocuk gülüşünün ve yaşamın hiç de ceza tehdit yahut yasak tatbikinden ibaret olmadığının çocuksu tecrübesinin adresinin bir yaz okulu olduğu Soma’da yaşamı savunmak bazen birbirine tutunmakla mümkün oluyor.

Ekmek parası bugün var. Yarın hiç belli değil. Ekmek aslanın ağzında derler ya burada da ekmek kapısını güç sahibi  partinin üyesi olmak açabiliyor. Garantisi yok tabii çünkü çok fazla sayıda parti üyesi var. Soma’da iş bulma umudu olduğunu duymayan kalmamış, ülkenin dört köşesinden göç alır olmuş. 5 tane özel firma burada ve bunlardan birisi Soma Kömürleri AŞ. Eynez ve Atabacası  kömür ocaklarını işletiyor. Kaza olunca devlet bu iki işyerinde de üretimi durdurma kararı aldı. Sonrasında işçi eylemleri yükselince bu defa 6 ay boyunca bu işyerlerinde çalışan işçilere 2 maaş tutarında ücret ödeme kararı çıkıyor ve böylece infiali önlüyor. 6 ayın sonunda 30 kasım 2014 tarihinde bu ödemeler sona eriyor. Ocaklar bakanlık kararı ile gerekli iş güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle üretime başlayamadığı için  ertesi günü 2.883 işçinin iş akitleri kıdemine göre işsizlik ödeneği ödenerek feshediliyor, toptan işsiz kalıyorlar.

Soma’da öksürük aksırık çok ve kanser hastalıkları  fazla, hava kirliliğinden dolayı. Her gün siliyoruz her gün gene aynı toz, diyorlar Soma’da. Verimliliği artırıp daha az kömür yakmayı hedef edinmek, havada partikül ölçümleri yapmak hava kirliliği belli limitleri aşınca kömür yakmamak yok. Bunları talep edecek etkin sivil toplum girişimi de yok.

Soma’nın karşısında Yırca köyünün zeytinlikleri kesilmişti ikinci bir termik santral kurmak için. İyi bir mücadele buna engel oldu ama sonuçta yalnızca  planlanan santralin yeri değişti. Soma’da güzel yer çok, verimli topraklar daha çok. 2 termik santral daha kurulacakmış diyorlar, her yıl daha fazla kömür çıkartılıp yakılacakmış diyorlar. Gittim gördüm.  Kozluören köyünü, dağlardan gelen büyükçe derenin kömürü yıkamak  için hapsedileceği barajın inşaatını, yok edilen derenin yanındaki yolun da yokolduğunu, dağ yamaçlarına yol yapılırken ormanın yok edildiğini  gördüm.

Bir de Soma Emekçi Kadınlar (üretici topluluğu) var. Şimdi güzel şeyler duymak  için Aysun Hanımla  sohbete  başlayalım.

„Maden kazasından beri epeyce yol aldık“

Aysun Gökçe, Soma Alevi Kültür Derneği Başkanı ve  Alevi Kültür Derneklerinin genel merkez yönetiminde genel sekreter olarak görev yapıyor.

„Soma Emekci Kadınlar adına derneğimizin bünyesinde işletme kurduk. Çıkış noktamız kazada eşini kaybeden kadınlardı ama yardımlar ve toplu paralar verilince çalışmayı bırakanlar oldu„ diye anlatıyor. Giderek eşi işsiz kalan kadınlar ve çalışmak zorunda olan kadınlarla bugünkü üretici topluluğu oluşmuş.

“Genel kurulda Cem Evi mutfağını kullanma kararı çıktıktan sonra işe elle başladık, kazandıkça makinalarımızı almaya başladık. Hiç kimseden yardım almadık. Benim ve eşimin 17.000 TL sermayesiyle başladık ve bugün sezonda 30 kadın çalışır hale geldik”

Aramızda, aldığı ilk ücretle pazara  koşup çocuklarına kazandığı parayla aldığı muzu tattırmış olmaktan mutlu olan bir anne var. Lise mezunu olmasına rağmen hiç çalışmamış memleketine giderken yakınlarına hediye alamamaktan üzüntü duymuş, şimdi ise  kazandığı parayı biriktirip hediye almanın mutluluğunu yaşayan bir kadın var. Kocasının durumunun  iyi olmasına rağmen kendisi için harcayabileceği azıcık parayı ancak eşinden ve çocuklarından esirgeyerek bir araya getirebilen bir  anne, bir eş var.

“Facebookta SOMA EMEKÇİ KADINLAR  veya Aysun Hamza Gökçe diye girerseniz görebilirsiniz. Öncelikle belirteyim burada kazancın bir kısmı eğitime ayrılıyor. “2 ton tarhana 2 ton erişteyi rahat satıyoruz. Güneşte domates salçası ve güneşte reçel üretiyoruz doğal ürünler kullanıyoruz. İşletme  Sermayemiz olsa, gıda toplulukları  ile ilişkilerimiz artsa ve kentli gönüllülerimiz  olsa üretim kapasitemizi rahatlıkla artırabiliriz. Sermayemiz kısıtlı olduğundan kullandığımız (cam şişe gibi) ürünleri perakende alıyoruz. Tarlalardan ürünleri parakende almak zorunda kalıyoruz. Büyük firmalar daha sebzeler çiçekteyken üreticiye parasını veriyor bizim doğal ürünleri alabileceğimiz  alanlar azalıyor.Bizim ürün aldığımız tarlalar sunii gübre kullanmıyor. o nedenle kimyasal olmuyor”

““Üreticilerle doğrudan, aracısız çalışıyoruz. Üreticinin nasıl ürettiğini biliyoruz  Bulunduğumuz çevrede hava kirliliğinin yoğun olmasından dolayı (termik santral zehir saçıyor) en az 100 km uzaktan sebze alıyoruz. Bu bile bizim nakliyeden dolayı maliyetimizi artırıyor.

“İstek olursa farklı şeyler de üretebiliriz: ceviz reçeli, patlıcan reçeli, balkabağı reçeli, incir reçeli, portakal kabuğu reçeli, elma reçeli, gibi çeşitli reçeller gibi. Kurutma makinamız olsa her türlü meyvenin kurusu  yapılabilir. Kekik,nane, biberiye pul biber, adaçayı  yapılabilir. Önümüzdeki sezon da sebze kurusu (Domates, Biber, Patlıcan) gibi. zeytin, zeytinyağı gibi  ürünler ekleyebiliriz.

Köyler, köylüler ve maden 

Cemevinde Güneş Enerjisi?

Soma kömür madenlerinde uzak yakın köylerden çalışan çok. İzmir Kınık ilçesi köylerine dek çalışmaya geliyorlar. Köylünün geliri neoliberal politikalar sonucu düştüğü gibi madencilik de köyde  üretimin ihmaline, azalmasına yol açtı. Aysun Hanıma, “Acaba pazar ekonomisinin yıkıcı etkilerinden nisbeten korunabilen  köy üretici toplulukları  oluşabilir mi?” diye  soruyorum , acaba Soma Emekçi Kadınlar bunda rol oynayabilir mi?

“Ormandan toplanan adaçayı, dağ çayı, kekik gibi bitkiler var. Bunlar kontrollü ve sürdürülebilirliğin sağlanması  şartıyla toplanabilir. Ceviz ağaçlarının çok olduğu ürünün toplanmadığı yerlerde ceviz toplanabilir.  Zeytin ve ürünleri değerlendirilebilir. Katma değerin bir kısmı köyde gerçekleşirse gerçekci girişimler gelişebilir“

Burada güneş gönüllüsü olduğumu hatırlayıp yapılabileceğini düşündüğüm hayallerden söz ediyorum. Güneş enerjisinden yararlanmak, bitki , meyva kurutmaktan  paketlemeye kadar ve  tabii peynircilik. Üretilen elektriğin fazlası ise satılır. Başka ülkelerdeki tecrübeler bir tarafa Türkiye’de orman köylerine ek gelir için güneş enerjisinden elektrik üretme projeleri de var.

Kaldı ki Soma bölgesinde çok sayıda rüzgar santralleri var (kurulurken çevre etkileri ne kadar gözetildiğini bilmediğim için RES ler konusuna girmiyorum.)

İnternet üzerinden sürdürdüğümüz  sohbetimiz planlar yapmaya evriliyor giderek. İlk adım Soma Cemevi’nin çatısına bir GES (Güneş Enerji Santrali) kurmak olacak. Karşıda Yırca köyünde Greenpeace caminin çatısına GES kurdu bir bağış kampanyası düzenleyerek. Kömürden elektrik üretmenin iklim değişikliğine yol açtığını konuşurken alternatiflerini  geliştirmek en ikna edici yöntem değil mi?

“Binamız 3 kat, toplam 900 m2, kiracı yok. Çatı 270 m2 ve  her tarafı güneş alıyor. Doğal gaz yok ve kışın soğuk olduğu için üretim yapamıyoruz.  Klima çalıştırmak  akıllıca değil,  fatura yüksek geliyor”

“Soğuk hava depomuz yok. Bunun için yerimiz var ama soğuk hava deposu olunca elektrik faturası daha da artacak.   Hem bundan çekiniyoruz işletme sermayemiz az olduğu, yetersiz olduğu için. Hem de soğuk hava deposu yatırımı için de sermayemiz yok. İşte saklama imkanımız olmadığından az üretiyoruz.” 

Destek, dayanışma ve  işbirliği

“Soma Alevi Kültür Derneği’nin iktisadi kuruluşuyuz. Kooperatif kurmayı başından düşünmüştüm. Bizimkisi gibi bir üretici topluluğu için kooperatif  doğru bir model tabii.  Ancak sermayemiz yoktu. Derneğin hazır  mutfağı olması nedeniyle karar verdik ve böylece hemen başlayabildik.”

“Amatörce başladık, eşim yardım ediyor. İstanbul’dan  bir  işletme mühendisi ve bir gastronomi öğretmeni  bu çalışmamızı, emeğimizi duymuşlar, destek için geldiler. Bize çok şey kattılar. İzmir  Ziraat, Makina ve Gıda mühendisleri odaları sesimizi duyuruyorlar.”

“İyi tarım ürünü  kabul edilen girdiler ile çalışıyoruz. Organik ürün yapmak için bize destek olacak kooperasyonlar, işbirlikleri  içine girmemiz gerekir, o zaman  o alanda da  gelişmek isteriz”

“Düzenli alıcılarımızın olmasını, onları tanımayı ve isteklerini, eleştirilerini dikkate almayı isteriz. Büyük kentlerdeki gıda toplulukları, tüketici kooperatiflerine  ulaşmak isteriz”

 

Alper Öktem

 

Köşe Yazıları

Yeşil Enerji Dağıtım Şirketi

Elektrik  piyasasında liberalizasyon,

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) serbest tüketici limitini düşürmesi ile birlikte aylık elektrik faturası 82 TL’yi geçen tüketicilerin enerjilerini istedikleri tedarik şirketinden almasının yolu açılınca başlayan ‘ucuz elektrik’ ilan ve haberleriyle ilgili Elektrik Mühendisleri Odası’ndan (EMO) uyarı geldi. 19.1.2017 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan bu haberi biraz açalım.

Elektrik satıcıları (dağıtım şirketleri) kendi bölgelerinde tekel konumunda. Ancak EPDK yıllardır bu şirketlerin tekel konumunu tedricen ortadan kaldırıyor. Bunun için belli bir limitin üzerinde tüketenlere tedarik şirketini değiştirme hakkı veriyor. Bu limiti ise yıldan yıla düşürüyor.

2016 yılı için bu limit 3 bin 600 kilovatsaat (kWh) idi. 2017 yılından itibaren 2 bin 400 kWh’e düşürüldü. Bu düşüşle birlikte 2017 itibariyle aylık tüketimi 200 kWh’i, yani aylık faturası 82 lirayı geçen tüketiciler, dağıtım şirketleri dışında EPDK’dan lisanslı tedarik şirketlerinden de enerji alabilecek.

Piyasadaki çok sayıdaki tedarik şirketi için piyasa büyüdü ama görüyorsunuz müşteri başına ciro düşüyor. EMO İzmir Şube Başkanı Mahir Ulutaş fiyatlarda gözboyama yollarına başvuranlar olabilir diye tedarik şirketini değiştirmeyi düşünen tüketicileri uyarıyor.

Birkaç önemli rakamı da not edelim: istatistiklere göre Türkiye genelinde yıllık tüketimi 2 bin 400 kWh’nın üzerinde olan yaklaşık 8.4 milyon abone bulunuyor. EMO’nun hesaplamalarına göre, 4 kişilik bir aile asgari yaşam koşulları için aylık 230 kWh enerji tüketiyor. (19.1.2017 Cumhuriyet)

Peki gerçek rakipler kimler?

Ama tüm bu dağıtım ve tedarik şirketleri satışa sundukları ürünün özellikleri açısından bakınca pek de rakip değiller: Hepsi aynı elektriği satıyorlar. Halbuki kimi tüketiciler ürünlerin kökenini, üretim proseslerini bilmek istiyorlar. Kömür gibi, dizel gibi fosil kaynakların yakılmasından mı gelir sizin ceryanınız? Yoksa güneşten mi, rüzgardan mı? Barajlardan mı? Türkiye’de yeşil enerji tedarik eden bir firma yok. Mesela Almanya’da kullanmak için %100 yeşil enerji (ekoceryan mı desek?) tedarik eden bir şirkete abone oluyorsunuz. Konvensiyonel firmalar ürün portföylerini geniş tutmak için  ekoceryan da tedarik ediyorlar ama pek inandırıcı değiller. Beri yanda elini kirli ceryana bulaşturmayan tedarikçiler de var. Greenpeace gibi, Naturstrom gibi.

Bu şekilde abonelik değiştirenler yeşil enerjiye bir talep oluşturuyor, bu da yenilenebilir enerji üreten firmaların bu alanda daha fazla üretim yapmasına yatırım yapmasına yol açıyor. Kömürden, nükleerden elektrik üretimi ise azalıyor. Bu rekabet aynı zamanda bir politik faaliyete denk düşüyor. İklim değişikliğine yol açması nedeniyle kömürden elde edilen elektriği kullanmayın, aboneliğinizi iptal edin diyoruz insanlara.

Almanya’da gerçek ekoceryan abonelik oranı meskenler için %20 civarında.

Yeşil Enerji tedarikçisi firma yok ama çarelerimiz var  

İki çare var, 1) Enerji verimliliği. En tipik örnek LED ampul kullanmak. Ama önceki kuşaklardan bildiğimiz tasarruf tedbirleri de bu sınıfa giriyor. Standby lambayı iptal etmekten, odadan çıkarken odanın ışığını kapatmak 2) Elektriğini kendin üret.
Aşağıdaki habere bakalım.

EMO Ankara Şube Başkanı Kaymakçıoğlu’na göre yurttaşlar elektrik kooperatifleri kurarsa 41.5 kuruş olan elektrik maliyetlerini 13 kuruşa indirebilir

Kendin üret, kendin tüket = 13 kuruşa iner elektrikte maliyet

Bir bina sakinlerinin 7 kişi bir araya gelerek kooperatif kurabileceğini açıklayan Kaymakçıoğlu, yurttaşların artık elektrik dağıtım şirketlerinden elektrik almak yerine kendi elektriğini üretebileceğini açıkladı… Elektrik dağıtım şirketlerinin yolladığı faturalarda 41.5 kuruş olan maliyeti kaleminin, yurttaşların kendi elektriğini üretmesiyle 13 kuruşa ineceğini söyledi.

Dağıtım şirketlerine bağımlı olmaktan kurtulmak

Kaymakçıoğlu, yurttaşların kooperatifçilikle elektrik dağıtım şirketlerine bağımlı olmaktan kurtulacağını vurgulayarak, “Enerji sektörünün var olan bu yapısı yeni bir dönüşüme ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Bu dönüşümde en önemli ayağı enerji kooperatifleri olabilir. Tüketicilerin kendi elektrik ihtiyacını karşılamak üzere üretim yapması, bu üretimi de ortak bir çatı altında gerçekleştirmesi sektörde katılımcılığı artırabilecek ve demokratik bir yapının oluşmasını sağlayabilecektir” dedi.

Kooperatiflerin organizasyon ve hedeflerinde adi kâr amacı gütmeyen ortaklıklar olduğunu söyleyen Kaymakçıoğlu, “Kooperatifler, insan ve/veya kuruluşlar topluluğu olarak ve karşılıklı güvene dayalı, demokratik organizasyonlar olarak, sosyal sermayenin temel yapı taşlarını oluşturmanın önemli bir unsurudur. Rüzgâr, hidrolik, jeotermal ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklara bağlı elektrik üretim tesisleri kaynağında kurulması daha ekonomik olmaktadır” dedi.

Güneş enerjisi üzerinde tasarruf

Kaymakçıoğlu, yurttaşların kooperatif kurmalarını sağlayacak yöntemin binalardaki güneş enerjisi olabileceği örneğini vererek, güneş enerjisi üzerinde tasarruf hesabı yaptı: “1 kW lık güneş paneli çatıda 7 metrekare alanı kaplar. Ortalama günlük ışınım süresi 7,2 saattir. Hava kapalı olduğunda da üretim yapmaya devam eder. Günlük 7.2 kWh enerji üretir ve aylık 216 kWh enerji üretmiş olur. Bu miktar bir dairenin tüketimine denk gelen elektrik enerjisi ihtiyacıdır. Bunun için aileler sadece elektirik bedeline 42 kuruş ödüyor. Faturalara yapılan ek kalemlerle 90 liraya geliyor.” (Ankara/EVRENSEL  https://www.evrensel.net/haber/304524/elektrikte-tasarruf-icin-kooperatifcilik-onerisi)

Tek yol kooperatif değil . Bütün yollar güneşe çıkıyor

ve Y.E.S. Yurttaşın Enerji Santrali

Bence, güneş enerjisinden elektrik üretilmesinin başarısını bizzat yurttaşlar belirleyecektir. Bunun için  yurttaşların aktivistler tarafından bilgilenmesi, örnekleri ve bu örneklerin  işlediğini          görmesi , kendisini sıkıntıya sokmayacak bir yatırım tutarını kafasında tasarlaması böylece projenın kapsamını önceden belirlemesi  gerekiyor . Bu üretilen elektriği kendisinin tüketeceğini  kavraması gerekiyor..Böylece insanlar kendi 1-2 KW (haydi haydi 3 yahut 4 KW) gücündeki GES lerini çatılarına (yaratıcı çözümler göreceğiz) kurmalıdır. Hatta bir-iki panel ile 250 W, 500 W gücünde mini mini balkon santralleri de düşünülebilir.

Üretilen elektriğin ihtiyaç karşılandıktan sonra  artan kısmını satmaya dayanan (On Grid) uygulama ile anılan lisanssız üreticilik başarılı oldu  mu? Hayır, meskenlerin çatılarını fotovoltaik panellerle dolduramadık. Yani 10 ila 30 KW ye kadar kurulu gücü olan YESler  pek az. Ülkemizde daire başına düşen  metrekare çatı zaten az,  ciddi miktarlarda üretip satacak büyüklükte çatı yok. Ayrıca 10 KW kurayım diyen insanların çoğu herhalde maliyeti duyunca vazgeçiyor. İkinci sebep şu: o kadar çok bürokratik engel var ki… Duyan vazgeçsin diye bir prosedür var. Günısı varilleri bizim fotovoltaik panellerden kat be kat daha ağır. Ama çatı için statik rapor kimden isteniyor? GES ‘ten isteniyor. Lisansız üretici olma niyetiyle trafo sahibi dağıtıcı firmaya sunmanız gereken evraklar arasında statik rapor da var.

Özetle,  güneş enerjisi kullanımının yaygınlaşmasında esas hedef   mümkün olduğunca çok sayıda yurttaşın Y.E.S. kurması olmalıdır. 1 KW kurulu güç evet azdır ama kaç kişinin  bu güçte bir kurulumu yaptığı daha önemli. Yani  kurulacak sistem ne kadar az güçlü (= düşük fiyatlı) ise o kadar çok insan cesaret edecek… Çok insanı tercih etmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü güneşten elektrik elde etmek politik bir eylemdir, çatılarda görünen  Y.E.S.lerin çok büyük propaganda yahut reklam etkisi vardır! Türkiye’nin bence bir yıl içinde 100.000 üreticiye gereksinimi var. GünIsı’da  ülkemiz dünyada 2. sırada deniyor. Bir yıl içinde 100 bin kişi GES kuralım , GünIsı’daki başarıyı tekrarlarız.
Özetle: Yurttaşları sadece kendi ihtiyaçlarının bir kısmını / en iyi ihtimalle tamamını  karşılamak üzere, öztüketim için Y.E.S. kurmaya çağırıyorum.
Ayrıca şebekeye vermek üzere üretmek istiyorsak enerji kooperatifleri bu işlevi görecektir. Yazının başında  sözünü ettiğim yeşil enerji dağıtım şirketleri arasında Almanya’da Greenpeace enerji kooperatifi, Schönau Elektrik İşletmesi gibi kooperatifler en güçlü olanları.
Öztüketim amaçlı, mütevazi gücü nedeniyle pek de ürün fazlası (artıürün) yaratmayan Y.E.S. lere örnekler  Solarbaba sayfalarından. Bunlar şebekeye elektrik vermiyorlar. Yani on grid değiller. Aküleri var ve kurulu güçleri 3 – 4 KW. Ama ürettiğiniz elektrik yetmedikçe şebekeden gerektiği kadar alıyorlar.

Şebeke Destekli Akülü (kısmi) Öztüketim Modeli.

örnekler

http://www.solarbaba.com/haber/apartmanda-off-grid-cati-ustu-ges

http://www.solarbaba.com/haber/gunes-enerjisi-duayenlerinden-engin-ture-elektrigini-gunesten-uretiyor

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

Köşe Yazıları

Brecht 118 yaşında – Alper Öktem

Bakın bu ilk kez oluyor, Brecht’i doğum gününde  anıyorum. Yeşil Gazete’de Özlem Serpen, Brechtin doğum günüde, 12 Şubatta bunu belirten bir yazı yazmasaydı gene aklıma gelmezdi. Halbuki bu son aylarda sık sık hatırlar oldum Brecht’i. Niye mi?

Bertolt Brecht

“Wer Hindenburg wählt, wählt Hitler, wer Hitler wählt, wählt den Krieg.” 1932 yılında yapılan Almanya  Başkanlık seçimlerine Emekli Mareşal Hindeburg Sosyal Demokrat Parti adayı olarak  katılmıştı sağ blokun adayı Hitler idi. Alman Komünist Partisi başkanı Entst Thälmann liderliğindeki komünistlerin sloganı ise buydu: Hindenburg’u  seçen Hitler’i seçer. Hitler’i seçen  savaşı seçer.

10 Nisan 1932’de yapılan 2. tur sonuçları:  Hindenburg % 53,1 ,  Hitler 36,7 ve Thälmann % 10,1.   “Savaş mı başkandan,  Başkan mı savaştan gelir?” diye şu sıralar kafa yoran efkarlı umumiyemiz  için tarihsel bir olguyu Brecht’in bir şiiri ile anlatmayı deniyorum  bu sıralar. Genç Brecht 1. Dünya savaşının bitiminde sıradan insanlar için savaştan çıkmanın savaşa girmekten daha zor olduğunu Die Legende vom toten Soldaten adlı şiirinde anlatır.

   

Ölü Askerin Öyküsü

Savaşın dördüncü yılıydı
Siperler cesetle dolu
Soğuk bir Kasım sabahıydı
Bizim Askercik de öldü

”Olmaz” dedi generaller
Doktor papazla geldi
Biraz ilaç biraz dua
Canlandı bizim asker

Yarım kaldı hayaller
Huzur bozuldu mezarda
Sen kalk git bu havada
Dağlarda savaşa çık

”Olmaz” dedi bizim asker
Okyanusa kaçmalı
Doğan güneşle her yeni gün
İnekleri sağmalı

Haydi gene aynı merasim
Önce celp kağıdı geldi
Hatta celp filan yoktu da
Gönüllü gitti kavgaya

Kadınlar ağladı her dilden
Muhtarlar nutuk attı
Analar neler doğururmuş
Oğlan iki kere asker!

(Analar neler doğururmuş
Canlandı bizim asker!)

Bertolt Brecht 1918
Müzik: Ernst Busch

Brecht’in bu şiirinin başka  tercümeleri var mı diye Google’a sordum. 11.8.2016  tarihli Leblebitozu isimli bir internet dergisinde bir çeviri gördüm ve daha bir kaç satır okumadan ama bu benim çevirim, dedim. Çok keyiflendim. Çevirenin kim olduğu belirtilmemiş olsa da içine onca yerli ögeler aldığım bu çevirinin beğenildiğine sevindim işte. Aslına sadık bir çeviri diye sorarsanız  youtube’da arayın lütfen.

“Ölü Askerin Destanı”nı Tülay Günal ve Genco Erkal’dan dinledim,  harika bir yorum!

Benim  25 yıl kadar önce oturma  odasında teybe yaptığım kayıt     

    ve Almanca sözleriyle, Ernst Busch’un sesinden                

 

 

Alper Öktem

EnerjiManşet

Avustralya’nın çatıdaki güneş enerjisi kurulumu 5 GW’ı aştı

Avustralya’daki çatı üstü güneş elektriği kurulumlarının toplam gücünün 5 GW’ı aştığı bildirildi.

13

Avustralya’daki 1,6 milyon’a yakın iş yeri ve konut çatısında güneş elektriği sistemi bulunuyor

Avustralya Temiz Enerji İdaresi tarafından açıklanan verilere göre 1 Eylül 2016 itibari ile ülkedeki iş yerleri ve konutlarının çatılarında toplam güçleri 5.105 MW olan 1.581.905 adet güneş elektriği sistemi bulunuyor.

Bunların ortalama kurulu güçleri 3,2 kW iken, verilere göre yeni kurulumlarda bu rakam 5 kW’a yükselmiş durumda.

İdare tarafından açıklanan verilere göre 2016’nın ilk 8 ayında ise 72 bin evin ve işyerinin çatısında da güneş elektriği kurulumu yapıldı.

Bununla birlikte bu rakam çatı üstü güneş elektriğine alım garantilerinin sağlanmaya başladığı 2009 yılından beri yaşanan en düşük rakam oldu.

Bu rakam 2011 yılında 360 bin ile zirve yapmıştı.

Türkiye’deki çatı üzeri güneş enerjisi potansiyelinin değerlendirilmesi gerektiğini Güneş Gönüllüsü rumuzlu yazıları ile Yeşil Gazete’den paylaşan Alper Öktem‘in konuya dair tespitlerine buradan ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Ekonomi, Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

EnerjiHafta SonuManşet

İklim Dostu Enerji Politikaları ve Yeşil Ekonomi Çalıştayı

Yeşil Düşünce Derneği, İstanbul Politikalar Merkezi ve Yeşil Avrupa Vakfı’nın yürüttüğü “Yeşil İklim, Yeşil Ekonomi” projesi kapsamında düzenlenen “İklim Dostu Enerji Politikaları ve Yeşil Ekonomi” çalıştayı 8 Eylül Perşembe günü Karaköy Minerva Han’da gerçekleştirildi.

70

Çalıştayın ilk konuşmacısı Güneş Gönüllüsü Alper Öktem, Almanya’daki enerji dönüşümünü anlattı. Almanya’da yerel yönetimlerin güneş enerjisine verdiği maddi desteği aktaran Öktem, Almanya’da çatıya kurulan fotovoltaik panel maliyetlerinin %30’unun yerel yönetimler tarafından hibe edildiğini söyledi. Tüketici açısından ise güneş enerjisi üretip satmanın getirisinin, bankaların verdiği birikim getirilerinden çok daha fazla olduğu için güneş enerjisinin bir yatırım aracı olarak görülmesinin yenilenebilir enerji için büyük bir fırsat olduğunu dile getirdi. Almanya’daki 100bin Çatı projesinden yola çıkarak yenilenebilir enerji dönüşümünde başarıya ulaşmak için net bir hedef konulması gerektiğini söyledi.

Alper Öktem

Alper Öktem

İkinci oturumda konuşan Bornova Belediyesi Meclis Üyesi Öget Nevin Cöcen, yerel yönetimlerin enerji dönüşümündeki öneminden bahsederken, yerel aktörlerin güçlendirilmesi, coğrafyadaki kaynakların bilgisine sahip olmayı, finansal çözümleri, yeni yerel yönetim modellerini ve kentsel planlamanın enerji tüketimini azaltmaya hizmet etmesini atılacak stratejik adımlar olarak gösterdi.

Öget Nevin Cöcen,

Öget Nevin Cöcen,

Çalıştayın son konuşmacısı SolarBaba kurucusu Ateş Uğurel ise Türkiye’nin dünyada en çok güneşle su ısıtan ikinci ülke olarak muazzam bir güneş enerjisi kaynağı olmasına rağmen bu fırsatın değerlendirilememesine çetrefilli ve değişken bürokratik süreçlerin engel olduğunu belirtti. Türkiye’de güneş enerjisi talebi 5.5GW iken bürokratik engeller nedeniyle kabul edilen enerji yatırımının 0.6GW’da kaldığını ekledi. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerinin yaptıkları yenilenebilir enerji yatırımları ile orantılı olduğunun altını çizen Uğurel, 2026’da güneş enerjisinin en ucuz ve en temiz enerji kaynağı olacağını söyledi.

Ateş Uğurel

Ateş Uğurel

Güneş enerjisi aynı zamanda yarattığı istihdam ile de diğer enerji alternatiflerinin önüne geçiyor. Doğalgazda megavat (MW) başına 5, kömürde 7 kişiye istihdam yaratılırken, güneş enerjili elektrik üretiminde MW başına 20 kişiye istihdam yaratılıyor. Uğurel, bu rakamlara göre Türkiye 2023’te 23GW güneş enerjisi koyarsa 3.5 milyon işsizin olduğu bu ülkede 400bin yeni istihdam yaratılabileceğini belirtti.

72

Çalıştay devamında İklim Dostu Enerji Politikaları atölye çalışması ile devam etti. Katılımcılar Türkiye’de yenilenebilir enerjinin durumu, sektör, politikalar ve mevzuat teşvik sistemi ile Türkiye’de küçük çapta yenilenebilir enerji üretiminde durum, bireysel üretim, enerji kooperatifleri, yerel girişimler, belediyelerin rolü başlıklarını tartıştılar.

Yeşil İklim, Yeşil Ekonomi projesi Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği tarafından ortak finanse edilen Sivil Toplum Diyaloğu Programı çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Program, Türkiye ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerden sivil toplum kuruluşlarının, ortak bir konu etrafında bir araya gelerek, toplumların birbirini tanımaları, karşılıklı bilgi alışverişi ve kalıcı diyalog kurmalarını sağlayan bir platform olarak geliştirildi.

65

Programın teknik uygulamasından Avrupa Birliği Bakanlığı sorumlu olup Merkezi Finans ve İhale Birimi ise Programın sözleşme makamıdır.

Bu yazı yesildusunce.org/ dan alınmıştır

64-ozgecan-kara

 

 

Özgecan Kara

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

Çatılara güneş enerjisi sistemleri, hemen ve şimdi! – Alper Öktem

Çatıların üstüne  küçük ölçekli güneş elektriği sistemleri neden kurulmuyor. Eksik bir şey mi var?

Türkiye’nin güneş enerjisi gücü 31 Aralık 2015 itibari ile 248,8 MW, 30 Haziran 2016 itibari ile ise 505,9 MW’a ulaştı.6 ayda  %100’ü geçtik ama, ne bu artışta ne de toplam 505 MW içinde çatıların üstüne kurulan 10 kW‘a kadar kurulu gücü olan küçük ölçekli güneş elektriği sistemlerinin payı yok gibi. (http://solar.ist/turkiye- gunes-enerjisinde-5621-mwa- ulasti/)

Avustralya’nın küçük ölçekli güneş elektriği sistemlerinin (çatı üstü güneş elektriği) kurulu gücü 5 GW sınırına yaklaşmış durumda. Bu güç 1.558.689 adet kurulumdan oluşuyor. (http://solar.ist/avustralya- cati-ustunde-5-gw-sinirinda/)

19

Ne demiştik, yurttaşlar  evlerinin çatısına  küçük ölçekli bir Güneş Enerjisi Santrali (= G.E.S) kurunca bunun adı Y.E.S.olsun, Yurttaşın Enerji Santrali. Zaman zaman yurttaşların enerji santralı kavramına denk düşen halkçı enerji sözünü de kullanıyorum. Bu kavrama tabii kooperatifler ve başka türlü birlikler de giriyor.

Bir de yazının sonuna eklemiştim: Y.E.S.! Yapabiliriz.

Ama olmuyor. Günısı‘da dünyada 2’nciyiz ama çatılarda küçük ölçekli Güneş Enerjisi Santrali kurulmasında gelişme yok gibi. Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik ve Tebliğde 23 Mart 2016 tarihinde yapılan değişiklikler ile yurttaşların çatılarda güneşten elektrik üretmesinin önü esas olarak  açıldı, şikayet konusu olan hususlarda önemli düzeltmeler yapıldı. Ama Yurttaşın Enerji Santrali Y.E.S. olarak tanımladığım bu alanda hareket başlamadı. Belki aradan geçen 5 aylık süre çok kısa  sayılır ama bu noktada bir değerlendirme yapmak gerekiyor.

Yurttaşların enerji santrali kurmasının yolları

1)      Enerji Kooperatifi kurmak

2)      Tüketim birleştirme çerçevesinde apartman, site, köy, yazlık vs (çatılara) kurmak

3)      Kendi çatınıza kurmak  (x)

Yeni bir teknoloji var, çok yararlı, ekonomik açıdan anlamlı. Ne yapmalı? Bunu insanlara duyurmalı, bilgilendirmeli, sorulara cevap vermeli, örnekler göstermeli.

Nasıl yapmalı? Güneş enerjisi savunucuları bir araya gelip imkanları ölçüsünde kendi Y.E.S. lerini kurarken, doğrudan kendilerine yararlı olmasa da sosyal sorumluluk projeleri, örneğin ‘Herkese Güneş Enerjisi Santrali’ gibi bir özyardım programı hayata geçirebilirler. Bunun dışında pozitif örnek yaratmak için bağış kampanyaları ile mesela cemevlerine, camilere, okullara kurabilirler.

Kim yapacak? Nükleer ve termik karşıtı aktivistler, iklim aktivistleri demiştik.

Ama görülüyor ki bunları kim yapacak sorusuna daha fazla ve gerçekci cevaplar bulmalıyız. İlk adımların atılmasında öncülüğü kimler başarı ile üstlenebilir?

Bu noktada 2015 yılından bir önerimi yeniden ele almak istiyorum: Belediye-halk işbirliği. Bunu  yalnızca kooperatif yahut belediye iktisadi kuruluşu vb gibi yapılarla ortak yatırımlar gerçekleştirmek amacı ile sınırlamamak gerekiyor.Bu işbirliği Y.E.S. lerin yaygınlaşması için devlet  tarafından verilecek teşvikler kadar önemli ve daha politik çünkü toplumsal dinamizmi harekete geçirmek istiyor.

Özellikle belediyelerin danışmanlık hizmeti vermesi ve bu konuda gönüllülerden yardım almasını ve bu güçbirliğinin belediyelerin ve sivil toplumun  imkanları ile tanıtım yapmalarını öneriyorum. Keza yeni bina yapacak müteahhitlerin, mimarların ve mühendislerin ikna edilmesi, projelerine güneş enerjisinden elektrik üretmeyi almaları bu yolda önemli bir adım olacak. Güçbirliğimizin tüketim birleştirme noktasında Site ve apartman yönetimlerine sunumlar yapmak, çözümler önermekle teşvik edici olabileceğini düşünüyorum.

Belediye-halk işbirliğini bir yuvarlak masa yahut çalışma grubu gibi düşünebiliriz. Hangi görevle hangi kuruluşta olduklarının ötesinde Güneş Gönüllüleri diyebileceğimiz anlayış ve motivasyonla bu çalışmaya gelen insanlar, belediyeden görevliler, ilgili odalardan güneş enerjisi taraftarları, sektör temsilcileri ve aktif yurttaşlar bir çalışma grubu, eylem grubu oluşturabilirler. Kooperatif girişimcileri burada belli olur, bir sosyal proje olarak GES kurulumlarının finansmanı (bağıs toplamak) burada görüşülür. Kimi problemler burada çözülür, örneğin firmaların en küçük panel işini en büyük işten ayrı görmemesi anlayışı geliştirilir. Kurulum için gerekli kalifiye eleman yetiştirilmesinden gönüllü kalite kontrol mekanizmalarına dek tedbirler görüşülür. Kimbilir belki  bu çalışma grubu kentin karbondioksit emisyonunu düşürmek için yapılacak çalışmalarda strateji çalışmalarında yer alır, enerji  verimliliği (tasarrufu) dahil.

Sinnvoll: Vollst䮤ige Integration von Solarmodulen in die Dachkonstruktion

Sinnvoll: Vollst䮤ige Integration von Solarmodulen in die Dachkonstruktion

Mesele acilen gündem olmak, görünür olmak. Yurttaşlar bu neymiş desinler, ilgilerini çeksin, sorularına cevap verilsin ve kurulum sürecinde yardım görsünler. Herhalde belediyeleri maddi teşvik vermeye ikna edemeyiz, ama kolaylık göstermek, yardımcı olmak, bürokrasiyi üstlenmek, ödül vermek ve imar yasasının belediyelere verdiği yetkileri kullanarak güneş enerjisine yönelimi desteklemek belediyeler için mümkündür.Belediye imar dairesinde işini gören yurttaşların ve çalışanların başlıca konuştukları konunun güneş enerjisi olacağı günler yakın sanıyorum.

Aslında kısa süre önce Solarbaba platformunda okuduğum tweet’teki öneri uygulansa hızla sonuç alınır: “’Bundan sonra yapılacak her yeni binanın ruhsat alabilmesi için çatısına min 3kw (yaklaşık 30m2, her çatıda bu kadar alan var) güneş enerjisi sistemi kurulması mecburidir‘ şeklindeki tek cümlelik bir yasa-yönetmelik-tebliğ hem enerji bağımsızlığımda hem de istihdama uzun vadede çok önemli bir katkı sağlar.“

Benzer uygulamalar yerel düzeyde, örneğin Almanya’da mevcut – ancak Almanya’da da merkezi uygulamalara giden yol kolay değildi, önce gönüllüler ve aktivistler vardı.

Güneş enerjisinden elektrik üretilmesi için toplumsal dinamizmi harekete geçirmek üzere yeni yollar aramalıyız. Güneş Gönüllüleri bu çabanın önemli bir parçası olmaya devam edecek. Enerji politikalarıyla ilgilenen sivil toplum örgütleri ve aktivistler için bu görev bekliyor: Yüzbinlerce tüketiciyi kısmen ya da tümüyle, doğrudan güneş enerjisi sistemi kurarak yahut enerji kooperatiflerine ortak olarak elektrik üreticisi olmaya yönlendirmek. Bu politik bir eylemdir. Kimi belediyelerin  yenilenebilir enerjilerin yerelde üretilmesine gösterdikleri ilgiyi de politik tavır olarak değerlendiriyorum. Belediyelerin bu alanda mevcut toplumsal potansiyel ile birlikte yollar araması, birlikte yürümesi dileğiyle….

Y.E.S! Yapabiliriz

Yurttaşın Enerji Santrali

(X) G.E.S. kurmayı düşünüyorsanız önce gerçekci bir tahmin yapın, kac lira ayırabilirsiniz?  10 bin TL?,    o zaman firmaya “10 bin liralık bir GES” deyin. İhtiyacın tamamını karşılamayacak olsa da, şebeke bağlantısı sürdüğü için elektriksiz kalmayacaksınız. Mesele evinizi bir günde yüzdeyüz güneş enerjisi kullanır hale getirmek değil, bu dönüşüme acilen katkı sağlamak. Şimdi, hemen.

21-Alper-Öktem

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

 

Köşe Yazıları

Bütün yollar güneşe gidiyor: Seferihisar örneği – Alper Öktem

Enerji üretiminde, üretim araçlarnda -mesela 30 yıl içinde diyelim- hızla bir değişiklik, bir devrim gerçekleşti. Bir şeyler oluyor, daha bir kaç ay önce Konya’da en büyük GES hizmete girdi. Kurulu gücü 22,5 MW. 200 tane böyle GES kurulsa Akkuyu nükleer santrali hayallerinden fazlası yapar. Bunları okuyucu biliyor.

Güneş Gönüllüsü ismiyle yazdığım yazılarda güneş enerjisinin başka bir yönüne dikkatinizi çekmeye çalışıyorum. Tekellerin devasa santrallerinin yanına yurttaşlar evlerinin çatılarına kurdukları pek mütevazi güneş santralleri ile geliyorlar. Öyle ki kimi ülkelerde kurulu güneş enerjisi santrallerinin kurulu gücünün yarısı şahıslara ait (Bu oran bunun için konulan sınıra bağlı tabii).

96

İşte ben bunun üzerinde duruyorum ve okuyucuyu ve tek tük yaptığım sunumlarda dinleyicileri, evet konuştuğum herkesi bu adımı atmaya teşvik ediyorum, toplumsal dinamizmi harekete geçirmeye çalışıyorum. Güneş enerjisinden elektrik üretmek politik bir eylemdir, diye yazdım. Bu sizin Soma’ya, Ermenek’e cevabınızdır dedim.

Güneş enerjisi teknolojisi bireyi üretici yaparken yepyeni bir kollektiviteyi beraberinde getiriyor. Bir köy düşünün, bütün evlerde GES ve akü var ve bütün evler bir networkk oluşturuyor, bir smart grid, akıllı şebeke. Elektrik cereyanı evden eve akıyor ama GES sahibi yurttaşlar bunu birbirlerine satmıyorlar, veriyorlar. (Ama köyün toplamda üretim fazlası şebekeye satılıyor.)

İşte heyecan veren güneş enerjisinden elektrik üretmenin getirdiği sosyolojik, ekonomipolitik, siyasi ve kültürel fırsatlar ve üretim proseslerinde, kullanımda ve organizasyonundaki çeşitlilik, “diversity”. Pek çok insan bi sürü şey düşünüyor. Başka ülkelerden de öğreniyoruz, bu arada Zihni Sinir projeler de çıksa da, bütün yollar güneşe gidiyor.

2015 yılı başlarında yaptığım seminerden sonra arkadaşlara belediye yönetimlerine sunulabilecek bir mektup iletmiştim ve kimi belediyeleri de kendim ziyaret ettim:

“GES alanında eksikler ve fırsatlar da görünür hale geliyor. Bizim dikkatimizi çeken bu alanda yaygın yurttaş katılımını öngören uygulamalar için zemin yaratılmamış olmasıdır. Çevre dostu ve katılımcı demokrasi anlayışlarını temel alarak size bazı önerilerde bulunmak istiyoruz.

Belediye-halk işbirliği ile kentimizde güneş enerjisinden yararlanmayı yaygınlaştırabiliriz. Bunun için şu imkanları görüyoruz: Belediye halk ortaklığı ile kentimizde irili ufaklı güneş enerjisi santralleri kurabiliriz. Bunun ideal biçimi enerji kooperatiflerinin kurulmasıdır ancak mevzuat bu konuda kolaylaştırıcı değildir. Halkın ortak olacağı belediye iktisadi kuruluşu konusu ilk elde ele alınır ve kooperatif kuruluşu için ise uygulanmanın netleşmesi beklenebilir. ….”

Lisansız Elektrik Üretim Yönetmeliğinde 23 Mart 2016 tarihinde yapılan değişiklikle belediye halk ortaklı kooperatifler de mevzuat değişikliğinden yararlanıyorlar. Birkaç gün önce de Avukat Arif Ali Cangı‘nın Facebook sayfasında haberi ve bu haber nedeniyle Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ve beni kutladığını okudum:

Türkiye’nin ilk “sakin şehri” olan İzmir’in Seferihisar ilçesinde güneş enerjisinden elektrik üretimi için belediye öncülüğünde enerji üretim kooperatifi kurulması için girişim başlatıldı.

Güneş tarlası oluşturma ve binaların çatılarına yerleştirilecek panellerle enerji üretimini öngören çalışmayla ilk etapta 1 megavat elektrik üretilmesi planlanıyor.

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, yılın 300 günü güneş alan Ege’de güneş enerjisi yatırımlarının yetersiz olduğuna dikkati çekti.

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer

Yenilenebilir enerji yatırımlarına küçük sermayenin de çekilmesi halinde bu potansiyelin hızla değerlendirilebileceğini inandıklarını dile getiren Soyer, güneşli gün sayısı çok daha az olan Almanya’da uygulanan kooperatif modelinin Türkiye için uygun olduğunu gördüklerini ifade etti“.
………………

Burada Belediyelere ve Güneş enerjisinin yaygınlaşması için çaba gösteren herkesi Seferihisar örneğini, belediye-halk işbiliğine (ortaklığına)  dayanan   Enerji Kooperatif   örneğini çoğaltmaya  çağırıyorum.

Güneş enerjisinde doğru olan bunun çatılara kurulmasıdır, katılımcı demokrasi ve milyonlarca insanın üretici olmasıdır, kendisini ifade etmesidir. Belediyeler öncülük etmeli , yol göstermelidir.

Ama tek yol kooperatif değil, tek yol güneş

Gelecek yazıda yeni önerilere yer vereceğim.

Y.E.S! Yapabiliriz

 

97-Alper-Öktem-300x194

 

Alper Öktem