Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yasalar elimizde, yönetmelikler cebimizde

Çocukluğumda sıklıkla karşımıza çıkan “Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana hey ormana…” diye başlayıp devam eden bir çocuk şarkısı vardı. O şarkıdan esinlenerek Aralık 2021’de bu köşede ‘Baltalar elimizde’ başlıklı bir yazı yazmıştım.

İşin aslını soracak olursanız, bütün samimiyetimle söylüyorum, Türkiye’deki ormancılık sorunlarına ilişkin bir şey yazmak istemiyorum. Daha doğrusu enerjimi doğa-insan ilişkilerinin durumu, sorunları ve çözüm yollarına yönlendirmek; zorunlu gördüğüm devrimsel düşünce değişikliğinin detaylarına ayırmak istiyorum. Gelin görün ki, neredeyse her hafta ormancılıkla ilgili öyle bir gelişme oluyor ki, ormancı olarak bunu görmezden gelemiyor ve o konuya eğilmek zorunda kalıyorum.

2B yetmedi, ek 16 geldi

2B’nin ne olduğunu bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. 2B, önce 1970 yılında Anayasa’da sonra da 1973 yılında Orman Yasası’nda yapılan değişiklikle bazı orman alanlarının orman sınırları dışarısına çıkarılmasına yol açan yasal düzenlemeyi ifade etmek için kamuoyunda yaygın olarak kullanılan terim. 2B düzenlemesi ile 2020 yılı sonuna kadar 626 bin hektar orman alanı (bugün sahip olduğumuz toplam orman alanının -22 milyon 900 bin hektar- %2,7’si) orman niteliğini kaybettiği gerekçesi ile orman sınırları dışına çıkarıldı. Türkiye’nin sahip olduğu ekolojik koşullarda ormanlar durup dururken orman niteliğini yitirmez. Ormanların niteliğini yitirmesinin nedeni bazı insanların ellerinde baltalarla, motorlu testerelerle, iş makineleriyle orman girip ağaç ve diğer bitkileri tıraşlayarak araziyi başka tür kullanımlara dönüştürmesiydi. Ormanları koruması gereken devlet bunu yapmayıp durumu kabullendiği gibi 2012 yılında çıkardığı bir yasayla söz konusu alanları işgalcilerine (yasa hak sahibi diyor işgalcilere) piyasa fiyatından düşük fiyatlarla ve taksitli kampanyalarla satmaya başladı. Yani orman işgalcileri ödüllendirilmiş oldu.

Sorun şu ki, 2B sadece 31.12.1981 tarihinden önce orman niteliğini kaybeden alanları kapsıyordu. Çünkü Anayasanın 169’uncu maddesi bu zaman eşiğini koymuştu 2B için. O tarihten sonra orman alanlarını işgal edenler ne 2B’den ne de 2B alanlarının satışından yararlanamıyordu. Aslını sorarsanız hükümet 2007 yılında yeni bir anayasa taslağı hazırlamış ve bu taslakta da 2B eşiğini 2007’ye çekmişti. Fakat dönemin siyasal koşulları bu taslağın yasalaşmasına izin vermediği için bu proje rafa kaldırılmıştı. 2018 yılında bir torba yasaya konulan madde ile Orman Yasasına Ek Madde 16 eklenerek anayasa devre dışı bırakıldı ve o yasanın yürürlüğe girdiği tarihe (19.04.2018) kadar üzerinde yerleşim alanı kurulan orman alanlarının orman sınırları dışına çıkarılmasına izin verildi. İşin tuhafı Anayasa’ya alenen aykırı olan bu madde, yapılan itiraza rağmen Anayasa Mahkemesi tarafından da uygun bulundu. Söz konusu ek madde ile bugüne kadar 10 milyon metrekareye yakın orman alanı orman sınırları dışına çıkarıldı. Eksik kalan parça orman sınırları dışına çıkarılan bu alanların işgalcilerine satılması idi ki, dün (15 Nisan 2022) tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 7394 Sayılı Yasa’nın 31’inci maddesi ile o da tamamlanmış oldu.

Türkiye Ormancılar Derneği uyarıyor

Türkiye Ormancılar Derneği yönetimi konu ile ilgili olarak dernek bilim kurulundan bir çalışma yapmasını istedi. İçinde benim de bulunduğum bilim kurulu konuyu etraflıca inceleyerek kamuoyuna iletilmek üzere kısa ama öz bir bilgilendirme metnini dernek yönetimine teslim etti. Bu metin, 13 Nisan 2022 Çarşamba günü Ankara’daki dernek merkezinde dernek başkanı Hüsrev Özkara ve bilim kurulu adına da benim tarafımdan kamuoyunun dikkatine sunuldu. Kısa olduğu için bu bilgilendirme metnini aşağıya olduğu gibi alıyorum:

“Adalet ve Kalkınma Partisi Malatya Milletvekili Bülent TÜFENKÇİ ve 95 milletvekili tarafından hazırlanarak 25 Mart 2022 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan TBMM tarafından 8 Nisan 2022 tarihinde 7394 kanun numarası İle kabul edilen ‘Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Cumhurbaşkanı tarafından da uygun bulunup yayımlanması durumunda[1] orman ekosistemleri açısından büyük tehlikeler yaratacağı çok açıktır.

Kanun teklifinin 32’inci maddesi ile ‘6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırlan Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’a Ek Madde 1 eklenerek, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun Ek 16’ncı maddesine göre üzerinde yerleşim yeri bulunduğu gerekçesiyle orman sınırları dışına çıkarılan orman alanlarının ‘hak sahibi’ olarak tanımlanan işgalcilerine satışı olanaklı hale getirilmek istenmektedir.

Ek 16’ncı madde 6831 Sayılı Orman Kanunu’na 19.04.2018 tarihinde eklenmiş ve büyük tartışma yaratmıştır. Zira bu madde Anayasa’nın 169’uncu maddesine açıkça aykırıdır. Söz konusu Anayasa maddesi; tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler dışında yalnızca “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş alanların” orman sınırları dışına çıkarılmasına izin vermektedir. Oysa Ek 16’ncı madde ‘bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte üzerinde yerleşim yeri bulunan ya da yerleşim yeri oluşturulması uygun olan taşlık, kayalık, verimsiz ve fiilen orman vasfı taşımayan alanlar’ ifadesiyle, tarımla ilgili olmayan yerlerin Anayasa’daki 31.12.1981 olan zaman eşiğini maddenin yürürlüğe girdiği 19.04.2018 tarihine kadar genişletmiştir.  Ek 16’ncı maddenin iptali istemiyle yapılan başvuru Anayasa Mahkemesinin 16.07.2020 tarih ve 2020/39 sayılı kararı ile oybirliğiyle (?) reddedilmiştir.

Ek 16’ncı madde ile yürürlüğe girdiği 19.04.2018 tarihinden günümüze kadar İstanbul, Kocaeli, İzmir, Kütahya, Bursa, Kastamonu, Manisa, Mersin, Ankara, Muğla, Hatay, Karabük, Osmaniye ve Artvin illerinde toplam 1.000 hektara yakın orman alanı orman sınırları dışına çıkarılmıştır. Bahse konu kanun teklifi[2] yasalaşırsa bu alanların işgalcilerine satışı olanaklı hale gelecektir. Muhtemeldir ki bu yolla hazineye gelir elde edilmesi ana amaçlardan biridir. Bu satışların ülkeye bir şey kazandırmadığı, daha önce 2B ile orman dışına çıkarılan alanların satışından 25 milyar ABD Doları bekleyen iktidarın, bu alanların satışından çok daha küçük gelir kazanması, buna karşılık işgalcilerin bu alanları devletten çok ucuza alarak, çok büyük rantlar sağlamasına yol açmıştır.    

Bu uygulamayla orman alanı üzerinde ev, bina vb. yaparak halkın ormanını işgal edenler cezalandırılmaları gerekirken 2B uygulamasında olduğu gibi ödüllendirilmiş olacaktır. Bu düzenleme 19.04.2018 tarihine kadar orman işgali yapanları ödüllendiren bir düzenleme olduğu gibi, bu yolla yeni orman işgallerini de teşvik edecek, bu ödüllendirmeden cesaret alanlar ormanları işgal etmeye devam edecektir.

Anayasa’nın 169’uncu maddesiyle devlet, ormanları korumak ve sahalarını genişletmekle görevlendirilmiştir. Oysa yukarıda açıklanan kanun teklifi, ormanı korumak bir yana ormanı işgal edenleri ödüllendirmekte ve yeni işgalleri teşvik etmektedir. Devletin yapması gereken orman alanlarını işgal edenlerle işgale izin veren ya da göz yuman veya görevini eksik yapan kamu görevlilerini cezalandırmak, işgal edilen orman alanlardaki yapıları yıkarak o alanları yeniden ormanlaştırmaktır.

Belirtilen kanun teklifinin yasalaşması durumunda çok daha fazla orman alanında ormansızlaşma ve orman bozulması yaşanacağı açıktır. Kanun, Cumhurbaşkanı tarafından yeniden görüşülmek üzere TBMM’ye iade edilmeli [3], yasa yapıcıları ve siyasi irade bu tür talanların önünü açacak düzenlemelerden uzak durmalı, Paris İklim Anlaşması ile Glasgow Liderlerinin Ormanlar ve Arazi Kullanımı Deklarasyonuna attığı imzalara sahip çıkarak, ülke ormanlarının korunmasını sağlayacak önlemleri bir an önce almalıdır.”

İşte böyle sevgili okuyucu. Eskiden ormana baltalarla zarar verilirdi, şimdi ise yasalarla ve yönetmeliklerle zarar veriliyor. Baltanın suçu ne, onu tutan el dururken.

*

Not: Geçen hafta yazdığım ‘Sen de mi komünist başkan!’ başlıklı yazımla ilgili olarak benimle önce 10 Nisan Pazar günü Tunceli Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürü Özcan Karadağ temas kurarak bana bazı bilgi ve belgeler göndermek istediğini söyledi. Kendisine e-posta adresimi vermiş olmama rağmen ben bu yazıyı tamamlayıp gazeteye gönderdiğim 15 Nisan Cuma sabahına kadar herhangi bir bilgi ya da belge ulaşmadı. Daha sonra Tunceli Belediyesinde çalıştığını belirten bir kişi (adını vermek istemiyorum) bana kapsamlı bir e-posta iletti. Bu kişiye söz konusu iletiyi kendi adına mı yoksa belediye adına mı bana ilettiğini sorduğum mesajıma ise yine yazıyı tamamlayıp gazeteye gönderene kadar yanıt gelmedi. Kısaca, tarafıma kurum görüşlerini yansıttığından emin olduğum herhangi bir bilgi ya da belge ulaşmamış olduğundan, bu yazımda o konuyla ilgili yazacak yeni bir şey olmadığını okuyucularıma duyurmak isterim.

[1] Açıklama tarihinde yayımlanmamıştı. Fakat dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.
[2] Artık ne yazık ki yasalaştı.
[3] Bu olasılık ortadan kalktı.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Hokkabazın orman günü olmuş…

Emily Dickinson şiirleriyle son zamanlarda yanıştım. Tanışır tanışmaz da kalbimde bu şiirlere büyükçe bir yer açtım. Ben ‘arı şairi’ dedim kendimce Dickinson’a. Tıpkı Gülten Akın’a, haddim olmayarak elbette, ‘serçe şairi’ demem gibi. Birinin şiirlerinde arılar diğerininkinde serçeler nasıl da güzel öne çıkar.

Yazıya adını veren iki dizelik şiir şöyle (Dickinson yazım kurallarıyla);

The juggler’s Hat her Country is-
The Mountain Gorse –the Bee’s-

 Türkçesi de şu şekilde (Selahattin Özpalabıyıklar’ın çevirisiyle);[1]

Hokkabazın Şapkasıdır Ülkesi-
Katırtırnağıdır –Arınınkisi-

O kadar çok düşündüm ki, acaba Dickinson’ın hokkabazı nedir diye. Sonuçta bunun genel olarak ‘insan’ olduğuna ikna ettim kendimi. Şiir bu, bilinmez tabii şairin gerçekte neyi kastettiği. Ama ben bu şiiri öyle anlayıp içselleştirdim. Belki başlangıçtan bugüne, fakat hiç değilse çağımızın insanı bir hokkabaz değil de nedir? Tıpkı bir hokkabaz gibi şapkasından çıkarıp durduğu şeylerin büyüsüne kapılmış, gerçeklikten bütünüyle kopmuş; dahası herkesi de kendi gibi bu sahte büyünün derinliklerinde kaybolmaya davet ediyor. Oysa yaptığı bütünüyle aldatmacadan ibarettir. Saf gerçek bir tarafta çırılçıplak dururken, hokkabaz ve hayranları bir aldatmacaya tapınmayı tercih eder. Oysa arı öyle mi? Arının tek bir amacı vardır; yaşamın devamı. Onun için arı, katırtırnağı ile bağını çok iyi özümsemiştir. Sahte bir gerçekliğe hiç gereksinme duymaz. Doğanın bir parçası olarak onun tüm gerçeği doğanın diğer parçaları ve onlarla arasındaki uyumdur.

Uluslararası orman günü ve ormanlarımız

Bir uluslararası orman gününü daha geride bıraktık. Hoş, ülkemizde yıllardır kutlanmakta olan bu önemli gün gözden düştü artık. İktidarın, muhtemelen ‘bizden önce bir ağaçlandırma günü bile yoktu’ demek amacıyla şapkasından çıkardığı 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü parlatılıp 21 Mart Uluslararası Orman Günü gerilere itildi. Gelin görün ki, ister 11 Kasım ister 21 Mart olsun ormanın günü, tek bir gerçek var; ülkemizde ormanlar son derece kötü yönetiliyor ve bu gerçek görünmez kılınmak için şapkadan sürekli bir şeyler çıkarılıyor.  Bunlardan sonuncusu olan Millet Ormanı projesini geçen haftaki yazımda anlatmıştım. Dilerseniz size ülkemizde ormanların niye çok kötü durumda olduğunu 10 net maddeyle özetleyeyim. Her bir maddenin açıklamasını ve bilimsel kanıtlarını bu köşede geçmişte yayımladığım yazılarda bulabilirsiniz. O nedenle hiçbir maddenin ayrıntısına girmeyeceğim.

  • Ormanlarımız korunmuyor. Kâğıt üzerinde orman alanı artıyor gibi görünüyor. Ancak bu artış genellikle göç veren, nüfus yoğunluğunun azalıp ormanlar üzerindeki insan baskısının ortadan kalktığı bölgelerde oluyor. Bu bölgelerdeki orman artışının altında yatan temel dinamik ise terk edilen tarım alanları ve otlakların kendiliğinden ormanlaşması. Yani, insan baskısı kalkınca, ormanlar geçmişte farklı kullanımlara verdiği alanları geri alıyor. Marmara ve Ege gibi bölgelerde ise ormanlar artmıyor, azalıyor.

Son 18 yılda yapılan ağaçlandırma, önceki 18 yıldan daha az

  • İktidarın sürekli halkın gözüne sokmaya çalıştığı ağaçlandırma çalışmalarında da geçmişe göre başarısızlık var. 2003-2020 yılları arasındaki 18 yılda yapılan toplam ağaçlandırma miktarı önceki 18 yıldan daha az. Evet, DAHA AZ. Fakat sanki durum böyle değilmiş, bu iktidardan önce ülkede ağaçlandırma yapılmıyormuş da ağaçlandırma bu iktidar döneminde başlamış gibi bir algı yaratılmaya; fidan sayısı gibi bilimsel karşılığı olmayan istatistiklerle kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Ama yine de güneş balçıkla sıvanamıyor.

  • Orman alanlarının farklı kullanımlara tahsisi olanca hızıyla devam ediyor. Bir yandan Orman Yasası’nda sürekli değişiklik yapılarak yeni yeni kullanım amaçları için orman alanı tahsisi olanaklı hale getirilirken diğer yandan da tahsis iş ve işlemleri kolaylaştırılarak farklı kullanımlara tahsis edilen orman alanı miktarı artıyor. 2020 yılı sonu itibariyle yaklaşık 750 bin hektar orman alanı kâğıt üzerinde orman görünüyor olmasına rağmen gerçekte bu araziler madencilik, enerji, turizm, ulaştırma vb. amaçlarla kullanılıyor. Üstelik 750 bin hektar büyüklüğündeki orman alanı tahsisi, tahsis yapılan alanın ekolojik koşulları ile tahsis amacının niteliklerine bağlı olarak ekosistem parçalanması sonucu civarındaki kat kat fazla orman alanında ekolojik bozulmalar meydana getiriyor.
  • Endüstriyel odun üretimi her yıl artıyor. Ormanlarımızdan giderek daha fazla ağaç kesiliyor. Odun üretimi artışı ormanlarımızın sürdürülebilirliğini açık bir şekilde tehdit ederken, milli parklarda bile odun üretimi yapılması konusunda adımlar atılıyor. Öyle ki, orman yangınları bahane edilerek, yanıcı madde azaltma ya da temizleme gibi gerekçelerle daha da fazla odun üretmenin yol ve yöntemleri araştırılıyor. Bütün bunlar da ne yazık ki plansız bir şekilde büyüyen bazı orman endüstrisi kuruluşlarının odun ihtiyacını karşılamak ve doğal değerleri paraya çevirmek amacıyla yapılıyor.

2B ile binlerce hektar orman alanı orman sınırları dışına çıkarıldı

  • Türkiye’de ormancılığın yüz karası olan 2B uygulaması olanca hızıyla devam ederken, Orman Yasası’nda 2018 yılında yapılan değişiklikle (ek madde 16 ile) 2B dışındaki bazı orman alanlarının da orman sınırları dışarısına çıkarılmasına ilişkin çalışmalar yapılıyor. 2B ile orman sınırları dışına çıkarılan orman alanı miktarı 2020 yılı sonunda 626 bin hektara ulaşmışken, ek madde 16 doğrultusunda çıkarılan bir bakanlar kurulu ve dört cumhurbaşkanı kararıyla da yaklaşık 700 hektar orman alanı orman sınırları dışına çıkarıldı bile. Korkum o ki, ileride bu miktarlar kat kat artacak gibi görünüyor.

  • Korunan orman alanları konusundaki gelişmeler de parlak değil. Koruma işlevinin yüksek kullanma işlevinin düşük olduğu tabiatı koruma alanı, muhafaza ormanı ve yaban hayatı geliştirme sahaları gibi korunan orman alanlarının miktarı azaltılırken, neredeyse bütünüyle kullanıma hizmet eden, korumadan söz etmenin olanaklı bile sayılamayacağı tabiat parklarının sayı ve alanı her geçen gün artıyor. Böylelikle korunan alan miktarı artırılıyormuş gibi bir algı oluşturulurken ormana sürekli daha fazla işletmeci ve tesisin girmesi sağlanıyor; orman alanları bir rant kaynağı haline getiriliyor.
  • Benzer şekilde kent ormanı ve millet ormanı gibi uygulamalarla ormanlar yoğun ve kontrolsüz rekreasyonel kullanımların odağı haline getiriliyor. Bu tür alanların düzenlenmesinde çağdaş kent ormancılığı ilkelerinin hiçbiri uygulanmıyor.
  • Özel ağaçlandırma çalışmaları adı altında ormanlar meyve bahçesine, tıbbı ve aromatik bitki yetiştirme alanına dönüştürülüyor. Özel ağaçlandırma sahalarında verilen yapılaşma izinleri sürekli genişletiliyor.

Hokkabaz biziz!

  • Orman yangınlarına karşı alınması gerekli önlemler alınmıyor. Önleyici tedbirler ihmal edilerek giderek daha fazla sayıda yangına ve daha fazla miktarda yanan orman alanına davetiye çıkarılıyor.
  • Ve elbette ormancılık örgütü verimsiz, potansiyelini kullanamayan emir kulu bir organizasyon haline getiriliyor. Çalışanlar arasında adalet ve eşitlik açıkça çiğnendiği gibi yeni personel alımlarında da siyasi kayırmacılık had safhaya çıkıyor.

Hokkabaz sahnede ne yaparsa yapsın sahne gerisinde gerçekle yüzleşmekten başka bir çaresi yok. Hokkabaz biziz. Göz yumduklarımız, izin verdiklerimiz, yönet dediklerimiz, sesimizi çıkarmadıklarımız… Hep birlikte hokkabazlıkla devam edebileceğimize inanıp, şapkamızdan çıkardıklarımıza tapınmaya devam ediyoruz. Bir arı kadar bile gerçeğin farkında değiliz. Tek çözüm şapkayı fırlatıp bir yana kendimizi saf gerçekliğe, doğanın kurallarına bırakmak. Batasıca öğretilerimiz, batasıca alışkanlıklarımız izin vermiyor. Şapkamıza tapınarak batmaya devam ediyoruz.

*

[1] Emily Dickinson, Seçme Şiirler (İngilizce-Türkçe). Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım.

Kategori: Hafta Sonu

EkolojiManşet

Ormancılar Derneği: İstanbul’dan daha büyük alan ranta açıldı

Türkiye’de 2004 yılından bu yana orman alanı kapsamı dışına çıkarılarak ranta açılan alan 6 milyar 513 milyon 900 bin metrekareyi bulurken, ağaçlandırılan alanlardan çok daha fazla orman alanı, şirketlerin kullanımına açıldı.

Türkiye Ormancılar Derneği’nin (TOD) hazırladığı ‘Türkiye Ormancılığı: 2019’ başlıklı rapora göre, 2004’ten bu yana orman alanı kapsamı dışına çıkarılarak ranta açılan saha 6 milyar 513 milyon 900 bin metrekare. Rakam 5 milyar 461 milyon metrekare olan İstanbul’un yüz ölçümünü bile geçiyor.

Birgün’den Demet Sargın’ın haberine göre, TOD’un 2’nci Başkanı Hüsrev Özkara başkanlığında, Prof. Dr. Kenan Ok’un bilimsel koordinatörlüğünde ve Kubilay Özyalçın’ın raportörlüğünde sekiz ayda tamamlanan raporda, 2018’de kabul edilen 7139 sayılı torba yasayla orman talanının daha da kolaylaştığına dikkat çekildi. Raporun verilerine göre, ranta açılan 6 milyar 513 milyon 900 bin metrekarelik sahanın 165 milyon metrekaresini madencilik için özel şirketlere tahsis edilen ormanlar oluşturuyor. 2005, 2007, 2014 ve 2017’de ağaçlandırılan alanlardan daha fazla orman alanı başka kullanımlar için şirketlere verilmiş.

‘2B yasasıyla birlikte orman yangınları arttı’

2003-2017 yılları arasında 1 milyar 245 milyon 190 bin metrekarelik orman alanının yandığı kaydedilen raporda, 2B olarak bilinen arazilerin satışına ilişkin yasanın çıktığı 2012 ve 2013 yıllarında kasten çıkartılan yangınların en yüksek seviyeye ulaştığı vurgulandı.

1997-2017 yılları arasındaki 20 senelik sürede kasten çıkartılan orman yangınlarının ortalaması 972 iken, 2B yasasının çıktığı 2012’de kasten çıkartılan orman yangını sayısı 1615’e yükseldi. 2013’te ise bu sayı 1478 oldu.

Kategori: Ekoloji

ManşetTürkiye

Doğa talanında “Büyük koalisyon!”

Aynı düşündükleri dahil her konuda birbirine giren AKP ve CHP, konu doğa talanı olduğunda uzlaşmışa benziyor. Bu sefer sadece kimlerin fail olarak, bu talandan kar çıkartacağı konusu tartışma yaratacak gibi. Fakat, ne büyük sermaye sahiplerinin, ne de üzerinde oturan halkın fail olacak olması talan gerçeğini değiştirmiyor. Radikal Gazetesi’nden Enis Tayman’ın haberi:

12 Haziran seçimleri öncesinde vaat yarışı kızıştı. Bedelli askerlik önerisiyle gündem yaratan CHP bu kez 2B arazilerine el attı. CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, “2B arazilerindeki mülkiyet sorununu çözeceğiz” dedi. Hamzaçebi’nin ağzından CHP’nin 2B önerisinin AKP’nin 2B tasarısından ‘eksiği’ yok, fazlası var.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, bir bölümü İstanbul’un orman arazisi vasfını kaybetmiş arazileri üzerinde kurulu Sancaktepe ilçesinde düzenlediği basın toplantısında 2B sorununa çözüm getireceklerini savundu.

“Şehirler, kasabalar oluşmuştur. Şehir yapıları olan mahalleler oluşmuştur. Caddeler, bulvarlar açılmıştır. Kamu binaları yapılmıştır. Vatandaşlar evler yapmıştır. Hâlâ bu sorunu yok gibi yaşamak, buraları orman olarak görmek son derece yanlıştır.”

“CHP olarak, 2B arazilerindeki mülkiyet sorununu çözeceğiz. Şehirleşmenin olduğu yerlerdeki arazileri emlak vergisi değeri üzerinden, sahibi olan vatandaşlara devredeceğiz. Orman köylülerinin yaşadığı yerlerde ise bu arazileri orman köylülerine bedelsiz olarak vereceğiz.”

“Şehirlerde yapıların olduğu 2B arazilerinde ecrimisil sorununu da çözeceğiz. Kadastronun yapıldığı ve hak sahibinin belirlendiği bu arazilerde geçmişe yönelik olarak ecrimisil alınması uygulamasına son vereceğiz.”

2B yasa tasarısı, ‘orman vasfını yitirmiş orman arazileri’nin işgalcilere satışını öngörüyor. Türkiye’de 473 bin 419 hektar 2B arazisi olduğu belirtiliyor. Uygulamadan yararlanacaklar arasında ilk sırayı 45 bin hektarla Antalya alıyor. Onu 39 bin hektarla Mersin izliyor. Ankara’da 31 bin, Muğla’da 29 bin, İstanbul’da 18 bin hektar arazi bu kapsamda.

‘CHP ile AKP aynı yolda ilerliyor’
Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Besim Sertok: CHP satır arasında ‘İşgal edebilirsiniz, size göz yumacağız’ demek istiyor. AKP de, CHP de popülist bir yaklaşımla mavi boncuk dağıtıyor. AKP 2B sorununu demokratik kitle örgütleriyle tartışmak yerine kendi başına kapalı devre çalışmayı tercih etti. Görünen o ki CHP de aynı yolda ilerliyor. Anayasada ve ilgili yasa maddelerinde ‘orman vasfını kaybetmiş arazi’ şeklinde bir tanım kaldığı sürece, geleceğe yönelik olarak ‘Ben ormanı işgal edersem bir gün buna sahip olurum’ düşüncesi kaim olacak. Önce bu ibare kaldırılmalı; daha sonra teknik ayrıntılar tartışılmalı.”

Sultanbeyli ile göz boyanıyor
İstanbul Şehir Plancıları Odası Başkanı Tayfun Kahraman: Sultanbeyli’den yola çıkmak, 2B’deki gerçekleri gözden kaçırmaktır. Sultanbeyli’yle 2B tartışmasına meşruiyet getirilmek isteniyor. Arada villalar veya halen ormana dönüştürülebilecek çok miktarda alan gözden kaçırılıyor.

AKP’nin 2B tasarısı uyutuluyor
AKP’nin 2B yasa tasarısı kamuoyunda heyecan yarattıktan sonra uyutuldu.
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı AKPli Nusret Bayraktar, “Bu hafta tekrar gündeme getirmeye çalışacağız. Ancak seçim dönemine girildiği için Genel Kurul’a indirmek olası görünmüyor” dedi. Bayraktar’ın verdiği bilgiye göre tasarı için tarım, konut, ticaret merkezleri, tapulu yerler ve kooperatif alanlarında 5 ayrı çalışma yürütüldü. Bu yerlerin hak sahiplerine ulaştırılması için ‘emlak beyan bedeli’ üzerinden yapılacak modelleme ağırlık kazandı. Bayraktar, “Bu yasa çerçevesinde illa bir para kazanma maksadı yok. Biz bir sorunun çözülmesini istiyoruz. Satışları yüzde 10 peşin ve 5 yıl taksitle yapmayı öngörüyoruz. Kaldı ki 2B geliriyle Orman Bakanlığı’na devredilecek alanlarda ağaçlandırmalar için yoğun para transferi olacak” dedi. CHP’nin AKP’yi 2B arazilerini peşkeş çekmekle suçladığını da hatırlatan Bayraktar, “Hamzaçebi’nin bu açıklamasını anlamak mümkün değil” diye ekledi.

Partilerin 2B’de satış koşulları
AKP: 5 ana başlıktaki yerlerde emlak vergisi bedeli üzerinden yüzde 10 peşin, 5 yıl taksitli satış.
CHP: Şehirleşmiş yerlerdeki 2B arazilerinin emlak vergisi beyanı üzerinden satışı. Orman köylüsüne ise bedelsiz devir.

Ödenecek parada da aynı yaklaşım
2B’lerin satışında esas alınacak bedel konusunda 2 farklı yaklaşım var. Rayiç bedel veya emlak vergisi beyan bedeli. Rayiç bedel, bir mülkün bugünkü piyasa koşullarındaki satış bedeli demek. Emlak vergisine esas değerler ise genellikle piyasa rayiçlerinin çok altında kalıyor. Hem AKP hem de CHP’nin emlak vergisi bedelini esas alması, ‘satış’tan devlet kasasına daha az para girmesi olarak yorumlanıyor.

‘Ormanı kim önce dağıtacak kavgası’
Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Necati Uyar: (Hamzaçebi’nin söylediklerinin) AKP’nin açıkladığından ve niyetinden farkı yok. Konu orman arazilerini kim önce dağıtacak tartışmasına doğru gidiyor… Keşke bu tartışmalar seçim öncesi yaşanmasa. AKP de, CHP de benzer vaatlerde bulunuyor. Ama sorun bu arazilerin kaç paraya verileceği değil.

Eğer 2B arazilerinin satışı gerçekleşirse Türkiye 150 yıl boyunca orman yangınlarından kaybettiği araziden daha fazlasını kaybedecek.
Yoksa ister rayiç bedel, ister emlak vergisi bedeli… Kaybedeceklerimizin yanında aradaki fark tartışmaya değer olmayacak.

(Yeşil Gazete, Radikal)

Kategori: Manşet