Köşe Yazıları

CHP’den yüzyılın neoliberalizm projesi

CHP yüzyılın neoliberalizm projesini ilan etti. Merkez Türkiye adı verilen bu projenin ana ekseni Anadolu’nun ortalarına bir yere (yeri sır) 3 milyon nüfuslu yeni bir mega şehir kurmak. Burayı montaj ve ambalaj sanayisinin küresel merkezi yapmak, sonuçta da ülkenin coğrafi konumunu kullanarak bölgesel bir ticaret (mega)aktörü olmak. Böylece Türkiye kalkınacak, büyüme hızı %6 olacak, işsizlik %5’e inecek, insani gelişmişlikte ilk 20’ye girecekmiş.

Projenin anlatımından akılda kalan cümleler: Otoyol ve demiryolu ağlarının tam ortasında… 2020’de faaliyete geçecek… 2035’de tamamlanacak… 3 milyon kişi yaşayacak… Mega… Ar-Ge… Teknopark… En fazla yeşil alan (bu da işin süsü), falan… Bir de “sadece bir lojistik merkezi değil” deniyor. Yani aslında projenin özü bu: Türkiye’yi küresel bir lojistik ya da taşımacılık merkezi yapma vizyonu, CHP’nin Türkiye vizyonu.

Projenin anlatımından çıkan ilk sonuç, önümüzdeki seçimde CHP iktidara gelirse, yoluyla, betonuyla, köprüsüyle, havaalanıyla en azından 2020’ye kadar en az bir beş yıl daha (hatta aslında 2035’e kadar), inşaata dayalı ekonomik büyüme dönemi yaşayacağımız. Bunun AKP’nin ekonomik programından (daha fazlasını vaadetmek dışında) ne farkı var acaba?

İkinci sonuç CHP’nin vizyonunun büyük, mega, dev yatırımlarla dolu bir Türkiye olduğu. İnsani ölçek, doğaya yakınlık, topluluk ekonomileri yok. Proje tamamen bir masabaşı mühendislik ürünü.

Üçüncü sonuç Türkiye’nin Asya’nın, örneğin Çin’in imalat sektörüne yönelik bir dağıtım/aktarım merkezi olmasının hedeflendiği. Yeni vizyon küresel kapitalist sistemle tam entegrasyonu öngörüyor.

Bugüne kadar cesaret edilememiş bir neoliberal vizyon

Projenin en önemli yanı ise yeni kurulacak bu kentin bir tür serbest bölge olması. Bürokrasi sıfır olacakmış, kendine özel yasası olacakmış, devlet-özel işbirliğine dayanacakmış… Neoliberal sistemin üç özelliği diyordu Naomi Klein, “kuralsızlaştırma, özelleştirme ve düşük vergilerdir” ve bu yolla da küresel şirketlerin mutlak egemenliği kurmaktır.

Şu anda Türkiye’nin “sol” muhalefet partisi CHP, neoliberal politikaları bugüne kadar cesaret edilememiş bir ölçekte hakim kılmayı vaadediyor. Küresel kapitalizmle tam entegrasyonu öngören, neoliberalizmi geri dönüşü olmayan, neredeyse tarih dışı bir sistem olarak gören, büyüme saplantılı bir zihniyetin ürünü.

Bu proje CHP’nin Yeşiller’den (ç)alıp programının orasına burasına serpiştirdiği doğa hakları kavramının ve yine laf olsun diye kullandıkları iklim değişikliğinin ne demek olduğunu anlamaktan fersah fersah uzak olduğunu gösteriyor. Bu kadar “mega” proje hayranı, siyasi vaatleri mühendislik yaklaşımından ibaret olan, doğayı yağmalamayı öngören, gezegene düşman, büyümeci bir siyasi aklın ekolojiyi ve doğa haklarını anlaması imkansız. Doğa haklarını en kısa zamanda programlarından çıkarmalarını öneririm.

Ayrıca bu türden taşımacılık/lojistik eksenli bir mega kenti siyasi vaat olarak çıkaran bir partinin neden üçüncü köprüye, üçüncü havaalanına karşı çıktığını anlamak zor. Demek ki siz daha fazlasını yapacaksınız. Demek ki siz de kuzey ormanları, sulak alan, orman, kıyı, kumul, ekosistem tanımayacaksınız.

Nükleerci ve kömürcü bir siyasi vizyon

CHP’nin bu projesi nükleer enerjiye (Mersin’deki ve Sinop’taki CHP eğilimli nükleer karşıtlarının bütün taleplerine rağmen) neden karşı çıkmadığını ve sadece Akkuyu projesinin yapılış biçimini eleştirip onu bile “imkan bulabilirse iptal edeceğini” ve neticede nükleer santralın (nasıl oluyorsa) “daha iyisini” yapacağını vaat ettiğini de açıklıyor. Tabii kömürcü, fosil yakıtçı bir enerji politikasına sahip olmasının arka planını da.

CHP’den yeşil bir politik yaklaşım beklemiyorduk elbette. Ama kendi adıma bu kadar neoliberal, bu kadar büyümeci, bu kadar anti-ekolojik, bu kadar saldırgan bir politika da beklemiyordum doğrusu.

Türkiye’de hâlâ CHP’yi destekleyen çok sayıda çevreci ve ekolojist, nükleer karşıtı ve doğa korumacı var. En azından onların oturup ciddi ciddi düşünmesi gerekiyor.

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

ManşetTürkiye

Seçim Bildirgelerinin Sayısal Analizi: MHP

Seçim bildirgelerindeki kelime sıklık analizlerinde parti özelindeki son çalışmayı MHP için yürütüyoruz. MHP, 44203 kelimelik bir “beyanname” hazırlamış. AK Parti’nin beyannamesine kıyasla kısa ancak HDP ve CHP’ninkilerden uzun bir belge.

Yeni bir medeniyet sağlanacaktır

Sözcük grupları analiz edildiğinde “Türkiye merkezli yeni bir medeniyet” kavramı tam 6 kez kullanılmış. Cümlede kullanılışı bağlamını değiştirecektir ancak tek başına okunduğunda, “üniter” devlet yapısının ön plana çıkartıldığı bir yeni bir değerler zincirinin vaadi var gibi duruyor. İdeolojik duruşların değil topluma sunulan vaatlerin yarıştığı bir seçim atmosferi için MHP de kendi dünya görüşü ekseninde önermelerini bir çerçeve kurguya oturtmuşa benziyor.

Seçim beyannamesinin bir diğer sık karşılaşılan kelime grubu ise daha aşina olduğumuz cinsten. “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez” tabiri 5 sözcükten oluşuyor ve metinde tam 5 kez kullanılmış. Tek devlet ve tek millet vurgusunu bu söylemde de hissediyoruz.

MHP tekil sözcük analizinde en üst sırayı “sağlanacaktır” tabiri alıyor. Tam 286 cümle ya da ara cümle bu yüklemle sonlanmış. Beyannamede vaat sunan ve bunları garanti eden bir ruh yakalamanın tercih edildiği anlaşılıyor. Hem topluma sağlanacaklar üzerinden iletişim yapılırken hem de partinin bunları yerine getirecek yetkinliğinin bulunduğu vurgulanıyor.

Sosyal öneriler ve eğitim konusu, diğer partilere benzer şekilde en üst sıralarda göze çarpıyor. Metinde “sosyal” kelimesi 183, “eğitim” ise 128 kez kullanılmış.

MHP önerilerini merkezden ve milli meseleden sunan çizgisini sürdürmeye devam ediyor. “Kamu” kelimesi 157 kez tercih edilirken, “milli124, “Türk” ise “123” kez yinelenmiş. Bu veriler, diğer partilere nazaran ayrışan bir söylem önceliğini yansıtıyor. “Türkiye” tanımı 111 defa zikredilmişken “devlet” kavramı 66 tekrar ile görece orta sıralarda yer alıyor.

MHP ile restorasyon

Temel sosyal meselelere verilen atfın hemen ardından öncelik ekonomi kategorisindeki sözcüklere geliyor. “Ekonomi” veya “ekonomik” ifadeleri toplam 147 kez kullanılmış. “Teşvik” ve “istihdam” ise 78’er kez tercih edilmiş kelimeler. “Uluslararası” kelimesi bu üst sıklık grubunun içinde 91 kez tekrar etmiş olarak yer alıyor. Ancak bu kavramın piyasalarla olan ilgisi üzerinden değil daha çok siyasi düzlemde kullanıldığını düşünüyoruz. Nitekim “piyasa” kelimesinin tüm farklı varyasyonlarıyla toplamı 20‘den az kullanılmış.

MHP 2015 Seçim Beyannamesi’ndeki sıklığı üst sıralarda olmasına karşın, siyasi literatürün popüler kelimeleri içinde yer almadığı için göze çarpan bir başka kavram ise, “yeniden”. Bu kelimeye tam 90 kez rastlıyoruz. Uzun ve kesintisiz Ak Parti iktidarından sonra MHP’nin bir “restorasyon” arayış ve vaadinde olduğuna işaret ediyor bu kullanım.

MHP’nin kelime sıklıkları yukarıdan aşağıya sıralandığında belli konu başlıklarındaki kelimelerin yakın nicel yoğunluklarda öbekleştiğini görüyoruz. Sayısal veriler incelendiğinde, değinilmek istenen kavramların eşit bir ağırlıkta sıralanmasından ziyade, vurgulanma önceliklerine göre daha uzun ya da daha kısa sunuldukları izlenimi oluşuyor. Buna göre sosyal konular ve ekonomiden sonra üçüncü sıklık grubunda teknik nitelikli dikey konuların ele alındığı dikkat çekiyor. Sıklık sıralamasında birbirinin peşi sıra gelen bu kavramlar arasında “sağlık77, “enerji76, “teknoloji68, “bilgi66 kez yer almış. Bu teknik başlıkları denk ağırlıklarda tartışırken, MHP, söylemsel çizgisiyle tutarlı olarak “güvenlik” konusunu da yakın frekansta incelemiş. Beyannamede bu kavram tam 71 defa kullanılmış.

Kadın olmak mı zor engelli olmak mı?

CHP’nin en yüksek sıklıkta kullandığı “” kavramı MHP için 65 tekrar ile orta sıralarının üstlerinde yer alıyor. “İşçi” terimi ise 14 defa tercih edilmiş olarak listenin altlarında kalıyor. MHP, yukarıda da değindiğimiz gibi emek konusunu, daha çok “istihdam” kavramı üzerinden dile getirerek, ekonometrik bir bakışla ele alıyor gibi görünüyor.

Demokratik” ve “demokrasi” kelimelerinin sıklık toplamı ancak 61 adede ulaşıyor. “Kültür” ve “Kültürel” ifadeleri toplam 88 kez kullanılmasına rağmen bunu daha çok partinin milliyetçi ve gelenekçi niteliklerinin bir uzantısı olarak yorumlamak daha akla yatkın düşüyor. Kadın adaylarının azlığı ile eleştirilen Milliyetçi Hareket Partisi’nin seçim beyannamesinde “kadın” ve “kadınların” tabirlerinin kullanılma sıklığının toplamı bile ancak 21 adet. Öyle ki, “engelli” ve “engellilerin” sözcükleri 32 kez görülürken, kadın konusundan 1,5 kat daha fazla vurgulanmış görünüyor. Bu veriyi, engellilerin sorunlarına verilen önceliklendirme üzerinden olumlu okumak ile kadın sorunlarının geriye itilmesi açısından olumsuz algılamak arasında kaldı iseniz, işinizi daha da zorlaştıralım: 44 binden fazla kelimenin yer aldığı beyannamede “özgür” kelimesi 5 kez yer almış.

MHP Sözcük Sıklık Analizi

MHP Sözcük Sıklık Analizi

Nükleer vurgusu

MHP’nin nükleer enerji açısından olumlu ya da olumsuz pozisyon alıp almadığı bu çalışmanın konusu olamıyor çünkü bunu sayısal olarak ölçemiyoruz. Ancak bu konuya yer verdiği açık: tam 8 kez “nükleer” ifadesi kullanılmış. “Doğa” tabiri 1 kez kullanılırken, sosyo-ekonomi ile akraba kavramlar “tarım39 kez, “kırsal17 kez yer almış. MHP, “Diyarbakır” ilinin adını 1 kez anarken “barış” sözcüğünü metninde 25 kez kullanmış.

Gençler ve çocuklar odak listelerinde yine son sıralarda yer alıyor. Toplamda 16 kez yer alan “genç” ve “çocuk” kavramlarına kıyasla “din” tabirinin kullanım sıklığı ise 14. “Sanat” kelimesi beş binde birden daha az oranda yer almış. Daha iyi algılanması için şu şekilde de ifade edilebilir: 9 A4 sayfası yazı okuyor ama sadece 1 kez bu kelimeyi görüyorsunuz… Ancak bu önceliklendirmede daha iyi bir performans sergilese de HDP’nin, MHP ile yakın duruş sergilediğini söyleyebiliriz.

Yazı dizimizin sonunda tüm siyasi partileri bir arada incelemek üzere…

Not: Sayısal çalışma, partilerin kamuoyuna online paylaştıkları dijital dokümanlar baz alınarak ve metinlerin kelime sıklıklarının istatistiksel olarak analiz edilmesine imkan veren ücretsiz bir web sitesinin ürettiği sayısal veriler yorumlanarak standart bir metotla yürütülmüştür. Yorumsal çalışmada ise, sayısal veriler, metinlerin içeriklerinden bağımsız şekilde değerlendirilmiş, partilerin kamuoyundaki genel algıları ile mukayese edilerek öznel çıkarım yapılmıştır.

Kategori: Manşet

ManşetTürkiye

Seçim Bildirgelerinin Sayısal Analizi: CHP

Yaklaşan seçimlerde öne çıkan dört siyasi partinin ilan ettikleri bildirgelerin sözcük sıklık analizlerine HDP ve AK Parti’nin ardından, CHP ile devam ediyoruz.

CHP Seçim Bildirgesi 38 bin 546 kelimeden oluşuyor. Bu özelliğiyle AK Parti beyannamesinden daha kısa, HDP bildirgesinden daha uzun.

Aile Sigortası ve Güvenceler

Tekil kelime analizine geçmeden önce öne çıkan sözcük gruplarını inceliyoruz. CHP bildirgesinde iki ifade dikkatimizi çekiyor: “CHP Aile Sigortası Programı” ve “güvence altına alacağız”.

Dörtlü kelime grupları içinde en üst sırada görebildiğimiz Aile Sigortası, CHP’nin 2011 seçimlerinde de öne çıkardığı bir vaat idi. Ancak hem parti yetkilileri hem de siyasi analistler bu vaadin önceki seçimde yeterince iyi anlatılamadığını düşünüyorlar. Partinin ekonomi alanında kamuoyuna verdiği mesajlarda ön plana yine de çok çıkmamasına karşın, “CHP Aile Sigortası Programı” tanımının 15 kez tekrar etmesi, CHP Seçim Bildirgesi’ndeki ağırlığını gözler önüne seriyor.

Öte yandan, toplumun tamamında güven yaratamamak CHP’ye yöneltilen başka bir eleştiri odağı idi. Mevcut kazanımları koruma vurgusu yaparak güven yaratma çabası “güvence altına alacağız” tabirinin 25 kez yinelenmesi ile dikkat çekiyor.

CHP bildirgesinde kendi markasını belleklere işlemeye özen göstermiş. “CHP” ifadesi tam 212 kez kullanılarak sıklığı en yüksek olan kelime olmuş. Şu ana kadar analizlerini tamamladığımız HDP ve AK Parti’de durumun bu şekilde olmadığını not ederek, tekil kelime analizlerine devam edelim.

İş ve eğitim

CHP zaman zaman sosyal demokrasi ve emek söylemlerinden uzaklaşmış olmakla da eleştiriliyordu. Belki de bunun bir yansıması olarak, “” kelimesi partinin adından hemen sonra gelen bir sıklıkta kullanılmış. Metinde, her 200 kelimede en az 1 kez “iş” sözcüğü yer alıyor.

Kamu” ve “sosyal” kelimeleri 168 kez yinelenirken, “eğitim” 164 kez tekrarlanıyor. Bu verilerden, CHP’nin sosyal politikaları ele almaya, kamu imkânlarına yönelik kendi çözümlerini önermeye ve eğitimi en öncelikli meselelerden biri olarak tanımlamaya niyetli olduğu okunuyor. Ekonomi konusunu ana söylem yapma iddiasındaki CHP’nin eğitim meselesini daha sık dillendirmesi ilginç. Zira “ekonomi” ve “ekonomik” kelimeleri toplam 136 kez kullanılmış. CHP’nin kurumsal algısı ile daha yakın duran kültür ve sanat kavramları bu beklentiyi sıklıkları ile doğruluyor. Kültür, kültürel ve sanat kelimelerinden en az biri her 265 sözcüklük grubu içinde en az bir kez kullanılmış. Kültür 58, kültürel 49 ve sanat 39 kez metinde yer almış.

Yeniden kurucu CHP?

Yeniden” kelimesi 97 kez kullanılmış CHP Bildirgesi’nde. Bu dikkat çekici ayrıntı partinin, geçmişte var olup bugün yitirilmiş olan bazı değer, kazanım veya faaliyetlere sahip çıkarak yeniden ortaya çıkaracağı izlenimini uyandırıyor. Ancak metin okuması yapmadan neyi “yeniden” yapacağını, elbette bilemiyoruz. Ancak çalışmanın bağlamını bozmamak adına bu okumayı yapmamayı tercih ediyor, yorumu okuyucuya bırakıyoruz. Bu çerçevede “yapacağız” ve “kuracağız” yüklemlerini de not etmek gerekli. İlki 56 defa kullanılırken diğeri 61 kez icraat vadeden bir cümlenin sonunda yer almış. CHP’nin “proje” odaklı olduğu konusunda geniş bir kabul bulunan bildirgesi için tutarlı bir istatistik. Öte yandan, iktidarın beyannamesinde sıklıkla yer alan sayısal verilerin CHP için öncelikli olmaması da başka bir çarpıcı unsur. “Milyon” ve “milyar” gibi makro sayısal terimler CHP Seçim Bildirgesi’nde toplam olarak sadece 10 kez kullanılmış. Bu, “kaynağı nerede?” tipindeki sorulara verilecek yanıtları, bildirgeden ziyade meydanlara ve haber programlarına sakladıklarını düşündürüyor.

Bilgi kelimesi 90 kez tekrarlanırken üst sıralarda yer alıyor kullanım yoğunluğu açısından. Teknoloji ise 39 tekrarla daha alt sıralarda görülüyor. Sağlık da önem verilen kavramlar arasında yer alıyor: metinde bu ifadeye 89 defa rastlanıyor.

Aile tabiri 65 kez görülürken sıklığı on binde 17 seviyesinde. Bu sıralamada ortaların üst basamaklarına daha yakın durumda. Alt sıralarda hiç olmadığı gibi en üst sıralarda da değil. Kent ve yaşam sözcükleri orta sıralarda. Sırasıyla 51 ve 49 sefer değinilmiş. Türkiye kavramı ise 79 kez kullanılmış. Sıklığı yüksek ancak daha çok ortaların üst bandında yer alıyor. Devlet de 51 tekrar benzer şekilde orta sıklık düzeyini koruyor.

AB çizgisinde yerellik ve teşvikler

Kamu yönetimi ile ilgili olabilecek kelimeleri taradığımızda CHP’nin bölgesel ve yerel odaklarda vaatlerinin bir ağırlığı olduğu düşünülüyor. 75 kez kullanılan “yerel” kelimesinin yanı sıra “bölgesel” kelimesi 42 kez kullanılmış. “Teşvik” tabiri de 62 kez kullanılmış. Bu teşvikler yerel/bölgesel yataylıkta ya da sektör ya da toplum katmanı tabanlı dikey bir yapıda da olabilir. Bunu sayısal analizden okuyamıyoruz. Öte yandan, küresel bağlar da unutulmamış. AB kısaltması 45 kez tekrarlanırken aşağı yukarı her 2 sayfada en az 1 kez geçtiği tahmin edilebilir. Bu iktidarın 2002 seçimlerindeki vaatlerinde AB ile yakınlaşma ön gören söylemini çağrıştırıyor. Belli ki, uluslararası piyasalara da, CHP’nin de küresel ekonomi ve batı normları ile uyum içinde bir politika izleneceği mesajı veriliyor. Bu boyutuyla CHP, istikrarın bozulacağı endişelerini gidermeyi planlıyor olabilir. Nitekim uluslararası terimi de 62 kez tekrarlanarak sık kullanılan ifadeler arasında yer alıyor. Temel ekonomi parametreleri tarandığında, metinde, istihdam 38, kalkınma 34, büyüme ise 27 kez yer buluyor kendilerine. Ortanın ortası diyebileceğimiz bir sıklık kesimine karşılık geliyor bu mertebe.

CHP Seçim Bildirgesinin Sayısal Analizi

CHP Seçim Bildirgesinin Sayısal Analizi

Kadınlar, çocuklar ve engelliler

Gelelim sosyal kavramlara… “Kadın” ve “kadınların” tabirleri toplam 70 kez tekrarlanırken, 61 defa vurgulanan “demokratik” ve “demokrasi” terimlerinden daha sık kullanılmış. Bu seviyesi ile orta sıklık grubunun üstlerinde yer alıyor. Ancak, koruma altına alınması gereken diğer toplum unsurları çok daha gerilerden geliyor. “Çocuk30, “engelli” ve “engellilerin” toplam 36, “genç” ise sadece 16 kez kullanılmış kelimeler.

Yeşiller ve Diyarbakır

Kürt” kelimesi 7 defa kullanılırken, “Diyarbakır” şehri metinde 4 kez geçmiş. Güneydoğu coğrafyasında varlık göstermekte zorlanan CHP’nin siyasi anlamı yüklü bir kentini adını bu kadar sık kullanması ilgi çekici.

Yeşil başlıklar her zaman olduğu gibi son sıralarda yer alıyor. Ancak “doğa” kavramı görece olarak sık kullanılmış. 27 kez kullanılan bu tabir, bize CHP’nin “Gezi” içindeki oy tabanına seslendiğini düşündürdü. Özgür kelimesinin 23 kez tercih edilmiş olması da bu seslenişin başka bir göstergesi olabilir. “Kırsal7, “nükleer6, “HES2, “ekoloji1’er defa yer almış “yeşil” kavramlar. “Çevreci” ifadesini kullanmayı ise CHP kurmayları tercih etmemiş. CHP, eko-sorunların çoğuna en az bir kez değinirken, doğa kavramı üzerinden daha kapsayıcı bir bağlam kullanmış gibi görünüyor.

MHP Seçim Beyannamesi açıklandıktan sonra bu partinin sayısal metin analizini de yapacağız. Dizi analizimiz toplu bir değerlendirme ile sonuçlanacak.

Not: Sayısal çalışma, partilerin kamuoyuna online paylaştıkları dijital dokümanlar baz alınarak ve metinlerin kelime sıklıklarının istatistiksel olarak analiz edilmesine imkan veren ücretsiz bir web sitesinin ürettiği sayısal veriler yorumlanarak standart bir metotla yürütülmüştür. Yorumsal çalışmada ise, sayısal veriler, metinlerin içeriklerinden bağımsız şekilde değerlendirilmiş, partilerin kamuoyundaki genel algıları ile mukayese edilerek öznel çıkarım yapılmıştır.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

Köşe Yazıları

HDP’nin seçim riski

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanlarının 28 Kasım günü yaptıkları ve parti örgütünün seçilmiş kademelerinin de geniş bir biçimde katıldığı basın toplantısında 2015’te gerçekleşecek olan seçime dair HDP’nin duruşu resmi olarak dile getirildi. Selahattin Demirtaş’ın konuşması sırasında gündeme gelen konu hakkında Demirtaş “81 ilde HDP örgütleniyor. İlk defa bizim siyasi geleneğimizde 81 ilde ve birçok ilçesinde örgütümüz kurulmuş olacak. Cumhurbaşkanlığı seçimi, önemli bir başarı ortayı çıkardı. Şimdi bunu parti olarak çok daha büyük başarıya dönüştüreceğimizi düşünüyoruz. Araştırmalarımız da bütün bu hedeflerimizi ortaya koyabileceğimiz veriler ortaya koyuyor. Biraz daha çalışırsak kimsenin hayal edemeyeceği ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir. Cumhurbaşkanı seçiminde tek aday vardı. Şimdi 550 adayla, 550 Demirtaş’la seçime gireceğiz. Bunun etkisi büyük olacak” şeklinde konuştu. (Burada ilginç bir nokta var. Konuşmayı özetleyerek yayınlayan HDP’nin internet sitesinde konuşmanın bu bölümü mevcut değil. Fakat medya ağırlıklı olarak bunun üzerinde durdu.)

Bu açıklama sonrası netleşti ki, en azından şimdilik, HDP’de 2015’e parti olarak girme ve bağımsızlarla barajın etrafından dolaşma yerine barajı parti olarak aşmayı deneme yöntemi benimsenmiş durumda. Öyleyse Demirtaş’ın da bahsettiği verilere bakmakta yarar var.

1) 12 Haziran 2011 yılında seçime giren tüm bağımsızların aldıkları oyun toplamı 2.819.917. Bu rakamın yüzdelik karşılığı da %83.16 katılımla %6.57’a denk geliyor.

2)30 Mart 2014 Yerel Seçimleri’nin toplam oy hesaplamasında farklılıklar olduğu için sağlıklı bir çıkarım yapmak mümkün değil ama 2011’e göre 2.146.979 seçmenin daha oy kullandığı görülüyor.

3) 10 Ağustos 2014’te gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Selahattin Demirtaş’ın aldığı oy 3.958.048. Bu rakamın karşılığı ise %74.13 katılım oranıyla %9.76

4) 2011’den, 2014’de kayıtlı seçmen sayısında 2.886.519 artış görülüyor.

Bu sayılara göre bir tahmin yürütmek gerekirse 2015 seçimlerinde barajı geçmek için bir partinin alması gereken oy 4.700.000 civarında. Peki bu rakam alınabilir mi? Şu an için bunu söylemek güç. Fakat Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi çok uygun koşullarda ve doğru argümanlarla girilen bir seçimde bile bu rakamın yüzde olarak yanına gelinmiş olsa dahi rakamsal olarak önemli sayılabilecek bir boşluk var. Sadece üç adaylı bir seçim olması, Demirtaş’a gelen oyların ağırlıklı olarak, partisi tarafından gösterilen adaydan tatmin olmayan CHP seçmeninden gelmiş olması ve katılımın Türkiye standartlarında düşük kalması gibi uygun konuşlar 2015 seçimlerinde olmayacak. Bununla birlikte “Yeni Yaşam Çağrısı” olarak sloganlaştırılan ve Türkiye’ye açılan Demirtaş’ın siyasi argümanlarının HDP tarafından olmasa da toplum tarafından terk edilmeye başlandığı da bir gerçek. Ekim ayında yaşananlar ile birlikte Demirtaş’ın ve HDP’nin tekrar eski politik sınırına ve eski konularına çekildiği görülüyor. Yani hem uygun koşullar değişmiş durumda, hem de argümanlarda bir kayma var.

Peki tüm bunlara rağmen HDP parti olarak seçime girme ve 2019’a kadar TBMM’de olmama riskini alabilir mi? Alabilir. Her ne kadar BDP’nin tamamen HDP’ye geçmesinden sonra partinin özünde sapmalar olmuş olsa da, HDP hala bir çatı partisi ve gücünü siyasi olarak görmek ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde yakalanan rüzgardan yelkenlerini şişirmek isteyen bir sürü parti/grup bu çatının altında. 35-40 tanesi seçilebilecek 70 adaydansa, 550 adayla girilen ve sonunda 65-80 vekil çıkartılabilecek bir “serüven” onlara daha doğru geliyor olabilir. Bu serüvenin başarıya ulaşması BDP gövdesi dışındaki yapıların 3-4 vekillikten daha fazlasını elde etmesi anlamına gelecektir. Bunu elde etme arzusu, HDP’yi bu riske girmeye itebilir.

Ya girilen riskte başarılı olunmazsa? İşte asıl sorunlar orada ortaya çıkıyor. Aşılma ihtimali düşük olan %10 barajı aşılamadığında iki temel sorun ortaya çıkacak. İkisi de yakıcı ve ikisi de tüm Türkiye’nin bugününü ve geleceğini ilgilendiriyor. İlki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin TBMM’de tek başına 330 vekilliği aşacak bir çoğunluğa ulaşma ihtimali. Böylece istediği anayasal değişiklikleri en azından TBMM’den geçirme şansına sahip olacak AKP ve bu da örneğin önce Başbakanlık için yapılan ama Ahmet Davutoğlu’nun elinden alınarak Recep Tayyip Erdoğan’a verilen sarayı, bir Başkanlık Sarayı haline getirebilir.

İkincisi ise içeriği ve konuşulanları kimse tarafından bilinmese de varlığı ile üzerinde konuşulmaya değer olan çözüm sürecine dair ortaya çıkacak sorun. 2019’a kadar TBMM dışında kalacak bir HDP, müzakerenin bir ayağının Meclis dışında kalması ve olaylara doğrudan müdahil olamaması anlamına gelecektir. Bu durumda bile yeri geldiğinde dilini çok sertleştiren AKP’nin, 330’u aşan ve yasamada tek başına olacağı bir sürecin de pek sağlıklı sonuçlar doğurmayacağını görmek için son 12 yıla değil, son 12 haftaya bakmak bile yeterli.

Tüm bunlar düşünüldüğünde, bir siyasi partinin iddialı olması ve risk alması önemli. Fakat HDP’nin parti olarak seçime girme kararı, karşılığında verilebilecekler düşünüldüğünde alınmaması gereken bir risk olarak ortada duruyor.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli