Günün ManşetiHafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Keçinin boynuzu ve baklası

Zahmetinin karşılığı az olan iş manasında kullanılan “bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çiğnemek” deyimi, çocukluğumdan bilip artık hiç duymadıklarımdan. Zaman değişti, değişmesine de… daha mı az şikayetimiz var emeğimizin, vaktimizin, sabrımızın karşılığı bağlamında? Sanmam. Daha renksiz konuşuyoruz fakat, o kesin. Ben Ömer Asım Aksoy’un iki ciltlik Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’ndeki sayısız deyim ve atasözü arasından okumuştum açıklamasını. İlkokulda, belki üçüncü sınıfa gidiyordum. Nereden aklında kaldı demeyin, sevdiğim şeydi keçiboynuzu. Gidip kuruyemişçiden almıştık babamla, çiğnerken konuşmuştuk şikayet konusu edilmeyi hak edip etmediğini.

Hak etmiyor, sizi temin ederim.

Solda, Gottlieb Tobias Wilhelm’in Palmiyeler, Turunçgiller, Meyvalar ve Sebzeler serisinden “keçiboynuzu” (1810); sağda ise, İstanLOOK’un paylaştığı eski bir fotoğrafta, keçiboynuzu satıcısı.

Kabul.

Rakibi çok yoktu: Öksürten leblebi tozu, sentetik aroması ve karikatürleriyle herkesin sevgilisi TipiTip ve ancak tostun içinde eridiğinde sevebildiğim parmak çikolatanın yanında parlak gövdesi, salladığında çıkarttığı sesi ve ne tatlı, ne de kuru, tam kararında haliyle favorimdi. Bal peşinde yenilecek lezzet hiç değildi. Karakteri vardı. Kuruyemişçilerde genelde çuval içinde durur ve içinden parlak renkli ve kırığı olmayanlar seçilerek alınırdı. Yıllar geçti, ben büyüdüm ve ne olduysa oldu ayrı düştük. Ta ki geçen hafta hasat haberlerine denk geleyim!

Ne çok özlediğimi fark ettim.

Görsel, forward.com

Latince ismiyle Ceratonia siliqua, yöresel adlarıyla harnup, harıp, ballıbaba, ballıboynuz, boynuz ve hatta St. John’s Bread, Carob, Locust Bean, Locust Tree, خَرُّوبٌ, חרוב ya da benim tanıdığım ismiyle keçiboynuzu… Baklagiller (Fabaceae) familyasından, anavatanı olan Akdeniz havzasının iklim koşullarına uyum sağlayacak şekilde fazla suya ihtiyaç duymaksızın yetişen, kökleri derin, yaprakları her daim yeşil ve küçük, sert dokulu, maki tipi, geniş taçlı çok şık bir ağaç.

Anavatanı konusu detaylı olarak şöyle: De Candolle (1883) ve Vavilov (1951) Türkiye ve Suriye’yi keçiboynuzunun anavatanı olarak nitelendirmişler. Paralel olarak Schweinfurth (1894) bitkinin Yemen’den dünyaya yayıldığını söylerken, Zohary (1996) de tüm Arap Yarımadasını merkez olarak nitelemiş.

MÖ 4000-5000 yıllarından bu yana bilinen, Sümerce adı harub olan bu canım ağaç Doğu Akdeniz’den yola çıkmış ve tüm Akdeniz çanağına, oradan da dünyaya yayılmış diye özetleyebiliriz belki.

Sahiden! Şu güzelliğine bir baksanıza!


Her yerde en detaylı şekliyle yazıyor, karşılaşmamış olmanız kabil değil. Keçiboynuzuna dair en güzel hikayelerden biri ama ben hızla geçeceğim: Şekli ya da rengi ne olursa olsun, keçiboynuzu baklasının (kuru) ağırlığı değişmez, 0.2 gramdır.

Bilenler bundan sonraki paragrafı atlayıp aşağıya devam etsin:

16 keçiboynuzu baklası, “bir dirhem”e eşittir. Bu malumunuz, eski bir ağırlık ölçüsü. Bugünkü ağırlık ölçülerine göre ise, beş adet keçiboynuzu baklası “bir gram” gelir. Hah! Peki Roma İmparatoru I. Constantin adına MS 310’da çıkartılan “bir solidus”un ağırlığı ile Osmanlı’nın “bir miskal”inin ağırlıklarının aynı olmasına ne demeli? Her ikisi de, aradan geçen onca yüzyıla, değişen koşullara rağmen 24 keçiboynuzu baklası ağırlığına denkdir! Ama bununla bitmiyor, günümüze bir daha uzanıyor keçiboynuzu: Bir Ceratonia (Yunanca keçiboynuzu demek) eşittir 0.2 gram eşittir “bir karat”! Anlayacağınız elmas ölçüsü “kırat” da keçiboynuzundan gelmekte.

Ah! Evet, evet! Bazen keçiboynuzu dediğin aynen ekonomi gibi, zahmetine cevap vermiyor ama bazen de ilaç gibi geliyor:

Görsel, Fitekran

Keçiboynuzu kalsiyum, demir ve posa bakımlarından çok zengin bir gıda. Ayrıca doğru işlenmiş pekmezinde bulunan polifenolik bileşikler (daha önceki yazılarımdan hatırlıyorsunuz fenolleri, değil mi?) sayesinde vücudu serbest radikallerin zararlarından korur. İçeriğindeki yüksek tabii şekerler sayesinde güç; çeşitli mineraller ve vitaminler (bakır, magnezyum, vitamin A, B, B2, B3) dolayısıyla da besin kaynağıdır. Yüksek sodyum ve potasyum içeriği dengemizi korumaya yardımcı olur. Kısaca vitamin takviyesine gerek yok, keçiboynuzu belki de ihtiyacımız olan tek takviye! Hem kocakarı diye küçümsenen bilge/otacı/cadı kadın ilaçları arasında da baş tacıdır: Keçiboynuzu baklaları şarkıcıların seslerini açmaları için kullanılırmış, 19’uncu yy’da. Bugün pekmezini öksürük şurubu yerine kullanmak tavsiye ediliyor, özellikle çocuklarda; balgam söktürme, göğsü yumuşatma, bronşları açmada etkiliymiş.

Ama ne diyorum, doğru işlenmiş pekmez!

Bu ne demek şimdi?!

Karşınızda HMF belası!

Hydroxymethylfurfural (HMF) kimi şekerlerin, dehidrasyon sırasında, aminoasitlerle tepkimeye girerek (Maillard tepkimesi) oluşturdukları organik bir bileşik. Keçiboynuzu, üzüm, nar, dut gibi meyvelerin pekmez, reçel ya da marmelada dönüşümü sırasında hızla ortaya çıkabiliyor. Yüksek sıcaklık önemli bir etken. Odun ateşi üzerinde kaynayan derin ve dev pekmez kazanı hepimizin gönlünde kaybedilmiş üretim metotlarının bir simgesine dönüştüyse de, HMF oluşumuna engel olacak özeni kaçırmaya çok müsait bir ortam manasına da gelebiliyor. Sütü kaynatırken altını yakıvermiş herkes bu işlemin ne kadar çabuk olabildiğini bilir. Ama sanmayın ki bu sadece kırsal üretimin bir problemi. Pek çok endüstriyel üreticinin eğitim ve araç noksanı piyasaya sürülen gıdalarda endişe verici oranlarla karşılaşılmasına sebep olabiliyor.

Görsel, agaclar.net

Peki nasıl olacak da olacak, doğru işlenmiş pekmez bulacağız?

Maalesef armut piş ağzıma düş bir yöntem yok, doğru gıdaya ulaşmak konusunda. Hiçbir zaman olmadı. İnsanlar birbirlerine bilgilerini görgülerini aktara aktara değişen dönemlerde faklı biçimlerde yol kurdular. Bundan iki yüzyıl öncesine kadar ormanda hangi ot, hangi yemiş, hangi mantar yenir, hangisi yenmez bilgisini verirken anne babalar çocuklarına; şimdi benzer biçimde süpermarkette, pazar yerinde, sanal marketlerde seçme becerisini geliştirmeye ve aktarmaya çalışıyorlar. Üretici listeleriyle varabileceğimiz bir güvenli düzen yok, korkarım. Bence yukarıda anlattıklarım ve verdiğim linkler sizlerin daha doğru, daha iyi olanı seçmede atacağınız adımlara cesaret üflemesi;bilgi kapısının aralaması.

Kısaca HMF tehlikesine karşı sizi uyarmak benden; üretici arayarak, bulduğunuz üreticiyi takip ederek, size anlatılanla yetinmeyerek yelkeninizi doldurmak sizden. Çocuklarınızı, eş dost ve arkadaşlarınızı cesaretlendirmek de cabası!

Dağlar dağlar!

Ülkemizde keçiboynuzu, İzmir-Urla-Karaburun yarımadasından başlayıp, Ege ve Akdeniz kıyı bandını izleyerek Hatay’da Suriye hududuna kadar (doğal dağılımı) uzanırsa da bu İstanbul’da ya da Karadeniz kıyılarında yetişmeyeceği manasına gelmez. İzmir civarından itibaren kuzeye, ağaca dönüşme şansı bulamazsa çalı formunda kalan (Sisam/Susam çeşidi) ama güneye indikçe serpilip boylanan (etli çeşidi) ve benim bayıldığım çok gövdeli haliyle yabani çeşidine denk gelmek mümkün.

Ömrü güzeldir, 300-400 yıl yaşayabilir. Beni sizi devireceği, devletleri aşıp yaşayacağı kesin bir gezegen evladı. Kökleri 15-20 metreye kadar iner, toprak seçiciliği yoktur. Killi, taşlık, kayalık hiç dert etmez. 500-550 rakıma rahatlıkla çıkar, Lübnan’da 700, Toroslar’daysa 800-1,000 metreye dahi çıktığı biliniyor.

“Sıcaklık -4°C’nin altına düştüğü zaman olgun ağaçlar zarar görmeye başlamakta ve en fazla -7°C’ye kadar düşük sıcaklığa dayanabilmektedir. 40°C’ye kadar yaz sıcaklığına ve sıcak rüzgarlara dayanabilmektedir.

Sol üstten saat yönünde; keçiboynuzunun 50-60 çiçekten oluşan salkımları, keçiboynuzu meyvesinin yeşil hali (yenmemesinde fayda var), olgunlaşan ve rengi köseleyi andıran keçiboynuzu meyvesi ve nihayet bakla/tohumları.  Görseller, Wikiwand

Yetiştirmesi ise hiç zor değil.

Taze bir keçiboynuzu meyvesinden alacağınız baklayı doğrudan toprağa ekebiliyorsunuz. Nereden bulayım şimdi demeyin, az meraklıysanız hasat ağustosta başladı. Aralık’a kadar devam edecek. Online’da taze hasat edilmiş keçiboynuzu satan bir üretici illa ki çıkar karşınıza. Koklayın, tadın, baklalarını ayırın, çiğneyin sonra da bir boynuzu ayırın içindeki baklaları için. Derince bir saksı, herhangi bir toprak ve filizlenene kadar özenli bir sulama…Hızla çimleniyor ve uygun ortamı bulduğunda çabuk da büyüyor bu ağaç. Uygun ortam elbette anahtar kelime, dolayısıyla izlediğim, okuduğum pek çok kaynak evde, saksıda fideleyerek başlamayı tavsiye ediyor. Ta ki güney illerimizden birinde yaşıyor ve kışın eksi derecelerine muhatap kalmıyor olun; kuvvetlenene kadar saksıda büyütmeyi tercih edebilirsiniz.

Taze bir keçiboynuzu değilse elinizdeki, aynı fava yapacağınız baklayı şişirmek gibi, keçiboynuzu bakla/tohumunu da şişirmek gerekiyor. Üzerine çaydanlıktan kaynar su dökenini de okudum, su içinde, bir torbada, kaloriferin yanına koyanı da… ama ana fikir, nasıl ki fasulyeyi, baklayı suya koyarsınız şişsin… hah! İşte onu gerçekleştirmek. Ve nasıl ki uzun süre bırakırsanız kavrulmamış bademi ya da nohudu suda; şiştiği gibi, minik filiz de vermeye başlar iki vakte. Keçiboynuzu bakla/tohumu da öyle. Ne zaman ki filizleniyor, o vakit toprağa koyabilirsiniz diyor, kaynaklar.

Gerisi taze bakla/tohumdan fide yapmayla aynı.

Ancak, okuduklarımdan anladığım, yabandan toplanmış keçiboynuzu bakla/tohumlarından büyüteceğiniz ağacınızın bir cinsiyeti olacağı! İşin yetiştirici için dertli kısmı bu. Fide büyüyüp de 5 ila 10 yaşına geldiğinde meyve verme ya da vermemesinden cinsiyetini anladığınızda gecikmiş hissetmemek için iki yöntem öneriyorlar: Biri üç yaş civarı ağacı bir yanı dişi bir yanı erkek olacak şekilde aşılamak. Diğeri ise tek bir ağaçla sınırlamamak arazideki keçiboynuzu popülasyonunu. Yani bir boynuzda 10-15 bakla/tohum mu var, tümünü ekmek! Hem, neden olmasın? Her daim yeşil, toprak ve su konusunda yükü olmayan, bir de üzerine meyve veren bir ağaç bu! Her bir erkek keçiboynuzu ağacı 25-30 dişi keçiboynuzu ağacını dölleyebiliyormuş. Benim hesapla belki iki boynuz ayırmakta fayda var, bir bahçe yapmaya!

Bununla beraber, kültüre alınmış ağaçlardan seçerseniz, yani tohum değil de fidanlıktan satın alarak bahçenize ekerseniz, o tür ağaçlar iki cinsi de bünyelerinde barındırdıkları için meyve vermesi garantili oluyormuş. Söylemedi demeyin.

“Keçiboynuzu son derece sağlıklı ve kullanım alanı bir o kadar geniş bir ürün olmasına karşılık, dünya genelinde üretimi sürekli azalmaktadır (FAO, 2010). 1945 yılında 650.000 ton civarında olan üretim 1961’de 656.877 ton olarak gerçeklemiş ve bu yıldan itibaren 2007 yılına kadar sürekli olarak azalmıştır. 2005 yılındaki 181.830 tonluk üretimin ardından yaklaşık %6’lık bir artışla 2007 yılında 193.250 tonluk bir üretim gerçekleşmiştir.Toplam üretimin %37.2’si İspanya tarafından temin edilmiştir. İspanya tarih boyunca en büyük keçiboynuzu üreticisi olmuş buna rağmen ülkenin üretimi de her geçen yıl gerileme göstermiştir. 1970’te 299.600 tonluk üretimin ardından 1980’de 197.000 tona kadar gerileyen üretim 2005’te 64.100 ton olarak gerçekleşmiştir (FAO, 2010). Malta’da önceleri düşük miktarda da olsa üretim gözlemlenirken günümüzde tamamen son bulmuştur. Bununla birlikte keçiboynuzu üretimine Lübnan ve Hırvatistan dahil olmuştur. En şaşırtıcı gelişme ise gerek ekolojik gerekse kültürel açıdan son derece yabancı olduğu Ukrayna’da son 10 yılda üretimine başlanmasıdır. Yıllar itibariyle yaklaşık 100 tonluk üretimi söz konusudur.

Türkiye’de keçiboynuzu, ekonomik kazanç getirici bir ürün olarak altı ilde değerlendirilmektedir. Bu illeri, üretim kapasiteleri bağlamında sıralarsam, Mersin, Antalya, Adana, Muğla, Osmaniye ve Burdur. Haliyle bakmak gerekti, Türkiye üretici mi, ithalatçı mı diye…

Öncelikle ülkemizdeki keçiboynuzunun yüzde 70’i toplayıcılar tarafından işleniyor, yani Orman İşletme Müdürlükleri’nden izinle çalışan, topladıkları ürün karşılığı devlete bir bedel ödeyen orman köylüsü tarafından. Ne kadar taradıysam da gazete arşivlerini, bu konuda tüccar ya da tüccarın bölgeye getirebileceği bir tayfa ile köylü arasında husumete dair bir haber bulamadım. Dolayısıyla müşterekler hukukunun buralarda hala işlediğini söylemek mümkün diyorum; orman arazisi hangi köyü ilgilendiriyorsa o köyün önceliği korunuyor gibi görünüyor.


Bu hasat sürecini ve köylü, tüccar, bakanlık ilişkilerini anlamaya çalışırken ama karşıma 2014 yılında, Antalya Ticaret Borsası’nın yayın organı, Borsa’da paylaşılan bir dosya çıktı. Başlığı yeter: Kekik, keçiboynuzu, çörekotu Toroslar’ı terk ediyor.

Antalya Ticaret Borsası salonunda gerçekleştirilen ve Akdeniz Üniversitesi Tarla Bitkileri Bölümü öğretim üyelerinden, ATB yönetimine, BATEM yöneticilerinden, çeşitli Oda yetkililerine, Orman ve Tarım Bölge Müdürlüğü temsilcilerinden çok çeşitli sektör temsilcilerine geniş bir katılımın sağlandığı Tıbbi Aromatik Bitkiler Sektörel Analiz Toplantısı sırasında dile getirilen ve bu başlık altında ATB’nın dergisine konu olan şikayetler çok tanıdık:

Aromatik Bitkisel Ürünler Reçel ve Pekmezciler Meslek Komitesi Üyesi Şaban Acar; “Serik’e bağlı köylerde yapılan taş ocağı ve mermer ocağı çalışmaları neticesinde üretim alanlarımız yok ediliyor. Bu konuda çalışmalar yapılmalı. Bir dönem gelecek o dağlar bitecek. Eğer taş, mermer ocağı açılacaksa devlet onları farklı bölgelere yönlendirmeli. 30 ton kekik alınan bir bölgeden şimdi 1 ton kekik çıkmıyor. 1500-2000 ton keçiboynuzu toplanan bölgeden şimdi keçiboynuzu bulamıyoruz. Keçiboynuzu ağaçları odun oldu, yakında keçiboynuzu ithal edeceğiz.”

ATB üyesi Abdullah İnan; “Kırsaldan kente göç toplayıcı sayısını azalttı. Kırsalda yaşam kalitesini artırmadığımız sürece bu göç devam edecek, biz de ürün toplayacak insan bulamayacağız. Kırsal yatırımlar artırılmalı ki insanlar kırsalda yaşasın. Şu an 50-60 yaş üzeri insanlar bize ürün topluyor, 10 yıl sonra onlar da olmayacak.”

“Artık ana ürünümüz çörekotunu bulamıyoruz, yerli susamı bulamıyoruz. Mermersiz olabiliriz ama gıdasız olamayız.”

Bu şikayet dolu beyanatlar fotoğrafın bir yüzüyse, işin bir de bakanlık yönüne bakmak gerek dedim. Ezbere bağlamamak adına… Orman Genel Müdürlüğü’nün sahiden özensiz, kullanıcıya düşman sitesini duvarlara çarpa çarpa taradım. E-kütüphaneden bir şey bulmak, bulduğunun devamını yakalamak falan hiç kolay değil ama karşıma hiç değilse Osman Pepe döneminde geliştirilen bir Keçiboynuzu Eylem Planı çıktı! Eyvallah.

2006-2015 yılları arasını kapsayan bu eylem planının sunuş metinleri ülkenin yüzde 27,2’sini kaplayan (2006’da) ormanların yaklaşık yarısının bozuk durumda olduğunu itirafıyla başlıyor. Bu gerçeğe binaen/ormanların rehabilitesi, bozuk alanlarının onarılması amacıyla ilgi istemeyen, su ihtiyacı düşük, toprak seçmeyen, derin kökü ile erozyona engel olan, yangına dayanıklı ve verimliliği ile orman köylüsünü mutlu edecek keçiboynuzu seçilmiş.

Nasıl diyorlar, win/win mi? Aynen. Peki.

Win/win gibi terimler girdiği için belki de deyimler, atasözleri düştü dilimizden. Aynı kültürün ürünü değiller belki, hani süpermarkette şehriye ile konjac makarnasını yan yana görünce kiler kavramını tümden kaybetmek gibi, belki. Win/win’e alternatif ne kullanırdık eskiden diye düşündüm, sanırım “alan memnun satan memnun” olurdu.

Dursun kenarda.

Peki dedim de, o kadar kolay değil tabi.

Bu eylem planını bulmak yetmiyor ki! Kağıt üzerinde her şey iyi, tüm işler dengede. Ya gerçekte? Eylem planının takibini yapmak günlerimi aldı. Bir nihai rapor, bir proje özeti, bir başarı değerlendirmesi bulmak kabil değil. Yok zira. İlk reaksiyonum 2006’nın eylem planlarının tozlu, karanlık, insanın koyduğunu bulamayacağı raflara kaldırılmış olduğu, oldu. Hayal kırıklığına yenilmeden derinleştirmeye çalıştım araştırmamı, 2015’de eylem planı neticeye erdikten sonra  gerçekleşen bir değişimi görebilmek, bulabilmek için TÜİK verilerine girmeye çalıştım ve fakat sahiden düşman başına!

Türkiye’de tarımsal veri kıyaslaması yapmak bin deveye ritmik ve artistik adımlarla hendek atlatmaktan zor!

Tümüyle tesadüf sonucu karşıma Yaşama Dair Vakıf tarafından Doğa Koruma Merkezi için hazırlanan Odun Dışı Orman Ürünleri: Keçiboynuzu Değer Zinciri Araştırması çıktı. Analiz; Küresel Çevre Fonu (GEF) finansal desteği ile Tarım ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile işbirliği içinde yürütülen Türkiye’de Yüksek Koruma Değerine Sahip Akdeniz Ormanlarının Entegre Yönetimi Yaklaşımı Projesi kapsamında basılmış.

Alıntılıyorum:

“Toplam ağaç sayısı içerisinde meyve veren ağaç oranının 1999-2009 yılları arasında %88 olduğu, 2011 yılında tarihin en düşük oranı olan %75’e gerilediği, 2017 yılı itibarıyla %90 düzeyine yaklaştığı görülmektedir. Toplam ağaç sayısı ise 2007 yılında en düşük seviyesine inmiş ve ardından yükselişe geçmiştir. Bu yükselişin Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yürüttüğü 2006-2015 Keçiboynuzu Eylem Planı’nın da bir sonucu olduğu düşünülebilir. Keçiboynuzu Eylem Planı ile Adana’da 14.000, Mersin’de 5.100, Antalya’da 5.000 ve Muğla’da ise 700 yeni ağaç dikilmiştir. Ayrıca, ticari değer elde etmek için henüz uygun şartlara sahip olmasa da Kahramanmaraş’ta da Keçiboynuzu Eylem Planı kapsamında 1800 keçiboynuzu ağacı dikilmiştir.

Türkiye’de keçiboynuzunun %70’i yabani ağaçlardan temin edilmektedir. Değer zincirine katılan keçiboynuzu meyvesi miktarına bakıldığında 2017 yılında meyve veren 335.687 ağaçtan 15.016 ton keçiboynuzu meyvesi elde edildiği görülmektedir. Ağaç başına verim 45 kg olarak gerçekleşmiştir. Değer zincirine katılan keçiboynuzu meyvesi miktarının son yıllardaki seyrine bakıldığında ise 2014 yılı itibariyle bir düşüş gözlemlenmektedir. Bu trend dünya genelindeki düşüş ile paralel olmakla birlikte takip eden yıllarda artış eğilimine girmiş ve 2016 yılında 13.405 tona, 2017 yılında 15.016 tona çıkmıştır.”

11 yıllık Eylem Planı neticesi, var olan keçiboynuzu ağaç miktarına, yaklaşık 25 bin yeni keçiboynuzu ek yapıldığını (şu anki toplamın yüzde 7’sini oluşturuyor) paylaşan analiz; ağaç başına verimi de 45 kilogram olarak kaydetmiş.Tekrardan Keçiboynuzu Eylem Planı’na döndüm. Orada, 2006 yılında, Orman İşletmeleri Müdürlüğü yetkilileri verim konusunda, şöyle tanımlamışlar süreci:

“Keçiboynuzu ağaçları genelde 5-10 yaşında meyve vermeye başlamaktadırlar. İlk yıllarda ağaç başına 2-3 kg meyve alınırken bu miktar sağlıklı ve iyi gelişen 20-30 yaşlarındaki bireylerde 200-250 kg’ a kadar çıkmaktadır. En iyi hasat iki yılda bir olmakta, her iyi hasat yılını zayıf meyve yılı takip etmektedir.”

200-250 nere, 45 nere! Bizim ağaçların tümü mü genç acaba, dedim. Küresel lider İspanya’nın rakamları ile kıyaslamayı denedim, çok karıştı rakamlar ama başka bir bilgiye tosladım:

“Kaliforniya’da altı yaşında tomurcuklanan bir ağacın yaklaşık 5 lbs (2.25 kg) ürün vermesi beklenir. 12 yaşında, ürün 100 lb (45 kg) ulaşmalıdır. Verim, ortalama ürünün 200 lb (90 kg) ulaşabileceği 25 ila 30 yaşa doğru sabit bir şekilde artar. İsrail’de ise ağaçlar aşılamadan 18 yıl sonra 450 ila 550 lbs (204-227 kg) ürün verebilmiştir. Akdeniz bölgesindeki bazı anıt ağaçların bir mevsimde 3,000 lbs (1,360 kg) ürün verebildiği vakidir.”

Hmmm…

Biraz daha araştırdım. Okurken öğrenmeye devam ettim. Anladığım aşılı ağaçların artırılması gereği; bu önemli bir yatırım konusu. Yani kaç ağacın olduğundan ziyade ne kadarı yabanda, ne kadarı kültive diye de bakmak gerekiyor. Bizde yüzde 70 yabanda. İşin o kısmında İspanya’yla kıyaslasam dedim ama data bulamayınca vazgeçtim. Dursun kenarda. Net bildiğimiz, yabanı aşılamak gerekiyor.

Diğer öğrendiğim, bizde katma değerli ürünlerin bir standardizasyonu yok! Yani demem hepsi endüstriyel ürünmüşcesine hizaya girsinler değil ancak kendinizden pay biçin; bugün keçiboynuzu pekmezi alalım desek, hangi veriye güvenerek alacağız? Görünen o ki keçiboynuzu bakla/tohumlarının işlenmesi bile yeni bir konu ülkemizde! Orman köylüsü sadece toplayıcı olarak kaldığında bu alan gelişmeyecek. Çeşitlenmeyecek. Kırsaldan kente göçün durması için bir sebep olmadığı gibi kırda da kentte de gıdamızın üretiminde bir dönüşüm pek gerçekleşmeyecek.

Son öğrendiğim ise, Akdeniz’in bu keçiboynuzu kuşağının öncü bir ilçeye ihtiyacı olduğu. Toplamadan işlemeye standartlarını yükseltmeye odaklı ailelerden kaynaklı bir güç gerekiyor. Kanaat önderleri mi dersiniz, rol modeller mi… İlham ve cesaret verecek birilerinin varlığı çok şeyi değiştirebilir.

Sonunda FAO istatistiklerinde Türkiye’ye girdim. O kesmedi. Keçiboynuzu üretici ülkeleri sıralamasını açtım. Hah! Tam aradığımmış meğer! Türkiye’yi çektim. 1961 itibarı ile (güvenirsiniz, güvenmezsiniz) TÜİK’in sağladığı datayı grafiklere dönüştüren sayfası sayesinde FAO’nun, anlamamızı kolaylaştıracak şöyle temiz bir özet çıkarttım:

Üstte soldaki grafik yıllar bazında ağaç başına verimi, üstte sağdaki grafik üretim miktarını, alttaki büyük grafik ise hasat yapılan alanı gösteriyor.

Gerek ağaç başına verimde ve gerekse de üretim miktarında okumaya değer yılların (1971 ve 1977’de bir daha asla tekrar etmeyen boyutta üretim patlaması var, merak etmemek kabil değil) yanı sıra bu grafiklerde en göze çarpan hasat yapılan alanın yaklaşık yüzde 25’ini kaybettiğimiz. İstediğimiz kadar ağaç aşılayalım, istediğimiz kadar yüksek kalite standartları getirelim, dilediğimiz kadar marka yaratalım… hasat yaptığımız alan küçülürken nasıl bir gelecek hayal edebiliriz ki?!

Antalya Ticaret Borsası üyelerinin taş ve mermer ocaklarına isyan dolu beyanları biraz daha somutlaştı şimdi.

O halde hadi, Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu’yu anmaya az soluklanalım.

Dağlarında doğal olarak keçiboynuzu da yetişen Finike’nin asırlık sedir ve çam ağaçlarına kıyan şirketlere karşı yıllarca yürütülen hukuk mücadelesinin öncüleri, iki koruyucusuydular bu gezegenin, bu ekolojinin, bu canlılığın

İklim krizi sınavından onların gurur duyacağı çocukları olarak çıkalım dilerim.

Dün 20 Eylül’dü.

İlinizde, ilçenizde, mahallenizde bir #grev tertip ettiniz mi? Bir etkinliğe katılabildiniz mi? Sosyal medyada takibini yapabildiniz mi öncü çocuklarımızın, gençlerimizin? Ve biliyorsunuz değil mi, bitmedi! Pazartesi, yani 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler İklim Eylem Zirvesi toplanacak. Türkiye, #GelişmişÜlkeler kategorisinde olduğu için hem elini daha fazla taşın altına koymak durumunda olacağından, hem de süreç boyunca sağlanacak fonlardan yararlanamayacak olmaktan endişeli Paris Anlaşması’nı imzalamadı hala. Bu bizler için utanç konusu nasıl olmuyor, sokaklarda nasıl olup bunu haykırmıyoruz bilemiyorum!

Torunum olur mu bilmiyorum, kızımın kararı ancak torunum yaşındakilerin gözünün içine utanmadan, haysiyetimi korumuş, yapılması gereken her şey için mücadelesini vermiş olarak bakmak istiyorum.

Siz de, değil mi?

İklim krizi ile sınandığımız gezegenimizde henüz geçemediysek de çok, çok yakında ekolojik ayak izini ölçmediğimiz bir gıdamız olmayacak. Bu bağlamda, hem de son söz niyetine, kakaoya en doğru, en adil alternatifin, hatta alternatiften öte kakaonun tahtını sallayacak rakibin keçiboynuzu olduğunu söylememe izin verin. Kabulü kolay olsun diye bir de reçetem var paylaşacak:

300 gr çiğ iç fındık

30 gr keçiboynuzu unu

1 tatlı kaşığı zeytinyağı

1 çimdik tuz

Bir tava, bir de rondo benzeri mutfak robotuna ihtiyacınız olacak.

***

Yağsız tavada çiğ fındıklarınızı sallaya sallaya ve orta ateş üzerinde güzel kokular salmaya ve açık esmer bir renk almaya başlayana dek kavurun. Burada yaptığınız hem çıtırdayan dış yüzeyde komplike bazı lezzetler yaratmak ama aslen fındığın içindeki fazladan nemi uçurmak. Bu işlemi aceleye getirmeyin, terapi niyetine, yavaşlama arzusuyla yapın hatta.

Oldular mı? Tamam, alın kenara ama üst üste bir kaseye koymayın, bir tepsiye yayılı bırakın. Soğurken ekstra nem de uçsun gitsin.

Tavanızı bu kez kısık bir ateşin üzerinde, kısa bir süre keçiboynuzu ununu kavurmak için kullanacaksınız. Niyet aynı. Sadece halihazırda daha kuru bir malzeme bu. Elinizi hızlı, burnunuzu değişen kokulara uyanık tutun.

Rondo/robota findıkları koyun, bir tık yüksek devirde çevirin; orta ayarda parçalansın fındıklar yeter. Üzerine keçiboynuzu ununuzu, tuzu ve yağı dökün. Ben şeker eklemiyorum. Öncelikle keçiboynuzu unu tatlı bir un. Bu reçete de bana ilk geldiğinde “daha doğru şeker” diye bal ölçüsüyle geldi; inanmadığım bir masal olduğundan hiç eklemedim. Güzel oldu. İlla şeker kullanmak istiyorsanız ama pancar şekeri ya da elinizde varsa keçiboynuzu pekmezi önerebilirim (bir tatlı kaşığı ile başlayın, eklemek kolay, eksiltmek zor).

Her şeyi eklediniz mi? Hazır mısınız?

Hadi!

Son sürat, her şey birbirine eritecek, yapıştıracak ve neticede ekmek üzerine sürülecek kıvama getirene kadar bızzzlayın ve budur! Hazır.

Tadına bakın, eklemek istediğiniz var gibi gelse de eklemeyin. Oda sıcaklığında bırakın, bir kaç saat birbirleriyle muhabbet etsin malzemeler. Sonra yeniden tadın. Hala eklemek istediğiniz bir şey varsa tutamam sizi, keyfinize bakın.

Peki niye kakaoyla değil de illa keçiboynuzuyla?

Yukarıda paylaştıklarıma az biraz ekleyerek, kısaca:

Keçiboynuzu

  • Kakaoyla kıyaslamada iki katı kalsiyum içerir
  • Migren tetikleyici bileşiklerden aridir
  • Kafein ve yağlardan aridir
  • Akdeniz ikliminde, her toprakta, az suyla yetişir
  • 300-400 yıl ömrü vardır

Kakao

  • Kalsiyum alımını engelleyen oksalik asit içerir
  • Kimi insanlarda migren tetikleyicidir
  • Sodyum ve yağlar bağlamında fazlaca zengindir
  • Ekvatorun tropik sıcaklığına, düzenli yağan yağmurlara, bereketli toprağa ihtiyaç duyar
  • 25 yıllık ömürlerinde tropik güneşten korunmak için muz gibi geniş yapraklı ağaçların gölgesine muhtaçtır

Ekim ayında zeytinde buluşmak üzere, herkese neşeli, inatçı, inançlı, talepkar, iyi ve gümbür gümbür bir #İklimEylemZirvesi kampanya haftası diliyorum.

Ya hep beraber ya hiçbirimiz!

(Yeşil Gazete)

İklim KriziManşet

ABD’de milyonlar iklime krizine karşı ayakta

Greta Thunberg’in çağrısıyla dünya çapına düzenlenen 20 Eylül Küresel İklim grevine ABD’nin çeşitli yerlerinde milyonlar katıldı. New York’ta 1.5 milyon kişi yürüdü.

Dünya çapında düzenlenen ‘Geleceğimiz İçin Cumalar’ hareketi kapsamında düzenlenen 20 Eylül Küresel İklim Grevi’ne Amerika Birleşik Devletleri (ABD) genelinde milyonlarca genç ve yetişkin iklim aktivisti katıldı..

Amerika genelinde başkent Washington’un yanısıra, New York, Boston, Chicago, Madison, Phoenix ve Seattle gibi büyük kentlerde de kitleleri sokaklara çeken iklim grevinde göstericiler, yetkililerin iklim kriziyle mücadele için acilen ve etkin bir şekilde harekete geçmesini talep etti.

İsveçli aktivist Greta Thunberg’in geçtiğimiz yıl ağustos ayında cuma günleri okula gitmeyip, İsveç parlamentosu önünde oturma eylemi düzenleyerek başlattığı protestoya destek veren gençlerin sayısı dünyada milyonları aştı.

VOA’nın bildirdiğine göre, hareket Amerika’da da Fridays For Future (Geleceğimiz İçin Cumalar’ Zero Hour (Sıfır Saat), OneMillionOfUs (1 Milyonumuz), 350.org, DC Youth Climate Strike (DC Gençlik İklim Grevi), National Children’s Campaign (Ulusal Çocuk Kampanyası) ve Our Children’s Trust (Çocuklarımızın Güveni) başta olmak üzere çeşitli grup ve kurumların organizasyonuyla daha da geniş kitlelere ulaştı.

New York’ta 1,5 milyon kişilik yürüyüş

New York’taki iklim değişikliği yürüyüşüne katılanlar sabah erken saatlerde Foley Meydanı’nda toplandı. Çok sayıda New Yorklu öğrenci iklim değişikliğine karşı verilen küresel mücadelenin sembol ismi olan Thunberg liderliğinde yürümek için meydanı doldurdu. Gençlere aileleri de eşlik etti.

Yaklaşık üç saat süren yürüyüşe 1,5 milyon kişinin katıldığını bildirildi. Yetkililer, ailelerinin izni olmak koşuluyla cuma günü protestoya katılmak isteyen öğrencilerin derslere girmemesine izin verdi. Ancak devlet okullarında çalışan öğretmenlerin protestoya katılmaları yasaklandı. Bu nedenle öğretmenleriyle protestoya katılmayı planlayan çok sayıda öğrenci alanları dolduramadı.

Protestocular, Broadway Caddesi’nden Özgürlük Anıtı’nın önündeki Battery Park’a kadar yürüdü. Parkta çeşitli dans gösterileri yapıldı. Yoğun güvenlik tedbirleri altında yapılan yürüyüş için güzergahındaki bazı yollar kapatıldı.

Thunberg, burada kendisinden ilham alan New Yorklu öğrencilere hitaben bir konuşma yaptı.

Washingtonlu ilkokul öğrencileri: Geleceğimizi çalmayın

Washington’daki John Marshall Parkı’nda toplanarak taleplerini kitlesel bir şekilde dile getirmek amacıyla Kongre binasına yürüyüş düzenleyen ve aralarında ilkokul öğrencilerinin de olduğu göstericiler ‘Ne istiyoruz? İklim adaleti. Ne zaman istiyoruz? Şimdi’; ‘Gezegeni kurtarın’, ‘Geleceğimizi çalmayın’ gibi sloganlar attı. Göstericilerden bazıları ‘B gezegeni yok’ yazılı, bazıları da ‘Benim dünyam yanıyor, ya senin ki?’ yazılı pankartlar taşıdı.

Washington’a komşu Maryland eyaletinde toplanan bir grup rahibe de iklim grevinde göstericilere destek verdi. Göstericilerin genel talebi yönetimlerin iklim krizi başta olmak üzere çevreyle ilgili diğer sorunlara da somut ve yasal çözüm getirmeleri.

Washington’daki iklim grevinde öne çıkarılan taleplerin başında şunlar yer aldı: Temsilciler Meclisi Demokrat Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ile Demokrat Senatör Ed Markey’nin, iklim değişikliğine neden olan insan kaynaklı faaliyetlerin durdurulmasını kapsayan yasa tasarısı Yeşil Yeni Düzen Anlaşma’nın onaylanması, biyoçeşitliliğin korunması, Amerikalı yerli halkların toprak haklarına saygı gösterilmesi, sürdürülebilir tarımın sağlanması ve yanlış çevre politikalarından en fazla etkilenen yoksul kesim için adaletin sağlanması.

İklim grevinin, Amerika’da iklim kriziyle ilgili şu ana kadarki en geniş kapsamlı gösteri olduğu belirtiliyor. Amerika’da, ‘Geleceğimiz İçin Cumalar’ hareketinin geçmişte yine gençlerin önemli rolünün bulunduğu Vietnam Savaşı karşıtı gösterilere ve Medeni Haklar Hareketi’ne benzetiliyor.

BM Genel Sekreteri: “Doğayla savaşa girdik”

Dünyanın birçok ülkesinde milyonlarca kişinin farkındalık yaratmak yürüdüğü iklim grevi,  bu yıl ‘Dünya Barış Günü’nün de ana teması oldu.

Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurul çalışmaları kapsamındaki ‘Gençlik İklim Değişikliği Zirvesi’ne katılacak 700 genç, ‘21 Eylül Dünya Barış Günü’ nedeniyle BM bahçesinde düzenlenen geleneksel çan seremonisine katıldı.

Zirveye katılacak gençlere hitap eden BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, dünyada sürdürülebilir bir barışın sağlanması için iklim değişikliğine karşı acilen eyleme geçilmesi gerektiğini söyledi. Guterres insanlığın kendi gezegeniyle bir savaşa girdiğini belirterek, “Bugün dünya barışı için yeni bir tehlikeyle karşı karşıya bu da iklim değişikliği. Barış sadece insanlar arasında yapılmaz. Biz doğayla savaşa girdik. Doğayla insan arasındaki barışı sağlamalıyız” dedi.

İklim değişikliğin yarattığı felaketler sonucunda yaşadıkları yerleri terk ederek mülteci durumuna düşen insan sayısının da arttığına dikkat çeken BM Genel Sekreteri, “Artık bölgelerinde yaşanan çatışmalardan kaçan insanların sayısının üç misli oldu. İklim değişikliğin yol açtığı felaketler milyonlarca insanın sığınacak yer aramak için evlerini terk etmeye zorladı” diye konuştu.

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

Ayvalıklı aktivistler: Şimdi harekete geçme zamanı

20 Eylül Küresel İklim Grevi, Balıkesir‘in Ayvalık ilçesinde iklim aktivistleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve bölge siyasetçilerinin  katılımıyla gerçekleşti.

Greve katılan ve Yeşil Gazete için muhabirlik yapan gazetemizin yazarı Defne Koryürek, izlenimlerini şöyle anlattı:  #GelecekiçinCumalar hareketi öncü gençlerinden Ege Edman‘a, bugün Ayvalık‘ta gerçekleşen etkinlik ertesi hislerini Yeşil Gazete için sorduk: “Bugün tarihte bir dönüm noktasıydı. Tüm Dünya, hep birlikte “İKLİM ADALETİ HEMEN ŞİMDİ!” diye haykırdık. Ayvalık’ta da beklediğimizden çok daha fazla bir kalabalık vardı. Eyleme katılan ve sesimize ses katan herkese çok teşekkürler. Şimdi harekete geçme zamanı!”

Gerçekten de etkinlik, belediye başkanı Mesut Ergin‘den  ticaret odası mensuplarına, çok sayıda sivil toplum liderinden, genç yaşlı Ayvalıklıları,  #küreseliklimgrevi çağrısı etrafında birleştirirken; Kazdağları’ndan Burhaniye’ye, Balıkesir’in dört köşesinden aktivistleri de bir araya getirdi.
Sloganlar, ıslıklar ve alkışlarla saat 17.00’de Ayvalık Öğretmenevi’nden start alan yaklaşık 200 kişilik konvoy, yol boyunca katılımlarla büyüdü ve Ayvalık Cumhuriyet Meydanı’nda Zeytin Çekirdekleri‘nin söylediği şarkılarla toplantıyı başlattı. Genç liderlerin konuşmalarını belediye başkanı ve ekoloji örgütlerinin temsilcilerinin konuşmaları izledi. Bir saati biraz aşan program bol sloganlı, bol şarkılı, azim ve umut aşılayan tonuyla 7’den 70’e herkesi sardı, birleştirdi.
Genç lider Ege Edman konuşmasında özellike kömüre vurgu yaparak Ayvalık’ın dönüşümünün şart olduğunu hatırlattı.  Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin‘in iklim krizine ilişkin dönüşüm hazırlıklarını müjdelemesi ise heyecanla karşılandı.

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

Dalyan grevcileri: Yetişkin gibi davranmayacaksanız, biz yaparız

İklim aktivisti çocuklar, Muğla‘nın Dalyan ilçesinde de 20 Eylül Küresel İklim Grevi’nde sokaktaydı.

Aylardır hiç ara vermeden her cuma okulunu kırıp iklim grevine çıkan 12 yaşındaki Samra Samer, greve nasıl hazırlandıklarını şöyle anlattı: “Biz grevlere hazırlanırken her zaman yeni bir fikir bulmaya çalışıyoruz. Bu grev öncesinde de sokakta insanlara broşürler dağıttık ve duvarlara da afişler astık. 20 Eylül İklim Küresel İklim Grevi bir hafta boyunca çeşitli etkinliklerle devam edeceği için, o bir hafta boyunca yapacağımız eylemleri planladık. Tabii sürekli grevde olmayacağız ama kişisel olarak yapabileceklerimiz var. Mesela bir hafta boyunca geri dönüştürülemez atık yapmamaya ve Dalyan’da deniz ve kara yollarını temizleyen grubu ziyaret etmeye karar verdik.”

Bugünkü etkinliğe başlamadan önce sokakları afişleyip sonra arkadaşlarıyla birlikte grev alanına gittiklerini söyleyen Samer, oturmaya başladıklarında tanıdıkları yetişkinlerin de yanlarına gelip greve katıldığını anlattı. Ancak eylem sürerken, jandarmalar gelip kaymakamdan izin almaları gerektiğini söylemiş ve ‘kibarca’ yerlerinden kalkmalarını istemiş.

Samer sonrasını şöyle anlattı: “Hiçbirimizin anne babasının yanımızda olmaması onları biraz şaşırtmış gibiydi. Biz kalkmaya hazırlanırken, arkadaşımın babası aradı. Ona durumu anlattık. O da jandarmalarla konuştu ve grevimizi sürdürmemize izin verdiler. “

Samra Samer ve arkadaşlarının elleriyle hazırladıkları pankartlardan bazıları şöyle: “SOS- Evimiz Ölüyor”, “Hareket Etme Zamanı”, “İklim Krizi nedir Biliyor musunuz, İsterseniz Anlatalım”, Yetişkin Gibi Davranmayacaksanız, Biz Davranırız”, “Dünyamızı Koruyalım, Çocukların Geleceği Kirlenmesin”, “İklim Değişiyor, Neden Siyasetçilerimiz Değişmiyor?”, “İnkar, Politika Değildir”.

Dalyan’daki meydanda, okulu asıp dünyayı kurtarmaya soyunan bir avuç çocuk, gezegendeki milyonlarca yaşıtının haykırdığı talepleri dile getirirken, yalnız olmadıklarının güveniyle greve çıktı. Onlardan farklı olarak jandarmayla, kaymakamla yüzleştiler ama barışçıl, sakin ve kararlı eylemlerinden vazgeçmediler. Şimdi yeni etkinliklere hazırlanıyorlar.

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

Bursa’da sesi çıkmayan canlılar için çocuklardan ‘Haykırış’

20 Eylül Küresel İklim Grevi, Bursa’nın Nilüfer ilçesinde, gün boyu süren iklim festivaliyle hayata geçirildi. Gelecek Yürüyüşü ile başlaması planlanan ve Üç Fidan Parkı’nda düzenleneceği duyurulan etkinlikler, olumsuz hava şartları nedeniyle Konak Kültür Evi’nde yapıldı.

Nilüfer İklim Festivali, dokuz yaşındaki piyanist Arya Gülenç’in piyano resitali ile başladı. Gülenç resitalini, sesi çıkmayan tüm canlılar için bestelediği ‘Haykırış’ eseri ile sonlandırdı.

Etkinlikler, Yeşil Düşünce ve Yuva Derneği’nden gönüllülerin moderasyonu ile gerçekleşen İklim Krizi Forumu ile devam etti. Forum öncesinde sözü alan Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, yaşanmakta olan yok oluş krizine dikkat çekti, belediye olarak bu alanda yaptıkları çalışmalardan söz etti ve daha iyi bir gelecek için çocukların oynadığı önemli role dikkat çekti. Genç iklim aktivistleri, Nova Okulları’ndan bir grup öğrenci ve İklim için Cumalar Bursa ayağını oluşturan dört genç de Forum’a katıldı.

Daha sonra gerçekleştirilen atölyelerde, kitap ve oyuncak takası, resim ve baskı çalışmaları, stop motion atölyesinin de aralarında bulunduğu yirminin üzerinde etkinlik gerçekleştirildi. Gün boyu süren etkinlik, Arya Su Gülenç, İklim Trio, Penadrop ve Eski Liman konserlerini takiben yapılacak Bursa Çevre Platformu Açıklaması ve belgesel gösterimi ile son buldu.

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

Altınoluklu çocuklar: Gelecek biziz, biz geleceğiz

Bugün dünyayla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleştirilen Küresel İklim Grevi etkinliklerine, Edremit – Altınoluk da katıldı. Antandros Parkı’nda toplanan grevci çocuklar ve onları destekleyen aileleri ve diğer yetişkinler “Gelecek biziz, biz geleceğiz” ve “İklimi Değil, Sistemi” değiştir sloganları eşiliğinde İskele Meydanı‘na kadar yürüyüş yaptı.

Meydanda söz alan çocuklar, gezegenimizin fosil yakıtlar yüzünden tehdit altında olduğuna dikkat çekti, ekolojik dengenin bozulduğuna vurgu yaparak, yöneticileri vakit kaybetmeden gerekli tedbirleri almaya çağırdı.

 

İklim grevi çocukların geleceklerine sahip çıkacaklarını bildirmeleriyle tamamlandı.

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

Milyonlar iklim için bir arada: Kömürü değil, kapitalizmi yakalım

Önümüzdeki hafta başında başlayacak Birleşmiş Milletler İklim Eylem Zirvesi öncesinde, dünyanın dört bir yanında başlatılan 20 Eylül Küresel İklim Grevi, çocuklar, aileleri ve iklim aktivistlerinin katıldığı büyük eylemlere sahne oldu. Dünya çapında sayıları milyonları bulan grevciler seslerini BM Zirvesi’nde bir araya getirecek liderlere duyurmak istiyor. Taleplerse ortak: Fosil enerjiden vazgeçilmesi, sıfır karbondioksit emisyonu, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmesi.

“Gelecek için Cumalar” (Fridays for Future) hareketinin kararı doğrultusunda Uganda’dan ABD’ye gün boyu dünya sokaklarını dolduran iklim aktivistleri, “Başka gezegen yok”, “İklimi değil sistemi değiştir” gibi dövizlerin taşıdı, fosil yakıt üretenlere, tekellere, kapitalist sisteme ve hükümetlere yönelik eleştiri ve tepkilerini dile getirdi. Gösteri  ve yürüyüşlere çok sayıda kitle örgütü ve parti temsilcilerinin yanı sıra sendikalar da katıldı. Saat farkı nedeniyle ilk eylemler Asya ve Avustralya’da başlarken gün boyu dünya sokaklarını milyonlarca genç doldurdu.

Fransa

Fransa’nın başkenti Paris’te iklim aktivistleri grevi Place de la Nation’da başlattı.

Almanya

Almanya’da aralarında Berlin, Münih, Hamburg, Köln’ün bulunduğu kentlerde toplam 500 gösteri ve eylem düzenlendi. Onbinlerce kişinin katıldığı etkinliklerinin, bugüne dek düzenlenmiş en büyük eylem olduğu belirtildi. Eylemlerde polislerin motorlarının kapalı olduğu ve sirenlerinin enerji harcadığı için çalışmadığı görüldü.

Fridays for Future’nin ana talepleri arasında, 2035’e kadar net sıfır CO2 emisyonu, 2030’a kadar kömür enerjisinden vazgeçilmesi, 2035’e kadar enerji tedarikinin, yüzde 100 yenilenebilir kaynaklardan sağlanması, fosil enerji kaynaklarına verilen sübvansiyonların 2019 sonuna kadar kaldırılması ve termik santrallerin dörtte birinin faaliyetine son verilmesi gibi talepler yer alıyor.

Birleşik Krallık

Başkent Londra‘da, küresel ısınmaya ve iklim değişliklerinden kaynaklanan çevre felaketlerine dikkati çekmek isteyen öğrenciler ve iklim aktivistleri binlerce kişiyle birlikte yürüdü, krizi yaratanları protesto etti.

‘Tehlike altındakiler’ sokakları doldurdu

Tayvan’da yüzlerce ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrencisi, dersleri boykot ederek başkent Taipei’de toplandı. Popüler şarkıları iklim krizine uyarlayarak söyleyen gençler, yakında başkanlık seçimleri yapılacak ülkede adayları da, Tayvan’ı da tehdit eden iklim krizi konusunda uyardı.

Hindistan‘ın başkenti Yeni Delhi’de Konut ve Kent İşleri Bakanlığı önünde toplanan onlarca öğrenci ve çevreci aktivist, “İklim için harekete geçin!”, “Temiz hava solumak istiyoruz!” şeklinde slogan attı.

Küresel iklim değişikliğine dikkati çekmek isteyen “İklim İçin Şimdi Harekete Geç” hareketi Pakistan‘ın 26 şehrinde eş zamanlı yürüyüş düzenledi. Ülkenin başkenti İslamabad dışında Karaçi, Lahor, Peşaver, Killa Abdullah, Gilgit, Faysalabad ve Çitral gibi büyük kentlerde toplanan vatandaşlar düzenlenen yürüyüşte özellikle Pakistan için büyük tehlike arz eden susuzluk ve buzulların erimesine dikkati çekti.

Hong Kong‘da ellerinde dövizler taşıyan 50 kişi, liman bölgesinde “Kirliliği durdur!” sloganı eşliğinde yürüdü.

Tayland‘da ise Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanlığı önünde toplanan yüzlerce kişi, hükümetin 2025’e kadar kömür enerjisini yasaklaması ve 2040’a kadar da fosil yakıtlar yerine tamamen yenilenebilir enerji kaynaklara dönülmesi talebinde bulundu.

Güney Asya ülkesi Bangladeş’in başkenti Dakka’da da iklim krizi için eylem yapıldı. Bangladeş iklim değişikliği konusunda en korumasız ülkeler arasında yer alıyor.

Birçok Afrika ülkesinde de iklim yürüyüşleri yapılıyor. Güney Afrika’nın başkenti ve en büyük kenti olan Johannesburg’da yürüyüşler başladı.

Yürüyüşlerin yapıldığı bir başka Afrika ülkesi de Doğu Afrika’da bulunan Uganda oldu.

Büyük okyanusun güneyindeki Solomon Adaları da iklim değişikliğinin etkilerini yakından yaşıyor. Burada da çeşitli eylemlerle halk sokağa çıktı.

 

 

 

Kategori: İklim Krizi

Günün Manşetiİklim Krizi

İstanbul’da yağmur grevcileri etkileyemedi

20 Eylül Küresel İklim Grevi kapsamında, Türkiye’de yapılan eylemlerin en büyüğü olan İstanbul etkinlikleri yağmur altında başladı. Gelecek için Cumalar (Fridays for Future) üyesi çocuklar ve binlerce iklim aktivisti, sivil toplum örgütü temsilcileri ve siyasetçilerin katıldığı grevde, ilk kez yetişkinler de eylemci çocuklara destek verdi.

Kadıköy Meydanı’nda başlayan etkinlikte, Türkiye’de okul grevini başlatan, Gelecek için Cumalar Hareketi’nden Atlas Sarrafoğlu ve Selin Gören bir açıklama yaptı. Çocukların ortak bildirisi şöyle:

 “Arkadaşlar 3. küresel iklim grevimize hoş geldiniz!

Bugün büyükler de bizlere destek veriyor. Artık hem büyükler hem küçükler iklim grevlerine başlıyoruz.  Hepimize Hayırlı Uğurlu Olsun.

Türkiye’deki ilk iklim grevinde 15 Mart’ta da yetişkinler de vardı. Fakat izleyiciydiler.

Şimdi artık bu grevin bir parçasısınız.

Ona göre hareket etmelisiniz

Artık kavga etmeyi bitirmelisiniz.

Artık birbirinizi suçlamamalısınız.

Artık bir araya gelmelisiniz.

Ve en önemlisi

Artık biz çocukları dinlemelisiniz.

Artık bize kulak vermeyi bırakın ve bizi artık dinleyin. Kurtaracak bir gezegenimiz var.

Artık bunun için çalışın.

Biz de artık bunun için okula gidelim.

Keyif aldığımız için okulu kırmıyoruz.

Bunu okula gitmemek için yapsaydık.

Pazartesi sendromu yaşamamak için pazartesi yapardık.

Hepiniz öğrenci olmuşsunuzdur.

Biliyorsunuzdur ki okula gitmek için en iyi gün cumadır fakat en kötüsü ise pazartesidir.

Anladınız mı?

O zaman anlamaya devam edin.

Gezegenimiz yanıyor.

Bir çok şehir sular altında kalıyor.

Buzullar yok oluyor.

Kuzey kutbundaki ormanlar alev alev.

İnsanlar evlerini terk ediyor.

Türlerin nesli tükeniyor.

Yakında bizim de neslimiz tükenecek.

Artık bunu anlayın.

Bu ilk iklim grevinizi unutmayın.

Artık hayatınızı değişti

Eğer bu gerçeği biliyorsanız hepimizin hayatı değişmiştir.

Ben de sizin gibi korkuyorum zehirli yağmurlardan.

Ama yağmurların neden zehirli olduğunu bilmek istiyorum.

Yağmurların zehirli olmaması için ne yapmam gerektiğini bilmek istiyorum.

Bunu tek başıma öğrenemem.

Bana yardım etmelisiniz.

Kimyasal kirliliği durdurmak konusunda bana yardım etmelisiniz.

İklim krizini durdurmam konusunda bana yardım etmelisiniz.

Bize yardım etmek için önce bizi desteklemelisiz.

Sonra bizimle aynı şeyi söylemelisiniz.

Bilimin arkasında birleşelim. Formül bu.

Çünkü iklim değişikliğinin bir kriz olduğunu bilim insanları söylüyor.

Yani doktorlar, profesörler biz de bunu haberlerde öğreniyoruz.

O yüzden bence ilk iş olarak bu gerçekleri öğrendiğimiz haberlerin değişmesini istemeliyiz.

Sonra bu konu hakkında bir şeyler yapmak isteyen kişilere kulak vermeliyiz.

Bence artık birlikte hareket etmenin vakti geldi.

O yüzden hepinize grevimize hoş geldiniz diyorum.”

Daha sonra alanda toplanan grup Yoğurtçu Parkı’na doğru yürüyüşe geçti. Yoğun yağmur altında yapılan yürüyüşün ardından parkta toplananlara bu kez Türkiye çapında iklim grevini örgütleyen Sıfır Gelecek Hareketi’nden aktivistler seslendi. Açılış konuşmasını yapan Tuba Sağlam şöyle konuştu:

“Şu anda aramızda iklim aktivistleri, ekoloji ve kent örgütleri, dayanışmalar, mahalle örgütleri, hayvan hakları hareketleri, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, bağımsızlar ve endişeli yurttaşlar var… Kısacası her tür ve renkten kent, doğa ve yaşam savunucuları, yarını için endişeli bireyler, daha adil ve yaşanası bir dünya kurmak isteyenler, çocuklarına daha güzel bir dünya bırakmak isteyenler, insanların ve diğer tüm canlıların hak ettikleri özgür, eşit ve keyifli dünyayı kurmak isteyenler var…

Neden bir aradayız?

Bizleri birleştiren şey iklim krizi. İklim krizinin ötesinde topyekün bir ekolojik kriz. Artık giderek daha çoğumuzun işaretlerini gördüğü büyük ve benzersiz bir kriz bu. Artık anladığımız üzere giderek daha büyük bir hızla içerisine yuvarlanmakta olduğumuz bir kriz bu.

Yanıtını bulmamız gereken birçok soru var, ama en önemlilerinden biri şudur: Dünyada milyonlarca canlı türü yok oluşla karşı karşıya iken, sadece hayatta kalmanın, sadece insanların hayatta kalmasının değeri, anlamı nedir?

Çocuklarımızın ve dünyadaki tüm canlıların yaşanabilir bir gezegende birlikte barış içinde yaşama hakkını savunmak, bu krizi doğuran sistemin değişmesini sağlamaktan geçiyor. Bu nedenle şu anda tüm dünyada iklim hareketine önderlik eden öğrencilerin, Fridays for Future’ın “Buradayız, çünkü geleceğimizi çaldınız!” çağrısına biz de ortak olduk.

Bu ekolojik krizin yol açacağı felaketleri tümüyle durdurmak artık söz konusu değil. Eski dünyamızın son günlerini yaşıyoruz. Ama gerçeği olduğu şekilde gördükçe yapmamız gerekenleri biliyoruz, kalbimize bakınca bunları yapacak cesareti buluyoruz. Hatalardan ders alarak yeni bir dünyayı beraber inşa edebiliriz.”

Sıfır Gelecek Kampanyası adına konuşan iklim aktivistleri Elif Ünal ve İren Bıçakçı, üçüncü küresel iklim grevinde, yetişkinler olarak çocukların çağrısını duyduklarını ve artık harekete geçtiklerini ilan etti. Türkiye’nin pek çok ilinde ve ilçesinde kendileriyle birlikte hareket eden iklim aktivistlerini selamlayan Ünal ve Bıçakçı, 20 Eylül tarihinin verilen iklim mücadelesinin ne ilk ne de son halkası olacağını belirtti: “Biz, iklim aktivistleri olarak, karar alıcıları harekete geçirene kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Bunu da daha çok bir araya gelerek; karar alıcılar üzerinde daha çok baskı oluşturarak sağlayacağız. Çünkü biliyoruz ki ya sıfır karbon gelecek ya da sıfır gelecek.”

Aktivistler, parkta toplananlardan, birlikte çalışmayı ve iklim adaleti talebini topluca seslendirmeyi talep etti.  İstanbul’daki etkinlikler, akşam saatlerinde Yoğurtçu Parkı’nda verilecek konserlerle devam edecek.

Etkinlik sürüyor…

 

 

İklim KriziManşet

Başkentte iklim grevine polis engeli

20 eylül Küresel İklim Grevi’ne, başkent Ankara’dan katılmak isteyen aktivistlere polis izin vermedi. Kuğulu Park’ta toplanan ve ekoloji örgütleri, TezKoop İş, Ankara Tabip Odası ve CHP Ankara İl Örgütü’nün de destek verdiği 60 civarında çocuk ve ailesi bir basın açıklaması yapmak ve iklim krizine dikkat çekmek istedi. Ancak parka gönderilen polis, herhangi bir açıklama yapılmasını ve slogan atılmasını engelleye çalıştı. Etkinliğe katılan iklim aktivistleri polisin sürekli “eylemi bitirin” diyerek aktivistleri taciz ettiğini anlattı.

Yaşanan gerginliğin ardından, iklim aktivistlerinden Bilge Yerli, hazırladıkları basın açıklamasını engel çabalarına rağmen okudu. Küresel yokoluşa ve iklim krizine dikkat çekmek;  acil ve gerekli önlemlerin alınması için okul grevinde olduklarını belirten Yerli şunları söyledi: “Bugün küresel iklim grevi çağrısına yanıt vermiş milyonlarca genç gibi elimizden alınan bir geleceği vadetmek için buradayız. Biz güzel günlerin asılsız vaadlerini değil, elle tutulabilir bir değişiklik görmek istiyoruz. Taleplerimiz Paris İklim Anlaşması’nın imzalanması ve yürürlüğe girmesi, iklim krizinin nedeni olan petrol, kömür, doğal gaz kullanımından vazgeçilmesi. Her umutlandığımız yıl yok oluşumuza bir yıl daha yaklaştık. Bu yüzden gençler olarak size politikacıların kaçındığı gerçeği söylemeye geldik. Dünyamızın geri dönülemez bir yokuluşa girmesine 10 yıl kaldı. Ekosistemlerin çökmesine, canlı türlerin görülmemiş bir hızla yok olmasına 10 yıl kaldı.”

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

Çanakkale grevde: Bu bir varoluş meselesi

Son zamanlarda özellikle maden arama faaliyetlerinin yarattığı tahribatla gündeme gelen Çanakkale‘de 20 Eylül Küresel iklim Grevi‘nde gerçekleştirdiği eylemde, hükümetten ve Çanakkale Belediyesi’nden gecikmeksizin İklim Acil Durumu ilan etmesini, fosil yakıt kullanımını sona erdirecek dönüşümler yapılmasını, temiz, adil ve yenilenebilir enerjiye geçişi, tarımda ve hayvancılıkta doğa dostu üretime geçilmesini istedi. Çanakkale Kordan Truva Atı önünde yapılan eyleme HDP il başkanı Abdullah Güler ve ildeki İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticileri de katıldı.

Gizem Kastamonu‘nun Çanakkaleli iklim aktivistleri adına yaptığı açıklama şöyle:

Gezegen olarak ekolojik bir krizin ortasındayız. İçinde bulunduğumuz krize karşı uygun politikalar oluşturmamızın zamanı geldi de geçiyor. Kaybedecek bir saniyemiz dahi yok. Şu anda Yeryüzünün atmosferi, endüstri devrimi öncesi seviyelerden 1°C daha sıcak. Bilim insanları ardı ardına yayınladıkları raporlarla insan faaliyetlerinin sebep olduğu altıncı kitlesel yokoluşun içerisinde olduğumuzu söylüyor. Endüstri devriminden bu yana insan faaliyetleri bizi bugün içinde bulunduğumuz duruma, bir yol ayrımına getirdi.

Önümüzde yalnızca iki seçenek duruyor. Ya küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamak için üstümüze düşeni yapacağız ve sıfır karbon emisyonuna geçeceğiz ya da yaşamın sona erdiği bir gelecek ile yüz yüze geleceğiz. Gezegenin sıcaklığının arttığını otuz yıldır biliyoruz. Bu geçen otuz yıl içinde iklim değişikliğini durdurmak için hükümetler sayısız adım atabilir, iklim adaleti temelli uluslararası bir sözleşme hayata geçirebilirdi. kârları uğruna yaşamı yok oluşa sürükleyen fosil yakıt şirketlerine dur denebilirdi. Oysa bunların hiçbiri yapılmadı. İklim krizi ile baş etme imkanlarımız ve zamanımız gittikçe azaldı.

Şimdi tüm dünyada iklim hareketine önderlik eden öğrencilerin, Fridays for Future’ın “Buradayız, çünkü geleceğimizi çaldınız!” çağrısına biz de ortak oluyoruz. İnsanlığın ve tüm canlı yaşamının yok oluşuna izin vermeyeceğiz. İklim için acil eylem planı hemen, şimdi talep ediyoruz. O yüzden biz de ya sıfır karbon gelecek ya da sıfır gelecek diyoruz!

Yapılması gerekenler çok vakit kısa. Tüm dünyada 19 ülkedeki 1008 yerel yönetim bu çağrıya kulak verdi ve iklim acil durumu ilan etti bile. Bu kararlar 224 milyon insanı kapsıyor. Bizler de hükümetten ve Çanakkale Belediyesi’nden aynı sorumluluğu almasını istiyoruz. Çanakkale için iklim acil durumu ilanı beraberinde şehirde fosil yakıt kullanımını sona erdirecek dönüşümler yapılmasını, temiz, adil ve yenilenebilir enerjiye geçiş yapılmasını, tarımda ve hayvancılıkta tüm canlılar için zararlı olan konvansiyonel üretiminden doğa dostu üretime geçilmesini, tarım zehri kullanımına son verilmesini, kentleşmede ve kırsal kalkınmada doğaya, su havzalarına, yaban hayatına yani tüm ekosisteme zarar veren hiçbir uygulamaya izin verilmemesini gerektirir.

İlimizdeki en büyük çevre sorunu olan Çan Termik Santrali ve işletmede olan diğer 4 termik santralin derhal kapatılması ve yapılması planlanan ve inşaat halinde olan diğer 10 termik santral projesinin derhal durdurulması gerekmektedir. Ayrıca, 600 hektarca ormanın kesilmesine sebep olan ve büyük bir ekosistemin havasını suyunu toprağını siyanür ve başka pek çok ağır metalle kirletme tehlikesi içiren Alamos şirketine ait Kirazlı, Ağı Dağı ve Çamyurt Altın madeni projelerinin ve sayısı 40’ın üzerindeki diğer tüm metalik madencilik projelerinin derhal durdurulması, verilen ruhsatların iptal edilmesi, traşlanarak ormansızlaştırılan alanların yeniden ağaçlandırılması gerekmektedir. İklim kriziyle mücadele varolan her bir ağaca gözümüz gibi bakmamızı gerektirir.

Bu bir varoluş meselesidir.

Biz, insanlar yok olmak istemiyoruz ve diğer milyonlarca türün yok olmasına sebep olmak istemiyoruz.. Çocuklarımız ve diğer türler için 50 yıl sonra da hala yaşanabilir bir dünya istiyoruz.

Bunun için ya Sıfır karbon gelecek ya da sıfır gelecek diyoruz.

Kategori: İklim Krizi

Günün Manşetiİklim KriziManşet

Küresel İklim Grevi en doğudan başladı, Türkiye dahil 156 ülke eylemde

Avustralya’da başlayan Küresel İklim Grevi’ne Türkiye’den 15 farklı yerden ses verilecek.

İklim aktivistlerinin dünya çapında iklim krizine karşı hükümetlerini harekete geçirmek üzere biraraya geldiği Küresel İklim Grevi başladı. Genç aktivistlerin gerçekleştirdiği  grevin ilk gerçekleştiği ülke Avustralya oldu. Eyleme, yüksek katılım bekleniyor.

Avustralya Yeşiller Milletvekili Adam Bandt, Melbourne kentinde 100 binden fazla kişinin toplandığını duyurdu.

Avustralya’da toplam 300 bin iklim aktivistinin toplandığı belirtiliyor.

Hareketi başlatan Greta Thunberg, Twitter üzerinden son durumu paylaştı. Avustralya Tasmania‘da 22 bin kişinin toplandığını söyleyen Thunberg Sydney‘deki kalabalığa ilişkin de bir fotoğraf paylaştı.

Almanya, Berlin‘de de iklim grevi için toplanacak olan aktivistler bisikletleriyle toplanılacak alana doğru yola çıktı.

İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in başlattığı ve dünya çapında öğrencilerin katılarak büyüttüğü Fridays for Future (Gelecek için cumalar) hareketinin öncülüğünde gerçekleştirilen Küresel İklim Grevi, bugün üçüncü kez gerçekleştiriliyor. Türkiye dahil 156 ülkede gerçekleştirilecek eylemler, Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi öncesinde, liderleri bir kez daha uyarmak üzere yapılıyor. Zirve, Paris İklim Anlaşması’nın hedefleri için kritik bir öneme sahip. 2020 yılında, anlaşmanın hükümlerine göre ülkelerin verdikleri taahhütleri güncellemeleri gerekiyor. IPCC’nin yayımladığı bilimsel raporlar da küresel ısınmayı 1,5 derece sınırında tutmak için zamanın giderek daraldığını ortaya koyuyor.

‘Karar alıcıları, iklim krizinin aciliyetine karşı bir an önce harekete geçmeye’ çağıran iklim grevlerinin 15’i Türkiye’de gerçekleştirilecek. Türkiye’deki grevlerin adresleri şöyle:

 Greve dair dünya çapında son sayılar ise şu şekildi:  

Greve katılan ülke sayısı: 156

Greve çıkan sendika sayısı: 73

Greve destek veren sivil toplum kuruluşu sayısı: 820

Greve destek veren şirket sayısı: 2.500

Greve destek veren web sitesi sayısı (Dijital İklim Grevi): 6.323

 

 

İklim KriziManşet

Türk Toraks Derneği: Uyarıyoruz, Türkiye iklim krizinde

Yarın değil şimdi! Çocuklarımıza bırakacağımız en iyi miras:  Yaşanılabilir bir dünya

Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Hasan Bayram ile derneğin Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı   Öğretim Görevlisi Dr. Nilüfer Aykaç birer açıklama yayımlayarak üyelerini 20 Eylül Küresel İklim Grevi’ne davet etti. Ortalama sıcaklık artışı sınırının 2018 yılı itibariyle aşıldığı Türkiye’nin 1980’li yıllardan itibaren ekolojik kapasitesinden daha fazla kirlettiğine dikkat çekilen açıklamalarda, ‘Yok olmamak için, sorumlulara gerekli sorumluluklarını hatırlatmak için” birlikte hareket etme gereğine işaret edildi.

Prof. Dr. Hasan Bayram’ın çağrısı şöyle:

Öksürüyor musunuz? Merak etmeyin çaresi var; Kan mı tükürüyorsunuz? Hırıltınız mı var? Kaygılanmayın sorunlarınızı azaltmak ve hatta tümüyle gidermek mümkün; Yokuş yukarı yürürken nefesiniz mi daralıyor? Biliniz ki sigarayı bırakırsanız nefesinizdeki iyileşmeyi birkaç gün içerisinde fark edeceksiniz; Yaşadığınız kentin havası çok mu kirli? Tertemiz bir hava bulamazsınız Türkiye’de ama havası daha temiz bir kente taşınabilirsiniz… Küresel sıcaklık 4 derece mi arttı? Üzgünüz elimizden gelen bir şey yok. Topluca öleceğiz. Kaçış yok. Çünkü yaşayabileceğimiz başka bir dünya yok!

Dünya ekosisteminin doğal dengesi her gün bozuluyor ve doğal kaynaklar İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz. Çevre ve sağlık etki değerlendirilmesi yapılmadan iklim krizini tetikleyecek yatırımlar, fosil yakıt, maden işletmeleri, plansız kentleşme ve doğa tahribatı krizi derinleştiriyor.

Uzun söze de gerek yok. Daha çok tüketmek için, daha çok enerji için, daha çok maden için, daha çok yol için, daha çok araba için, daha çok uçak için, daha çok klima için, daha çok, daha çok… Daha çok için kullandığımız fosil yakıtları hızla insan uygarlığının sonunu getiriyor.

Dünya Yokoluş tehditi altında

Dr. Nilüfer Aykaç ise şu ifadelerle iklim grevine çağrı yaptı:

“Dünya nüfusunun binde 8’i, dünyanın gelirinin yüzde 45’ine el koyup doymak bilmez bir hırsla tüketip gökyüzüne dünyayı ısıtan karbondioksit salınımına neden olduğu için dünyanın tümü hem açlık, hem yoksulluk, hem de yok oluş tehdidinde. Elbette önce açlar, yoksullar ve yoksunlar yok oluş gerçeğiyle yüzleşiyor: Yakın zaman önce Zimbabwe’nin Beira kentinin yüzde doksanı iklim krizi nedeniyle gelişen afetler nedeniyle yeryüzünden silindi.

İşsizler, azınlık grupları, engelli bireyler, kronik hastalıkları olan kişiler, düşük gelirli ülkelerin yurttaşları ve yüksek gelirli ülkelerdeki yoksullar ama en çok çocuklar ve kadınlar kitlesel yok oluşun ilk kurbanları oluyor.

Ne yazık ki ülkemiz de bu krizden payını alıyor. Türkiye’nin ortalama sıcaklığı son bir yıl içerisinde 1.2°C arttı. 1980 – 2010 yılları arası ortalama sıcaklığı ile kıyaslanırsa 2018 yılının ortalama sıcaklık seviyesi 1.9°C daha yüksek.

Mevsimsel dönemler açısından kıyaslandığında ise 2018 yılı, mevsim normallerine kıyasla ilkbahar döneminde 3, kış döneminde ise 2.8 santigrat derece daha sıcak geçti.

Oysa yaşadığımız mavi gezegende yaşamın devam edebilmesi için küresel düzeyde ortalama sıcaklık artışının önümüzdeki 30 yıl içerisinde en fazla 1.5°C artması gerekiyor.

Yani Türkiye’de sınır 2018 yılı itibariyle aşıldı. Çünkü Türkiye, 1980’li yıllardan itibaren ekolojik kapasitesinden daha fazla kirletiyor.

Daha büyük alışveriş merkezleri yaparak, Kırsal alanın doğasını, korunması ve sayıca arttırılması gereken ağaçları maden uğruna keserek, Kent içi dikey yapılaşmayı teşvik ederek, Her yeri inşaata ve betona boğarak, Termik santraller başta olmak üzere kirli fosil sanayisine destek vererek Türkiye’yi ve dünyayı yok oluşa sürüklüyoruz.

Türkiye’de “Sıfır Gelecek Kampanyası” adı altında bir araya gelen çevre ve ekoloji örgütleri tüm dünyayla aynı anda “küresel iklim grevi” gerçekleştirecek. İklim krizine karşı somut adımların atılması talebiyle ve “Fridays for Future / Gelecek için Cumalar” dayanışma ağının çağrısıyla 20 Eylül’de başlayacak eylemler yedi gün sürecek.

Bu nedenle; yok olmamak için, sorumlulara gerekli sorumluluklarını hatırlatmak için Türk Toraks Derneği olarak üyelerimizi 20 Eylül 2019 tarihinde Türkiye ve dünyada gerçekleştirilecek iklim eylemlerine katılmaya davet ediyoruz.”

Kategori: İklim Krizi

Dış Köşeİklim KriziManşet

Bu cuma Küresel İklim Grevi’ne neden katılmalısın? – Bill McKibben

Kategori: Dış Köşe

İklim ve EnerjiManşet

Yeşiller: Ekolojik yıkım yakın, iflas eden enerji sistemi değişip dönüşmeli

Yeşil Düşünce Derneği-Yeşil Ekonomi Çalışma Grubu, Türkiye’deki fosil yakıta dayalı, tekelci üretim ve dağıtım düzeninin iflas ettiğini kaydetti; Yenilenebilir Enerji Kooperatiflerinin önünün açılmasını istedi. Grup, yarınki Küresel İklim Grevi’ne de katılım çağrısı yaptı.

Türkiye’nin enerji sektöründe kurmuş olduğu tekelci üretim ve dağıtım düzeninin iflas ettiğini belirten Yeşil Düşünce Derneği-Yeşil Ekonomi Çalışma grubu, bir açıklama yayımlayarak, değişim ve dönüşüm çağrısı yaptı. Alternatif olarak Topluluk Odaklı Enerji Türetimi’ne vurgu yapan çağrıda, bu yıl bir kararname ile ortadan kaldırılan Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri’nin önünün açılması istendi.

Fosil yakıta göbekten bağlı enerji şirketlerinin borçlarını ödeyemez hale geldiği hatırlatılan açıklama metninde, hükümetin Ülkeler Arası İklim Değişikliği (IPCC) görüşmelerinde takındığı tavrın ‘aşılması’ için parlamentonun inisiyatif almasının zorunlu olduğu da belirtildi. Çağrı metninde yarınki Küresel İklim Grevi’ne tüm vatandaşlar davet edildi.

Açıklama metni şöyle:

“Yıllardan 2019, aylardan Eylül. Türkiye ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya: Ekonomi 2019 yılının 2. çeyreğinde %1.5 küçüldü, fiyatlar 12 aylık ortalamada %20 arttı, genç işsizliği ise %25 seviyesinde ve bu sene beklenen bütçe açığı 120 milyar TL… Bu ekonomik verileri takip edenlerin ise ufku iyice daralmış durumda; içinde bulunduğumuz duruma ekonomide dengelenme veya dipten çıkış diyenler var. Gerçekte ise önümüzdeki dönemde ne olabileceğini tahmin edebilmek, mümkün gözükmüyor.

‘Batık sanayi’

Fakat beklenmekte olan bazı kötü haberlerin gelmeye başlaması şaşırtıcı değil. Fosil yakıta göbekten bağlanmış enerji şirketlerinin borçlarını ödeyemez hale gelmeleri gibi… ‘Erken sanayisizleşen’ Türkiye’nin ekonomisi, 57 milyar dolarlık bir fosil saatli bombasının tehdidi altında. Bu saatli bomba verilen her türlü yasal ve finansal desteğe, görmezden gelinen bütün ekolojik kıyımlara, halk sağlığındaki olağanüstü olumsuz etkisine rağmen, bir türlü kâr etmeyi beceremeyen fosil yakıtlı termik santral işletmelerinin kullandığı kredilerin, halihazırdaki 57 milyar dolarlık büyüklüğüdür. Öyle ki bu şirketler bu sene ödemeleri gereken 10 milyar dolar büyüklüğündeki kredinin ‘yeniden yapılandırması’ için bankalara başvurmuştur. İnşaat sektöründeki batık kredilerden muzdarip yerli bankaların ne yapacağı meçhul. Bu faturayı kim ödeyecek? Bütün bunların sorumlusu kim? Büyüklü, küçüklü holdinglere bol keseden enerji üretim lisansı dağıtan, yetmezmiş gibi onları teşviğe boğan, önlerine çıkan her engeli şirketler lehine düzenleme konusu yapan siyasiler, bürokratlar kimler?

Türkiye halkı iklim değişikliğinin farkında

Bu noktada ilk sözü Türkiye siyasetinin aktörlerine söylemeyi uygun buluyoruz: Türkiye’nin vatandaşlarına ve alacakları inisiyatiflere güvenmek zorundasınız! Enerji sektöründe kurmuş olduğunuz tekelci üretim ve dağıtım düzeni iflas etmiştir. Alternatif düzen mevcuttur. O da Topluluk Odaklı Enerji Türetimi’dir. Bunun için ilk yapılması gereken, bu sene bir kararname ile ortadan kaldırılan Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri’nin önünün açılmasıdır! Yapılan araştırmalar, Türkiye toplumunun iklim değişikliğinin farkında olduğunu göstermektedir. Özellikle kırsalda konuya dair farkındalık yüksek gözükmektedir. Halk, ülkesinin yaşadığı gezegenin bir parçası olduğunu fark ederken, devletin ve siyasetçilerin farkında değilmiş gibi yapması kabul edilemez! Bu bağlamda, hükümetin Ülkeler Arası İklim Değişikliği görüşmelerinde takındığı tavrın ‘aşılması’ için parlamentonun inisiyatif alması zorunludur.

Yeşil Kalkınma Politikası

Türkiye’nin en büyük sektörü olan bankacılık da kredi riskleri ötesinde sosyal ve ekolojik riskleri artık görmezden gelemez. Kaldı ki, yenilenebilir enerjinin fosil yakıtlar karşısındaki rekabet gücü yadsınamaz bir haldedir. ABD gibi karbon bağımlısı bir ülkede dahi, Nisan 2019’da üretilen yenilenebilir enerjinin payı kömürden üretilen elektrik enerjisini geçmiştir. Trendi görmemek için bakmamak veya art niyetli olmak gerekir: Resmi raporlarda dahi, ‘Yeşil Kalkınma Politikalarına’ geçmenin, 2040’a kadar Türkiye ekonomisine +%6 büyüme ve -%22 cari açık şeklinde katkı yapacağını göstermektedir. Bu noktalara yapılacak yatırımları enerji kooperatifleri ile çeşitlendirmenin, vatandaşları da yeşil dönüşüme katma arayışının, bütün dünyada hızla büyümekte olan yeşil ve sosyal finansmanla ülkenin girişimcilerini buluşturmanın, çağdaş bankacılığın temel nitelikleri haline gelmiş olduğunu hatırlatmak isteriz. Bankalar ilk etapta yenilenebilir enerji kooperatifleri konusunda net bir tavır takınmalıdır. Küresel risk endekslerinin tamamının ekolojik yıkım ihtimaline işaret ettiği zamanımızda bankalar, akılcı bir politika setinin önünün açılması için, bir yol haritası hazırlayıp, risk haritası oluşturmalıdır.

Mevcut enerji sistemi iflas etmiştir. Sorumlulardan hesap sorulacaktır. Değişim mümkündür.

Biz Yeşiller olarak değişim, dönüşüm için ısrarcıyız!

20 Eylül’de Küresel İklim Grevi’ndeyiz!”

İklim ve EnerjiManşet

Dünyayı ‘kömüre bulayanlar’ listelendi

Urgewald, Avrupa İklim Ağı’nın da dahil olduğu 30 STK’yla birlikte, ‘Küresel Kömürden Çıkış Listesi’ hazırladı. Hazırlanan rapora göre, kömür şirketlerinin çoğu genişleme politikasını sürdürüyor; küresel ölçekte kömürlü termik santral sayısı azalmasına rağmen, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 60 ülke yeni santral planlamaya devam ediyor.

Küresel İklim Grevi’nden bir gün önce, Avrupa’da enerji konusunda çalışan Berlin merkezli STK,  Urgewald, Avrupa İklim Ağı’nın (CAN Europe) da dahil olduğu 30 sivil toplum kuruluşu ile birlikte, kömür sektöründe faaliyet gösteren şirketleri içeren küresel ölçekteki en kapsamlı veri tabanı, “Küresel Kömürden Çıkış Listesi”ni (Global Coal Exit List, GCEL) yayımladı. Buna göre, listedeki 746 şirketin 400’ü kömür faaliyetlerini artırm planlarını sürdürüyor. Listede Türkiye’den de 17 şirket yer alıyor. Urgewald’ın direktörü Heffa Schuecking “2019 verilerimiz, kömür endüstrisinin sabırla ele alınması için zaman kalmadığını gösteriyor” dedi. Schuecking, bankaların, sigorta şirketlerinin, emekli fonları ve diğer yatırımcıların paralarını kömür endüstrisinden çekmelerinin zamanının çoktan geldiğini kaydetti.

Avrupa İklim Ağı (CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Elif Gündüzyeli ise şu değerlendirmeyi yaptı: “İklim değişikliği artık acil durum müdahalesi gerektiren küresel bir kriz. Bu krizin en büyük nedeni de fosil yakıtlar. Yakın zaman önce yayınlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 1,5℃ raporuna göre öncelikle kömür kaynaklı enerji üretimine son vermek, 2050’ye kadar ise tüm fosil yakıt kaynaklarından vazgeçmek gerekiyor. Çocukların liderliğinde, bilim insanlarının verdiği alarma cevap olacak Küresel İklim Grevi öncesinde yayınlanan Küresel Kömürden Çıkış Listesi, şirketlerin yüksek karbonlu yatırımlardan çekilebilmeleri için bir araç niteliğinde.”

Kasım 2017’de ilk kez kamuoyuyla paylaşılan Küresel Kömür Çıkış Listesi, özellikle Avrupa’daki büyük yatırımcıların kömür yatırımlarından çekilmesinde etkin rol oynamıştı. Günümüzde 200’den fazla finansal kurum, bu veri tabanının kayıtlı kullanıcısı. 10 trilyon dolarlık finansal değeri temsil eden sayıda yatırımcı da, GCEL tarafından belirlenen kömürden çekilme kriterlerinden en az birini kullanıyor.  Veri tabanı, başlıca kömür santrali işletmecileri ve üreticilerinin yanı sıra, gelirinin ya da elektrik üretiminin %30’undan fazlasını kömürden elde eden, ya da kömür altyapısını genişletmeyi planlayan tüm şirketleri kapsıyor.

Yatırımcıları karbon riskleri konusunda yönlendiren ET Index düşünce kuruluşu da “Urgewald tarafından hazırlanan Küresel Kömürden Çıkış Listesi, atıl varlık ve enerji dönüşümü risklerini anlamak için önemli bir araç vekömür üretimi ve genişlemesi konusunda en kapsamlı veri tabanlarından biri” açıklamasını yaptı. Kısa zaman önce, gelirinin yüzde 30’unu kömürden elde eden şirketlere yatırım yapmayacağını açıklayan Zürich Sigorta ise, listenin önemine“GCEL kömür politikamızı sigorta sektöründe uygulamak için değerli bir araçtır. Bunun yanı sıra özel şirketleri de değerlendiren tek veri kaynağıdır” diyerek dikkat çekti.

Termik santral kurulu gücünün yüzde 87’si

Veri tabanı, 746 şirketin yanı sıra faaliyet alanı kömür arama ve madencilik, kömür ticareti ve taşımacılığı, kömürden elektrik üretimi ve kömür santralleri için ekipman üretimi olan 1.400’ün üzerinde iştirakçiyi değerlendiren istatistikler sunuyor. Veri tabanındaki bilgilerin birçoğu yıllık raporlar, yatırımcı sunumları ve şirket web siteleri gibi şirketlerin kendi verilerini paylaştığı birincil kaynaklardan elde ediliyor. Sonuç olarak listelenen şirketler, dünyadaki termal kömür üretiminin %89’unu ve kömürlü termik santral kurulu gücünün %87’sini temsil ediyor.

Proje aşamasındaki termik santral kapasitesi 579 GW’nin üzerinde

Planlanan kömürlü termik santral sayısı, küresel ölçekte son üç yılda %50’nin üzerinde azalırken, 60 ülke yeni kömür santrali planlamaya devam ediyor. Bu projelerin inşa edilmesi durumunda, küresel ölçekteki kömürlü termik santral kurulu gücü 579 GW, yani mevcut kurulu gücün yaklaşık %29’u kadar daha artacak. 2019 Listesi’nde, bu artıştan sorumlu 259 kömür yatırımcısı tanımlanıyor.
 
GCEL’de yer alan 200’den fazla şirket, yöre halkları tarafından oluşan muhalefete rağmenkömür madenciliği faaliyetlerini genişletmeye devam ediyor. Avrupa’da kömür madenciliği sektöründeki 23 şirketten 7‘si Polonya‘da, 9‘u ise Türkiye‘de faaliyet alanını genişletiyor. Bu iki ülkede de, yeni kömür projelerine karşı muhalefet de güçlü. Örneğin, Muğla’da yöre halkı, işletmedeki kömür santrallerinin ömrünü uzatmak ve bölgede yer alan linyit madenlerini genişletmek üzere çalışan Bereket, IC İçtaş Holding ve Limak Enerji’nin kömür projelerine karşı mücadele ediyor.

GCEL veri tabanında arama yapmak ve sonuçları indirmek için https://coalexit.org/database-full adresini kullanabilirsiniz.

Küresel ölçekte istatistikler

Şirketler:
Kömür Kullanımından Çıkış Listesi’nde (Global Coal Exit List, GCEL) belirtilen 746 holdingden 361’i kömür santrali işletmekte ya da proje geliştirmekte olup, 237’si kömür madenciliğinde faaliyet gösteriyor. Listede belirtilen 148 şirket, kömür ticareti, kömür madeni işleme, kömür taşımacılığı ve kömür endüstrisi için özel ekipman temini gibi sektörlerde hizmet veriyor. En çok kömür şirketine sahip dört ülke Çin (164 adet), Hindistan (87 adet), Amerika Birleşik Devletleri (82 adet) ve Avustralya. (51 adet).

Listede yer alan Türkiye merkezli şirketler ise şöyle: Bereket Enerji Üretim A.Ş., Çalık Energy (Calik Energy), Çelikler Holding (Celikler Holding), Ciner Group, Diler Holding, Doğanlar Yatırım Holding A.Ş. (Doganlar Yatirim Holding A.S.), Ege Trade, Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü (EÜAŞ), Eren Holding, Hattat Holding, IC İbrahim Çeçen Yatırım Holding (IC Holding), Kolin Group, Limak Energy, OYAK Birleşik Enerji A.Ş. (BİREN), Polyak Eynez Enerji Üretim Madencilik Sanayi ve Ticaret, Teyo Yatırım ve Dış Ticaret, Yildirim Group

Ülkeler: 
Planlanan kömür santralleri, 26 “öncü ülkenin” ekonomisini kömüre bağımlı hale getirebilir. En büyük kömür santrali proje stoğuna sahip on ülke arasında Çin (226.229 MW), Hindistan (91.540 MW), Türkiye (34.436 MW), Vietnam (33.935 MW) Endonezya (29.416 MW), Bangladeş (22.933), Japonya (13.105 MW), Güney Afrika (12.744 MW), Filipinler (12.014 MW) ve Mısır (8.640 MW) yer alıyor.

Avrupa Birliği’ndeki, kömür kurulu gücünü en yüksek miktarda artırmayı planlayan ülke Polonya. (6.870 MW). BlackRock, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda kamuoyuna açıklamalarının aksine, yeni kömür santrali geliştiren şirketler arasında dünyadaki en büyük kurumsal yatırımcı olarak öne çıkıyor. BlackRock’un, Aralık 2018 itibarıyla kömür şirketlerine yatırım yaptığı hisse ve tahvillerin değeri 11 milyar ABD dolarının üzerinde seyrediyor.

Haziran 2019’da Norveç’in Hükümet Emeklik Fonu, bünyesinde 10 GW üzerinde kömür kurulu gücü olan ya da yılda 20 milyon tondan fazla kömür üretimi yapan şirketleri portföyünden çıkararak kömürden yatırımlarını çekme yolunda ilerici bir adım attı. Fon, günümüzde üç adet kömürden çıkış kriterinden ikisini portföyüne uyarlamış durumda. Fonun 2015 yılından bu yana bünyesinden çıkardığı kömür yatırımının toplam 9 milyar Avro civarında olduğu tahmin ediliyor.

Ticari faaliyet gösteren 26 banka, yeni kömürlü termik santral yapmak üzere geliştirilen proje finansmanı anlaşmalarına katılmayacağını taahhüt etti. Önde gelen 9 banka da, gelirlerindeki ya da elektrik üretimindeki kömür payı belirlenen eşiğin üstünde olan müşterilerinin kurumsal finansmanını sona erdirmeyi taahhüt etti.

16 sigorta şirketi, kömür projelerinin sigorta sözleşmesini sonlandırdı ya da önemli ölçüde kısıtladı. Küresel reasürans pazarının %45’ini temsil eden sigorta şirketleri, yatırımlarının önemli miktarını geri çekmek üzere adım atmaya başladı. Başlıca finans kuruluşları, portföylerinden kömürü çıkartacakları tarihleri ilan etmeye başladı. Bunların arasında Allianz, KLP, Storebrand, Nationale Nederlanden, Avustralya Commonwealth Bank ve Crédit Agricole bulunuyor.

İklim KriziManşet

DİSK de iklim grevine çıkıyor

DİSK’ten Genel Başkan Çerkezoğlu imzasıyla yapılan açıklamada, Türkiye’nin imzaladığı Paris Anlaşması’nı acilen, meclisten geçirerek, BM çatısı altında taraf olmamış 12 ülkeden biri olma utancından kurtulması gerektiği belirtildi; işçiler iklim grevine katılmaya davet edildi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), tüm dünyayla aynı anda Türkiye’de 20 Eylül’de gerçekleştirilecek “Küresel İklim Grevi”ne katılım çağrısı yaptı. Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu‘nun açıklamasında, öğrencilerin ve ekoloji örgütlerinin küresel iklim krizine karşı başlattığı eylemlerin küresel bir harekete dönüştüğü belirtildi. “Hükümetler derhal radikal tedbirler almazsa, 10 yıl sonra dünya artık geri dönüşü olmayan bir yola girecek” diyen Çerkezoğlu’nun açıklaması özetle şöyle:

‘İklim banka olsaydı çoktan kurtarılmıştı’

İklim krizi sadece kutuplardaki buzların eriyerek denizleri yükseltmesinden ibaret sonuçlar doğurmuyor. Ülkemizde de yaşanan dolu felaketleri, hortumlar, kuraklık, sel felaketleri, yangınlar iklim krizinin ilk işaretleri. “Tüm dünya böyle büyük bir felakete sürüklenirken, hükümetlerin önlem almasını engelleyen, sayısı 100’ü bile bulmayan dev şirketlerin kar hırsı dünyamızı yok oluşa sürükleniyor.

Herkes biliyor ki iklim banka olsaydı çoktan kurtarılmıştı. 2008 ekonomik krizinde batan bankaları ve şirketleri kurtarmak için sıraya giren hükümetler yok oluşa sürüklenen gezegenimizi kurtarmak için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar. Bekliyorlar ki faturayı yoksullar ve emeğiyle geçinenler ödesin.

‘İklim Acil durumu’ çağrısı ”

Tam da bu nedenle gençler herkesi iklim için harekete geçmeye çağırdı. Uluslararası sendikal hareket, bu çağrıya yıllardır kullandığı bir sloganıyla cevap verdi: Ölü bir gezegende istihdam olmaz!

Sendikaların da parçası olduğu “küresel iklim hareketi” dünya hükümetlerini derhal harekete geçerek iklim krizini durduracak adımlar atmaya çağırıyor. Çağrımız net: Ulusal hükümetler, yerel yönetimler ve şirketler insanlığın sonunu getirecek uygulamalara son vermek için “İklim Acil Durumu” ilan etmelidir. Bir yandan doğayı tahrip ederken diğer yandan yeşile boyalı sosyal sorumluluk projeleri yürüten enerji ve madencilik şirketleri iklim krizine çare üretemezler. Enerji ve doğal varlık yönetiminde demokratikleşmeye dayalı yeni bir ekonomik model mümkün ve zorunludur.

Türkiye hükümeti, imzaladığı Paris Anlaşması’nı acilen, meclisten geçirerek, Birleşmiş Milletler çatısı altında taraf olmamış 12 ülkeden biri olma utancından kurtulmalıdır.

Bütün işçileri İklim Grevi kapsamında etkinlikler düzenlemeye ve düzenlenen etkinliklere katılmaya davet ediyoruz.”

 

Kategori: İklim Krizi