Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Bir süpürge, birden çok Dünya: Sınavınız nasıl gidiyor?

Her sabah bir temizlik, düzen mesaim var. Güne alışıyorum, Dünya ile yeniden tanışıyorum bu saatlerde.
 
Kanımca medeniyetimizin en büyük sermayesi biz insanların sabah saatlerini telaşlı işlerle doldurarak ilham ve hayal alanından uzaklaştırmasıdır. Bütün dünya insanları toplanıp “sabah saatlerini kendileriyle baş başa geçirme hakkını” isteseler dünya bambaşka bir yer olurdu.
 
Malum süpürgecilik bana ilham veren bir günlük aktivite. Haliyle zihnim üretiyor.
 
Demokrasi. Çağımızın en problemli kavramlarından biri. Doldur- boşalt- sıfat ekle- çıkar, bitiremedik, düzeltmeye, güncellemeye, uygulamaya çalıştıkça vakti geçip çok yoğrulmuş mayalı ekmek hamuru gibi elimize yapışıyor.
 
Siyaset bilimden hiç anlamam, kavramları, teorileri, tartışmaları bilmem ve aslında gelişmeleri de takip etmiyorum. Bir de utanmadan bunu böyle açık açık yazıyorum. Zırcahilim yani bu konuda.
 
Süpürüyorum bir yandan.

İdrak

İnsan ne sorunlu bir canlı türü. “Kendi kendini yönetmekten aciz olan bireylerin toplumu, demokrasiyi bir ses titreşiminin ötesinde kavrayamaz” dedim mesela kendi kendime. İdrak etmeden ulaşılabilecek bir hal de değil bu kendini yönetmek. İdrak için de deneyim gerekiyor. İnsan için deneyim zihinsel seviyeden başlıyor ve aslında idrak edebileceğimiz tek gerçeklik kendimiz olduğundan işimiz zor. Kendi ile uğraşmayan, kendiyle derdi olmayan, kendini gözlemeyen, zaaflarını kabul etmeyen, her söyleneni üzerine alan, fikirlerini kavga tonuyla ifade eden, fikirlerini karşıdakine sunan değil kabul ettirmeyi zafer sanan, kalbinden değil; midesinden (lafın gelişi değil fiziksel olarak da öyle) düşünüp konuşan, ölçüsüz, hadsiz, edepsiz, şuursuz, bir de üstüne geveze …. daha sayayım mı, bir canlı türüyüz vesselam.
 
Bu halimize bakmadan daha demokratik, daha hakkaniyetli, daha eşit, daha güzel, daha sevgi dolu bir dünya istiyoruz. Terbiyesizlik burada başlıyor. Bir de üstüne karşımızdakini düzeltmeye çalışıyoruz. Hiçbir elek, süzgeçten geçmemiş, iz’andan nasibini almamış fikirlerimizi her fırsatta ortama fışkırtıyoruz.
 
İnsanın bu zaaflarla dolu yönünü Yunus Emre zikretmiş: Baştan aşağı yâreyim diyerek.
 
Süpürgeye devam.

Durmak

İnsanın kendini fark etmesi için bir durup nefes alması, yakında bulduğu bir yere çöküp soluklanması gerekiyor. Ama yeterli olmuyor. Bu kendi farkındaki haliyle kalabalıklarda arz-ı endam etmesi, bir de etrafındaki aynalara bakması lazım. İşte demokrasi bu noktada başlıyor. Kendi içinde bir adaleti sağlamamış, öz saygısını kazanmamış, kendine sevgi duymamış insanlardan elbette demokrasi bekleyemeyiz sanırım.
 
Ne demişler: Eller buğday ben saman; eller yahşi ben yaman…
 
Değişimin olduğu ilk nokta. Tohumun çatladığı an. Tohumun canının uyuduğu yer. İnsanın kendisinin farkına varması. Etrafında olan biten ne varsa oradaki payını görmeye başlaması. Ve bu olmadan gerçek değişimi beklemek de bir hadsizlik. “Atık konusunda politika yapıyorum veya yoga öğretiyorum veya organik üretiyorum, ama pet şişeden su içiyorum” cümlesindeki hadsizliği bulunuz…
 
Süpürge devam ediyor bu arada. Ara ara gelip yazıyorum.

Liderlik

Bir de liderlik sorunu var. Liderliğin olmadığı bir demokrasi istiyoruz. Ortak akıl her zaman daha iyiymiş gibi bir kabul üzerinden. Pek çok durumda ortak akıl iyidir elbette. Ama ortak akıl ortalama bir akıldır aynı zamanda. Bazı zamanlarda ortak akılın yanında bir de parlak akıla ihtiyacımız oluyormuş gibi geliyor. Her birimizin başka birilerinden daha fazla bildiği bir şeyler var. Bu farklılıklar varoluşumuzla birlikte geliyor, yaşadıklarımızla çeşitleniyor, derinleşiyor…
 
 
Tüyleri diken diken eden bir kelime: Teslimiyet. Zannedilenin aksine pasif değil aktif bir hal. Neye ve kim teslim olduğunuzla ve tamamen sizin içsel kararınızla alakalı olarak dünyaları değiştirebileceğiniz bir özellik. İşte ortak akılın işe yarayacağı hal bu hal.
 
Ben mesela (diğer Buğdaygiller de) Victor’dan gelenlere teslim olmuştum(k) zamanında ve birlikte dünyayı daha güzel bir yer haline getirdik bu sayede. Yanlış anlaşılmasın, esasen biz Victor’a teslim olduk derken o hepimize teslimdi aynı zamanda. Çünkü teslim olunan şey bireylerin kendileri değil, onların aracılığı ile ortak alanımıza gelen şeylerdi.
 
Eşit değiliz. Her birimiz farklıyız ve bu çok güzel. Eşitsizlik şurada: farklı olma hakkının olmamasında. Bu hakkı çoğu kez bizzat bizler çok yakınlarımızın bile elinden alıyoruz farkında olmadan. Sıra muktedire gelene kadaaaaaar… Eşitsizlikten değil çeşitsizlikten korkmak lazım. Çünkü bu eşitliği yaşamlarımıza getirecek tek şey çeşitlilik. Çeşitliliği sevmek, istemek, zevk etmek için de çeşitlerden bir çeşit olduğunu kavramak sanırım ilk adım.
 
Süpürge işi bitmek üzere.

Dünyalar

Hopi Yerlilerinin yaradılış destanında üzerinde yaşadığımız Dünya, dördüncü Dünya. Dünya üç kere daha yıkılıp baştan oluşmuş. Ve daha önceki yıkımların her biri farklı sebeplerden, farklı şekillerde gerçekleşmiş.
İlkinde insanlar kelimeleri keşfetmişler ve yaradılış şarkısını söylemeyi unutmuşlar. Yalan, fitne ortaya çıkmış. Bu birinci Dünya bir tufanla yok olmuş.
 
İkinci dünyanın insanları parayı bulmuşlar. Ve ticaret başlamış. Ama zamanla hile, hırsızlık, talan gibi huylar edinmişler. Bu dünyanın sonu da kutupların yer değiştirmesiyle sonlanmış.
 
Kurulan üçüncü Dünyada insanlar devleti kurmuşlar. Siyaset yapmaya başlamışlar. Kelimeler ve parayı da kullanarak zulmetmeye, büyük acılara sebebiyet vermeye başlamışlar. Bu sefer de dünya donmuş, her yer buzullarla kaplanmış.
 
Şimdi dördüncü Dünyadayız. Ve bu seferki sınavımız herkesin tek başına vereceği bir sınav diyor Hopiler. Bu nedenle her birinizin kendinizin farkına varmalı ve kararlarınızın sorumluluğunu taşımalısınız.
 
Ben Hopilerin yalancısıyım.
 
Süpürge de bitti. Diyeceklerim de bitti. Sabahım devam ediyor. 
 
Selametle…

Kategori: Hafta Sonu