ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Aşının piyasaya çıkmasıyla sorunlar bitiyor mu?

Basına yansıyan ve İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’ın bir açıklamasına dayandırılan son haberlere göre Faz-3 çalışmasına ulaşan ve yakın gelecek için umut veren aşıların seri üretimine geçilmesi halinde kullanıma sunulacak miktarın yüzde 51’i şimdiden satıldı. Hem de kimlere? Oxfam’ın açıklamasına göre aşı çalışmalarının son aşamasında bulunan AstraZeneca, Gamaleya/ Sputnik, Moderna, Pfizer ve Sinovac’ın 2021 yılı aşı üretim stokunun yüzde 51’ini, dünya nüfusunun yalnızca yüzde 13’üne sahip olan zengin ülkeler parasını şimdiden ödeyerek satın aldı.

Buna göre 2021 yılı içinde geride kalan ve yoksul ülkelerde yaşayan yaklaşık 7 milyar insan sadece 2,5 milyar doz aşıyla yetinecek. Tabii parasını ödeyebilirlerse…  Çünkü bir doz aşının 20-30 Euro fiyat ile pazarlanabileceği tahmin ediliyor.

Bu firmalardan dünyada insan deneylerine ilk kez başlayan ve klinik deneylerde diğerlerine göre daha önde olan ABD’li ilaç şirketi Moderna’nın aşısının 2021 yılı için tüm satışını zengin ülkeler arasında paylaştırarak yaptığı biliniyor. Bu firmanın ürettiği aşının bir dozunu ABD’de 12-16 dolar, diğer ülkelerde ise 35 dolara satışa çıkması bekleniyor. Moderna sadece yıllık 475 milyon kişiye yetecek kadar üretim kapasitesine sahip…

Diğer yandan AstraZeneca’nın da öncelikle Avrupa Birliği (AB) ülkelerine aşısını pazarlayacağı ve bunun için de AB ülkeleriyle ön antlaşmalar da yaptığı kamuoyuna yansıdı.  Bilindiği gibi son aşamaya gelen bu beş firmanın yıllık toplam aşı üretim kapasitesi yaklaşık 6 milyar doz… Bu miktarın nasıl paylaşılabileceği ülkeler arasında tartışılırken zengin batı ülkeleri bu miktarın yarısından fazlasına, üstelik dünya nüfusunun sadece %13’üne sahipken adeta el koydular. Öyle anlaşılıyor ki bu ülkeler üretilen aşının belli aralıklarla her kişi için 2-3 defa yapılmak zorunda kalınabileceğini de düşünüyor olsalar gerek. Yani bağışıklık için iki doz aşı gerekmesi halinde, dünya nüfusunun %87’sini oluşturan ve tamamı yoksul ülkelerde yaşayan 7 milyar insandan sadece bir milyarı aşılanabilecek. Sonuç olarak, Oxfam’a göre ‘Bu beş aşının başarılı olacağı düşünülürse, dünyanın üçte ikisi (%61) en azından 2022’ye kadar tek doz aşıya bile ulaşamayacak.’

Faz3 çalışmaları salgının kontrolden çıktığı ülkelerde yapılıyor

Peki, ülkemizde durum ne? Çin Sinovac tarafından geliştirilen aşının Faz-3 çalışmalarının ülkemizdeki bölümü, deneklerin katılımı geçen hafta başladı. Çalışmalar, ülkemizin yanı sıra firmanın verdiği bilgiye göre salgının tamamen kontrolden çıktığı Brezilya ve Endonezya’da sürdürülüyor. Bir Alman firması tarafından geliştirilen aşının Faz-3 çalışmaları ise bu hafta içinde başlayacak. Ülkemizin, Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren kendi aşısını kendi yapan bir ülke olma durumundan başkasının geliştirdiği aşılara vatandaşlarını denek yaptırması durumuna düşürülmesi dramatiktir. Diğer bir dramatik nokta ise genelde Faz-3 çalışmalarının salgının kontrol altında olmadığı ülkelerde yapılmasıdır. Bu durumda ülkemiz en azından bu firmalar tarafından salgının kontrol altında alınamadığı bir ülke olarak kabul ediliyor.

Kamuoyuna yansıyan diğer bir konu ise Sağlık Bakanlığı’nın bu firmalara Türkiye’de Faz-3 çalışması için izin vermesinin ana nedeni, bu firmalar tarafından aşı satışında Türkiye’ye öncelik verilmesi beklentisi… Unutmayalım; Oxfam’ın raporuna göre en azından 2021 için dünya nüfusunun en az yüzde 61’i tek doz aşıya bile ulaşamayacak.

Oxfam sadece aşı geliştirme çalışmalarının arkasındaki gerçekleri ortaya dökmüyor. Örgüt 9 Eylül’de yayınladığı bir raporda da kapitalist sistemin pandemiyi nasıl fırsata çevirdiğini tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Bu rapora göre dünyanın en büyük şirketlerinden 32’si Covid-19 salgını döneminde kârlarını artırmak için büyük oranda çalışanların sayısını ve haftalık ücretlerini düşürmeye dayalı yeni bir ekonomik model geliştirdiler. Bu şirketlerin büyük olasılıkla bu model sayesinde 2020’de kârlarını 109 milyar dolar daha arttırdıklarını göreceğiz yıl sonunda. Oysa pandemi nedeniyle dünyada şu ana kadar 500 milyona yakın insan yoksullaştı, 400 milyon insan ise işini kaybetti. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre 430 milyon küçük işletme çok zor durumda. Öte yandan salgının başlangıcından bugüne dünyanın 25 en zengin insanı servetlerini daha da büyüttüler. Oxfam Uluslararası İcra Direktörü Chema Vera bu durumu şöyle özetliyor:

Covid-19 birçokları için trajik, ancak ayrıcalıklı bir azınlık için iyi. Salgın nedeniyle yaşadığımız ekonomik kriz, hileli bir ekonomik model tarafından körüklendi. Dünyanın en büyük şirketleri, daha düşük ücretlerle işçileri çalıştırıyor ve onların yoksullaşması pahasına milyarlar kazanıyor. Büyüttükleri kârlarını küçük bir grup olan zengin ülkelerdeki hissedarlara ve milyarderlere dağıtıyor.”

Chema Vera’nın ‘hileli bir ekonomik sistem’ olarak nitelendirdiği sistem kapitalist sistemin bizzat kendisi. Pandemiden sonra ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ demiştik. Fakat görüyoruz ki kapitalist sistem kendi neden olduğu pandemiden bile, üstelik karını artırarak, çıkış yollarını buluyor. Çalışanlar, emeği ile geçinenler bizzat o sistemin neden olduğu pandemi nedeniyle işini ve aşını kaybederken, açlığa mahkûm olurken dünyanın en büyük şirketleri milyar dolarlarına yeni milyar dolarlar ekliyor. Üstelik ülkemizin de içinde bulunduğu birçok ülkede; bu dönemde bile doğal kaynakları sömürmeyi de unutmuyorlar.

Kazdağları’ndaki altın madeni girişimleri aysbergin su üstündeki bir parçası sadece… Bunu yaparken kendi yaşamlarını garantiye almayı da unutmuyorlar. Daha şimdiden 2021 yılı içinde üretilecek Covid-19 aşılarının yüzde 51’ine el koyuyorlar; tamamı yoksul ülkelerde yaşayan ve dünya nüfusunun 2/3’sini oluşturan 6 milyara yakın insanı kaderine terk ederek…

Kategori: Manşet