Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Türkiye’den ve dünyadan çevre odaklı başarılı KSS uygulamaları

Önceki haftalardaki yazılarımda şirketlerin yürüttüğü kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) uygulama ve projelerinden bahsetmiştim. Bu hafta birisi Türkiye’den diğeri dünyadan iki KSS uygulamasını gündeme getirmek istiyorum. Bunu şirket reklamı olarak algılamayın lütfen. Çevre ve toplum için olumlu adımlar atan firmaları açıklamanın ve teşvik etmenin doğru bir davranış olduğunu düşünüyorum.

Bu uygulamalardan ilki ülkemizde çevre konusunda T. İş Bankası sponsorluğunda, TEMA Vakfı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nca yürütülmüş olan “81 İlde 81 Orman” projesi. İkincisi ise büyük bir küresel şirket olan Unilever’in yaşama geçirdiği çok kapsamlı ve çevre odaklı bir KSS stratejisi olan “Sürdürülebilir Yaşam Planı” (Sustainable Living Plan). Bu iki uygulamaya yakından bakmak, hem şirketlerin çevre konusunda attıkları olumlu KSS adımlarının örneklerini görmek, hem de bunlar arasındaki niteliksel farkı anlamak açısından faydalı olacak.

81 İlde 81 Orman

T. İş Bankası, Atatürk’ün isteği ve kısmen kendisinin de koyduğu sermaye ile 1924 yılında kurulmuş bir Cumhuriyet bankası. Bugün itibarıyla ülkenin en büyük özel bankalarından birisi ve KSS’ye çok önem veren bir kuruluş. Özellikle kültür, sanat ve eğitim alanlarına yoğunlaşmış birçok faaliyet ve projeleri var. İş Bankası Kültür Yayınları, alanında en öncü kuruluşlardan birisi. Ama bu yazıda T. İş Bankası’nın çevreyle ilgili bir KSS projesi üzerinde duracağım.

“81 İlde 81 Orman” projesi T. İş Bankası sponsorluğunda yürütülmüş bir proje. Bankanın internet sitesinde yer alan bilgiye göre “Çevrenin korunması ve başta çocuklar olmak üzere halkımızın çevre konusunda bilinçlendirilmesi amacıyla Bankamız, TEMA Vakfı ile Tarım ve Orman Bakanlığı işbirliğinde 2008 yılı sonunda ülkemizdeki en büyük ağaçlandırma projesi olan “81 İlde 81 Orman”ı hayata geçirdi. Projemiz kapsamında 81 ilimizde yaklaşık 1.500 hektar alana 2.205.000 adet fidan dikildi. 

“81 İlde 81 Orman” projesinin dikimlerini 2012’de tamamlayan Bankamız, 22 hektarlık alanda 35 bin 200 fidanla 82’nci ormanını TEMA Vakfı ile Kuzey Kıbrıs Orman Dairesi işbirliğiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kurdu. Fidan dikimi tamamlanan sahalarda 5 yıl boyunca bakım çalışmaları yapıldı. Düzenli olarak kontrol edilen sahalarda tutmayan, kuruyan veya hayvan tahribatına maruz kalan fidanların yerine yeni fidanların dikimi gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen tamamlama dikimleri ile birlikte dikilen fidan adedi 3.000.000’u aştı. Bu sayede dikim sahalarının ormana dönüş oranı %84 üzerinde gerçekleşti. Orman alanlarımızda canlı yaşamı ve ekosistemi oluşmaya başladı.”

Görüldüğü üzere “81 İlde 81 Orman” projesi, hem büyüklüğü, yaygınlığı ve uygulama süresinin uzunluğu hem de bir özel bankanın sponsorluğunda ilgili Bakanlığın ve bu konuda önemli bir STK’nın katılımıyla hayata geçirilen çok katılımcılı bir uygulama olması nedeniyle oldukça dikkat çekici bir proje.

Unilever

Unilever, 1929 yılında Hollandalı ve İngiliz iki şirketin birleşmesiyle kurulmuş küresel bir şirket. Dünyanın aşağı yukarı her ülkesinde faaliyet gösteren Unilever’in 2019 küresel satış rakamı 52 milyar Euro civarında. Şirketin günlük yaşamda hepimizin bir şekilde kullandığı gıda, temizlik, kişisel bakım ve sağlık alanlarında 400 kadar bilinen markası var.

Unilever’i bu yazının konusu yapan özellik ise KSS’ye yaklaşımındaki öncü rolü. Unilever, 1990’lı yıllardan beri sürdürülebilirlik kavramının önemini kavrıyor bu alanda çeşitli girişimlere destek oluyor veya başlatıyor. Unilever 2010 yılında “Sürdürülebilir Yaşam Planı” adı altında 10 yıllık yeni vizyonunu şöyle belirliyor: “Firmanın çevresel etkisini azaltarak iş hacmini iki katına çıkarmak!”

Bir başka anlatımla, hem firmanın pazar payını artırmayı hem de çevre üzerindeki olumsuz etkileri azaltmayı hedefliyor. Bu kapsamda müşterileri en başa koyarak, çalışanlar, yatırımcılar, tedarikçiler ve içinde faaliyet gösterdiği toplumları da içine alacak şekilde şu somut hedefleri belirliyor:

  • Üretimde ve müşteri tüketiminde sera gazı salımını ve firma ürünlerinin kullanımının yol açtığı su tüketimini azaltmak
  • Üretimde tarımsal hammaddeleri sürdürülebilir kaynaklardan temin etmek
  • Çöpe giden atığı düşürmek
  • Dünyanın dört yanında kitlelere ulaşarak el yıkama ve tuvalet eğitimleri vermek, temiz su sağlamak, diş bakım programları sunmak
  • Küçük üreticilerden tedarik edilen girdileri artırmak
  • Kadınlara yönelik güvenlik ve yetenek geliştirme programları sunmak, firma yöneticileri arasında kadın oranını yükseltmek
  • Çalışanlara adil ücret vermek…

Bu hedefler doğrultusunda hedeflediği paydaş kitlelerini de işin içerisine katarak çalışmalara başlıyor ve 2020 itibarıyla bu hedeflerin birçoğuna ulaşılıyor. Örneğin, üretimde sera gazı salımı %65, ton başına su tüketimi %47 ve ton başına çöpe giden atık %96 düşürülüyor. Kadın yönetici oranı %51’e çıkıyor.

Ama bazı hedeflere tam ulaşılamıyor. Örneğin, tarımsal hammaddelerin sürdürülebilir kaynaklardan temininde %100 yerine %62’ye ulaşılabiliyor. Firma ürünlerinin çöpe atılmasından kaynaklanan atık ise %50 yerine %32 azaltılıyor. Unilever 2020 yılında da 2030 için hedefler belirliyor. Bu hedefler, sera gazı salımını, su tüketimini ve atık miktarını 2020 seviyesine göre yarı yarıya azaltmak ve üretimde kullandığı tarımsal hammaddeyi %100 sürdürülebilir kaynaklardan sağlamak olarak belirlenmiş. Bunun dışında firma ilgili birçok alanda farklı girişimlerde bulunuyor ve kendisinin uyguladığı KSS ilkelerinin firmalar arasında yaygınlaşması için de çaba harcıyor.

Unilever’in bu dönüşümü toplum ve çevre açısından son derece olumlu bir adımken, şirketlere sadece yatırımcı gözüyle ve kısa vadede elde edilen kar açısından bakan yatırım ve iş çevrelerinin bir kısmından ciddi tepki aldığını ve genel müdürün görevden alınması için kampanya bile başlatıldığını görüyoruz. Bu nedenle, özellikle halka açık bir şirkette bu tür bir dönüşümü yaşama geçiriyorsanız yatırımcılardan gelebilecek bu tür saldırılara karşı koyabilmek açısından çevreye ve topluma duyarlı uygulamaları yaşama geçirirken ticari ve mali performansınızın düşmemesini de sağlamanız gerekiyor.

Unilever’in bu süreçteki mali performansına baktığımızda sürdürülebilir ürünlerindeki kar marjının daha yüksek gerçekleştiğini görüyoruz. Ayrıca, KSS ilkelerini içselleştirmiş bir firma olarak en çok çalışılmak istenilen firmalardan birisi haline geliyor ve yetenekli elemanları kendisine çekebiliyor. Dolayısıyla, firma sadece doğru ve iyi olanı yapmakla kalmıyor, bu işten ticari olarak karlı da çıkıyor.

KSS’den ne anlıyoruz?

Yukarıda ele aldığım iki KSS örneği, KSS konusundaki önemli bir ayrımı vurgulamama imkan veren iki ayrı tip uygulamayı içeriyor. Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere dünyada KSS denilince en fazla gördüğümüz uygulamalar sponsorluk ve maddi destekle yaşama geçirilen projeler oluyor. Özellikle KSS uygulamalarının başladığı ilk dönemlerde bu tür uygulamalar daha fazla görülüyor.

Burada, aynen “81 İlde 81 Orman” projesinde gördüğümüz gibi, çevreye, topluma yararlı bir proje var ve şirket bunu destekliyor. Elbette alkışlanacak ve örnek gösterilecek bir davranış. Ama, bu örnekte KSS uygulamasının sadece bir proje bazında ve şirketin kendi işleyişine ve faaliyetlerine, iş yerlerine, çalışanlarına ve müşterilerine doğrudan yansımayan bir şekilde hayata geçirildiğini görüyoruz. Dolayısıyla, bu tür bir KSS projesi davranış ve işleyişte kalıcı bir değişim yaratmak için gereken unsurları içermiyor. Kısaca, bu projede çevre, doğa ve toplum için çok olumlu ama dönüştürücü etkileri sınırlı olan bir KSS uygulaması örneği görüyoruz.

Unilever örneğine baktığımızda ise farklı bir durum ortaya çıkıyor. Firma, somut sürdürülebilirlik hedefleri belirliyor ve bu hedefler doğrultusunda firmanın üretim, satın alma, pazarlama, enerji kullanımı vb alanlarında yapması gerekenleri tespit ediyor. Bunu yaparken sadece kendisini ve çalışanlarını değil, müşterilerini, tedarikçilerini ve çevresindeki kitleleri de bu hedefler doğrultusunda dönüştürmeye çalışıyor. Dolayısıyla, Unilever’in KSS felsefesinde ve uygulamasında dönüştürücü ve kalıcı unsurlar var. Bu sürece dahil olan gruplar ve bireyler sistematik bir şekilde eğitim alıyor ve bilinçleniyor. Böylece, bir yandan kendileri bu önemli sürecin aktörleri olurken, diğer yandan başkalarını dönüştürücü roller üstleniyorlar.

Son söz olarak, T. İş Bankası ve Unilever gibi firmaların dünyada ve Türkiye’de artmasını ve kapsayıcı, kalıcı ve dönüştürücü, yani şirketin DNA’sına işlenmiş KSS uygulamalarının yaygınlaşmasını diliyorum. Şirketler ancak bu şekilde uzun vadede kendi menfaatlerinin ve toplumun çıkarlarının uyuştuğu bir geleceğe katkıda bulunabilir. Unilever örneği net bir şekilde gösteriyor ki firmalar açısından sürdürülebilirlik sadece İYİ ve DOĞRU değil, ayrıca KARLI da!

Kategori: Hafta Sonu