Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Pozitif barışın olumlu ekolojik sonuçları

Pozitif barış, barış içinde yaşayan toplumları oluşturan davranış biçimleri ile kurumlar ve yapıların tümüne verdiğimiz isimdir. Bunun yanında negatif barış ise sadece şiddetin ya da şiddet korkusunun olmaması durumu olarak tanımlanabilir. Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün hesapladığı Pozitif Barış İndisi ülkeleri sınıflara ayırıyor. Mesela ülkemiz; Çin, Hindistan, Meksika ve Rusya gibi ülkelerle orta sınıfta yer alıyor. Bu indisin nasıl hesaplandığını açıklamak çok uzun süreceğinden bu noktada ülkelerin pozitif barış bağlamında çok yüksekle çok düşük arasında sıralandığını kabul edelim.

Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün Ekolojik Tehditler 2020 Raporu’na beni götüren şey bu raporda bugünkü ve gelecekteki insan göçlerinin irdelenmesi oldu. Bizim grubun da iklim değişikliği riskleri ve insan göçleri bağlamındaki bir makalesi yakında yayımlanacağından o makaleye eklenebilecek her türlü görüşün kıymetli olacağı düşüncesiyle raporu inceledim. Öncelikle rapor göç konusunda bizim düşündüklerimizi doğrular nitelikte: İnsan göçlerinin en önemli nedeni çevresel tehditler. Bunun yanında çatışmalar çok daha küçük bir yer kaplıyor.

Gelecekte de silahlı çatışmaların yaratacağı tehditler artsa da ekolojik tehditlerle arasındaki oranın sabit kalacağı düşünülüyor. 

Ekolojik tehditleri de su stresi, gıda kısıtları, nüfus baskısı, kuraklık, seller, tropik siklonlar, aşırı sıcaklık, deniz seviyesinde yükselme, kaynak sıkıntısı ve doğal afetler olarak sıralayabiliyoruz. Bu şekilde yaklaştığımızda 2020 yılında dünyada en ciddi şekilde ekolojik tehdit altındaki ülke Afganistan görünüyor. Türkiye ise sadece su stresi ve seller açısından tehdit altında kabul ediliyor.

‘Düşük barış seviyesindeki ülkelerde gıda sıkıntısı daha yaygın’

Gıda sıkıntısı yaşayan nüfusun hangi ülkelerde bulunduğuna bakacak olursak önemli çoğunluğun düşük barış seviyesindeki ülkelerde yaşadığını görüyoruz. Buradan kolayca “barışı öne çıkarak sistemleri kuracak olsalar gıda sıkıntısı da yaşamazlardı” şeklinde basit bir çıkarım yapmamız mümkün, ancak bundan kaçınmamız çok daha doğru çünkü bu noktada ve ileride göstereceğimiz diğer sonuçlarda neyin sebep neyinse sonuç olduğunu ayırt edebilmemiz çok zor. Bu nedenle sebep sonuç ilişkisine girmeden sadece sonuçları göstermekle yetineceğim.

Gıda güvenliği indisinin pozitif barış ile ilişkisini kolayca görebilmek mümkün:

İstatistikte ilk bilmemiz gereken şey korelasyonun bir sebep sonuç ilişkisi doğurmayacağıdır. Burada da pozitif barış açısından daha iyi durumda olan ülkelerin gıda güvenliği açısından da ileride olduklarını görebiliyoruz.

Güvenli içme suyuna sahip olan ülkelerin pozitif barış durumlarına baktığımızda da benzer bir durum gözlemlemek mümkün. Temiz suya erişim yüksek, orta ve neredeyse ortanın üzerinde bir pozitif barış düzeyine sahip ülkelerde barışın sağlanması açısından önemli bir faktör olarak göze çarpmıyor. Ancak özellikle düşük pozitif barış seviyesi ile temiz suya erişimin birlikte görüldüklerini söyleyebiliriz.

Bu raporun en çarpıcı noktasını ise çoğunluğunu iklim felaketlerinin oluşturduğu doğal afetlerin insan üzerindeki etkisinde görebiliyoruz. Çok düşük pozitif barış seviyesindeki ülkelerde bu tür çevresel felaketler daha az görülmesine rağmen bu felaketlerin neden olduğu can kaybı yüksek pozitif barış seviyesindeki ülkelerden birkaç kat daha fazla. Bunu resmi yüksek barış seviyesindeki ülkelerin daha gelişmiş ülkeler olduğu ve bu nedenle de felaketlere karşı daha hazırlıklı oldukları biçiminde yorumlamak mümkün. Ancak bu pozitif barışın temelinde bulunan  davranış biçimleri, kurumlar ve yapıların etkisini göz ardı etmek olacaktır. Özellikle felaket anlarında bireyleri ortak hedefler arkasında birleşmeye yönelten toplumsal davranışlar hem barış hem de böylesi felaket zamanlarında da gerekli olacaktır.

İklim krizi bizleri her geçen gün şiddeti artacak iklim felaketlerine doğru sürüklüyor. Ülkemizde bugün su stresi ve seller dışında bu felaketlerin önemli etkilerini görmüyor olabiliriz ama bizim dışımızdaki bölge ülkeleri bu felaketlerin ağırlığını fazlasıyla hissetmeye başlamış durumdalar. Buradan kolayca çok yakın bir gelecekte bizim de benzer durumlarla karşılaşacağımız sonucunu çıkartabiliriz. Bu felaketlerle başa çıkmanın yolları elbette gerekli uyum önlemleri almaktan geçecektir. Yalnız görüyoruz ki toplumsal pozitif barışı sağlayacak davranış biçimleri ile kurumlar ve yapıların geliştirilmesi de alınması gereken altyapısal uyum önlemleri kadar hepimiz için gereklidir. 

Kategori: Hafta Sonu