Köşe YazılarıManşetYazarlar

Pandemi günlerinde okullar ne zaman açılmalı?

Sanırım Ağustos ayının ilk günleriydi. Bir akşam aniden Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 31 Ağustos’ta okulların açılacağı ilan edildi. Üstelik o güne kadar 31 Ağustos’ta açılacağı iddia edilen okulların hangi koşullarda açılabileceğini ve sağlık risklerinin ne olduğunun toplum önünde tartışmaya bile açılmamıştı. Zaten konu tartışılsa sağlık riskleri nedeniyle 31 Ağustos’ta okulların açılamayacağı net olarak ortaya çıkardı. Sonuç olarak bu tartışma hiç açılmadı ama okullarında açılması 31 Ağustos’tan 21 Eylül’e ertelendi.

Ertelemeye rağmen bu geleceğimizi ilgilendiren önemli konu toplum önünde yine tüm boyutlarıyla tartışılmadı. Şimdi de yapılan açıklamalardan 21 Eylül’deki açılışın da çok sınırlı tutulacağı ve tüm sorumluluğun öğrenci velilerine bırakılacağı anlaşılıyor.

Oysa önümüzde Covid-19 salgınını bizden çok daha iyi kontrol altına alıp ek önlemlerle, sınırlı olarak okullarını tekrar eğitime açan ülkelerin örnekleri var. Bu ülkelerin ortak noktası salgını kontrol altına almış olmaları ve sınıflardaki öğrenci sayısını azaltarak eğitime başlamaları…

İngiltere kümeli eğitim modelini seçti. Öğrenciler sınıflarda küçük kümeler halinde eğitim görecek. Her küme farklı saatlerde okula gelecek, ayrı yerlerde yemeğini yiyecek. İtalya sınıf mevcutlarını azaltırken, tek kişilik sıralara geçti. Eğitime bugün başlıyor. İtalya gibi komşumuz Yunanistan da bugün sayıca azaltılmış sınıflarda eğitime başlıyor. Fransa’da ise ilk ve ortaokullar açıldı. Liseler de bugün açılıyor. Bu ülke hibrit eğitim metodunu seçti. Yani bazı dersler okulda ve sayıca azaltılmış sınıflarda yapılırken bazı dersler ise internet üzerinden canlı olarak sürdürülecek.

İspanya sınıf büyüklüklerinin en fazla yirmi kişi olma kuralını getirirken, İsrail ise mevsimsel avantajını kullanarak sınıfların sürekli pencerelerinin açık olma zorunluluğunu koydu. En önce yüz yüze eğitimi başlatan ülkelerden olan Almanya’da sınıf mevcutları azaltılırken öğrencilere maske kullanımı ve fiziksel mesafeye uyum konusunda sıkı bir eğitim verildi. Öğrenci grupları değişik saatlerde okula geliyor. Okullar da her hafta yapılan kontrollerde tek bir test pozitifliği bile o okulun; hatta o bölgedeki tüm okulların kapatılmasına yol açabiliyor.

Tüm bu ülkelerdeki ortak noktası ise yüz yüze eğitim ile ilgili tüm sorumluluğun devlet tarafından üstlenilmesi… Oysa bizim ülkemizde salgın son bir aydır kontrolden çıkmış durumda ve MEB velilere imzalatmaya çalıştığı taahhütname ile çocuklarımızın karşılaşabilecekleri sağlıkları ile ilgili risklerin sorumluluğunu onların velilerinin üzerine bırakmaya çalışıyor.

Ülkemizdeki Covid-19 salgını ağustos ayının başından bu yana şiddetleniyor. Eylül ayının başından bu yana ise ülkemizde artık salgının kontrolden çıktığı tüm çevrelerce kabul edilen bir gerçek haline geldi. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük rakamlara göre bile yeni tanı alan vaka sayıları düzenli olarak artıyor. Buna karşılık günlük iyileşen hasta sayıları yeni vaka sayısının sürekli gerisinde kalıyor. Sonuçta aktif vaka sayımız sürekli artıyor. Yaz ayları başında onbinlere kadar düşen aktif vaka sayımız bugünlerde 24 binlere ulaştı.

31 Ağustos’a açılmayan okul, 21 Eylül’de niye açılıyor?

Ayrıca başta Türk Tabipleri Birliği (TTB) olmak üzere çeşitli meslek örgütleri ve bilim insanları açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığını, aktif vaka sayısının çok daha fazla olduğunun altını çiziyorlar. Bu durumda MEB’in okulların 31 Ağustos’taki açılma kararını erteleme nedeni, daha da güçlenerek 21 Eylül için de devam ediyor. Üstelik Covid-19 salgını için tüm dünyada bilinen bir gerçek de var: SARS-CoV-2 virüsü çocukların da Covid- 19’a yakalanmasına neden oluyor. Ayrıca çocuklar ev ve çevrelerindeki yetişkinlere virüsü taşıyıp bulaştırabiliyor.

Gözden kaçan diğer bir konu ise okulların mevcut fiziki koşulları ve nasıl dezenfekte edilebileceği konusu. Yüz yüze eğitimi başlatan tüm ülkeler yaz sezonu içinde okullardaki fiziki koşulları küçük öğrenci grupları için hazırlarken ülkemizde ise özellikle MEB bağlı devlet okullarında bu hazırlık yapılmadı. Özel okullar ise bu hazırlığı kısmen yaptı ve bunu reklam kampanyalarında abartılı bir şekilde kullanmaya başladı.

Salgın koşullarına uygun ortam hazırladığı iddia edilen bu okullara eğitim izni verilmesiyse eğitim sistemimizde var olan eşitsizliklerin daha derinleşmesine yol açacak. Özel okullarda yüz yüze eğitime geçen bu çocuklarla internet üzerinden eğitimle yetinmek zorunda kalan çocukların aynı sınav sistemine tabii olması velileri düşündürüyor. Adeta vahşi kapitalizm velileri çocuklarını özel okullara yollamaya zorluyor. Dezenfeksiyon konusu ise hiç gündeme gelmedi ve tartışılmadı. Oysa çocukların az veya çok bulunacağı ortamların nasıl dezenfekte edileceği ve hangi kimyasalların, ne kadar sıklıkta kullanılacağı; bu işlemin hangi kurum tarafından yapılacağı önemli bir konu… Çünkü hepimizin çok iyi bildiği gibi çocuklar dezenfektan kimyasallara karşı yetişkinlerden çok daha fazla duyarlı…

Sonuç olarak milyonlarca veli ve öğrenci okullarda yüz yüze eğitime ara verildiği 18 Mart tarihinden bu yana zor durumda. Çok sayıda aile internet üzerinden yapılan eğitimi çocuklarına takip ettirecek bilgisayar, internet bağlantısı gibi alt yapıdan yoksun. Bu nedenle ev içi ortamlarda veli ile öğrenci arasındaki gerginlik arttı, bazı bölgelerimizde ise özellikle kız öğrencilerin eğitimden koparılarak ev işlerine yöneltildiği biliniyor.

Üstelik uzaktan eğitim hiçbir zaman yüz yüze eğitimin yerini tutmayacağı da bir gerçek. Diğer taraftan salgın kontrol altına alınmadan geçilecek bir yüz yüze eğitimin ise toplum ve insan sağlığı açısından bir risk oluşturduğu, böyle bir durumda günlük vaka sayılarının inanılmaz boyutlarda artacağı da biliniyor. Salgının kontrol altında olduğu ve okullarda bilinen tüm önlemleri alarak geçtiğimiz haftalarda yüz yüze eğitime geçen İspanya’da 11 Eylül tarihi itibarıyla günlük yeni vaka sayısı rekor kırarak 12183’e ulaştı.

Salgının kontrolünü kaybeden ve okullarda koca bir yaz mevsimi boyunca hiçbir alt yapı hazırlığı yapmayan ülkemizde yüz yüze eğitime geçtiğimiz anda karşılaşacağımız tablo bundan daha kötü olacaktır. Bu nedenle MEB tekrar erteleme kararı almaktansa çözümü bu açılışı anasınıfı ve birinci sınıflarla sınırlamakta buldu. Çok geciktiği gerçek çözümleri ise yine tartışmaktan kaçınıyor.

Çözüm için ilk adımda ülkemizde bir an önce salgın kesin olarak kontrol altına alınmalı. Salgın kontrol altına alınmadan okullar açılmamalı. Bu süre içinde çok geciktiğimiz okulların fiziki koşullarının geliştirilmesi, sınıf öğrenci sayılarının azaltılması, öğretmen sayılarının artırılması gibi önlemler alınmalı…

İçinde bulunduğumuz salgının kontrolden çıktığı bugünlerde açılacak okullar günlük yeni vaka sayılarını artırmaktan ve yeni acılara neden olmaktan öteye bir şeye yaramayacaktır.