Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Su ve insan psikolojisi: Anna Maria Genovesi anlatıyor

Bedenimizin büyük kısmını oluşturan, onu besleyen, iyileştiren ve şahlandıran su, ruhumuz için neler yapıyor? Suyla psikolojik durumumuzu iyileştirmek mümkün mü? Açık Radyo’da iki hafta bir yayınlanan Sudan Gelen’e 2 Eylül 2020 tarihinde konuk olan psikolog Anna Maria Genovesi bu ve daha fazla sorunun cevabını veriyor.

Akgün İlhan: Sevgili Anna Maria, istersen önce seni biraz tanıyalım. Neden psikoloji okudun ve bu mesleği yapıyorsun?

Anna Maria Genovesi: İtalyan asıllı bir ailenin kızıyım. Dedelerim 1860 yıllarında Dolmabahçe Sarayı’nda kartonpiyer işlerinde çalışmak üzere İtalya’dan İstanbul’a gelmişler. Tüm hayatım İstanbul’da geçti. 1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra ilaç sektöründe farklı bölümlerde çalıştım. Daha sonra ise eğitmenlik ve danışmanlık yapmaya başladım. Önyargısız iletişimle sağlıklı yaşam, özgüven, stres, kaygı ve endişe ile başa çıkma üzerine eğitim modülleri tasarladım. Bu konulardaki çalışmalarımla topluma değer katmaya ve faydalı olmaya çalışıyorum.

Aİ: Konumuza dönecek olursak, su beynimizin en önemli besini diyebilir miyiz?

AMG: Tabii ki.  Hatta sadece beyin değil, insanı hayata bağlayan en kıymetli zincir de su. O nedenle yeterli oranda su tüketmek çok önemli. Nitelikli su tüketen insanın aktiviteleri de dengeli hale gelir. Su beynin daha üretken ve yaratıcı olmasını sağlar, Düşünme sürecini hızlandırır, zihni canlandırır, tüm beyin fonksiyonlarında bize güç ve enerji verir. Vücuttaki yorgunluk hissi azalır ve zihin makine gibi tıkır tıkır çalışmaya başlar.

Aİ: Peki, su tüketimi insan beynini ve vücudunu bu kadar etkilediğine göre psikolojimizi nasıl etkiliyor? Mesela suyu az veya çok içtiğimizde neler oluyor?

AMG: Psikolojiniz bozulduysa önce su içme alışkanlığınıza bakın. Vücuttaki bütün sistemler organlar, hücreler su olmadan fonksiyonlarını sürdüremez. Erkekte vücut ağırlığının yüzde 60’ı, kadında ise yüzde 50’sini su oluşturur. İnsan beyninin yüzde 95’i ve akciğerlerin yüzde 90’ı sudur. Bu nedenle vücut sıvısının yüzde 2 gibi oranında bir azalma bile hafif yorgunluk, hafızada bozulma ve odaklanmada zorluğa neden olur. Yeterli miktarda su içmek psikolojimize birçok açından destek olur.

Doğru miktarda su, çok derde deva

Mesela su, mutluluk hormonu Serotonin ve diğer nörontrasmitterler’in (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir. Sinir sistemi üzerinde önemli rol oynar. Yeterli miktarda su içen insanın modu daha dinamik olur. Melatonin de dâhil tüm hormonların kilit unsuru olan su, psikolojimizin de sağlıklı olmasını sağlar. Su ayrıca, stres, gerginlik ve depresyon un hafiflemesine de yardımcı olur. Uykuyu düzenleyip daha iyi kalitede bir uyku sağlar. Böylece insanın bilinci dışındaki veriler daha kolay açığa çıkar. Psikolojik olarak daha güvende hisseden kişiler güne daha verimli başlar. Çalışma verimini arttırır ve dikkat aralığını büyütür.

İnsanın vücudunda dehidratasyon yaşadığı anda kullanabileceği bir su deposu yoktur. Vücuda elektriksel enerji sağlayan su, kişinin algılarının da daha açık olmasını sağlar. Su, yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur. Kilo vermemize yardımcı olur ki bu da başlı başına moralimizi yükseltir. Dehidratasyon cinsellik hormonunun üretimini engeller, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir. Su, zihinsel ve bedensel fonksiyonları bütünleştirir; karar verme ve hedef belirleme yetimizi artırır. Kısacası hastalık olarak gördüğümüz, bedensel ve psikolojik etkilerinden zarar gördüğümüz pek çok sorunu doğru miktarda su içerek daha hızlı çözebiliriz.

Aİ: Peki, yeterli miktar dediğimiz doz nedir? Ne kadar su içmeliyiz?

AMG: Aslında azı da fazlası da zarardır suyun. Günlük olarak içmeniz gereken miktar kilomuza, sağlık durumumuza, kullandığımız ilaçlara ve daha pek çok faktöre bağlıdır. Uzmanlar en fazla ne kadar su içilmeli sorusuna yanıt vermeyi tercih etmiyorlar.  O yüzden bu konuda mutlaka doktorunuza danışmanız gerekir. Zira su içmek yaşam için vazgeçilmez olsa da, suyun da zehirli olabileceği bir doz vardır. Yani aşırı su tüketimi bir insanı hasta edebilir ve hatta öldürebilir.

‘Suda doz her şeydir’

Aİ: Su zehirlenmesi nasıl meydana gelir?

AMG: Bu durum, çok miktarda suyun kısa sürede tüketilmesiyle ortaya çıkar. Etkileri kafa karışıklığı, zaman ve mekân karışıklığı, kendini kaybetme ve psikotik etkilerdir. Hatta bu durum, hiponatremi rahatsızlığına kadar varabilir. Hiponatremi aşırı miktarda su içmenin başka bir yan etkisidir. Kanınızdaki sodyumun anormal azalması sonucunu doğurur. Sonuçta su da bir kimyasal maddedir ve onu tek seferde ne kadar ve hangi aralıklarla tükettiğiniz önemlidir. Suda da doz her şeydir!

Mesela kilogram başına 90 gram civarı su tüketen kişi kendini bu riske atar. Örnek olarak vücut ağırlığı 88 kg olan bir insan için 8 litre su içmek  yüzde 50 ihtimalle ölümcül olabilir. Bu miktar arttıkça ölüm riski de artar. Suda doz aşımı takıntılı su içme davranışın sonucu ortaya çıkar. Buna psikolojide Psikojenik Polidipsi diyoruz.  Bu hastalığa genellikle maraton koşucularında rastlanabiliyor. Aşırı su içiminden yüzde 95’i su olan beyin en fazla etkilenen organdır. Beyin şişerek kafatasına, kafatası da beyne baskı yapar. Bu durum, baş ağrısı, kafa karışıklığı, nöbetler, nefes yetersizliği ve hatta ölümle bile sonuçlanabilir.

Aİ: Psikojenik Polidipsi neden ortaya çıkar ve nasıl gelişir? Tedavisi nasıl olur?

AMG: Aslında psikolojik rahatsızlıklara bağlı olarak takıntılı bir şekilde gerektiğinden fazla su tüketimine bağlı ortaya çıkıyor bu hastalık. Hafiften ağıra doğru seyredebilen bir klinik tablo olabilir. Ağır vakalarda mutlaka psikiyatrik tedavi devreye girmelidir. Maalesef bu hastalığa ergenlerde çok sık rastlanabiliyor. Örneğin 15 yaşında lise birinci sınıfa devam eden bir öğrenci fazla kilolarını takıntı yapınca ve buna ergenlik sıkıntıları da eklenince, fazlaca su içerek kilolarından hızla kurtulacağına inanabiliyor.  Aşırı miktarda su içmeye başlayan genç kendini kaybetmeye varacak kadar rahatsızlanabiliyor.

Burada önemli olan ailelerin işler bu aşamaya gelmeden çocuklarını iyi gözlemlemesi ve dikkatli olmaları. Gençlerdeki zayıf kalma isteğinin yeme bozukluğuna ve bu tip takıntılı davranışlara dönüşmeden engellenmesi çok önemli. Bu, az bilinen bir hastalık olmasına rağmen psikiyatrik hastalıklar arasında yüzde 6 ila 20 oranında rastlanıyor.

Geçenlerde okuduğum bir klinik çalışmadan bir örnek daha vereyim.  14 yıldır şizofreni tedavisi gören 39 yaşında bir erkek hastanın saldırganlığı, paranoyak sanrıları, kişisel bakımında düşüşleri ve hayal görmeleri artınca, hasta psikiyatri kliniğine başvurmuş. Babasının belirttiğine göre hastalığının başlangıç döneminde hasta bir televizyon programında su içmenin önemini anlatan bir doktor tavsiyesi sonrası sık sık ve bol miktarda su içmeye başlamış. Hasta ilaçlarını almayı reddediyor ve çok su içerek vücudunda ki zehrin ve ilaçların bu şekilde temizlendiğine inanıyor. Başta da dediğim gibi hem fizyolojimiz hem de psikolojimiz için ne az ne çok, doğru miktarda su çok önemli.

Aİ: Suyu içmenin dışında pek çok ihtiyacımızı karşılamak için kullanıyoruz. İçmek dışında iyi bir ruh sağlığı için sudan başka ne şekillerde yararlanabiliriz?

AMG: Bakın mesela akan su sesi gevşememizi sağlar, stres seviyemizi azaltır ve ruhumuza iyi gelir. Plos One dergisinde yayınlanan bir deneyi paylaşayım. Bu deneyde 60 kadını 3 gruba ayırıyorlar. İlk gruba müzik, ikinci gruba ise su şırıltısı sesi dinlettiriyorlar. Üçüncü grubu ise sessizliğe tabi tutuyorlar. Tükürükten ölçülen stres hormonuna göre su şırıltısı dinleyen grubun daha az stresli olduğu ortaya çıkıyor. Çok çarpıcı değil mi? Başka bir örnek de deniz suyu veya tuzlu suyun rahatlatıcı etkisidir. Kaplıca suları da insan vücuduna faydalı doğal maddeler içerir. Yüksek su sıcaklığıyla virüsler ölür ve oksijenlenmeyi arttırır. Özet olarak sağlıklı miktarda su zayıflamamıza yardımcı olur ve bu beden, ruh ve zihin birlikteliğini sağlar.

‘Su canlıdır’

Aİ: Su sesi rahatlatıcı demiştin. Bununla ilgili yapılmış araştırmalar var mı?

AMG: Tabii var. Dünya yüzeyinin dörtte üçü sularla kaplıdır. İnsan vücudunun da yaklaşık dörtte üçü sudan oluşuyor. Suyun, vücudumuzun sesle titreşimler için bir iletken vazifesi gördüğü yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur. Yani biz sadece kulaklarımızla değil, vücudumuzun her bir hücresindeki suyla da bu titreşimleri duyuyoruz.

Japon bilim insanı Prof. Dr. Masaru Emoto’nun sesin su kristalleri üzerindeki etkilerini incelediği çalışması çok ilginçtir. Çok ses getirmiş ama bilimselliği ispatlanmamış bir çalışma bu. Hatta James Randi adlı illüzyonist kendisine bu iddiasını ispatlaması karşılığı 1 milyon dolar teklif etmişti. Ben bu çalışmayı olumlu düşünmenin önemini vurguladığı için anlatmak isterim.

Emoto’nun Su Kristalleri adlı kitabında 70’ten fazla kristal resmi vardır. Kitapta “Su, cansız bir madde değil, canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su çevresindeki pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir” der. Kitaba konu olan deneyde aynı akarsudan iki kap suyun birine sakin müzik, diğerine kulak tırmalayıcı bir müzik verilmiştir. Sakin müziğe maruz kalan suyun kristalleşme örneğinde desenler simetrik şeklinde iken, diğer cızırtılı ve kötü ritmler verilen suyun kristalleşme örneği karışık desenli olarak bulunmuştur.

Benzer şekilde,  müzik seslerinin insanın kalp atışı ve kan basıncı üzerinde de etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Müzik ne kadar hızlı ise kalbimiz o kadar hızlı, ne kadar yavaşsa kalp da o kadar yavaş atmaktadır. Dolayısıyla daha düşük bir kalp atışı daha az gerilim ve stres demektir. Ayrıca, Julian Treasure adlı girişimci sesin üzerimiz de fizyolojik, psikolojik, davranışsal ve bilişsel etkilerini çalışmış ve kötü seslerin insanın üretkenliğini azalttığını tespit etmiş. Özellikle açık ofis düzeninde çalışan insanların yüzde 66 daha az verimli çalıştığını saptamış.

Tüm bu araştırmalar su sesinin rahatlatıcı etkisine değiniyor. Sağlıklı bir fizyoloji ve psikoloji için su hayatımızda farkına varamadığımız kadar önemli. Doğanın en basit, en etkili, en güvenli, yan etkisiz mucizevî ilacı su desek yanlış olmaz. Su hepimizin daha dengeli, daha sakin, daha dingin ve verimli bir hayat geçirmesi için elzem bir varlık. Acaba biz bunun ne kadar farkındayız?

Aİ: Su yüzyıllar boyu medeniyetlere ilham veren bir varlık da aynı zamanda.

AMG: Evet, Sufilerden Taoistlere kadar her kültüre ilham olagelmiş su. “Su gibi ol azizim” derken ne güzel bir felsefeye değiniyor Sufiler. Taoistlere göre ise suyun bilmemiz gereken üç özelliği vardır.

Bunlardan birincisi tevazudur. İlk bakışta psikolojiyle su arasında bir ilişki görmek zordur. Ancak böyle bir ilişki var ve gerçekten ilham verici. Bir nehir boyunca sakin, akıcı ve uyumlu bir şekilde akan su, etrafında ki toprağı besler. Fakat nehir, su konusunda aç gözlü olduğunda her şey değişir. Yarattığı selin gücü ciddi hasarlara yol açar. Toprağı alıp götürür. Habitatları yok eder, canlıları etkiler.

İkincisi, su fırsatlara karşı dikkatlidir. Hepimiz biliriz, su minicik bir çatlak bulsun hemen yürür, yol alır. Bizler de su gibi olabiliriz yeni bir yola, fırsatı değerlendirir hayatımıza değer katabiliriz. Suyun bu özelliği, bu hayati maddenin ne kadar uyum sağlayıcı olduğunu bize hatırlatır. Su fırsatı kaçırmaz, ilerlemek için şekil, ayar veya pozisyon değiştirmekte asla tereddüt etmez. İstediği yere gitmek için en ufak bir seçenek olduğu sürece su bunu yapacaktır.

Suyun üçüncü özelliği ise korkmadan değişme kabiliyetidir. Su kadar değişime uygun pek az unsur vardır. Belirli bir sıcaklıkta buhar, belirli bir dereceden sonra da buz olur. Su, çevresine uyum göstererek değişmekte tereddüt etmez. Bir vazoya konduğunda onun şeklini alır, kaya aralığında küçük ve önemsiz kalır, okyanusta kocaman olur. Suyun gücü ve karakteri vardır. Doğada uyum sağlamayanlar hayatta kalmaz. Suyun bu ilham verici özelliklerini, sadece bir metafor olarak görmekle kendimizi sınırlandırmamalıyız der Taoistler. Nihayetinde bizler de tabiatın ve suyun parçasıyız.

Ve son olarak sevgili Akgün su felsefesine dair şunları demek isterim. Dağdan akan su en az direnç gösteren yolu seçer akmak için. Önüne kaya çıkarsa mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya. Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi. Bu sefer birikip kayanın üstünden aşar, bu da olmuyorsa sabırla kayayı damla damla delmeye başlar. Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğinde ki sabırdır. Su uyumludur, sürekli bulunduğu yere uyum sağlar ama doğası değişmez.

Doğada da öyle değil midir; uyum sağlayanlar, esnek olanlar hayatta kalır. Su kendini akışa teslim eder. Derler ya su akar yolunu bulur. Su berraktır, şeffaftır, paylaşımcıdır. Canlılığı başlatandır. Su değişimden korkmaz, bazen yağmur, bazen kar, bazen buz, bazen buhar olur, yağmur olur. Ama su hep akar. Akmayan su bulanır, çamurlanmaya başlar. İşte Sufiler bu yüzden der ki “Sen su gibi ak. Her daim yenilen. Her gün yenilen. İki günün aynı olmasın. Dünü dünde bırak bugün yeni şeyler öğren.

Aİ: Ağzına sağlık Anna Maria. Söylenecek söz bırakmadın bana.

AMG: Son bir söz eklemek isterim. Burada konuştuklarımızı sadece ilginç bilgiler oldukları için paylaştım. Teşhis ve tedavi gerektiren durumlar için her zaman uzman doktorunuza başvurmayı unutmayın.

Kategori: Hafta Sonu