Dış Köşe

İnternetimiz uçuyor mu kaçıyor mu? -Füsun Sarp Nebil

2-3 gün evvel Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) evinde internet olmayan öğrenci sayısını 1,5 milyon yani yüzde 10 olarak verdi[1]. Arkasından, TÜİK 2020 yılına ait internet rakamlarını yayınladı. Buna göre nüfusumuzun yüzde 79’u internet kullanıyor ve hanelerin de yüzde 91’inde internet var. TÜİK yetkililerini kutluyorum. “Kaçmakta olan” internet fırsatını “uçuyor” gibi gösterdikleri için. Neden böyle diyoruz açıklayalım.

Önce TÜİK rakamlarını görmeniz için aşağıda veriyorum;

Tablonun eğilimine bakarsanız, pat diye yüzde 10’larda atladığı yıllar da var. Son 3 yılda ise yüzde 5 artıyor. tahminen 2022’de yüzde 100 ve Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023’de yüzde 105 internet kullanımına ulaşacağız. Ölmez sağ kalır ve bir 20 yıl kadar beklersek, yüzde 200’e ulaşmamak için neden yok!

AKP neden şişirilmiş internet rakamları yayınlıyor?

AKP iktidarının ilk günden bu yana olmayan hemen her konuda rakamları, “uçtuk”, “patladık” diye verdiğini gördük. Kendi oy kitlesi olarak ayırdığı yüzde 49-50 civarındaki insan bu laflara inandı. Bir açıdan belki haklıydılar; Türkiye, ondan önceki bilmem kaç on yıldır her konuda sürekli rölantide -mesela sporda- bekler haldeydi. İnsanlar başarıya aç durumdalar (hala öyle, Beşiktaş nasıl kaçırdı yahu).

Ancak geçmişte, şu ya da bu nedenle ve ilaveten rölantiden kurtulma içgüdüsü ile AKP’ye oy verenler, bugün rakamları anlamasalar da durumu biliyorlar. Pahalılığın yükselmesi ile birlikte ekonominin söylendiği gibi olmadığı en matematik bilmeyen tarafından bile farkedildi.

Geleceğe bakarken, önce AKP’nin bozduklarının nasıl düzeleceğini planlamalıyız ama sonra, geçmişin bu rölanti durumunun nedenlerine mutlaka bakmamız lazım geldiğini not edelim. İktidarın, kendisinden önceki 80 yıllık ekonomiyi 18 yıl içinde peyderpey üretimden, ithalata yönlendirmesinin sonuçlarını zamanında öngöremeyen, ama artık yaşadığı için anlamaya başlayan halk, karşısında durumu analiz eden ve çözümleri (projeyi) ortaya koyan alternatif bir yapılanmayı da henüz göremiyor. Eskiler, eski yöntemler (gençlerle ilgili yazımızda anlatmıştık[2]).

AKP de bu rahatlıkla başarısızlıkları örtmeye yönelik olarak tüm rakamlarla oynuyor. İnternet rakamları da bunlardan birisi. İnternet kullanımı gerçekte Afrika ülkeleri ile aynı hizada ama rakamlara bakarsanız sanki uçuyor. TÜİK rakamları üzerine tüy dikiyor.

Düşündük, TÜİK bu rakamları neden şimdi açıkladı?

Muhtemelen Milli Eğitimdeki büyük sorunu gözden kaçırmak yani elinde bilgisayarı ve interneti olmayan çocuklarla yapılan uzaktan eğitim rezaletini örtmek için.

AKP Fatih Projesini beceremedi

Oysa 2010 yılında Fatih projesi önümüze konulduğunda, hepimiz heyecanlanmıştık. Başta Bill Gates olmak üzere tüm satıcılar, entegratörler, operatörler, ama daha çok velilerle öğrenciler. Eğitimde gerçek devrim olabilirdi. Bugünkü salgına da çözümdü.

Projenin en başında hane internet sahipliği çalışıldığını, bu çerçevede kırsal bölgeler için internet yaygınlığı ve kapasitesini arttırmak için evrensel hizmet fonu kapsamında projeler geliştirildiğini de biliyoruz.

Yani kaynak da hazırdı; “Evrensel Hizmet Fonu”[3]. 

Evrensel Hizmet Fonunda 2006’dan bu yana (2020 hariç) 10,5 milyar TL para (faiz hariç) toplanmış ve ancak 3-4 milyar TL’si harcanmıştı. Bu paranın derhal kullanıma açılıp, çocuklara ayrılması olmaz mıydı? Ama bu fon da, aynen deprem parası gibi yok olmuş gözüküyor.

Sonuçta AKP hükümeti Fatih Projesini 10 yılda beceremedi [4]. Şimdi de Uzaktan Eğitimi beceremiyor.

Eğitim-Sen bu eğitime “Acil Eğitim” diyor. Haklılar; “Uzaktan Eğitim” denilen şey bu değil.

AKP Fatih projesini ilgili kanunun öngördüğü ilk 5 yıl yani 2010-2015 arasında da beceremedi. 2015-2020 arasında da. Oysa önemli bir fırsattı ve hele korona gibi bir salgın/afet durumu düşünüldüğünde, çok daha önemli bir fırsatmış.

Ama halen yapılanlar yetersiz… Bu kadar beceriksizliğin de üzerinin örtülmesi lazım. “Uzaktan eğitim” salgın nedeniyle mecbur ama çocukların büyük çoğunluğunun ne bilgisayarı var ne de interneti. Sadece TV’lardan ocak-şubat ayında yayınlanacak videoların çekilmesi şeklinde bir hazırlık var. Ama “eğitim hakkı” çerçevesinde bu çocuklara interneti bedava verecek bir yapı hala yok. Operatörlerden indirim aldıkları gibi “güya” çözüm olan bir şeyler söylüyorlar.

Üstelik korona salgınının yeniden yükseldiği bir döneme girdik. Ne olacağı belirsiz. Okulların fiziksel olarak açılmaması ve en azından bir süre online yürütülmesi söz konusu. Ancak çocukların ben diyeyim yüzde 10, siz deyin yüzde 20 ve abonelik rakamlarının uzantısında gözüken o ki, yüzde 50 çocuğun elinde internet yok, bilgisayar yok.

İşte AKP bu rezaleti TÜİK tarafından açıklanan yüzde 91 evde internet var palavrası ile örtmeye uğraşıyor.

Hanelerin yüzde 90,7’sinde neden internet olamaz?

Peki bu rakam doğru mu? Hani sayın bakanlarımız zaman zaman, dünya listelerinde Afrikalı ülkelerle ya da Pasifik‘teki ada ülkeleri (Trinidad&Tobago gibi) ile aynı seviyelerde internet hızımız olmasını kendilerine göre yorumluyorlar ve yanlış olduğunu söylüyorlar ya, o nedenle bu rakamlara dışarıdan değil, bizzat içeriden verilerle bakalım;

Şimdi başka TÜİK raporlarında yer alan şu hane sayısını veren tabloya bir bakın;

Bu tablonun sol alt köşesine bakınca, Türkiye’de 2019 rakamlarına göre toplam 24,2 milyon hane olduğunu görüyoruz.

Buradan bakarsak TÜİK’in yüzde 90,7 evde internet var rakamı ile ;

24,2 milyon hane x yüzde 90,7 = 21,9 milyon hanede internet mi var?

Tabii ki yok.. Neden yok açıklayalım;

Türkiye’deki hanelerin yüzde 91’inde değil, yüzde 47sinde sabit internet var

Şimdi yeni bir rakama bakalım; Türkiye’de acaba kaç şirket ve bağlı işyeri var?

TUIK’in bir raporuna göre 2019 yılında aktif girişim sayısı 3.228.421.

Şimdi bu girişimlerde, -şirket büyüklüklerine bağlı olarak- internet kullanım oranına bakalım. Aşağıdaki tablo bunu veriyor.

Şimdi bu yukarıdaki 2 tabloyu birbiri ile orantılayalım;

Ortaya ne çıkıyor? Şubeleri hariç (ki bankalar vs düşünülürse o da 200 bin civarıdır), firmaların sabit internet sayısı 3 milyondur.

Peki ülkemizde toplam sabit internet abone sayısı nedir? BTK’nın en son yayınladığı, 2020 yılı ilk çeyrek raporuna bakalım;

Bu tablo özetle bize diyor ki, 2020 İlk çeyrek itibariyle evlere sabit internet miktarı şudur;

Yani Türkiye’de 2020 yılının ilk çeyreğinde toplam sabit abone sayısı 14,3 milyon. Bunun 3 milyonu şirketse, hanelere kalan rakam 11,3 milyondur.

11,3 ise 24,3 milyon evin ancak yüzde 47’sidir.

Şimdi biz fikrimizi söyleyelim.

Türkiye’deki hanelerin yüzde 91’inde değil, en fazla yüzde 47’sinde internet var.

Bu evlerin de kaçında 1-2-5 çocuk var bilmiyoruz. Ama 15 milyon öğrenci nüfusunun, 1 evde 1 çocuk desek bile en iyi ihtimalle yüzde 47’sinin evinde internet var diyebiliriz.

Neden mobil interneti saymıyoruz?

Peki neden TÜİK rakamı bu kadar farklı diyorsanız, açıklayalım. Bu rakamın içine mobil telefonlardan internete erişimi ekliyorlar. O rakamların da ne kadar doğru olduğu ayrı bir yazı konusu. Ama bu yazıda, neden biz mobil interneti öğrencilerin ders için kullanamayacağına bakalım;

Yukarıda verdiğimiz BTK tablosunda, 504 bini mobil bilgisayardan ve 62,4 milyonu mobil cepten internet olduğu belirtiliyor.

Bunları neden internetten saymıyoruz;

  1. Ara sıra, mailinizi ya da sosyal medyadaki mesajlarınızı kontrol etmek dışında, eğitim ya da iş için mobil internet kullanırsanız, kaç para ödersiniz bilginiz var mı?

Ben söyleyeyim; geçen 4 yılda 2 aylığına gittiğim tatillerde mobil internet kullanarak, maillerime ve sosyal medyaya bakmak dışında turk-internet.com sitesine haber girdim ya da girilmiş haberleri edit ederek onayladım. Film filan seyretmedim (öyle bir vaktim yoktu ve sadece güneşlenirken kitaba vakit ayırdım). Aşağı yukarı günlük 3-4 saatlik internet kullandım. Bunun karşılığında ödediğim faturalar -ki önceki yıllardan gelen daha ucuz paketlerim olduğu halde- 150+ TL oldu. 300 TL ödediğim ay da biliyorum. Evine sabit internet alamayan kaç tane aile bu mobil ücretleri eğitim için 7-8 ay üst üste ödeyebilir?

Kullanımı zaten BTK da raporluyor. Bakın sabit internet kullanıcısı ile mobil internet kullanıcısı ortalama kullanımları nasıl? Bu tabloya bakıp, öğrenci evinde ha sabit internet, ha mobil internet var, ikisi aynı şeydir diyebilir misiniz?

2020 ilk çeyrekte sabit abonenin kullanımı 138,6, mobil internet abonesinin kullanımı 7,6 Gbyte. Yani aradaki fark 18 kat. Mobil internet aboneliğini nasıl sabit internet ile birmiş gibi kabul edebilirizki?

  1. Kaldı ki, evinde sabit internet olmayan çocukların muhtemelen sadece babalarında internet var. Çünkü bu çocuklar digital uçurum dediğimiz gelir grubundaki ailelerde yaşıyor. Evde olsa olsa ancak babasının telefonunda internet var. Bu durumda interneti ancak gece kullanabilecek. Bunu “evinde internet var” diye kim sınıflandırıyor acaba? (Bu konudaki haberleri hatırlıyorsunuz)

Yukarıdaki tabloda, 8 bin dolar çevresindeki ortalama gelir ile nerede yer aldığımıza bakın. Bangladeş, Pakistan, Kenya vs. ile aynı düzeyde. Yüzde 91 hanede internet var diye hesaplayan kim ise utansın. Hem gelir düzeyi olarak, hem de internet fiyatlarının pahalılığı ile dijital uçurumun içindeyiz.

  1. Kaldı ki; BTK tablosunda yer alan 504 bini mobil bilgisayardan ve 62,4 milyonu mobil cepten internet sayısının da çoğu çift sayıma girer.

Benim 1 tablet ve 2 cep telefonum var. Şimdi beni 3 internet kullanıcısı olarak mı sayacaksınız. Bir de eşimin cep telefonunu, ilaveten evdeki sabit bağlantıyı sayarsanız, bizim evde 5 kullanıcı mı var?

Ya da bizim gibi olmasa da, çoğu modern çiftin sabit internet + 2 cep telefonu var. Bunları 3 kişi mi sayacağız?

  1. İnternet Kullanımı yüzde 79’muş. Peki Ama o zaman 15-64 yaş gurubundaki tüm insanlar internet mi Kullanıyor?

TÜİK internet kullanımı için de (en yukarıdaki tabloya bakarsanız) insanların ortalama yüzde 79’unun internet kullandığı veriliyor.

Yine TÜİK tablosuna bakalım; 2019 nüfus sayımını 83,2 milyon vermiş. Bu durumda;

83,2 milyon kişi x yüzde 79 = 65,7 milyon kişi internet kullanıyor demektir

İyi de, TÜİK tablosuna göre. 65+ ile 0-14 yaş arası yani interneti olmayan grubunda, toplam 27 milyon yani yüzde 32 insan var. Bunların bir kısmı kullansa, 15-64 yaş arasındaki tüm insanlar internet kullanıyor bile olsa, yüzde 79 rakamı tutmaz, yüzde 68-70 gibi bir rakam ancak olur. O da ne kadar doğru olur acaba?

Yani hem hane sayısı, hem de kullanıcı insan sayısı yanlış. Hane sayısı yüzde 100 şişirmece, kullanıcı sayısı da en az yüzde 15 belki biraz daha fazla şişirilmiş durumda.

Neden şişiriyorlar?

Telekom sektörü 1980’lerde atağa geçti. 1990’larda siyasete bulaştığı için yavaşladı ama 2002 sonrasında AKP iktidarı ve Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanlığı döneminde duraklama ve hatta gerileme dönemine girdi. Her ne kadar cafcaflı rakamlar olsa da, herkes elinde ne olduğunu biliyor, farkında.

AKP bunu önceleri muhtemelen Türk Telekom‘a gelen parayı yatırıma yönlendirmemek için yaptı. Zaten özelleştirme sözleşmesine göre Oger Telekom (OTAŞ) firmasının ne kadar yatırım garantisi verdiğini siyasiler, gazeteciler ve ilgili insanlar defalarca sordu ama cevap verilmedi, ticari sır olduğu söylendi. Oysa Türk Telekom halkın vergileri ve ödemeleri ile gelişmiş bir firmaydı. Halkın öğrenme hakkı vardı.

Ama daha sonra Gezi Parkı, 17/25 aralık filan gelince, AKP interneti geliştirmenin aleyhlerine çalışacağını, yani sansürlemenin daha iyi olacağını farkettiler. Bunu sosyal medya düzenlemeleri sırasında yazdığımız dijital nesiller yazısında da anlattık[2]. Medyayı kontrole alan AKP, interneti kontrole alamayacağı için gelişmesini engelliyor. Dolayısıyla son 10 yıldır internete yatırım yapılmıyor. Olması gerekenin 10’da bir altyapı ile sürünüyoruz.

Dolayısıyla 4.5G mi, 5G mi? Güldürmeyin beni!

Şu anda ülkenin ortalama hızı henüz 3G’ye ulaşmış değil.

Yeni referans teklifler onaylanırsa, internet ve sesli arama 5-6 kat zamlanır, tekel durum son halini alır

Önümüzdeki günlerde bugünleri de mumla arayacağımızı farkedin. Çünkü BTK’ya sunulan yeni “referans teklifler” yani küçük operatörlerin, büyüklerin altyapısını kullanma tarifeleri (ki serbestleşmenin şartlarındandır) bugünün 5-6 katı şeklinde. Bunun anlamı bu tarifeler geçerse, şu anda kullandığımız internet ve telefon ücretleri 5-6 kata çıkacak. Zamanla da küçük operatörler yok olacak ve tekel durumları güçlenecek olan 3 büyük operatör ne istiyorsa onu fiyat olarak önümüze koyacak (bu tarifeleri ayrıca inceleyen bir haber yapıyoruz).

Devletin görevi, eğitim hakkını sağlama almak

Bir zamanlar ortaokulda okuduğumuz Yurttaşlık Bilgisi dersinden de hatırlayın– devlet vatandaşı için vardır. Onun “sağlığı”, “eğitimi”, “güvenliği”, “iş güvenliği” en birinci görevidir.

Bu nedenle eğitim konusunda çok acil önlem alınmalı ve 1,5 milyon ya da 5 milyon çocuğa internetin ücretsiz verilmesi ve bilgisayar temin edilmesi sağlanmalıdır. Aksi durum, eğitimde fırsat eşitsizliği ve eğitim hakkının ihlali anlamına gelecektir. Devlet bunları sağlamak için vardır.

Geçen hafta, korona sonrası eğitimin durumunu ve bu konuyu yetkililer ile konuştuk. Av. Gökhan Candoğan bize eğitim hakkını, Eğitim Sen’den Özgür Bozdoğan, mevcut eğitimin durumunu, Yeditepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yelkin Diker Coşkun ise eğitimde olması gerekenleri anlattı. Bu videoyu da dinlemenizi öneririm.

(Bu yazı ilk kez T24’te yayımlanmıştır.)

Kategori: Dış Köşe