Editörün SeçtikleriHayvan HaklarıManşet

Hayvan barınakları: ‘Bakımevi değil, toplama kampları’

Haber: Eylem Yılmaz

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son zamanlarda açtığı hayvanların öldürülmesine izin veren ihaleler, koronavirüsün hayvanlardan bulaştığına yönelik rivayetlerle sokağa ve barınaklara terk edilen hayvanlar ve her zaman kötü muamele ve ölümlerle gündeme gelen hayvan barınakları… Türkiye’nin karnesi hayvan hakları konusunda da en kötü noktada.

Hayvanlara yönelik şiddet, bakımevleri/barınaklarda da sıklıkta karşı karşıya kaldığımız bir durum. Son olarak Adapazarı Belediyesi’ne bağlı barınaktan çıkarılan ve canlı canlı gömüldükleri görülen video görüntüleri ortaya çıktı. Bir hayvan severin çektiği videoda köpeklerden bazılarının henüz ölmediği ve can çekiştiği görüntüler yer alıyor. Belediye yetkilileriyle yaptığımız görüşmede soruşturma başlatıldığı belirtildi. Ancak ne Belediye Başkanı Mutlu Işıksu ne de yardımcısı telefonlarımıza çıkmadı. Aynı belediye daha önce de barınakta kalan hayvanların açlıktan birbirlerini yediği görüntülerle gündeme gelmiş, bu görüntülerin gerçeği yansıtmadığı açıklaması yapılmıştı.

Türkiye genelinde yaklaşık 250 hayvan bakımevi bulunuyor. Ancak bu alanlar genellikle hayvanların tedavi gördükleri merkezden çok hapsedildikleri bina görevini görüyor. Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Genel Başkanı Avukat Ahmet Kemal Şenpolat ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi  (HAKİM) Koordinatörü Fatma Biltekin ile hem pandemi süresince bakımevlerindeki durumu hem de bakımevleri ve hayvan hakları konusunda yapılması gerekenleri konuştuk. Ayrıca Edremit’te yıllardır bakımevi için mücadele veren Hayvan Hakları Aktivisti Tarkan Kaynar’dan kendi deneyimini dinledik.

‘İnsanlar yoldaşlarını sokağa bırakmaya devam ediyor’

Adapazarı Belediyesi hakkında suç duyurusunda bulunduklarını söyleyen HAYTAP Genel Başkanı Avukat Ahmet Kemal Şenpolat hayvanların karantina sırasında terk edilmesi sorununun da hâlâ devam ettiğini belirtiyor:

Yurtdışındakinden farklı olarak bizdeki hayvan barınakları farklı şekilde etkilendiler. İnsanların yoldaşlarını yangında ilk terk edecek mallar olarak gördüğünü görmüş olduk. Yurtdışında hayvan sahiplenme ne kadar arttıysa bizde de aynı derecede ters yönde etki yaptı. İlk aylarda panik halinde hayvanlarını bıraktıklarını gördük. Ve bu hâlâ devam ediyor. Şu an Bursa’da bir hayvan bakımevindeyim, gözümün önünde dört golden bıraktılar.”

Türkiye’deki hayvan bakımevlerini toplama kampı gibi işlev gördüğünü anlatan Şenpolat mevcut sorunları ise şöyle anlatıyor:

Türkiye’deki bakımevlerinin durumu yetersizden de öte. Bakımevi dediğimiz şeyin içinde bir hayvan hastanesi olması gerekiyor. Veteriner, 7/24 call center ve ambulans hizmeti olması lazım.  Bizdekiler ise çoğu belediyenin gözünde hayvan sevmeyen insanlara hizmet eden toplama merkezleri olarak düşünülüyor. İnsanlar belki eskisi gibi, ‘Hayvanları zehirleyip öldürün’ demiyor, fakat ‘Gözümün önünden kaldırın’ diyorlar. ‘Ben görmeyeyim de nereye giderse gitsin, belediye ya da dernekler bakıyor’ diye bir imaj var. Hâlbuki bakımevleri geçici yerlerdir. Hayvan oraya gelir, tedavisini olur ve yaşadığı yere geri bırakılır. Bu da sadece kedi ve köpek için değildir; sincap, leylek, eşek, at da gelebilir. Bunun bizdeki algılanışı hayvanları istemeyen insanlar için hizmet eden Nazi toplama merkezidir. Bu yüzden insanlar bakımevleri talep etmiyorlar. Hâlbuki talep etseler belediyeler de ona göre bakımevi yapacak. Sivil toplum kuruluşları da ona göre çalışacaklar.

İnsanlar için tedavi gördüğü hastanede kalsın diyebiliyor muyuz? İnsanların tedavilerinin ardından evlerine dönmesi gibi hayvan bakımevlerine giden hayvanların da aynı şekilde geri dönebilmeleri lazım…”

‘Yetkililer sivil toplum kuruluşlarından akıl almak istemiyor’

Belediyelerin hayvan bakımevleri için oluşturduğu bütçe yeterli mi ve bunun kullanım pratiği nasıl diye sorduğumuzda Ahmet Şenpolat’ın yanıtı; “Apartman katı fiyatına betondan hapishaneler yaratmışlar” oluyor. Belediyelerin bu konuda sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmaktan kaçındığını da ekliyor:

“Belediyeler parayı doğru kullanmayı bilmiyor. Bir bakımevi yaptırdığı zaman bunu emin olun çok çok pahalıya yaptırıyor. Mesela, Anadolu’da küçücük bir yeri 300 bin, 400 bin TL’ye yaptırmışlar. Apartman katı fiyatına betondan hapishaneler yaratmışlar. O parayla neredeyse tam teşekküllü bir hastane yaptırabilecekken yapmıyorlar ya da akıllarına gelmiyor. Biz, 600 belediyeye bakımevlerinin nasıl yapılması gerektiğini anlatan DVD yolladık. Ziyaret de ediyoruz. Bir de şöyle bir sorun var; yetkililer sivil toplum kuruluşlarından akıl almak istemiyor. ‘Oraya seçilen benim, benim aklım yeterlidir, benim dediğime uyacaksınız’ diyor. Bu sadece hayvanlar için değil genel olarak da böyle zaten… Bütün sıkıntı da bundan kaynaklanıyor. Bir belediye başkanı her şeyi bilemez. Bunu kabul etmiyorlar.”

“Belediyelere yaptırım getirilmeli”

Hayvan Hakları İzleme Komitesi  (HAKİM) Koordinatörü Fatma Biltekin de pandemide petshop satışlarının arttığını belirtiyor. Biltekin, bakımevleri konusunda belediyelere yaptırım uygulanması gerektiğini vurguluyor:

Zongultak’ta Devrek Barınağı’nın 1 ay önce yeni ameliyat edilmiş bir kedinin anestezi altındayken sokağa bırakıldığını biliyoruz. Barınaklar yıllardır çok kötü… Çok büyük barınaklar yerine ki bunlara toplama kampları diyoruz, hayvanların iyileştirildiği ve aldığı yere geri bırakıldığı, eğer hayvanın ihtiyacı varsa bakımevinde tutulduğu bir işleyiş gerekiyor. Şu an ki toplama kampı haline, hayvanların sokaklardan uzaklaştırılmasına son verilmesini istiyoruz. 5199 sayılı kanundaki 6’ıncı maddenin değişmemesini istiyoruz. Bu madde ‘hayvanı al, kısırlaştır, aşısını yap ve geri bırak’ diyor.

Yıllardır bu maddeyi delmeye çalışıyorlar. Çünkü sokakta hayvan istenmiyor. Bu yüzden bu maddenin değişmemesi için yıllardır mücadele ediyoruz. Belediyelere hiçbir yaptırım gelmiyor. Belediye ihlal yaptığında ceza kesiliyor ve bu belediyenin kasasından ödeniyor yani biz ödüyoruz. Sokak hayvanlarını kısırlaştırıp küpelemesi gerekirken bu işlemi yapmayan belediyeler var. Birbirlerinin sınırlarına hayvan döken belediyeler var. Hayvan anestezi altındayken ormana atabiliyorlar. Küpeli ama hamile hayvan görebilirsiniz. Belediyeler her sene kaç tane hayvan kısırlaştırdığını açıklıyor ama o hayvanlara ne olduğunu bilmiyoruz. Böyle bir veri paylaşılmıyor. Belediyelerin çalışma yönteminin değişmesi gerekiyor. Gönüllülerle çalışmaları lazım. Aynı zamanda bu, yasayla da desteklenmeli. Eğer bir belediye çalışanı bir hayvana zarar verdiyse bunun cezası o belediye çalışanının cebinden çıkmalı, halkın cebinden değil. Belediyelere yaptırım getirilmeli.”

Hayvan hakları aktivistlerinin büyük tepkisine yol açan şehir dışındaki Kısırkaya Barınağı önünde aylarca protestolar gerçekleştirilmişti.

‘Kısırkaya Bakımevi’nin iptal davası kazanıldı ama hala hayvan topluyorlar’

Peki, bakımevlerinde öldürülen ya da kötü muamele ile ilgili şikâyetlerde nasıl bir süreç işliyor? Neler yapılıyor ya da yapılıyor mu?

Fatma Biltekin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ait Kısırkaya Bakımevi’nin kapatılması için iptal davası açtıklarını ve kazanmalarına rağmen uygulanmadığını anlatıyor:

Bakımevinde ölen hayvanlarla ilgili elimizdeki tek şey şu: CİMER üzerinden başvuru yapıyoruz. Şikâyet ediyoruz ama bir şey olmuyor.  Takip edilmiyor. Kısırkaya, İBB’nin rehabilitasyon merkezi. Burasının kapatılması için yıllardır mücadele ediyoruz. İptal davası açtık ve kazandık. Ama o işletme hâlâ hayvan toplamaya devam ediyor. Burayı bir tecrit merkezi olarak tanımlıyoruz. Gönüllülerin gidemeyeceği bir yerde ve içeride ne olduğunu bilmiyoruz. Büyükşehir belediyelerine hiçbir şey yaptırtamıyorsunuz. İlçe belediyeleri az da olsa gönüllülerle çalışabiliyor ama büyükşehir belediyeleriyle çok büyük problem yaşıyoruz. Her zaman, her belediye Hasdal katliamı gibi katliamlar yapıyor. O kadar yaygın ki örnek vermenin sonu yok. Hepsi sokak hayvanlarını yok edilmesi gereken canlılar olarak görüyor.”

Kısırkaya Barınağı.

“Yasaklı ırk” sorununa da dikkat çeken Biltekin, barınakların bazı bölümlerinin bu hayvanlar için gerçekten tecrit merkezi olduğuna ve asla oradan çıkamadıklarına dikkat çekiyor: “Onların tutulduğu yere girmeniz de zor oluyor. Ömür boyu hapse mahkûm ediliyorlar. Bakımevlerine ziyarete gittiğinizde özellikle Kısırkaya’da size nereyi gösterdiklerini bilmiyorsunuz. Çok büyük bir yer. Bazı alanlara alınmıyorsunuz. Birkaç yıl önce Mardin Belediyesi barınağına gidilmişti. Gördüğümüz en kötü barınaklardan biriydi. Merkezden uzaktaki barınaklara çat kapı gittiğinizde durumu net bir şekilde görebiliyoruz ama İstanbul’da Kısırkaya’ya gittiğinizde göremezsiniz, göstermezler.”

‘Hemen her gün bir vukuatla karşı karşıya kalıyorum’

Derneklerin dışında hayvan sever bireyler de sokak hayvanlarının korunması ve kollanması çabalarında pek çok sorunla boğuşuyor. İğne ile kuyu kazmaya çalışan hayvan severlerin kendi çabalarıyla kurdukları kulübelerin yıkılıp yakıldığı, bakımını sağladıkları hayvanların çevredeki insanların şikayetiyle toplatılıp bilinmeze götürülmesi vakayi adliyeden. Edremit’te yaşayan Tarkan Kaynar da bu kişilerden biri.Yıllardır orada verdiği mücadeleyi ve tatile gelenlerle yaşananları şöyle anlatıyor:

“Edremit başta olmak üzere Kuzey Ege uzun yıllardır sokak hayvanlarının en çok bulunduğu bölge. Bunun tek nedeni ciddiyetle kısırlaştırma yapılmamış olması. Sokak hayvanları yerel yönetimlerin seçim öncesi en önemli oy kaynaklarından biridir. Her seçim öncesi adaylar sokak hayvanları adına vaatlerde bulunur, koltuğa geçilince bu sözler bir dahaki seçime kadar rafa kaldırılır. 10 yıldır Edremit’te sokak hayvanları adına çalışmalar yapıyorum. İlk defa şu anki belediyenin olumlu çalışmalar yaptığını gördüm. Daha önceki belediye döneminde Alman bir grupla işletilen barınakta büyük paraların döndüğünü hep duyardık. Şimdiki başkan gelir gelmez bu şaibeli barınağı kapattı. Şu anda da belediyeye ait bir kısırlaştırma merkezinin olmaması önemli bir eksiklik.”

Belediyenin köpek nüfusundaki artışın üremeden çok dışarıdan gelenlerin bırakıp gittiği hayvanlar yüzünden olduğunu düşündüğünü kaydeden Kaynar, durumun bunun tam eksi olduğunu; yıl içinde sokağa bırakılan 2-3 köpek olurken, kısırlaştırılmamış köpeklerin yılda en az ikişer kez ve altışer yedişer yavru doğurduğunu söylüyor. 

 Edremit Belediyesi’nin pandemi sürecinde iyi bir sınav verdiğini de anlatan her yere mamalar konduğunu, hayvanların sokağa çıkma yasağı sayesinde insan şiddetine daha az maruz kaldığına vurgu yapıyor: “ Atlar sokaklara yayıldı, inekler parklarda otladılar, derelerde tekrar kurbağa sesleri duyuldu, kuş sürüleri tekrar geldiler, cıvıl cıvıl idiler. Doğa insansız haliyle resmen hayata döndü. O dönemde onlarca görüntü çektim bu durumu ispatlayacak…  Bölgemiz bir turizm bölgesi. Yazın gelmesi ve sokağa çıkma yasağının kalkması ile binlerce insan ilçemize geldi. Bunların arasından metropol lüksünü sürdürmek isteyen, hayvandan nefret eden yüzlerce insan çıktı. Sokakta at görünce, horoz sesi duyunca belediyeye şikâyet eden şuursuzlarla doldu ilçe. Ben şahsen hemen her gün bir vukuatla karşı karşıya kalıyorum ve yazın biran önce bitmesini, sokağa çıkma yasaklarının da tekrar geri gelmesini istiyorum. Kuş cıvıltısı, köpek havlaması araç sesinden çok daha önemli benim için.”

Dostlarını terk etmeyenler 

Öte yandan dostlarını bakımevlerine ya da sokağa terk etmeyenler de var. Ekonomik olarak herkesi zorlayan pandemide dostlarının bakım masraflarıyla nasıl baş ettiklerini, onlarla neler yaşadıklarını anlattılar. Koronavirüsün onlardan bulaştığı rivayetine asla inanmamışlar.

Tiyatro Eğitmeni Hanife Çifçi; “Kedilerimin mamasını bir arkadaşım, köpeğimin mamasını başka bir arkadaşım, iç dış parazit ilaçları için başka bir arkadaşım destek verdi.  Asla ve asla bırakmayı düşünmedim. Önceliğim onlar” diye anlatıyor.

Fotoğrafçı Eray Beyazıt şunları söylüyor: “Bir köpeğim var ismi Mey. 27 Mart’ta sekiz tane de yavrusu oldu. Pandemiyi fırsata çevirip onlarla ilgilenme, sahiplendirme şansım oldu. Mamasını alamayacak duruma gelmedim, önceliğim onlardı. Bir canlı düşün, aç ama sana ‘acıktım’ diyemiyor. Bir yeri ağrıyor sana derdini söyleyemiyor. Anlamak zorundayız. Onların dili olmak zorundayız. Köpeğini, kedisini bırakanlar için empati yapmak yerine bırakılan hayvan için empati yapıyorum istemsizce. Eylemi akli selim bir insanoğlu yapıyor ve bu kesinlikle affedilemez.”

Karantina sırasında sokağa terk edilen bir kediyi sahiplenen Erdoğan Çakar ise hikayelerini şöyle anlatıyor: “Pandemi sürecinde, bir sabah kapının arkasında tıkırtı sesi duydum. Kapıyı açtığımda çok güzel bir kediyle karşılaştım. Kırmızı, alnı beyaz bir kedi. Kendisine güzel bir ziyafet hazırladım. Evcil olduğu kesin. Muhtemel en sokağa atılmış. Her gün aynı saatte apartmanın beşinci katına gelip, kapıya patileriyle vurarak yemeğini istiyor. Böylece ailemize katılmış oldu.”

Yasa halen rafta

24 Haziran 2004 tarihli ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanları korumak için yetersiz. Bu nedenle de Meclis’te kurulan ve hayvan hakları örgütlerinin temsilcilerinin de katılım gösterdiği araştırma komisyonu, Mayıs 2019’dan beri yaptığı çalışmalar sonucu toplam 50 maddelik raporunu geçtiğimiz ocak ayında Meclis Genel Kurulu ile paylaşmıştı. Tüm partilerin ortak imzasıyla Meclis’e getirilen tasarı halen gündeme alınmadı. 

Taslakta, 5199 Sayılı kanunun adının ‘Hayvan Hakları Kanunu’ olarak değiştirilmesi, hayvanların mal ya da eşya değil, can taşıyan duygulu varlıklar olarak kabul edilmesi, sahipli-sahipsiz hayvan ayrımına son verilmesi, yaygın kısırlaştırma yapılması, belediyelere hayvanların korunmasına yönelik faaliyetler için bütçe ayrılması, üzerine kayıtlı hayvanını sokağa terk eden kişilere ciddi yaptırımlar getirilmesi gibi maddeler yer alıyor.  

Kanun taslağında barınak adıyla bilinen geçici bakımevleriyle ilgili öneriler de şöyle: Hayvanların nitelikli sağlık hizmeti alabileceği bir işleyiş kurgusuyla oluşturulmalı. Bakımevi bünyesinde yer alacak kliniklerin teknik koşulları Bakanlıkça belirlenmeli, mevzuatı hazırlanmalı. Geçici bakımevleri;

  • Geçici süreli barınak
  • Düşkün hayvanlar birimi
  • Klinik/kısırlaştırma birimi
  • Karantina birimi ve
  • Sahiplendirme biriminden oluşmalı.

Buralarda çalışan personelin sayısı artırılmalı, nitelikli hizmet içi eğitimden geçirilmeli.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yasal düzenleme yapılana kadar AKP’li belediyelerin uyarılmasını ve bu konuya özen göstermelerini istemiş “Başkanlar, bu konuda üzerlerine ne düşüyorsa yerine getirsin hayvan barınakları ve hayvanların korunması konusunda gereken neyse yapılsın. Veterinerlik hizmetlerinin verilmesi gerekir. Buna ilişkin tüm altyapıyı oluştursunlar” şeklinde konuşmuştu.

Ne yapabilirsiniz?

Sahipsiz ya da sahipleri tarafından sokağa terk edilmiş hayvanların sorumluluğu insanlara aittir. Onların da duyguları olduğunu unutmadan hareket etmek gerekiyor. Toplatılmaları için belediyeleri aramak yerinde çevreye su dolu kaplar ve mamalar bırakabilir, düzgün çalışan bakımevlerine ve bu alanda faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarına bağış yapabilirsiniz. Daha iyisi barınaklardan bir hayvan sahiplenerek, onun ailesi olabilirsiniz. Hiç birini yapamayan bakımevlerine giderek hayvanlarla birkaç saatini geçirebilir, onların mutlu olmasını sağlayabilir. Son olarak “türcü” olmayı bırakabilir, hayvanların doğal haklarına saygılı olup onlarla eşitlik temelinde bir ilişki kurmayı deneyebilirsiniz.