HaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Pandemi, post pandemi, ekolojik krizler ve çözüm önerileri- Aygül Akkuş*

Sürdürülebilirlik kavramı ulusal ve uluslararası çevre politikalarında önemli ölçüde yer alsa da doğa koruma ile ekonomik büyümenin eş zamanlı olarak gerçekleştirilemediğini söylemek mümkün. Son zamanlarda sera gazı emisyonlarının ve hava kirliliğinin azaldığına dair pek çok veri paylaşılıyor.

Carbon Brief’in araştırmasına göre, günlük insan aktiviteleri nedeniyle oluşan karbon emisyonlarının 2019 seviyelerine kıyasla  yüzde 8,6 oranında azaldığı tahmin ediliyor. Bu durum planlı ve ortak alınan bir karar doğrultusunda sağlanmadı elbette ancak önümüzdeki on yıl boyunca emisyonlarda  yüzde 8 oranında azalma sağlanırsa Paris Anlaşması kapsamında istenilen küresel ısınmayı 1,5 °C’de sabitleme isteği gerçekleşebilecek.

Pandeminin bize öğrettikleri

Pandemi sürecinde yaşanan karbon emisyonlarının azalması durumunun geçici olduğunun ve dünyada sosyal izolasyon tamamlanıp yeniden gündelik yaşama dönüldüğü takdirde ekolojik duyarlılığın yeniden ikinci planda kalacağının kabul edilmesi gerekir.

Bu nedenle yazının amacı, bu süreçte ve sonrasında gerçekleştirilebilecek çevreye yönelik uluslararası politikaların pandemi sürecinden dersler çıkarılarak devam ettirilmesinin gerekli olması. Her ne kadar pandemi süreci sağlık kapsamında ele alınsa da, bu süreçten çıkarabileceğimiz ekonomik, sosyal, politik ve ekolojik dersler mevcut.

Yaşanan ekonomik ve sosyal yaşamdaki izolasyon neticesinde bazı sektörler üretimlerine gelecekte talep olması düşüncesiyle devam ederken, bazı sektörler üretimlerini durdurdu. Turizm, ulaşım gibi sektörlerde emisyonların azalmasını, sınırların kapanması ve zorunlu olmadıkça evden çıkmama çağrıları ile oluşan hareketsizliğe borçluyuz.

Fotoğraf: NYT

Devletler kriz durumlarına hazır değil

Öncelikle bu süreçte devletlerin herhangi bir kriz durumuna pek de hazır olmadıklarını gördük. Kriz durumunda kurumsal yapıların krizi kaldırabilecek kapasitede olup olmadığı, ekonomik olarak devletlerin ve özel sektörün bu duruma hazırlıklı olup olmadıkları bir kez daha ve önemli oranda pekiştirilmiş oldu.

Krize hazırlıksız olmanın birinci bulgusu istihdam alanında ortaya çıktı. Devletler ve özel sektör bu sürece dirençli olmadığında, Türkiye örneğinden de görülebileceği gibi, pek çok kişi işsiz kalmış, işsiz kalmayan ancak ücretli izin alamayan pek çok kesim de pandemi koşullarında çalışmak zorunda kaldı. Bu süreçte, var olan yapısal çatlaklar daha da derinleşerek devletlerin gündelik yaşamdaki herhangi bir değişiklikte ekonomik ve politik olarak esnek ve dayanıklı olmalarını zorunlu kıldı.

İkinci bulgu, bir kez daha ortaya çıktı ki, tıpkı çevresel felaketlerde olduğu gibi onarma maliyeti, hâlihazırda dirençli bir yapıya sahip olmaktan çok daha maliyetli.

Üçüncü bulgu olarak ise pek çok konuda olduğu gibi bu süreçten en çok etkilenen kesimlerin yoksul, dezavantajlı ve savunmasız kesimler olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Bireysel çabalar yeterli değil

Tüm bu yaşananlardan hareketle, bireysel çabaların sınırlı olduğu ve sorunların çözümünde yetersiz kalacağı, bu nedenle, kriz ve felaketlerin ancak belirlenecek ortak kararlar doğrultusunda küresel işbirliği ve koordinasyonla çözülebileceğini söyleyebiliriz.

Pandemi süresince de görüldüğü gibi, küresel işbirliği ile krize hızlı müdahale edilmesi ve hükümetlerin bu konuda ortak hareket etmeleri krizin ortaya çıkan ya da çıkabilecek olan sosyo-ekonomik ve ekolojik sonuçlarını daha hafif atlatabilmeyi sağlayacak.

Sıfır karbona geçmenin tam zamanı

Küresel salgın gibi beklenmeyen durumların aynı zamanda iklim krizi sonucunda yaşanabilecek afetler için de söz konusu olabileceği açık. Bu nedenle, sürecin yaşanan sıkıntılar/zorluklar doğrultusunda iklim kriziyle baş edebilmenin ön hazırlığı olarak görülerek sıfır karbon emisyonu uygulamalarına geçmenin tam da zamanı. Çünkü yaşanan salgın hastalıklar ekolojik sorunlardan bağımsız olarak görülmemeli aynı zamanda çevreye duyarlı politikaların hayata geçirilmesinde yol gösterici nitelikte olmalı.

Bu noktada, bireylere, hükümetlere, özel sektöre ve STK’lara önemli görevler düşüyor. Kısa vadede ekonomik kaybın giderilmesine yönelik adımlar atılacağı ve ekolojik sorunları arka plana itileceği gerçekliğini korusa da, uzun vadede benzer sorunlarla tekrar karşılaşmamak için gerekli politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.

Enerjide dönüşüm

Bilindiği gibi pandemi sürecinde ekonomik faaliyetlerin azalmasıyla petrol, doğalgaz ve kömüre olan talep azalmış ve fosil yakıtların herhangi bir devlet teşviki olmadan devamlılığının sağlanabilmesi güçleşti. Yenilenebilir enerjinin bu tür kriz durumlarında daha şanslı konumda olduğu görülmeli ve enerji sistemi, hükümet politikaları ve bireysel davranış ve taleplerin bu doğrultuda dönüşmesi sağlanmalı. Bu durum, ekolojik olarak kazanım olacağı gibi sosyo-ekonomik açıdan da daha dirençli hale gelmeyi beraberinde getirecek.

Pek çok ülke bu yüzyıl ortasında sıfır karbon emisyonu hedefleyip ve kömür yatırımlarından kademeli olarak çekilmeyi taahhüt ediyor. İklim krizi için acilen planlı hazırlıklara girişilmesi bir zorunluluk. İklim politikalarının yanı sıra, tarım politikalarının da gıda güvenliği ve gıda bağımsızlığı göz önünde bulundurularak yeniden ele alınması gerekir.

Gıdada yerelleşme

Özellikle gıda gibi temel ihtiyaçların üretimi uluslararası işbölümü çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Yani her ülke belli başlı birkaç gıda maddesi üretip üretilmeyen maddeler başka ülkelerden satın alınıyor, üretilen maddeler ise ihraç ediliyor. Hal böyle olunca, küresel tedarik zincirlerinin pandemi sonucunda kırılmasıyla hâlihazırda tartışmalı olan gıda hakkı, gıda bağımsızlığı ve gıda güvenliği iyice tehlikeye girmiş durumda.

Saklı su** ticaretinin küresel çapta yoğunlaştığı ve bunun yüzde 80’inin tarımsal ürünler üzerinden gerçekleştirildiği düşünüldüğünde de uluslararası işbölümünün ne derece yaygın olduğu görülüyor. Dolayısıyla bu üretim biçimiyle yürütülen tarım faaliyetleri herhangi bir kriz durumunda en temel ihtiyaçlardan biri olan gıdaya erişimde zorluklar yaratıyor.

Bilindiği gibi, pandemi sürecinde yaşanan aksaklık küresel tedarik zincirlerini kırdı ve yerel üretimin önemi bir kez daha ortaya çıktı. Bu nedenle, pandemi sürecinden çıkarılabilecek ve sonrasında uygulamaya konulabilecek politik kararlardan bir tanesi de gıdada yerelleşme ve tarladan sofraya uygulamalarının hayata geçirilmesi olmalı.

Gıda bağımsızlığı, gerek en temel ihtiyaçlardan biri olan gıdaya erişim hakkı bağlamında gerek gıda güvenliğinin sağlanması kapsamında oldukça önemli bir kavram. Ulusal ölçekte oluşturulacak yasalar ve tarıma yönelik devlet teşvikleri sayesinde tarımsal üretim faaliyetleri ve yerinde üretim-tüketim canlandırılabilir. Böylece, gıdaların dayanıklılığını artırmak için kullanılan kimyasal yöntemlere gereksinim olmayacak ve paketleme, taşıma gibi karbon emisyonuna yol açan ekolojik maliyet, aynı zamanda bu faaliyetlerden doğan ekstra ekonomik maliyet de ortadan kaldırılmış olur.

Başka krizler kapıda

Salgının yarattığı sonuçlar göz önüne alınarak, ekolojik, ekonomik ve sosyal faktörlerin bir arada çözümlenebildiği yeni politikalar oluşturmaya ihtiyacımız olduğu açıkça ortada.

Küresel işbirliği ve devletlerin ortak oluşturulacakları politikalar ve kararlar doğrultusunda pandemi sürecinde yaşanan kırılganlıkların, eksikliklerin giderilmesi; on yıllar boyunca katlanarak etkisini gösteren ve daha fazla gösterecek olan iklim krizi, gıda krizi, su krizi gibi pek çok felaketten en az hasarla kurtulabilmenin gereği.

*Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi- Kentleşme ve Çevre Sorunları A.B.D. Doktora Öğrencisi

** “Sanal su” olarak Türkçeye çevrilmiştir. Sanal, TDK sözlüğüne göre, gerçekte yeri olmayıp zihinde tasarlanan, mevhum, farazi; saklı ise saklanmış olan anlamına gelmektedir. Ürünlerin üretiminde halihazırda var olan su kullanıldığı için “sanal su” yerine “saklı su” kavramı önerilmiştir.

Saklı su: Tarımsal, hayvansal veya endüstriyel bir gıdanın ya da ürünün üretim sürecinde kullanılan toplam su miktarı, saklı su ticareti ise, bir ülkenin su kaynaklarının kullanılarak üretilen gıda ya da ürünlerin ithalat veya ihracatıdır.

Kategori: Haftasonu