Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Gelişmekte olan ülke çocukları için toksik tehdit: Kurşun

Kurşun, çevremizde her yerinde bulunabilir. Hava, toprak, su ve hatta evlerimizin içinde (mobilyalar). Çevrede doğal olarak bulunmasının maruz kalmamız üzerindeki etkisi yok denecek kadar az olmasına karşın asıl sorun  kurşun kullanımının yarattığı etkide ortaya çıkar. Kurşuna maruziyetimizin büyük kısmı, şimdilerde olmayan ancak geçmişte yaygın olarak kullanılan kurşunlu benzin kullanımı, kömürlü termik santraller, bazı endüstriyel tesis türleri (akü vb ürünlerin üretim ve geri dönüşümünün yapıldığı tesisler), PVC plastik üretimi kullanımı ve bertarafı, geçmişte evlerde kullanılan kurşun bazlı boyalar olmak üzere, fosil yakıtların kullanılması gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanır. 

İnsan vücudunda birikim yapabilen kurşun, sağlığı tehdit eden boyutlara ulaşabilmekte, ayrıca vücudumuzdaki birçok önemli enzimi baskılayabilmektedir. Bunun yanında hayatın erken dönemlerinde maruz kalınmaya başlanırsa, ilerleyen yaşlarda artarak ortaya çıkan birçok olumsuz sağlık sonuçlarına yol açabileceği; özellikle nörolojik sorunlar başta olmak üzere birçok gelişimsel sorunlara neden olabileceği bilinmektedir. 

‘Kabul edilebilir’ bir limit yok

Kurşun maruziyeti, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, vahşi kapitalist üretim sistemi nedeniyle ciddi bir sorundur. Yeterli ve etkili halk sağlığı/çevre sağlığı yönetimi olmayan bu ülkelerde, üretiminde ya da kullanımında bir şekilde kurşun salan ya da içeren ciddi endüstriyel faaliyetler sürdürülmekte, bunun ve daha birçok faktörün de yardımıyla maruz kalınan su toprak ve hava aracılığıyla önemli miktarda kurşun, çocuklar başta olmak üzere tüm insanlara ve diğer canlılara geçmektedir.

Geçtiğimiz günlerde UNICEF ve Pure Earth adlı iki organizasyonun ortak çalışmasıyla ortaya konan bir rapor, kurşun maruziyetine uğrayan çocuklarının sayısının 800 milyonu aştığını tahmin ediyor. Üstelik kandaki kurşun oranları, kabul edilebilir en üst limit olan 5 µg/dL’nin üstünde!

Amerika Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC), çocuklar için zehirli kabul edilen kandaki kurşun miktarı sınırını 1970’lerde 60 µg/dL’den 40 µg/dL’ye, 1980’lerde 25 µg/dL’ye, 1990’larda ise 10 µg/dL’ye kadar indirmişti. Bugün ise artık çocuk ve gebeler için kabul edilebilir bir sınır değer bulunmuyor.  Bu nedenle olması gereken ideal değer ‘0’ olarak kabul edilmekte. Yani belirlenen 5 µg/dl kan-kurşun düzeyi üst limit olarak tanımlanmış olsa da bunun altındaki değerlerde bir sıkıntı olmayacağı anlamı çıkarılması mümkün değil. Bu durum, tehdidin boyutunu daha da artırıyor. Zira, aktif koruyucu önleme acilen ihtiyaç duyan 800 milyon çocuk sayısına 5 µg/dl kan-kurşun seviyesinin altındakiler de eklendiğinde, sayının çok daha büyüyeceği aşikar. 

Rapor kurşuna maruziyetin hangi miktarlarda ne tür sağlık sorunları yarattığını aşağıdaki tablodaki şekilde özetlemiş.

Tablodan da anlaşılacağı üzere her türlü kan- kurşun seviyesi ciddi problemlere neden olabiliyor.  CDC kan-kurşun seviyesi ile ilgili olarak aşağıdaki önemli tespiti yapıyor: 

Çocuklarda güvenli kan kurşun seviyesinden bahsedilemez. Çünkü kandaki düşük kurşun seviyelerinin bile IQ’yu, dikkat etme yeteneğini ve akademik başarıyı etkilediği birçok çalışma ile gösterilmiştir. Kurşuna maruz kalmanın etkileri ne yazık ki düzeltilemez. Bu etkilerin geri döndürülemez gibi göründüğüne dair kanıtlarla birlikte, zararlı etkileri olmayan tanımlanmış bir kan-kurşun seviyesinin olmaması, birincil önlemenin yani maruziyeti engellemenin kritik önemini ortaya çıkartmaktadır”

Bu tespit bile tek başına kurşuna maruziyetin en düşük seviyelerde bile ne derece tehdit yarattığını ortaya koymakta. Ancak ne yazık ki gelişmekte olan ülkeler ve hatta Türkiye gibi kâğıt üzerinde gelişmiş ülkeler, ekonomiyi, çevre ve sağlıktan daha çok önemsedikleri için söz konusu maruziyetin önlenemez hale gelmesine neden oluyor. Termik santral ısrarı ve endüstri sahalarının kontrolsüzlüğü, organize sanayi bölgelerinin yaygınlığı bu durumun göstergesi. 

Termik santraller ve geri dönüşüm sektörü büyük risk  

Yapıcı ve arkadaşları tarafından 2006 yılında yapılan bir çalışma bu endüstri faaliyetlerinin yakınlarında yaşayanların kurşuna olan maruziyetinin düzeyini anlamamıza yardım olacak niteliktedir. Bu çalışma durumun ülkemizde de ne kadar vahim bir halde olduğunu ortaya koymaya yetecek nitelikte. Çalışmada, Muğla’nın Yatağan ilçesindeki kömüre dayalı üretimin, çocukların kan-kurşun seviyelerine etkisini belirlemiş ve incelenen çocukların %95.7’sinin 10 μg/dL’den daha yüksek kan-kurşun seviyesine sahip olduklarını ortaya konulmuştu. Bu; benzer şekilde kömürlü termik santralleri ya da kömür üretim sahaları bulunan Adana, Eskişehir, Maraş, Zonguldak ve daha birçok yerde, benzer bir tablonun olduğunun işaretlerini veriyor. 

Mesele aslında sadece kömürlü endüstriyel faaliyetle sınırlı değil. Diğer endüstriyel faaliyetlerin de kurşuna olan maruziyeti arttırdığına dair birçok çalışma mevcut. Örneğin geri dönüşüm sektörü de bu maruziyetin meydana gelmesinin ana kaynaklarından biri. Bu sektörde  çocuk işçiliğinin de yaygın olduğu biliniyor. Ayrıca mutlaka o faaliyetin yapıldığı alanın hemen dibinde yaşamaya da gerek yok. Örneğin bu faaliyetlerden dolayı ortaya çıkan kurşun ile kirlenmiş yeraltı ve yer üstü suları ile bir şekilde temas ettiğinizde de kurşundan nasibinizi alabiliyorsunuz. Ya da tükettiğiniz ürünler bir şekilde kurşunlu bir içeriğe maruz kalmışsa siz de o gıda üzerinden kurşuna maruz kalabiliyorsunuz.

Gerek UNICEF’in raporu gerekse de birçok akademik çalışma, kurşuna maruziyetin üst sınırının üstünde kurşuna maruz kalmış olan çocuk sayısının, küresel olarak tüm çocukların üçte birinden fazla olduğunu ortaya koyuyor. Bu da gelecek nesillerin ortaya çıkabilecek pek çok sağlık problemleriyle baş başa kalacağını gösteriyor. İşte bu bile ekonominin öncelenmesinin, kapitalizmin doğası gereği, gerek insanın gerekse de diğer canlıların daha problemli bir gelecekle yüz yüze kalacağının işareti.

Kategori: Hafta Sonu