İklim KriziManşetSivil Toplum

İklim aktivistleri: Başarı neden polis şiddetini sonlandırmaya bağlı?

Yazan: Dany Sigwalt

Yeşil Gazete için çeviren: Hande Yetkin

*

Hükümet görevlilerinin senede yüzlerce insanı katledebildiği, sisteminse olanlara karşı bütünüyle hesap veremediği bir dünyada yaşıyoruz. Kriz milyarderlere -insanlardan ve hatta gezegenden- daha fazla kazanç elde etme fırsatı tanıdığı zaman aynı hükümetin iklim değişikliğine karşı sorumluluk üstlenmesini nasıl bekleyebiliriz?

İklim konusunda kazançlı çıkabilmemiz adına, kölelikten bu yana işlevsel açıdan pek bir değişiklik göstermemiş güç mekanizmalarını yeniden keşfetmemiz; ekonomi sistemimizi geçmişimizdeki sömürgecilik, kölelik, soykırım ve şiddet miraslarından arındırmamız; ülkemizi kurtuluş, özgürlük, özerklik ve adalete teşvik etmemiz gerekiyor.

Polis şiddeti beni iklim değişikliğinden daha fazla ürkütüyor. İklim değişikliğine yönelik çalışmalar yapan bir organizasyonun yönetim ortağıyım ve polis şiddeti beni dehşete düşürdüğünden, bu politik momentumla  nasıl başa çıkacağımı bilememek beni felç ediyor. Ailemin can güvenliğinin devletin ellerinde olduğunu düşünerek endişelenmediğim bir günüm bile geçmiyor. Eşim rastgele bir günde oğlumuzu gündüz bakımından alıp eve getirirken kenara çekilebiliriz (#PhilandoCastile). Biri, on iki yaşındaki kuzenim apartmanının ön bahçesinde oyun oynadığı için polise haber verebilir (#TamirRice). Polislerin evimde yaşamayan birini basmak üzere gecenin bir yarısı evime dalabileceğinden ve beni vurabileceğinden korkuyorum (#BreonnaTaylor). İnsanların iklim hareketinin temsilcisi olarak gördüğü kimilerinin aksine, ben hem #iklimkaygısı hem de #poliskaygısı’na karşı verdiğim mücadelenin yükünü omuzlamak zorundayım.

Bizi zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak zorlayan karmaşık, sıkıntılı bir süreç deneyimliyoruz. Hiçbir zaman bu ülkenin kusursuz olduğunu düşünmemekle birlikte, pek çoğunuz gibi ben de bir şeyleri “doğru” yaptığım takdirde bir nebze güvende olduğuma inanarak büyüdüm. Üniversiteye gittiğim, çok çalıştığım; heteroseksüellerin, cis bireylerin, beyazların dünyasına “doğru” biçimde uyum gösterdiğim takdirde hayatımın kalanını makul ölçüde güven ve istikrar içerisinde geçirebileceğimi umuyordum. Jim Crow’un maruz kaldığı ırkçılığa birinci elden tanıklık eden Amerikalı kölelerin torunlarının yetiştirdiği biri olarak söylüyorum, bu tarz bir istikrar vizyonu bizim için hakikaten cezbedici; ancak bunun gibi haftalar bana, istikrar vizyonunun bu ülkenin mevcut sisteminde siyah, queer kadınlar için asla bir gerçeklik olmadığını ve olamayacağını hatırlatıyor.

Instagram’da, çeşitli ölçeklerdeki iklim organizasyonlarının destek beyanlarını görmek cesaret verici. Bir an için görünür olduğumuzu hissediyorum; fakat sonra bu organizasyonların çoğunun ırkçı metinleri aklıma geliyor. Siyahların ve beyaz olmayan diğer toplulukların benimle paylaştıkları hikayelere geri bildirimde bulunuyorum. Bu hikayelerde bahsi geçen organizasyonlar tarafından nasıl harcanabilir ve sömürülebilir insan muamelesi gördüklerini, iklim hareketini bırakma noktasına gelecekleri biçimde travmatize edildiklerini, onların iyiliği ve geleceği için yatırım yapıldığı iddia edilerek nasıl yaralandıklarını anlatıyorlar.

İklim mücadelesinde vurulursak, duruşumuzun ne anlamı olacak?

Ki bu da bizi en başta sunduğum argümana getiriyor: İklim değişikliğine karşı mücadelede başarıya ulaşmak istiyorsak, devlet şiddetini ve ırksal ayrımcılığı meşru kılan mevcut güç mekanizmasını zorlamalı ve hatta tersine çevirmek zorundayız. Her şeyden evvel, bizi böyle bir iklimsel kriz noktasına taşıyan sistemi yeniden şekillendirmeliyiz. Beyaz üstünlüğünü öngören, kapitalist ataerkil düzenden hesap sormalı ve kolektif olarak hepimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmeliyiz. Şu an siyah halklar, yerliler ve diğer renkten topluluklar iklim krizine karşı ön saflarda yer alıyor; peki iklim hareketine karşı mücadele yolunda vurulursak bu duruşun ne anlamı olacak?

George Floyd davasının ayaklanmaları bu boyutta tetiklemesinin altında pek çok sebep yatıyor; bunlardan bazıları Covid-19’a karşı hissedilen kaygı ve korku, ekonomik endişeler, artık pek de modern görünümlü olduğunu söyleyemeyeceğim faşizm ve çok daha fazlası. Ancak bana kalırsa artık insanlar arasında dönüp dolaşan “birkaç çürük elma” telkini, gerçeği yansıtmıyor. Orada ekip arkadaşları bir başka insan evladına sekiz dakika 46 saniye boyunca şiddetle işkence ederken öylece durup izleyerek bu vahşete katkıda bulunan üç polis memuru daha bulunuyordu; üstelik bu esnada şiddete uğrayan kişi nefes alamadığını söyleyerek ağlayıp yardım istemeye çalışıyordu. Diğer polis memurlarının hiçbiri ekip arkadaşlarını durdurmadı. Biri bana bu dört “çürük elma”nın aynı gün kötülük çağrısını almasındaki tuhaflığı açıklayabilir mi?

Belki insanların neden daha sabırlı davranarak mevcut düzen içinde çalışmayı sürdüremediğini merak ediyorsunuzdur; çünkü, nihayetinde işler yavaş yavaş iyiye gidiyor. Açıkçası işler iyiye falan gitmiyor. Bugün pek çok Siyah hapsediliyor ve -tıpkı 1863’te yapıldığı gibi- yasal olarak köleleştiriliyor. Siyahların Covid-19’a bağlı ölüm oranı diğerlerine oranla iki kat daha fazla, sağlık sisteminin adaletsizliğinin yükünü taşımak zorunda kalıyorlar. Sağlık alanında maruz bırakıldıkları eşitsizlik, gerek doğum gibi rutin vakalarda gerekse kanser gibi talihsiz olanlarda ölümcül sonuçlara yol açıyor. Daha da kötüsü; iktidarın Siyahların yaşamlarının değerli olmadığını söylemesi, sıradaki kişinin herhangi birimiz –hatta kendimiz- olabileceğini bilmenin verdiği his ve bu gibi olaylara tanık olmanın yarattığı travmanın yükünü omuzlamak hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıkları da beraberinde getiriyor. Amerika Birleşik Devletleri isimli projenin arzuladığı tablo böyle gibi görünüyor.

Şeytan Üçlüsü: Ekonomik sömürü, militarizm ve ırkçılık 

Daha açık ifade etmek gerekirse, bu ülkedeki polislik sistemi tıpkı eski zamanlardaki gibi kölelerin izini sürmeye devam ediyor. Polis teşkilatı 11 Eylül saldırılarından beri militarizme yaptığı yatırımları artıran ulusumuz tarafından yüreklendiriliyor, böylelikle şişirilmiş askeri maaşlarını aklamış oluyorlar. Bu noktada Siyah topluluklarla dolu ülkelerin yollarına gaz elde etmek amacıyla mayınlar döşeyen Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri sistemiyle Big Oil isimli şirketin direkt olarak ilişkili olduğunu not düşmek gerek.

Tüm bunlar olurken devlet üniversiteleri de dahil olmak üzere devlet okullarına, sağlık hizmetlerine ve sosyal güvencemize hükümet tarafından destek verilmiyor; çünkü bütçe “Terörle Mücadele” adı altında meşru bir biçimde Siyah Amerikalıların katliamını destekleyen ve ölüm tazminatından bile mahrum bırakan beyaz iktidar sisteminin güçlendirilmesi için kullanılıyor. Mevcut polis devletini yıkarak askeri düzene ve Big Oil’a da karşı durmuş oluyoruz. Ekonomi sistemimizdeki bozuklukları gidermek ve insan odaklı bir bütçe yaratmak, bu ülkenin tarihindeki günahların onarılabilmesi adına kurulacak daha geniş bir vizyonun temelini oluşturuyor.

Peki Martin Luther King Jr’nin “Şeytan Üçlüsü” olarak tanımladığı ekonomik sömürü, militarizm ve ırkçılık düzenini nasıl yıkacağız? Bu sorunun cevabını biliyormuş gibi davranmayacağım.

“Kapitalizm” adı altında yürütülen, hayatımızın her alanına nüfuz eden bu küresel terörizm projesinin asırlardır içindeyiz. İnsanlarım, benim kahramanlarım, nesillerdir bu sisteme karşı mücadele veriyor. Tek bildiğim, bizi kurtaramayacak olan siyasetçilere oy vermenin şu an için tek veya en önemli çözüm olmadığı. Kanıt mı istiyorsunuz? George Floyd’un katledildiği bölge, Siyah siyasetçilerin seçimlerde ilerleme kaydettiği bir yer olarak biliniyor.

Yeni bir düzen inşa edilmeli

Hükümet çalışanlarının sene içinde yüzlerce, binlerce insanı öldürebildiği ve eylemlerinden sorumlu tutulmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Tekrar soruyorum: Bu kriz zenginlere daha fazla zenginleşme fırsatı sunarken, söz konusu hükümetin iklim değişikliğini azaltma sorumluluğu üstlenebileceğini nasıl ümit edebiliriz ki?

Polise ve askeri-endüstriyel yapılanmaya para akıtmayı kesmeliyiz. Hükümetin sıradan insanları desteklediği, kamu çalışanlarının çatışma konusunda eğitildiği, zihinsel hastalıklara yönelik sağlık hizmetlerinin erişilebilir olduğu bir hayale yeniden inanmak zorundayız; ayrıca hak ettiğimiz adil ve güvenli toplumu inşa etmek adına işlevsel bir ekonomik düzen inşa etmeliyiz.

Böyle bir güç mekanizması inşa etmek, hükümeti paraya karşı insanları seçmesi konusunda teşvik etmeyi ve söz konusu uygulamaları yürürlüğe koyabilmeyi gerektiriyor. George Floyd’un duygusuzca katledilişi esnasında orada öylece duran ve bu suça ortak olan dört polis memuru da yargı karşısına çıkarıldığında, iklim felaketine yönelik mücadelemizin kısa vadeli hedeflerine de bir adım yaklaşmış olacağız. Arzu ettiğimiz gibi bir güç mekanizması inşa ettiğimizde; yerli halkın egemenliğine, çevresel adalete, üretkenliğe, adil ekonomiye ve sosyal adalete daha yakın olacağız.

İklim değişikliğini azaltmak adına, hükümeti vatandaşları adına sorumluluk almaya zorlama yoluna gidiyoruz; dolayısıyla şu an George Floyd için adaletin sağlanması yolunda mücadele veriyoruz. İnsanları, insanlığı ve adaleti umursuyorsanız, Siyahların yaşamını ve politikadaki görünürlüğünü desteklemenin tam zamanı. Siyahların özgürlüğünü merkeze alan “Siyahların Hayatı Değerlidir” hareketine destek olarak ve iklim mücadelesinde Siyah liderlere alan sağlayarak destek verebilirsiniz.

‘Siyahların olmadığı bir odadaysanız, yokluklarını sorgulayın’

Ayrıca protestolara, sokaklarda doğrudan mücadele veren bireysel organizasyonlara ve arzuladığımız iktidara yönelik uzun vadeli yatırımlar yapan Siyah organizasyonlarına bağışta bulunabilirsiniz.

İklim hareketinde Siyah halka destek vermeniz, mücadele alanınızı bilinçli bir şekilde seçmenizi gerektiriyor. Diğer bir deyişle, Siyahların olmadığı bir odadaysanız yokluklarını sorgulamanız anlamına geliyor. Dikkatli seçimler yapmak orada kimlerin daha uzun süredir yaşadığına ve egemenlik sürdüğüne dikkat etmeniz demektir. Tüm bunları düşündüğünüzde kendinizi içinde bulunmak istemediğiniz bir hareket topluluğuyla karşı karşıya buluyorsanız, olduğunuz yerden ayrılıp Siyahların, yerli halkların ve beyaz olmayanların yönettiği organizasyonları bularak dikkatli seçimler yapabilirsiniz.

Görsel: Jeffrey Blackler / Alamy

Hareket alanınızı dikkatlice seçmek, iklim değişikliğinden ve çevresel ırkçılıktan en fazla etkilenen Siyahları, yerli halkları, beyaz olmayan diğer toplulukları ve sıradan insanları bilinçli dahilinde merkeze almak demektir. Hak ettiğimiz ve kazanmamız gereken iklim hareketine destek olmak; parayı ve sermayeyi liderlerimize ve iklim adaletini içeren güçlü bir mekanizmaya aktarmak demektir.

Makalenin İngilizce orijinali

Kategori: İklim Krizi