Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

Wright: Niçin anti-kapitalist olmalı?

Marksist sosyolog Erik Olin Wright (1947- 2019) analitik Marksizm’in temsilcilerinden ve Evrensel Temel Gelir kavramının en büyük savunucularından biriydi.  Yazarın ölümünden sonra yayımlanan son kitabı “Yirmi Birinci Yüzyılda Anti-Kapitalist Olmak”, Barış Yıldırım’ın çevirisiyle NotaBene Yayınları tarafından basıldı.2017’nin aralığında makale olarak yayımlanan bu manifesto, 2019’da kitap halinde Verso Books tarafından basılmıştı.

128 sayfalık bu kitabın son bölümünü “dilediği şekilde” tamamlayamadan aramızdan ayrılan Wright, kariyerini sınıf kavramını düşünmeye adadı. Yazılarında son derece berrak bir dille, sosyalizmin temelinin demokrasi olduğunu vurguladı, katılımcılığın öneminin altını çizdi, herkesin elinden geldiğince toplumun işleyişine ve eşitlik prensibine katkıda bulunmasının önemini anlattı. 1976’da doktorasını aldıktan sonra Wisconsin-Madison Üniversitesi‘nde çalışmaya başladı ve ömrünün sonuna kadar aynı üniversitede ders vermeye devam etti. 71 yaşında ölen Wright’ın 16 kitabı ve sayısız makalesi yayımlandı. Wright’ın dilimize çevrilmiş ve aynı yayınevinden basılmış Sınıf Analizine Yaklaşımlar (2014), Sınıflar (2016) ve Sınıflar Üzerine Tartışmalar (2017) adlı üç kitabı daha bulunuyor.

2000’li yıllarda, Gerçek Ütopyalar olarak adlandırdığı proje üzerinde çalışmaya başlayan Erik Olin Wright, 2010 yılında basılan ve bu uzun çalışmanın ürünü olan “Gerçek Ütopyalar Tasarlamak” (Envisioning Real Utopias) adlı kitabıyla kendinden söz ettirmişti. Yazar, “Yirmi Birinci Yüzyılda Anti-Kapitalist Olmak”ı da başta, Ütopyalar kitabının anlaşılır bir özeti olarak tasavvur etmiş ama zaman içinde bu proje ilk kitabın bir devam haline dönüşmüş. Wright, elimizdeki kitabı hem akademik çalışmalar yapanlara hem de sıradan okuyuculara hitap etmesi için çok bölümlü bir şekilde kurgulamış. Yazar, kitabın adının “Yirmi Birinci Yüzyılda Nasıl Demokratik Sosyalist Olunur”da olabileceğini ama kapitalizme karşı olup da sosyalizme şüpheci yaklaşanlar için anlamlı olması amacıyla antikapitalist kavramını kullandığını söylüyor.

‘Kapitalizmin alameti farikası bolluğun ortasındaki yoksulluktur’

Erik Olin Wright.

Wright’a göre kapitalizmin başlıca kusuru, aslında kolayca ortadan kaldırılabilecek olan yoksulluk, başka bir ifadeyle “insan acıları” meselesidir ve eşitsizliği arttıran bir makine olarak tanımladığı kapitalizme karşı mücadele etmek en temelinden ahlaki bir duruştur.

Kitaptaki temel argüman; başka bir dünyanın mümkün olduğu. Yazar, asıl tartışmanın 1980’lerde Margareth Thatcher’ın “Başka alternatif yok” sözüyle Dünya Sosyal Forumu’nun sloganı “Başka bir dünya mümkün” arasında olduğunu söylüyor ve bu dünyada insanlığın daha iyi koşullarda yaşayabileceğini savunuyor:

Antikapitalizm, yaşadığımız dünyadaki kötülüklere ve adaletsizliklere karşı sadece bir ahlaki duruş olarak değil, daha fazla insanın gönenç içinde yaşaması için bir alternatif inşa etme yönünde pratik bir duruş olarak da mümkün.”

Kapitalizmin itici gücü olan amansız kâr arayışının çevreye en büyük zararı verdiğini ifade eden Wright, maalesef bu kitapta çevre krizinin üzerinde pek durmamış. Buna rağmen çevre krizinin, “başka bir dünya”ya giden yoldaki en büyük engel olduğunu, zira bu kriz yüzünden insanlığın hayallerini gerçekleştirecek zamanı kalmayabileceğini söylüyor ve bize bir başka senaryo öneriyor:

İklim değişikliğine adaptasyonu ele alma gerekliliği, Neo-liberalizmin ve ideolojik darlıkların sonuna işaret ediyor. Devlet, büyük ölçekli imar projeleri başlatıyor, ayrıca da karbon temelli enerji sisteminden daha hızlı uzaklaşmak için enerji üretim ve ulaşım sistemlerindeki ekonomik planlamada daha girişken bir rol üstleniyor. Bu bağlamda, devletin daha geniş bir yelpazeye yayılan rolü bir kez daha siyasi gündeme girmiş oluyor ki bunun içinde kamu malları ihtiyacına dönük daha geniş bir anlayış ve devletin artan dışlanma ve ekonomik eşitsizliğe karşı önlemler alma sorumluluğu da var zira kapitalist emek piyasaları yoluyla tam istihdamın sağlanması giderek inandırıcılığını kaybetmiş.”

Bu senaryoda, Wright’a göre iki çözüm noktası bulunuyor, birincisi, kamu malları ve hizmetlerinin tedarikinde devletin finanse ettiği istihdamın genişletilmesi, diğeri, belki en önemlisi ve Wright’ın üzerinde çok durduğu her vatandaşa verilecek olan Koşulsuz Temel Gelir. Yazar, Koşulsuz Temel Gelir’in kapitalizmin temel sınıf ilişkisini bozacağını, çalışanlara kapitalist istihdamı reddetme ve toplum ve dayanışma ekonomisi, işçi kooperatifleri, ticari olmayan performans sanatları, topluluk içi aktivizm gibi kapitalist olmayan fsaliyetlerde bulunma imkânı vererek kapitalizmin erozyona uğratılmasına sebebiyet vereceğini iddia ediyor.

Kapitalizm antikapitalistleri doğurur’

Erik Olin Wright’a göre kapitalizmin olduğu yerde mutlaka hoşnutsuzluk ve direniş de vardır: Kapitalizmden hoşnutsuzluk ve ona karşı direnişin iki temel nedeni de sınıf çıkarları ve ahlaki değerlerdir. Dolayısıyla, Wright kapitalizme karşı çıkan insanların ya kendi çıkarlarına zarar verdiği ya da kişinin manevi değerlerini incittiği için bu yolu seçeceğini söylüyor. Yine de, yazara göre bu çıkar meselesi klasik Marksizmin tanımladığı üretim araçlarına sahip olan ve olmayanlar ayrımından daha farklı bir sınıf analizi gerektiriyor. Wright’a göre, yalnızca iki sınıf olsaydı antikapitalizmi bu sınıfların çıkarları üzerinden tartışmak mümkün olabilirdi ama bu üç nedenle pek mümkün değil: 

  • Birincisi, bu iki sınıf kapsamına da girmeyenler vardır.
  • İkincisi, bu sınıflandırmada salt çıkarları temel alamayız, çünkü ahlaki değerlere göre tutum takınan insanlar da olacaktır.
  • Üçüncüsü, insanlar yalnızca yanlış buldukları üzerinden değil alternatiflerin onlara vaat ettiği şeyler üzerinden karar verirler. Örnek vermek gerekirse, Wright, kendi işinde çalışanlar, yüksek eğitimli profesyoneller ve yöneticiler söz konusu olduğunda, çıkar meselesinin ve dolayısıyla ikili sınıf tanımının karmaşık ve hatta tutarsız bir hale geldiğini söylüyor.

Erik Olin Wright, kitabın ilerleyen bölümlerinde, eşitlik/hakkaniyet, demokrasi/özgürlük ve topluluk/dayanışma olarak tanımladığı üç değer kümesi üzerinden bir kapitalizm eleştirisi sunuyor. Yazara göre zaten kapitalizmin ahlaki eleştirisinin merkezinde de bu üç küme bulunuyor ve kapitalizm her ne kadar bu değerleri bir dereceye kadar destekler gibi görünse de aslında tam tersine bu değerlerin gerçekleşmesini sistematik olarak engelleyen bir sistemdir. Bu sistemi “erozyona uğratmak” için Wright dört stratejik mantığı birleştirmek gerektiğini (kapitalizme direnme, kapitalizmden kaçış, kapitalizmi ehlileştirme ve kapitalizmi sökme) ve her strateji için farklı kolektif aktörler ve kolektif aktör koalisyonları gerektiğini söylüyor.

Hangi aktörler kapitalizmi erozyona uğratacak? 

Kitabın altıncı ve son kısmı “Dönüşümün Failleri”, kapitalizmi etkili bir şekilde dönüştürme yolunda, siyasi olarak hareket edebilecek kolektif aktörlerin oluşturulması sorunu üzerine yazılmış, kapitalizme meydan okuması beklenen kolektif aktörler üzerine kısa ve öz bir giriş aslında. “Yirmi Birinci Yüzyılda Anti-Kapitalist Olmak” kitabını yazarken Wright en çok bu bölüm üzerinde durmak istemiş ama gördüğü kanser tedavisi nedeniyle bu bölümü arzu ettiği kadar ilerletememiş.

Dolayısıyla, Erik Olin Wright’ın 2019’un ocak ayında ölümünden birkaç ay sonra basılan bu kitap, okuyucuya birçok soru sordururken Wright’ın verebileceği cevapları tahayyül etme görevini de onlara bırakıyor. Kitabın belki de en can alıcı kısmını oluşturan bu bölümde, yazar bir taraftan kimlikler, değerler ve kimliklerin farklı çıkarları üzerinden ilerleyerek ırkçılık, otoritarizm ve sağ popülizmin geldiği noktayı inceliyor, bir taraftan da okuyucuya kapitalizmi etkili bir şekilde erozyona uğratmak için rehber ilkeler sunuyor. Kitabın ortalarında bir yerlerde Antonio Gramsci’nin “Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği” kavramı üzerinden bir umut temelli duruş önerisinde bulunan Wright, kitabın sonunda yeniden ümit meselesine değinerek, her ne kadar bugün kimilerine gerçekçi görünmeyebilirse de yeni bir ilerici politika çağının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini eylemcilerin ve kolektif aktörlerin “yaratıcı failliği”nin belirleyeceğini ifade ederek bize son sözlerini söylüyor.  

Kategori: Hafta Sonu