Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Anadolu’nun büyük halk ve doğa ozanı Cahit Külebi-2

Geçen hafta Cahit Külebi’nin halkçı yanından, şiirinin halkçı özelliklerinden bahsetmiştim. Şimdi biraz da onun şiirinin doğayla ilişkilerine bakalım.

Önce onun, kendi şiiri üzerindeki düşüncelerine, hem de yine şiirle dile getirdiği düşüncelerine göz atalım. Geçen hafta ilk kısmını verdiğimiz “İlk ustam oldu benim halk…” diye başlayan Şiir Yöntemim adlı şiirinin ikinci kısmıyla başlamakta yarar var:

İkinci ustamsa doğa

Şiirlerimde alın terim

Bozkır türküsüyle dolu ciğerlerim

Taşları düzleyen rüzgâr gibi

Doğayla yontuldu dizelerim.

Evet, yanlış okumadınız. Ozan şiirlerinin doğayla yontulduğunu söylüyor. Gerçekten de Cahit Külebi şiirlerini okurken her an karşınıza bir doğa figürü çıkacağını düşünürsünüz. Belki bir Yaşar Kemal değildir Külebi doğayı sanatının içine katmak konusunda, ama onun seviyesine çıkabileni bulmak da hiç kolay değil. Diğer ozanlarla karşılaştırıldığında az denilebilecek sayıda şiir yazmış olmasına rağmen, şiirlerinde kullandığı hayvan ve bitki türü sayısı azımsanamayacak ölçüdedir. İlk anda aklıma gelenleri sıralamak gerekirse;

Hayvanlar: At, serçe, karınca, kırlangıç, keçi, kedi, öküz, kuzgun, balıkçıl, ceylan, üveyik, kurt, solucan, turna, fare, kartal, kertenkele, salyangoz, inek, sinek, teke, koyun, köpek, horoz, tavuk, fil, geyik, tavus, sansar, güvercin…

Bitkiler: Çiğdem, söğüt, tütün, lahana, erguvan, gül, elma, nilüfer, ceviz, iğde, nergis, karpuz, kavun, zerdali, karaçalı, lavanta, kavak, çınar, badem, gelincik, ayva, haşhaş, zambak, karanfil, andız, çağla, lale…

‘Ozanlığımı doğabilim öğretmenim etkiledi’

Şiirlerde geçen bitki isimleri hayvan isimlerinden daha fazladır. Bu bir ölçüde olağan karşılanabilir. Ancak bir ölçüde de lise yıllarındaki bir öğretmeniyle ilişkilidir. İçi Sevda Dolu Yolculuk[1] adlı kitabının Hakkı Efendi adlı bölümünde Cahit Külebi Sivas Lisesindeki bir öğretmeninden bahseder:

“Orta ikinci sınıfta Fransa’da öğrenim görmüş, Darülfünun’daki müderris muavinliğini bırakarak Sivas’a gelmiş bir doğabilim öğretmenimiz vardı. Okulda laboratuvar bulunmadığı halde, bulur buluşturur, deneyler yapardı. Birkaç bitkibilim tablosu da getirtmişti. O tablolar bana doğayı, bitkileri ve renkleri sevdirdi. Ozanlığımı etkiledi dersem abartmış olmam.”

Hayvanlar arasında en çok adı geçen kuşkusuz attır Külebi şiirlerinde. Sadece at olarak değil, aynı zamanda kısrak, tay, beygir gibi atla ilişkili isimleri kullanmakta oldukça cömerttir ozan. Muhtemeldir ki bunda askerliğini süvari olarak yapmasının payı büyüktür. Yukarıda adı geçen kitaptaki Nahif 1 ve Nahif 2 isimli bölümler onun askerlik anılarıdır diyebiliriz.

Cahit Külebi şiirlerinde doğayı ya da doğanın değişik unsurlarını benzetme yapmak amacıyla bolca kullanmaktadır. Birkaç örnek vermek gerekirse; “Kuş sürüleri gibi darmadağın…” der Yağmur Altında adlı şiirinde. Şimdi İzmir’de adlı şiirinde ise “Bir ağ dolusu balık gibi gençliğimizi/Daha yeni çektik denizden, rüyalarımızı da…” demektedir. Köy Öğretmenleri II şiirinde “Yüce ırmaklar gibi sessiz, sürekli…” derken, Alacakaranlıkta adlı şiirinde ise “Irmaklar gibi yavaş yavaş.” demektedir.

‘Önce gelincikleri yolduk…’

Cahit Külebi için doğa ve doğanın unsurları asla bir benzetme aracı olarak kalmamıştır. Anadolu’nun bağrından kopup gelen bir halk ozanı olarak doğayı gözlemiş, şiirlerinde bu gözlemlerini kendine has üslubuyla dile getirmiştir. Yangın şiirinin ilk iki dörtlüğüne birlikte bakalım:

Önce gelincikleri yolduk,

Nar ağaçlarını tuttuk kurşuna,

Ardından andızları devirdik

Aptallık, bilinçsizlik, bir hiç uğruna.

 

Sonra sıra ormanlara geldi,

Yüz binlerce dönüm ateş yaktık,

Sivas’a kadar gidip bulduk,

Dikili tek ağaç bırakmadık.

Aslını söylemek gerekirse, 1990’larda bilimsel literatürde adı geçmeye başlayan ve doğa yıkımlarını odağına alan edebi eserleri ifade etmek için kullanılan çevreci eleştiri (ekokritizm), adı konmamış olsa da Cahit Külebi şiirlerinde ve Yaşar Kemal romanlarında çoktan başlamıştır. Bakın ozan yitip giden gençliklerini nasıl anlatıyor Yitmiş adlı şiirinde;

Yurdumuzun toprakları gibi,

Yağmur sularıyla akıp gittik.

Ormandık yaktılar bizi

Gençliğimizi bilemedik.

Doğanın ilham verdiği destan

Külebi, Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda adlı 13 bölümden oluşan destanda bile Anadolu’yu, çaresizliği, isyanı, kahramanlığı anlatırken sık sık doğadan yararlanır. II. bölümde “Tarlalar kadar, ırmaklar kadar durgun analar” der, örneğin. VII. bölümde kahramanlığa doğa da hizmet eder onun dizelerinde:

“Irmaklar suyundan faydalattı/Ağaçlar daldasından.” Yenilmezliği, yine doğayla anlatır ozan VIII. bölümde: “Kuzumuz var, yaylalarda meleşir/Çeşmemiz var, gece gündüz söyleşir/Yazımız var, pehlivanlar güreşir/Bu toprağa kimse girememiştir.”

Cahit Külebi’nin bütün şiirleri orta büyüklükte bir kitapta toplanmıştır. Onu anlamak için elbette bu yazı yetmeyecek. En iyisi siz bir an önce bu kitaptan bir tane edinin ve Külebi şiirini kendiniz keşfedin. Eğer hala keşfetmediyseniz tabii. Ben de, izninizle bu yazıyı Yurdum şiirinden bir bölümle tamamlayayım:

1917 senesinde

Topraklarında doğmuşum,

Anamdan emdiğim süt

Çeşmenden, tarlandan gelmiş,

Emmilerim sınırlarında

Seninçin dövüşürken ölmüşler,

Kalelerinin burcunda

Uçurtma uçurmuşum.

Çimmişim derelerinde,

Bir andız fidanı gibi büyümüşüm

Topraklarının üstünde.

*

[1] Bilgi Yayınevi, 2007.

 

Kategori: Hafta Sonu