LGBTİ+ManşetTürkiye

Aslı Alpar: Yetkililer destek mekanizmaları oluşturmak yerine nefret söylemini destekliyor

Yeşil Gazete olarak Onur Haftası (22-28 Haziran) boyunca sayfalarımızı LGBTİ+ hareketinin içinden çeşitli isimlerle söyleşilere ayıracağız. Bugünkü konuğumuz Kaos GL‘den Aslı Alpar.

Karantina altında bir Onur Haftası geçiriyoruz. Önceki deneyimlerinle kıyaslayınca bunu nasıl değerlendiriyorsun? Olumlu/olumsuz yanları neler?

Çok uzun senelerdir, İstanbul‘dayken 2015 öncesinde, yani yasaktan öncesinden beri yürüyüşlere gidiyordum. O dönemler etkinliklerin örgütlenmesinde yer almamıştım. Kaos GL‘de çalışmaya başladıktan sonra etkinlik düzenleme faaliyetlerim de olmaya başladı. Öncekilerle kıyaslayacak olursam en sevindiğim şey, tüm etkinliklerin çevrimiçi olması.

‘Çevrimiçi etkinliklerin devam etmesini umuyorum’

Ben pandemiden sonra da çevrimiçi etkinliklerin devam etmesini umuyorum çünkü İstanbul’da, İzmir’de, Mersin’de veya Adana gibi büyük şehirlerde olmayanlar da mesela, bu sayede etkinliklere katılabilecekler. Yalnız ve yanlış olmadıklarını bu harika etkinliklerle deneyimleyebilecekler. O yüzden gerçekten LGBTİ+‘lar olarak pandemiyi bir fırsata çevirebildiğimizi görüyorum. Bu etkinlik tipi benim için pandemi bitse de devam etsin istediğim bir şey oldu bu yüzden.

Bu bir yana… 2015’teki yasaktan sonra her sene biraz buruk geçiyor elbette. Yasaklanıyorsun, kamusal alana çıkışın engellenmeye çalışılıyor. Kaos GL’den Yıldız Tar‘ın bir yazısı var bununla ilgili, “Onur Yürüyüşü‘nde polisten alıktırma testi” başlıklı. Çiçekli gömlekle ya da gökkuşağı renkleriyle İstiklal’e girememek gibi şeyler deneyimledik.

‘Farklı kentlere ulaşabildik’

Sivil toplum örgütlerince ve derneklerce Zoom gibi araçlarla çok konferans, panel, söyleşi yapıldı. Senin deneyimine göre, aranıza yeni katılanlar oldu mu bu sayede, hareket büyüdü mü?

Mutlaka etkili olmuştur. Biz bunu Karikatür Okulu deneyimimiz üzerinden de görüyoruz. Mesela biz Ankara’da bu senenin başında Ocak’ta Queer Karikatür Okulu‘na başladık. Ankara’da düzenli derslerde yüz yüze bir araya geliyorduk, oturup çizim yapıyorduk, çizgi üzerine, queer karikatür üzerine konuşuyorduk. Pandemi sürecinde önce biraz bocaladık ama daha sonra çevrimiçi dersleri keşfetmemiz neticesinde bu etkinliklere farklı kentlerden arkadaşlar da katılmaya başladı.

Onun dışında, Kaos GL’nin Medya Okulu etkinlikleri var. Burada da mesela farklı şehirlerde bir araya geliyorduk. Bu aslında karbon ayak izi bırakmadan tut, bir çok teknik zorluğu da içinde barındırıyordu. Çevrimiçi etkinliklerle bunu çözmüş olduk, çok daha fazla insana ulaşabiliyoruz. Bu tabii Pride kapsamında düşününce evet, tahminimce daha fazla insana ulaşmıştır. Yani sadece büyük kentlerde yaşayan LGBTİ+’ların değil hatta yurtdışından bireylerin katıldığı etkinlikler oldu. Yani müthiş bir deneyim aktarımı söz konusu. Bu pandemi öncesi deneyimleyemediğimiz bir şeydi.

Ben bu süreci, teknolojiyi, teknolojik aygıtları kullanmayı çok seven biri olarak çok büyük bir sevinçle karşılıyorum bu durumu. Yani pandemi bize çok önemli şeyler öğretti bence.

‘AKP trolleri temizlenince azalsa da sosyal medyada nefret söylemi var’

Nefret söyleminde artış var…

Pandemiyle birlikte, Mart’tan itibaren tuhaf bir şekilde sosyal medyada nefret etiketleri çıkmaya başladı. Önce Netflix’in henüz yayına girmemiş Aşk 101 dizisi ile başladı. Ondan sonra da hız kesmedi açıkçası. Twitter’da AKP trollerinin temizlenmesiyle bir görece sakinlik var ama ne yazık ki o süreye kadar yani yaklaşık üç ay boyunca nefret söylemlerine maruz kaldık sosyal medyada.

Aslı Alpar’ın Akit tarafından hedef gösterilen ve ‘sansürlenen’ çizimi

Biz sosyal medyayı tanışmak, biraz goy goy yapmak, birbirimizi bulmak için kullanıyoruz ama o sırada bu söylemlerle karşılaşmak insanı gerçekten yoran bir şey. Pandemiyle birlikte biraz böyle bir şey yaşadık.

‘Krizler her zaman çıkabilir, destek mekanizmaları olmalı’

Biraz şundan da bahsetmek isterim… Pandemide danışmanlıkların nasıl etkilendiği meselesiyle ilgili. Bir çok LGBTİ+ güvenli alanından zorunlu olarak belki de açık olmadıkları ailelerinin yanına dönmek zorunda kaldı. Ne kadınlar ne de lubunyalar için herhangi bir güvenlik destek mekanizması vardı.

Bütün bunlar bence şunu bir kez daha gösterdi: Pandemi gibi bir kriz her an her zaman çıkabilir ve zaten biz bir toplumsal cinsiyet eşitsizliği krizinin içindeyiz, hetero-patriyarkal kriz içindeyiz, yani bizim destek mekanizmalarına ihtiyacımız var. Yetkililerin bunları yapması gerekirken ne yazık ki nefret söylemine destek verdiklerini görüyoruz.

Yani bu nedenle pandemi gerçekten çok daha zor geçti LGBTİ+’lar için belki de tek artısı çevrimiçi görüşmelerle, toplantılarla Pride’ın daha kapsayıcı hale gelmesi oldu diyebilirim.

‘Deney hayvanlarının durumuyla ilgili bilgi alamadık’

Biraz hayvanları konuşalım. Senin bu konudaki hassasiyetini biliyoruz, karantina döneminde sokakta yaşayan hayvanların zorlandığına dair haberler çok duyduk. Ankara ve İstanbul Belediyeleri gıda dağıtımına başladı sonradan vs. ama öncesinde hem sokağa çıkma yasağının katı olduğu hem de dağıtımın yapılmadığı bir dönem oldu. Sen neler deneyimledin bu süreçte?

Aslında sadece sokaktaki hayvanlar değil, hayvanat bahçelerinde esir tutulan hayvanlar var… Onların durumuyla, bakımıyla ilgili doğru dürüst bilgi alamadı hayvan hakları savunucuları yaptıkları başvurularda. Bu hayvanlar ne oldu? Zaten esaret altındalar, pandemiyle birlikte insanların bu hizmetten çekilmesiyle birlikte ne yaşadılar bilmiyoruz.

Onun dışında mesela… Deney laboratuvarlarında sömürülen hayvanlara ne olduğunu bilmiyoruz. Çünkü laboratuvarlarda hayvanlar istiflenmiş bir şekilde duruyor ve eğer bu alandaki çalışmalar durduysa, yani hayvanın altındaki kumaşı temizleyen temizlik personelinden tutalım onların sağlığıyla ilgilenmesi gereken veteriner hekime kadar, bu kişiler gittiyse eğer, bu hayvanların durumu ne oldu. Bu çok belirsiz. Deneye Hayır Derneği‘nin bir yuvalandırma projesi vardı, bu süreçte mesela o da durdu.

‘En yoğun dönemde kısırlaştırma faaliyetleri durdu’

Bunların dışında, sokaktaki hayvanlarla ilgili zaten belediyelerin hizmetleri son derece yetersizdi ve özellikle hayvan hakları savunucularının ve hayvan severlerin faaliyetleriyle yürüyordu. Birkaç belediyenin yemek dağıtımıyla olan bir şey değildi, hayvanseverlerin besleme bölgeleri vardı buralara gidiyorlardı, belki bir çoğu bu süreçte evlerinden çıkamadı ve hayvanlar bu süreçte bu yüzden hastalandı ve öldü belki, bunları bilemiyoruz

Belediyelerin faaliyetlerinin yeterli olduğunu asla düşünmüyorum, zaten kendim de pek çok hasta hayvanla karşılaştım bu dönemde, neyse ki hasta hayvanı veterinere götürmek için izin almak kolay. Ama tabii hayvan hakları savunucuları olarak bu süreçte tek başımıza kaldık. Belediye hizmetlerini yeterli bulmuyorum ne yazık ki ne destek ne de tedavide.

Bir çok belediyenin kısırlaştırma faaliyetleri durmuştu mesela. Hayvanların üremesinin en yoğun olduğu dönemde kısırlaştırma faaliyetinin durması demek, bir sürü hasta hayvanın doğuracak olması demek. Zaten sonucunda da çok sayıda hasta bebek, ölü doğum yapan anne ya da doğumdan sonra ölen anne… Ne yazık ki bunları gördük.

Onur Haftası özel mesajın nedir?

Aslında çok basit bir talebim var. Anayasa‘ya göre hepimiz eşitiz. Anayasa’nın onuncu maddesinde bu belirtiliyor. Bu eşitliğin korunması gerekiyor ve yöneticilerin, kamu görevlilerinin bu eşitliği tesis etmesi gerekiyor. Benim bu sene Onur Haftası’nda dileğim, beklentim bu kadar basit. Görevliler Anayasa’daki eşitliğimizi tanısınlar ve bu ortamı bize tesis etsinler, gerekli aygıtları, destek mekanizmalarını yaratsınlar. Dediğim gibi bu kadar, çok basit, olması gereken bir şey diliyorum ben. İyi Pride’lar!

Kategori: LGBTİ+