İklim KriziManşet

İklim değişikliğini neden görmezden geliyoruz- Çağla Fadıllıoğlu

Son IPCC Sentez Raporu’nda da [1] açıkça belirtildiği gibi “İklim sistemi üzerindeki insan etkisinin varlığı tartışmasızdır. İklimi bozmaya devam ettiğimiz müddetçe etkiler artacak, şiddetlenecek ve geri dönülemez hale gelecektir.” Peki iklim değişikliğinin varlığı ve ciddiyeti ortadayken neden iklim değişikliğini görmezden gelmeyi tercih edebiliyoruz? İklim değişikliğine karşı eyleme geçilmesi konusunda Avrupa liderlerinden olan İngiliz Georg Marshall, ‘Don’t Even Think About İt: Why Our Brains Are Wired to Ignore Climate Change’ [2] adlı kitabında bu sorunun cevabını ele alıyor. Bu nedenleri birkaç başlık altında şöyle özetleyebiliriz:

1) Düşman kim?

Yapımız gereği ortada bir mücadele varsa iyileri ve kötüleri ayırt etmeye çalışıyoruz. İklim krizi için de düşman kim sorusunu sorup neyin iyi, neyin kötü olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Peki gerçek düşman kim gerçekten? İklim değişikliğinin temel sebebi saldığımız sera gazları; bunu biliyoruz. O zaman düşman fosil yakıt şirketler mi? Belki… Ama şunu da biliyoruz ki, şirketler arz-talep dengesinde var olabiliyorlar. Yani biz talep ettiğimiz miktarda varlıklarını sürdürebilirler. Biz yenilenebilir enerji talebimizi arttırırsak yenilenebilir enerji şirketlerinin sayısı ve aktivitesi de hızlı şekilde artabilir.

Başka potansiyel düşman da karar organı olan devletler. Peki onlar mı gerçek düşman? Muhtemelen bu da doğru cevap değil…Devletler de benzer şekilde vatandaşların taleplerine yönelik kararlar alma eğilimindeler. Yani dönüşüme katkı sağlamak istiyorsak vatandaş olarak tercihlerimizi ortaya koymamız gerekiyor. Örneğin, elektriğimizin kaynağı için yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih edebiliriz. Zamanla buradaki artan talebe cevap vermek için devletlerin de yenilenebilir enerjiyi teşvik eden faaliyetlerini artırmaları beklenir.

Özetle esas düşman -oturduğumuz yerden etrafımıza sövdüğümüz sürece- bizleriz. Tercihlerimizin ve gücümüzün farkında olarak akılcı yollardan giderek iklim krizinin kurtarıcılarından biri olabiliriz.

2) Neden-sonuç ilişkisi

Günlük hayatta yaptıklarımızla iklim değişikliği arasındaki bağlantıyı kurmakta zorlanıyoruz. Beynimiz kolayca gözlenmeyen neden-sonuç ilişkilerini algılamakta zorlanıyor. Böyle durumlarda dışarıdan bilgi alıp neden-sonuç ilişkisi hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. Örneğin, işe veya okula giderken toplu taşıma veya bisiklet yerine kişisel arabamızı tercih ettiğimizde yaşadığımız bölgede sel görme olasılığımızın arttığını düşünmüyoruz; çünkü arada direk bir bağlantı yok. Tek bir kişinin tek bir tercihi tabii ki sorunun tek kaynağı değil; ama tüm bu yanlış tercihler insanların büyük çoğunluğu tarafından alınmaya başlandığı zaman esas sorun ortaya çıkıyor.

Neden-sonuç ilişkisini algılamamızı zorlaştıran başka bir etmen de yaptığımız tercihlerin faturasını uzun vadede ödeyecek olmamız. İnsan beyni karar verme anlarında kısa vadeli fırsat ve ödülleri olduklarından daha değerli görme eğilimindeyken, uzun vadeli risk ve zararları da olduklarından daha değersiz önemsiz görme eğiliminde oluyor. O yüzden de bugün hızlıca ve rahat bir şekilde arabasıyla işe gitmeyi, toplu taşımaya kolayca tercih edebiliyor.

3) Yanlış yorumlanan kavramlar

Bilimsel kavramları veya terimleri yorumlarken -bunlara pek alışık olmamamız veya bunları günlük hayat dilinde düşünmemiz gibi sebeplerden ötürü- yanlış yorumlayabiliyoruz. Bu ne demek? Örneğin, IPCC raporlarında ve makalelerde sıkça geçen “olabilmek (İngilizcedeki ‘may’)” kavramı, alışık olduğumuz dile göre, kafamızda farklı olasılık oranları belirmesine sebep olabiliyor. %90’ların üstündeki olasılıklar bilim insanları için “olabilir” iken, günlük dili kullanan bir insan için “kesine yakın” olabiliyor. Diğer yandan bilim insanı “olabilir” dediğinde bunu %30 oranda olacakmış gibi algılayıp iklim değişikliğinin var olmayabileceği gibi yanlış bir düşünceye kolayca kapılabiliyoruz. Bilimsel dilde yazılmış kaynakları değerlendirirken buna dikkat etmemiz gerekiyor. Konuyla ilgili kaynak üreten kişilerin de yazı yazarken ya da haber yaparken bu durumu göz önünde bulundurması önemli rol oynuyor.

4) Yanlış bilinenler

Yanlış kaynaklardan bilgi edinmiş olma, algılarken yanlış yorum yapma, yeterince sorgulamama gibi sebepler yüzünden -birçok konuda olduğu gibi- iklim değişikliği konusunda da birçok şeyi yanlış algılayabiliyoruz. Örneğin, insanların önemli bir kısmı iklim değişikliğini ozon deliğine sebep olmuş gazlarla özdeşleştirmiştir durumda. Ozon deliği sorunu ortadan kalkınca iklim değişikliği sorunu da onlar için ortadan kalkmış oluyor. Başka bir örnek de güneş lekelerindeki değişikliğe bağlı olarak iklim değişikliğinin doğal bir süreç içinde sürekli değiştiği ve bizi mini bir buzul çağının beklediğine inanan insanlar. NASA’nın da yazısında [3] teyit ettiği gibi insan kaynaklı ve sera gazına bağlı küresel ısınma o kadar yüksek ki, güneş lekelerinin azalışına bağlı minik soğumanın olduğu dönemde bile küresel net ısınma kaydedilmesine sebep oldu. Üstelik şimdi güneş lekelerinin arttığı, yani güneşin daha da aktif olarak daha çok ısıtacağı bir döneme giriyoruz.

5) Sorunu uzakta görmek

Sorunu iki şekilde uzakta görebiliyoruz: Zamansal ve mekansal olarak. Özellikle liderlerin kullandığı “iklim değişikliğinin önemli ve kötü sonuçları OLACAK” gibi cümleler iklim değişikliği sorunu gelecekte baş edeceğimiz bir sorun gibi algılamamıza yol açabiliyor. Oysa iklim değişikliğinin sonuçlarını çoktan hissetmeye başladık. Algıyı “İklim değişecek ve bunun sonuçları çok kötü olacak” tan “İklim değişikliği çoktan değişti ve değişmeye devam ediyor; bunun daha az değişip daha kötü sonuçları olması için bugün -geç olmadan- bir şeyler yapmalıyız”a doğru değiştirmek gerekiyor.

İklim değişikliğinin sonuçlarını yorumlarken yaptığımız başka bir hata ise sorunu başka ülkeleri veya bölgeleri etkileyecek gibi görmemiz. Unuttuğumuz nokta ise yaşadığımız global dünyada her şeyin birbiriyle bağlantılı olabildiği. Örneğin, Afrika kıtası kuraklığa ve sıcaklık artışına bağlı olarak yaşanmaz hale gelecek bölgelerin çok olduğu bir yer. Bu durum, Afrika’da beklenen nüfus artışı ile birleşince karşımıza kocaman bir göç sorunu ortaya çıkıyor [4]. Yani Afrika’daki kuraklık aslında hepimizi etkiliyor.

Çin’in Wuhan kentinde çıkan virüsün nasıl hızlıca ve birçok kişinin öngörmeyeceği kadar küresel ve her alanı etkileyen bir sorun olduğunu gördük. Atmosferdeki karbondioksit miktarı eşi benzeri görülmemiş seviyelerde artıyor. Bunun sonuçlarını hem zaman hem mekan olarak bizden uzak bir yerlerde konumlandırma yanlışına düşmemeliyiz.

6) Çevre sorunu (mu?)

Eskiden küresel ısınma sembolü olarak kutup ayıları kullanılıyordu. Şimdi bile internet arama motorunda aratınca ufak bir buzul üstünde mutsuz bir kutup ayısı görmemiz çok olası. Evet, eriyen buzullar küresel ısınmanın bir göstergesi; ancak sorunu eriyen buzullara indirgemek sorunu çözme konusunda yapabileceğimiz en büyük yanlışlardan birisi. Esas sorun buzulların erimesi değil küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği ve beraberinde getirdiği problemler. Hatta iklim değişikliğinin A’dan Z’ye her alanda hayatımızı olumsuz etkileyeceğinin ve durumun aciliyetinin altını çizmek için son dönemde “İklim Krizi” kavramı kullanılmaya başlandı. İklim krizi sadece bir çevre sorunu değil, tarımdan kuraklığa, spordan salgın hastalıklara, ekonomiden göç hareketlerine…, her alanda etkileri olan bir sorundur.

7) Tehditlerdense fırsatlara odaklanmak

İnsan doğası ve alışkanlıkları gereği taşın altına eline koyma vakti geldiği zaman adalet arayışı içinde olabiliyor. “Başkası bir şey yapmazken ben niye yapayım?” diyebiliyor. İklim krizinin ciddiyetinin farkında olan kişiler için günlük hayatlarında bu krize karşı eylemde bulunmak için “vicdan” yeterli iç motivasyonu sağlamaya yetiyor. Zaten küresel ve bilimsel düşünme konusunda hepimiz bu noktada olabilseydik muhtemelen bugün iklim krizi diye bir şey konuşuyor olmazdık.

Birçok kişi için dışarıdan bir motivasyon gerekiyor. İklim krizi ile savaş demek başkası evinde püfür püfür klimasıyla otururken bizim evimizde sıcaktan terleyerek çile çekmemiz olarak algılanmamalı. Alacağımız kararların yaratacağı birçok fırsat da olacağının bilincinde olmamız ve bu fırsatlara odaklanmamız işimizi çok kolaylaştıracaktır. İklim krizine karşı atılacak doğru adımlar bizim sırf gelecekte değil, şimdi de hayat kalitemizi arttıracaktır.

*

Kaynakça:

[1] IPCC (2014). Climate Change 2014: Synthesis Report. Contribution of Working Groups I, II and III to the Fifth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change [Core Writing Team, R.K. Pachauri and L.A. Meyer (eds.)]. IPCC, Geneva, Switzerland, 151 pp.

[2] Marshall, G. (2014). Don’t even think about it: Why our brains are wired to ignore climate change. Bloomsbury USA.

[3] NASA Global Climate Change (2020). There Is No Impending ‘Mini Ice Age’. Erişim tarihi: 16.06.2020. https://climate.nasa.gov/blog/2953/there-is-no-impending-mini-ice-age/

[4] Xu, C. et al. (2020). Future of the human climate niche. Proceedings of the National Academy of Sciences, 117(21), pp. 11350 LP – 11355. doi: 10.1073/pnas.1910114117.

 

Kategori: İklim Krizi