Kültür-SanatManşetTürkiye

Oruç Aruoba’ya veda

Akademisyen kimliği, çevirileri, felsefeyle şiiri harmanladığı eserleriyle Türkçe şiirine önemli katkılarda bulunan Oruç Aruoba, dün 72 yaşında hayata veda etti.

İle“, “Uzak”, “Yakın”, “Yürüme”,De ki İşte“, “Tümceler“, “Ne ki Hiç” isimli kitaplarıyla tanınan Aruoba; Hume, Rilke, Wittgenstein, Nietzsche, Von Hentig, Başo ve Celan’ın Türkçe’ye çevirerek, literatüre kazandırmıştı.

Biz de Yeşil Gazete yazarlarından Alper Tolga Akkuş’un 2014’de Aruoba’nın evine yaptığı ziyaretinden diyalogları kaleme aldığı yazı ile onunla  vedalaşıyoruz.

*

Oruç Aruoba’nın evinde

Bayramiç Tohum Takas Şenliği’nde iken Zerrin abla (Boynudelik) bahsetti Oruç abinin (Aruoba) de şenliğe gelme ihtimalinden. İzmir’de yaşadığını söyledi ardından. E ben de burdan sonra oraya geçeceğim, Yeşil Gazete’ye yazması için görüşeyim diyorum kendisi ile, var mıdır çaresi dedim. Mahmut abi (Boynudelik) yetişti imdada. Oruç abiyi aradı benden, niyetimden (Yeşil Gazete’ye yazılar istemek) ve İzmir’e uğrayacağımdan dem vurdu, bana da Oruç abinin telefon numarasını verdi.

Pazartesi sabahı 11 küsur saatlerde aradım Oruç abiyi. “Oruç Bey merhaba, ben Yeşil Gazete’den …” diye başlayıp ikinci söz alışta, “Oruç abi o halde ben sizi yarın bir daha arıyorum” deyişim ile hayli eğlendi İzmir’de beni misafir eden arkadaşlarım Çiğdem ile Sevil. Oruç abi o gün Aydın’da olduğunu, akşam saatlerinde döneceğini, kendisini yarın bir kez daha aramam gerektiğini söylemişti. “Bey”li başlayıp iki saniye sonrasında “abi”li devam etmem ise benim kendi alışkanlığım. Hiç tanışmadığım, daha önce bir vesile hiç konuşmadığım birisine hali ile samimi şekilde hitap edemezdim, ama bir lafın beli kırılmayagörsün “bey”i de atarım “paşa”yı da, hiç bakmam “ustedes”lerin gözünün yaşına.

Pazartesi bir kez daha aradığımda oyunu bozan Çiğdem oldu. İzmir cahili olduğumdan adres tarifi için telefonu kendisine vermiştim. Oruç abi otobüsten indikten sonra 2 kilometre kadar yol var, yürüyebilir misiniz diye sorunca, “Ben yürürüm yürümesine de Alper zorlanabilir engelli olduğu için” dedikten sonra karıştı bence işler. Oruç abi birkaç kez daha arayıp “Bilal’e anlatır gibi” tek tek anlattı kendi evinin yerini, bizim hangi durakta inmemiz gerektiğini, durağa varmadan kaç dakika önce arayınca çok fazla bizi bekletmeden bizi almaya gelebileceğini vsr.

Oruç abi (Aruoba) ile pek çok şeyden konuştuk.

Kimisini not aldım kimisi muhabbetin demi oldu kaynadı.

Çok güzel bir bahçesi var balkonunda, bahçeli bir ev olaydı daha iyi olurdu der.

Oruç abi'nin eviningeniş balkonunun ön kısmında adım atacak yer yok neredeyse çeşit çeşit btkiden. Her birinin hikayesini bize de aktardı

Oruç abi’nin geniş balkonunun ön kısmında adım atacak yer yok neredeyse çeşit çeşit bitkiden. Her birinin hikayesini de bize aktardı


Bize kumkat ikram etti, Hindistan menşeili olduğunu belirttiği bu bitki portakal ve mandalina arası bir tür, ebadı ise erik kadar, kabuğu ile birlikte yenebiliyor.

Açık Radyo’da fi tarihi zamanlarında “Filozof Dedikoduları” isminde bir program yaptığını aktardı Ömer abi (Madra) ile birlikte.

Çiğdem hemşire olduğu için o sularda da yüzdük, İzmir’de misafir olduğum Çiğdem ve Sevil’in evindeki dolapta “Nursing is art” magnetini görmüştüm, konuyu ordan açtım. Nurse fiilinden girdik Ebe Gümeci’nden çıktık.

16 Oruç Aruobanın evinde

Oruç abi bize kendi elleri ile hazırladığı ve “Menemenin hammaddesi olur” diye sunduğu yemeği ikram ederken

Çiğdem’in “İle“yi bir dönem elinden düşürmediğini sıkıştırdım ben arada bir yerde. Çiğdem de “İle”nin bir dönem kendisini çok etkilediğini, (tam ne söylediğini hatırlayamasam da mealen) hem can simidi olduğunu hem de yaralarını derinleştirdiğini eklediğinde Oruç abi, “Demek ki okuyan kişide yaratmak istediğim etkiyi becerebilmişim” dedi. 

Oruç abi ile işim henüz bitmedi ama. Yeşil Gazete'ye yazı yazdırana kadar bana durmak yok!

Oruç abi ile işim henüz bitmedi ama. Yeşil Gazete’ye yazı yazdırana kadar bana durmak yok!


Dümeni Yeşil Gazete’ye kırdım sonra. Bayramiç Tohum Takas Şenliği, Kaz Dağları Buluşması, ekolojik hareket derken ÇEYO, Huriye Hoca (Kara) ve solucanlara, solucan kelimesinin kökenine, tekilaya sarkıtılan solucana yol aldık. Böyle hararetli hararetli muhabbeti koyultmuşken bi ara Oruç abi, “Biz buraya nerden geldik yahu” diye başını kaldırıp hemen ardına parmağını bana doğru sallayarak, “Hep senin başının altından çıkıyor bunlar” diyerek sevimli sevimli payladı. Yeşil Gazete’ye yazma konusunda ise kesin bir yanıt vermedi. 

Sinema da konuştuk edebiyat da. Orhan Veli’yi de andık Can Yücel’i de. 

Oruç Aruoba kimdir?

14 Temmuz 1948 yılında Karamürsel’de dünyaya gelen Aruoba, ortaöğrenimini Ankara TED Koleji‘nde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesi‘ne devam etti.

1976 yılında başlamak üzere bir yıl süreyle Almanya‘daki Tübingen Üniversitesi‘nde felsefe semineri üyeliği yaptı. Ayrıca 1981‘de Yeni Zelanda‘ya gitti, Victoria Üniversitesi‘nde konuk öğrenim üyeliğinde bulundu.

Wittgenstein’ın ilk çevirisi

1983 yılında akademisyen olarak çalışmayı bırakıp üniversiteyle ilişiğini kesti. Bu dönemde İstanbul‘a yerleşti ve çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı.

Akademisyen olarak başladığı kariyerine yazar ve çevirmen olarak devam etti. Türkiye’nin önemli düşünürlerinden olan Aruoba; Hume, Rilke, Wittgenstein, Nietzsche, Von Hentig, Başo ve Celan‘ın eserlerini Türkçe’ye çevirerek literatüre kazandırdı.

Bir dönem Açık Radyo‘da Filozof Dedikoduları isimli programı da hazırlayıp sundu.

Kategori: Kültür-Sanat