Köşe YazılarıYazarlar

Atık sularda niçin virüsün izini arıyoruz?

Covid-19 hastalığı da dahil olmak üzere tüm bulaşıcı hastalık salgınları sırasında insan sağlığını korumak için güvenli su, sanitasyon ve hijyenik koşulların sağlanması temel bir gereklilik.  Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre genel alanlarda, evlerde, okullarda, toplu alışveriş merkezlerinde ve sağlık tesislerinde bilimsel WASH (yeterli su, sanitasyon, hijyen) uygulamaları ve iyi atık yönetiminin sağlanması, Covid-19’a neden olan ve havada asılı virüs taşıyan damlacıkların solunum yoluyla alınmasıyla insandan insana bulaşan virüsün yayılmasını önlemeye yardımcı olacak.

Son yaşadığımız ve yaşamaya devam ettiğimiz pandemi günlerinde WHO tarafından önerilen sık sık el yıkama, maske kullanımı, sosyal mesafenin korunması, başta tıbbi atıklar olmak üzere iyi ve hızlı atık yönetiminin önemli bir bölümü bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemeye dönük WASH uygulamalarına dayanıyor. Ancak şu anda üzerinde pek tartışmadığımız sorun; WASH uygulamalarının temelinde yer alan yeterli güvenilir su sağlama gerekliliğinin dünya üzerinde 2 milyarı aşkın insan için sağlanamaması. Büyük bir kısmı Afrika ve Güney Doğu Asya ülkelerinde yaşayan bu insanların büyük çoğunluğu bırakın sık sık ellerini yıkamayı evlerine 10-15 litre su taşıyabilmek için günde ortalama 20 kilometre yürümek zorunda.

İçme ve kullanma suyunu klorlama yeterli 

Tekrar yaşadığımız pandemi günlerine dönecek olursak salgının Avrupa ülkelerine sıçraması ile beraber özellikle içme ve kullanma suyu kaynakları ve atık sularla ilgili çeşitli araştırmalar başladı. Bu çalışmalarda Covid-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünün izleri gerek ham suyun gerekse atık suyun içinde arandı, aranmaya da devam ediyor. Şu ana kadar içme ve kullanma suyu kaynaklarında herhangi ciddi virüs izine rastlanmadığı gibi bu kaynakların klorla 0.3mg/l serbest klor sağlanacak şekilde yeterli dezenfeksiyonu da virüsü ortadan kaldırıyor. Klorla dikkatli bir dezenfeksiyon koşulu yüzme havuzları için de geçerli. Bu nedenle bugünlerde özellikle bazı bölgelerinde içme ve kullanma suyu için yeterli dezenfeksiyon yapılmayan ülkemizde bu alt yapı eksikliklerinin hızla tamamlanarak insanlarımıza güvenilir su sağlanması önemli.

Atık sulara gelince; WHO’ya göre enfekte bir kişinin dışkısından Covid-19 virüsünün başka bir insana bulaşma riski çok düşük gibi… Atık sular üzerinde yapılan çeşitli araştırmalar virüsün, ishal veya bağırsak enfeksiyonu belirtilerinden bağımsız olarak dışkıyla atılabileceğini gösteriyor.  Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalar Covid-19 hastası olduğu doğrulanmış kişilerin yaklaşık % 2-27’sinde hastalık tablosuna ishalin de eşlik ettiğini gösteriyor. Üstelik bu hastalar iyileştikten sonra da dışkılarında hastalığın viral RNA fragmanları tespit edilmiş. Ancak bugüne kadar SARS-CoV-2 virüsünün fekal-oral yolla bulaştığına dair bilimsel bir kanıt ortaya konamadı. Şimdilik atık sulardan SARS-CoV-2 virüsünün insanlara bulaşabilmesi için tek yol atık su arıtım tesislerinde havalandırma aşamasında damlacıkların sıçraması gibi duruyor. Bu da sadece bu tesislerde çalışanlar için bir risk oluşturuyor. Gerekli koruyucu ekipmanın (maske, özel giysi, siperlik vs.) kullanılması ile ortadan kaldırılabilecek bir durum. WHO ayrıca pandemi boyunca haftada iki defadan az olmamak üzere tuvaletlerin %10’luk çamaşır suyu ile dezenfekte edilmesini öneriyor.

Park, bahçe ve tarla sulamasında kullanılıyor

Peki, SARS-CoV-2 virüsünün fekal-oral yolla bulaştığına dair bilimsel bir kanıt yoksa o zaman neden atık sularda SARS-CoV-2 virüsünün izini sürüyoruz? Bunun iki temel nedeni var. Birinci neden birçok ülke de arıtılmış atık sular parkların, bahçelerin ve tarlaların sulanmasında, yolların yıkanmasında kullanılıyor. Biyolojik arıtma sistemi çıkış suyunda SARS-CoV-2 virüsüne bugüne kadar rastlanmadı. Arıtılmamış atık sularda ise virüs 20ºC de iki gün varlığını koruduğu görülmüş. Bu nedenle arıtılmamış atık sular hiçbir şekilde sulama suyu olarak kullanılmamalı.

Arıtılmış atık suların ise kullanımından önce sadece SARS-CoV-2 açısından değil, tüm mikrobiyolojik ajanlardan temiz olduğuna emin olunmalı. Üstelik buna rağmen sulama yapılırken küçük damlacıkların havaya karışabileceği düşünülerek yağmurlama sisteminden de kaçınılmalı. İkinci neden ise bir kentin atık suyunun COVID-19 salgını geleceğini belirlemek için kullanılabileceği gerçeği. Kanalizasyon epidemiyolojisi veya atık su bazlı epidemiyoloji (WBE) olarak isimlendirilen bu yaklaşım bugüne kadar hepatit A, poliovirüs ve norovirüs gibi virüs salgınlarının erken uyarılarını izlemek ve salgın öncesi hazırlık açısından zaman sağlamak için başarıyla kullanıldı.  The Science Total Environment dergisinin Mayıs 2020 tarihli sayısında yayınlanan ‘Early SARS-CoV-2 Outbreak Detection by Sewage-Based Epidemiology’ başlıklı makaleye göre arıtılmamış atık sularda Covid-19’un saptanması, dünyadaki Covid-19 hastalarının doğrulanması için kullanılan nükleik asit bazlı polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) metotu ile gerçekleştiriliyor. Arıtılmamış atık sulardaki biyolojik ve kimyasal maddelerin konsantrasyonu o atık su toplama sistemine bağlı bölgede ikamet edenlerin durumu ve davranışları hakkında önemli nitel ve nicel bilgiler verebiliyor

Kanalizasyon suyunda tespit edilebilir

Bu bilgiler kullanılan ilaçlardan, çeşitli kimyasallardan; bulaşıcı hastalık ajanlarına kadar uzanabilir. Covid 19 hastalığının üçüncü gününden itibaren feçes ve idrarla atılmaya başlanan virüs kısa bir süre içinde kanalizasyon suyunda tespit edilebiliyor. Son aylarda yapılan araştırmalara göre, bir kentte herhangi bir vaka bildirilmeden önce o kentin atık sularından alınan örneklerde SARS-CoV-2 RNA tespit edildi. Bu çok önemli; çünkü bu virüsü atık sulardan izlemenin mümkün olabileceğini düşündürüyor. Bunu doğrulayan bir çalışma; 5 Mart – 7 Nisan 2020 tarihleri arasında Paris‘te yapılmış. Toplanan atık su örneklerinde yapılan çalışmada, SARS-CoV-2 genom birimlerindeki artıştan kısa bir süre sonra hem bölgesel hem de ulusal düzeyde kaydedilen ölümcül vaka sayısındaki artış izlendi.

Sonuç olarak atık sulardaki SARS-CoV-2 genom birimlerindeki artışın izlenmesi oldukça kolay bir yöntemdir ve çok sayıda insanın teste tabii tutulmadan salgının o bölge için önceden tahmin edilmesini sağlayabilir. Şu anda çok sayıda araştırma grubu gelecekte yaşanacak koranavirüs salgınlarını önceden öğrenmek için kanalizasyon suları üzerinde çalışıyor.

Ülkemizde de pilot uygulama olarak İstanbul, Ankara ve Samsun’da gerek ham atık suda, atık çamurunda ve gerekse arıtılmış atık suda PCR yöntemi ile SARS-CoV-2 virüsünün izleri aranıyor. Bu önemli çalışmanın şimdilik sonuçlarını bilmiyoruz. Ama sonuçlar halk sağlığı açısından çok önemli. Yeni SARS-CoV-2 ataklarıyla karşılaşıp karşılaşmayacağımıza; gerekse arıtılmış atık suyun sulama suyu başta olmak kullanıp kullanamayacağımıza bu çalışmanın sonuçlarına bakarak karar verebiliriz…

Yaşadığımız pandemi günleri bize kentlerimizde güçlü alt yapının; suyun ve sanitasyonun önemini hatırlattı bize… Sadece o mu? Gelecekte kent yaşamını tekrar en baştan düşünmemiz; karşılaşmamız olası yeni pandemiler için sağlıklı havalandırmaya uygun binalar; fiziki mesafeye uygun kentler planlamamız gerektiğini de gösterdi.