Hafta SonuKitapManşet

Kelimelerle çizilen portre: Ben bir uçurum incisiyim – Nilay Yağmurdereli

“Geçen kuşaklardan sonra edebiyatımızda derin bir iz bırakmaya aday hangi hikâyeciler geldi?” diye bir soruyla karşılaşsam, okur olarak vereceğim isimlerden biri kuşkusuz Şeyma Koç olur. Fiiliyatın sürmesine neden olan hiçliğe karşı güçlü bir zayıflığı, soylu bir zaafı var: Hikâyeleri!

Şeyma Koç, İthaki Yayınları’ndan çıkan, içinde on hikâyenin yer aldığı Ben Bir Uçurum İncisiyim isimli kitabıyla zamanın içinde yerini aldı.

Kitabın içeriğinden söz etmeden önce, kitabın ismi üzerinde biraz durma hevesindeyim. Çünkü başlık, yazarın okura neyi-neden anlattığını sezdirecek bir ön uyarıcıdır.

İstiridye, kapalı şekli sayesinde dış dünyadan son derece iyi korunabilen bir varlık. Ama beslenmek için kabuğunu her açtığında içine yabancı bir madde giriyor ve bu yabancıyı kendisi için zararsız hâle getirmek için onu sedefle kaplıyor.  İnci böyle oluşuyor! Yazar da beslenmek ve yaşamak için kabuğunu her açtığında, içine sızan her acıyı yabancı bilmiş ve onu sedefle kaplamış. Bu nedenle, yazar için acı değerlidir ya da şöyle söylemeliyim: Acısını sedefle kaplayarak onu değerli kılmış! Peki ya uçurum? İncelikli, duygulu, uç’larda yaşamayı deneyimlemekten gelen çoklu bir iç dünyası olduğunu, bu dünyanın onu yalnızlaştırdığını, bu yalnızlığın onu dehşet ve kederle bir uçurumun kıyısına sürüklediğini hissediyorum. (Yazınsal yaratıcılığını da bu iç dünya besliyor bir taraftan. Ağır bir bedel!)

Ölüm, iyilik ve kötülük, acı ve ihtimallerin kitabı 

Şeyma Koç.

Tuhaf bir kitap bu. Ölüme ait bir kitap! Kitabın açık ya da gizli öznesi bu: Ölüm! Tematik süreklilik içinde, soğuk bir ruhla yazılmış: Zaafla ve kanla! Yazarın “Ben Tanrı olsaydım, kullarım acıya tapardı!” söyleminin hem düşünsel hem duygusal karşılıkları var: Sonsuz ihtimallerle dolu…

Paradoksal bir zekâ, hiptonik bir hava, vahşi bir soluk, yırtıcı bir dil, kışkırtıcı ve tekinsiz bir yaratı. İnsan; iyidir, melektir, şefkatlidir, merhametlidir safsatası yerine benliğindeki kötülüğü, acımasızlığı, yıkımı, hoyratlığı iç içe örerek ilerliyor, soğukkanlılıkla ve çarpıcı bir etki yaratarak yazıyor. “Varoluşa nasıl bir çare bulmalı?” sorusunu acı ile karşılıyor. Dahası acı ve ölüm ile bir anlam kazandırıyor. Çehov ne diyordu? “İnsan, yazı yazdığı için toprağa kakılmaz; gömüldüğü için, başka yere gidemediği için yazar.” Öyle yazıyor.

Hikâyede merakın tetiklenmesi, heyecanın diri ve dikkatin uyanık tutulması kadar önemli olan bir öteki öğe, iyinin ve kötünün nasıl temsil edildiği; yazarın ideolojik anlamda bu temsili nasıl kurguladığıdır. Kurgu, hikâyede büyük bir silahtır ve Koç bu silaha başvurmaktan çekinmiyor. Ürettiği anlamları ustaca kurguluyor, şeffaflaştırıp doğallaştırıyor. 

Hikâyeler; çekim esnasında kameranın yerini değiştirince değişen bakış açısı gibi; anlara/durumlara/duruşlara farklı bir eleştirel perspektiften bakmaya ve görmeye davet niteliğinde. Bu yönüyle aynı zamanda alternatif bir “kendini yaratma deneyimi” olarak da okunabilir. Bu okumayı güçlü ve sürükleyici kılan ise, biçemi.  Koç, bilerek/sezerek/ ayıklayarak yazıyor. Paragrafın düşünce birliğine ya da anlatım akışına uymayan tek bir cümle yok: 

Mutlu Bir Ölüm farklı bir kötülük kurgusuna sahip. Yazar, kendine vicdan bulamayan bir azap gibi yaşamını sürdüren ve en sonunda kalbi çarpan bir bedende çürümeye bırakılan, müthiş ve korkunç bir karakter için (Galya), hikâye tarihinin en büyük takdimlerinden birini yapıyor. Sıcak Karanlıklar ve Hayatta Kalma Alışkanlığı ana karakterlerin sesiyle okuru aniden yakalıyor ve zihni uyanık tutuyor. Manolya Zamanı ve Ah Lola’nın çağrısı insanı çekip alıyor. Flower Face’in kendine has bir tansiyonu var. Acı Bir Sözcüktür, yaşamın biçimlediği sarsıcı bir hikâye. Kan Tohumları, umut için ısrarın ve inadın dirençli diliyle yazılmış. Bonita, tanıklığın diliyle kurulmuş. Et, bu türde yeni bir mihenk taşı olmaya aday!

Kuşkusuz bu kitap; yeni bir bakış, duyuş, hissediş.

Hikâye kitaplarının yükselişte olduğu günümüzde farklı bir yerde duruyor.

Ben Bir Uçurum İncisiyim, karanlık şeylerin uyuduğu derin yerlerde parlıyor!

More in Hafta Sonu