İklim ve EnerjiManşet

ÇMO İstanbul Şubesi: Hava kalitesinin artışı havanın temizlendiğini göstermiyor

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Covid-19 salgınının etkilerinin önlenmesi için alınan tedbirlerin dünyadaki büyük kentlerde, özellikle İstanbul’da hava kirliliği ve iklim krizi üzerindeki olası etkileri, korunma yöntemleri ve alınması gereken tedbirlerle ilgili bir rapor yayımladı.

Raporda salgına karşı alınan tedbirlerin trafik ve bir kısım sanayiden kaynaklı hava kirleticilerin azalmasını sağlamışsa da, enerji santralleri gibi önemli miktarda kirletici salmaya devam eden sektörlerin hala faaliyetine devam etmesi, salgın koşullarının ve buna karşı alınan önlemlerin geçici olması ve koşullar normale döndüğünde emisyonlarda azalmayı sağlayan kaynakların tekrar aktif hale geçecek olmasının, hava kalitesindeki iyileşmenin de geçici ve yanıltıcı olduğu anlamına geldiğine dikkat çekildi.

Partikül maddeler hala sınır değerlerin üzerinde

Uygulanan karantina önlemleri sonucunda özellikle büyük kentlerde hava kalitesinde önemli iyileşmeler olduğu yönünde basında yer alan haberler anımsatılan raporda, buna rağmen solunum yolları hastalıkları, akciğer kanseri, erken ölüm gibi risklere yol açan çok küçük partikül maddelerden PM2.5’un günlük sınır değerinin İstanbul’da sık sık aşıldığına, PM10’un ise Mart ayında sınır değerlerin üzerinde seyredip nisan sonunda azaldığına, fakat yıllık olarak 2009-2019 yılları arasında sınır değerlerin üzerinde olduğuna dikkat çekildi. Araştırmada, NO2 seviyesinin de sürekli olarak sınır değerlerin üzerinde seyrettiği vurgulandı.

2020 yılı Mart ve Nisan aylarında  İstanbul’da günlük ortalama PM10 ve PM2.5 değerleri.

Ayrıca Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği’ne göre PM10 için günlük limit değerin, bir yılda 35 defadan fazla aşılmaması gerekmesine rağmen, 2019 yılı verilerine göre, Aksaray, Alibeyköy, Bağcılar, Başakşehir, Beşiktaş, Esenler, Esenyurt, Göztepe, Kadıköy, Kâğıthane, Kandilli, Kartal, Maslak, Mecidiyeköy, Sultanbeyli, Sultangazi, Şirinevler, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar ve Yenibosna ilçelerinde bu sayıdan daha fazla aşıldığına dikkat çekildi.

Raporda bu durum şöyle değerlendirildi:

“Bu da gösteriyor ki, kirlilik değerlendirmelerini limit aşımları üzerinden yapmakta fayda vardır. Pandemi sürecinde uygulanan önlemlerin hava kirliliği açısından en büyük etkisi trafik yoğunluğunun, yani hareketli emisyon kaynaklarının azalması yönünde olmuştur. Ancak İstanbul’da ulaşım faaliyetlerinin azalmasıyla hava kalitesinin bir miktar artmış olması havanın temizlenmiş olduğunu göstermemektedir. Çünkü partikül maddenin tek kaynağı motorlu araçlar değildir. Kentlerde sanayi, inşaat faaliyetleri, madencilik, evsel ısınma vb. gibi başka önemli partikül madde kaynakları da mevcuttur ve bu faaliyetler pandemi sürecinde de büyük ölçüde devam etmektedir.”

Sokağa çıkma yasağının uygulandığı bazı günlerde bile günlük PM2.5 ve NO2 değerlerinin sınır değerleri aştığının görüldüğü belirtilen raporda, “Dolayısıyla İstanbul’un havasının temizlendiğini söylemek gerçekten uzak bir yaklaşım olacaktır” denildi. 

Küresel iklim değişikliğine neden olan CO2 gibi sera gazlarının atmosferdeki oranlarının yükselmeye devam etmesinin, iklim değişikliği ile mücadelenin uzun vadeli ve geniş kapsamlı tedbirlerle sürdürülmesi gerektiğini somut olarak gösterdiği vurgulanan raporda şu ifadeler yer aldı:

Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelerek fosil yakıt kullanımının azaltılması, sanayiden kaynaklı emisyonların tesis içi önlemlerle ve baca gazı arıtma teknolojilerinin uygulanması ile kaynağında azaltılması, tüketim alışkanlıklarının ve buna bağlı olarak üretim yapısının sürdürülebilirlik kavramı esas alınarak değiştirilmesi, kentlerin ve ulaşımın yine bu kapsamda planlanması gibi köklü değişikliklere gidilmediği sürece, ne hava kalitesinde kalıcı bir iyileşme sağlanması ne de iklim krizinden çıkış mümkün olacaktır. Öncelikle dünyada sanayi üretimi ve ekonomisi ile paralel olarak sera gaz emisyonlarında en fazla payı olan ülkelerden başlanarak, sözü edilen köklü değişikliklerin genele yayılması gerekmektedir.”

İklim değişikliğini önlemeye katkısı yok

Küresel ısınma ve iklim değişikliğine neden olan sera gazları ve genel hava kirleticileri genellikle aynı kaynaklardan salındığı için bu iki kavramın birbiriyle bağıntılı olduğu kaydedilen açıklamada, “Sera gazları büyük ölçüde sabit kaynaklardan (konutlar, ticari/kurumsal tesisler, enerji üretimi ve endüstriyel enerji kullanımı gibi) salındığı için, trafiğin azalması hava kalitesinin düzelmesi için tek başına yeterli olmayacaktır. Ayrıca mevcut durumun geçici olduğu, önlemler kaldırıldığında hava kalitesinin tekrar eski haline döneceği aşikardır” ifadelerine yer verildi. 

Oda’nın raporunda fosil yakıtların kullanımı, ormanların yok edilmesi, tarım ve sanayi gibi beşeri faaliyetlerin karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonunu yükselttiği belirtildi; bu nedenle sera etkisi ve dolayısıyla iklim değişikliği de artığına dikkat çekilerek şu noktalara dikkat çekildi: 

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından hazırlanan bilimsel rapora göre; iklim değişikliğini frenlemek için güvenli limit olarak öngörülen atmosferdeki küresel sıcaklık artışının 1,5°C düzeyinde kalması için karbondioksit gazı konsantrasyonunun 430 ppm, 2°C düzeyinde kalması içinse 450 ppm ile sınırlandırılması gerektiği belirtilmektedir (17). Karbondioksit seviyesi 1970 yılına göre yaklaşık %26 artış sağlarken, Şekil 3’ten de görülebileceği gibi ortalama küresel sıcaklık 1970’e göre 0.86°C, sanayi öncesi döneme göre ise 1.1°C yükselmiştir.“

Küresel ortalama sıcaklık artışı.

Sıcaklık dışında, atmosferik karbondioksit (CO2), okyanus ısısı ve asitlenme, deniz seviyesi, buzul kütle dengesi ve Arktik ve Antarktika deniz buzu gibi göstergelerin de son beş yılda iklim değişikliğinin hızlandığını gösterdiği hatırlatılan raporda, Covid-19’un  sera gazı emisyonlarında geçici bir azalmaya neden olabileceğine ancak sürekli iklim eyleminin yerine geçmeyeceğine dikkat çekildi:  

“Atmosferdeki karbondioksit (CO2) seviyeleri ve diğer önemli sera gazları, 2015-2019 yıllarında önceki beş yıla göre %18 daha fazla yükselmiştir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine ve analizine göre, sıcaklık ile ilgili hastalık veya ölüm riski 1980’den bu yana istikrarlı bir şekilde tırmanmıştır ve günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık %30’u yılın en az 20 günü potansiyel olarak ölümcül sıcaklıklara yol açan iklim koşullarında yaşamaktadır.

Aşağıdaki şekilden de görülebileceği gibi, 2020 yılının Nisan ayında atmosferdeki ortalama karbondioksit miktarı rekor seviyelere ulaşarak 416 ppm’in üzerine çıkmıştır. Geçen senenin aynı döneminde bu oran 413 ppm olarak ölçülmüştür. CO2 atmosferde ve okyanuslarda uzun süre kaldığından dolayı CO2 konsantrasyonları rekor seviyelerde kalmaktadır.”

Yıllara göre CO2 artışı.

Çevre Mühendisleri Odası’nın raporunda, iklim değişikliğiyle beklenen sıcak hava dalgalarının daha şiddetli yaşanması ve yaz aylarında soğutma ihtiyacının artmasının risk altındaki gruplar için sağlık sorunlarını tetikleyeceği belirtildi; sel ve taşkın gibi olayların gıda ve su yoluyla, sıcaklıkların artmasının ise vektör yoluyla bulaşan hastalıkların yayılmasını kolaylaştıracağı kaydedildi:

“Sera gazı salımlarının bertaraf edilememesi hava kirliliğinin etkisini güçlendirerek solunum sistemi rahatsızlıklarına yol açmakta ve mevcut problemleri şiddetlendirebilmektedir. COVID-19’dan dolayı her ülkenin genel olarak uyguladığı kısıtlamalar (sokağa çıkma yasağı, bazı üretim yerlerinin kapanması vs.) ulaşımdan ve sanayi kaynaklı üretimlerden kaynaklı hava kirleticilerinin oranında azalma sağlasa dahi, küresel karbondioksit salımı sadece %5.5 oranında azalmıştır. Küresel ekonomi durma noktasına gelse de, analizler hala normal bir yılda salınan emisyonların %95’inin salınmaya devam edildiğini ve gezegenimizin ısındığını göstermektedir. Birleşmiş Milletler Çerçeve Programı’na (UNEP) göre küresel ısınmanın 1.5°C ile sınırlandırılabilmesi için sera gazı emisyonlarının her yıl %7.6 oranında azaltılması gerekmektedir.”

İklim değişikliği etkisiyle İstanbul’un giderek daha belirgin şekilde Akdeniz iklim özelliklerini göstereceğinin, 2100 yılında  İstanbul’da yıllık sıcaklık ortalamasının 1°C ila 4.5°C artacağının tahmin edildiği hatırlatılan raporda, sıcak günlerin sayısının artacağını buna karşın soğuk günlerin sayısının azalacağına vurgu yapıldı, “Doğu-batı ekseninde artan yapılaşmanın İstanbul’da hakim Kuzey-Güney rüzgarlarını etkilemesi nedeniyle düşen hava kalitesi iklimsel tehditlerin daha da kötüleşmesine neden olacaktır” denildi.

Çevre Mühendisleri Odası, Covid-19’dan dolayı ülkeler mevcut kısıtlayıcı tedbirlere devam etse bile, salımlarda görülen azalmanın iklim kriziyle başa çıkmak için yeterli olmayacağı uyarısı yaptı; süreç normale döndüğünde geçicilik kalkacağından ülkelerin acil olarak iklim krizi konusunda harekete geçmeleri ve sürdürülebilir iklim eylem planlarının üzerinde düşünerek hükümetlerin pandemi ile mücadele ettiği gibi iklim krizi ile de mücadele etmesi gerektiğini bildirdi.