EkonomiManşetUncategorized

Planlı ekonomik küçülme: Yeni kökler oluşturmak

Yeşil Gazete için çeviren: Ayşe Ceren Sarı

*

Uluslararası Degrowth (ekonomik küçülme) Hareketi, ülke liderlerine yönelik açık bir mektup yayımlayarak, koronavirüs salgınından sonra şirketlerin değil, gezegenin ve insanların kurtarılmasına öncelik verilmesini istedi. 60 ülkeden 1.100’den fazla uzman ve 70’den fazla kuruluş tarafından imzalanan mektup şöyle: 

Koronavirüs krizinden sonra geleceği yeniden hayal etmek

Koronavirus pandemisinde şimdiden sayısız can kaybedildi ve sürecin ne yönde gelişeceği belirsiz. Sağlık hizmetlerinin ve temel sosyal hizmetlerin ön saflarında yer alan insanlar virüsün yayılmasına karşı savaşıyor. Bu hizmetlerin dışında, ekonominin büyük bir kısmı ise bu sırada durmuş durumda. Bu durum birçokları için sıkıntı ve acılı bir süreç anlamına geliyor. Bir parçası olduğumuz topluluklar ve sevdiklerimiz hakkında korku ve endişeye kapılmamıza neden oluyor. Aynı zamanda yeni kolektif fikirlerin öne çıkması için önemi bir an olma özelliği de taşıyor.

Dünya ekonomisi bir yandan her zamankinden daha fazla üretirken insanlara ve gezegene özen göstermekte başarısız. Bunun yerine gerçekleşen şey ise servet birikimi ve gezegenin tahribatı.”

Koronavirüsü tarafından tetiklenen kriz, büyüme takıntılı kapitalist ekonomimizin birçok zayıflığını şimdiden ortaya koydu: Birçok insan için güvencesiz yaşam koşulları, yıllarca süren kemer sıkma politikaları ve en temel mesleklerden bazılarının değersizleştirilmesi ile sakat bırakan sağlık sistemleri. İnsanların ve doğanın sömürülmesine dayanan, krizlere ciddi şekilde yatkın olan bu sistem şimdiye kadar yine de normal kabul ediliyordu. Dünya ekonomisi bir yandan her zamankinden daha fazla üretirken insanlara ve gezegene özen göstermekte başarısız. Bunun yerine gerçekleşen şey ise servet birikimi ve gezegenin tahribatı. Her yıl milyonlarca çocuk önlenebilir nedenlerden hayatını kaybediyor, 820 milyon insan yetersiz besleniyor, biyolojik çeşitlilik ve ekosistemler yok oluyor, sera gazları salımları artmaya devam ediyor ve insan faaliyetleri kaynaklı iklim krizi ortaya çıkıyor: Deniz seviyeleri yükseliyor, tüm bölgeleri yutan yıkıcı fırtınalar, kuraklıklar ve yangınlar gerçekleşiyor.

On yıllar boyunca bu sorunlara karşı önerilen baskın stratejiler, ekonomik dağılımı büyük ölçüde piyasa güçlerine bırakmak ve ekolojik yok oluşun önüne ekonomik büyümeyi kaynak kullanımından ayrıştırarak ve yeşil büyümeyle geçmekti. Bunlar işe yaramadı. Artık koronavirüs krizinin deneyimlerini kullanma fırsatımız bulunuyor: Gelişmekte olan yeni işbirliği ve dayanışma biçimleri, temel toplumsal hizmetlerin -sağlık ve bakım hizmetleri, gıda tedariki ve atıkların toplanması gibi- takdiri gibi. Pandemi, hükümetlerin de modern barış zamanında eşi benzeri görülmemiş faaliyetlerde bulunmasına yol açarak eylemde bulunma isteği olduğunda nelerin mümkün olduğunu gösterdi: Bütçelerin tartışmasız bir şekilde yeniden düzenlenmesi, parasal kaynakların harekete geçirilmesi ve yeniden dağıtımı, sosyal güvenlik sistemlerinin hızlı bir şekilde genişletilmesi ve evsizler için konutların sağlanması gibi.

2008 finansal krizinden farklı olarak, şirketleri kurtarmak yerine insanları ve gezegeni kurtarmayı seçmeliyiz. İçerisinde bulunduğumuz krizden kemer sıkma politikaları yerine yeterlilik önlemleri ile çıkmalıyız.”

Ancak tüm bunlar olurken problemli otoriter eğilimlerin de farkında olmamız gerekiyor: Kitlesel gözetim ve müdahale teknolojilerinin kullanılması, sınır kapatmalar, toplanma hakkı kısıtlamaları ve krizin afet kapitalizmi tarafından sömürülmesi… Bu tür dinamiklere sıkıca direnmeli ve direnişin de ötesine geçmeliyiz. Tahrip edici büyüme makinesini çaresizce tekrar çalıştırmaya uğraşmak yerine radikal olarak farklı bir topluma geçişi başlatmalıyız. Bunun için önerimiz, eylemlerimizi geçmiş dersler ve son bir kaç ayda dünyanın her yerinde filizlenen toplumsal ve dayanışma girişimlerinin bolluğu üzerine inşa etmek. 2008 finansal krizinden farklı olarak, şirketleri kurtarmak yerine insanları ve gezegeni kurtarmayı seçmeliyiz. İçerisinde bulunduğumuz krizden kemer sıkma politikaları yerine yeterlilik önlemleri ile çıkmalıyız.

Bu mektubu imzalayan bizler, ekonomimizin düzelmesi ve adil bir toplumun temelinin atılması için beş ilke sunuyoruz. Kimseyi arkada bırakmayan bir ekonominin yeni köklerini geliştirmek için şunları yapmamız gerekiyor:

1) Ekonomik sistemlerimizin merkezine hayatı yerleştirmek

Ekonomik büyüme ve savurgan üretim yerine, yaşam ve refahı çabalarımızın merkezine koymalıyız. Fosil yakıt üretimi, savunma sanayii ve reklamcılık sektörlerinden mümkün olduğunca hızlı bir şekilde aşamalı olarak çıkmalıyız. Bu sırada sağlık, eğitim, yenilenebilir enerji ve ekolojik tarım gibi alanları korumalı ve bu alanların gelişmesini sağlamalıyız.

2) Herkes için iyi bir yaşamın ortaya çıkmasında hangi işlerin ne kadar gerekli olduğunu radikal bir şekilde yeniden değerlendirmek

Bakım işlerini daha fazla öne çıkarmalı ve kriz esnasında birinci derecede önemli olduğu kanıtlanmış mesleklere gerekli değeri vermeliyiz. Adil bir dönüşümü mümkün kılmak için yıkıcı sektörlerde çalışanların ihtiyaç duyduğu yapıcı ve daha temiz olan yeni iş türleri için eğitime erişimin sağlanması gerekir. Ayrıca genel olarak, mesai saatleri azaltmalı ve iş paylaşımı modelleri oluşturulmalıdır.

3) Temel mal ve hizmetlerin sağlanması hakkında toplumun örgütlenmesi

Müsrif tüketimi ve seyahatleri azaltmamız gerekirken yemek, barınma ve eğitim hakkı gibi temel insani ihtiyaçlar herkes için güvence altına alınmalıdır. Bunun için evrensel temel hizmetler veya evrensel temel gelir düzenlemeleri gibi araçlar kullanılabilir. Ayrıca, asgari ve azami gelir seviyeleri demokratik olarak tanımlanmalı ve uygulanmalıdır.

4) Toplumun demokratikleştirilmesi

Toplumun demokratikleştirilmesi, tüm insanların hayatlarını etkileyen kararlara katılabilmesi, özellikle toplumdaki ötekileştirilmiş gruplar için daha fazla katılımın sağlanması ve feminist ilkelerin siyasete ve ekonomik sisteme dâhil edilmesi anlamına gelir. Küresel şirketlerin ve finans sektörünün gücü demokratik mülkiyet ve gözetimle önemli ölçüde azaltılmalıdır.

Enerji, gıda, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlara ilişkin sektörlerin meta olmaktan ve finansallaştırılmaktan çıkarılması gerekmektedir. İşbirliğine dayalı ekonomik faaliyetler (örneğin işçi kooperatifleri) teşvik edilmelidir.

5) Siyasi ve ekonomik sistemlerin dayanışma ilkesine dayanması

Yeniden dağıtım ve adalet, şimdiki ve gelecek nesiller, ülkelerdeki sosyal gruplar ve Küresel Güney ve Küresel Kuzey ülkeleri arasındaki uzlaşmanın temeli olmalıdır. Özellikle Küresel Kuzey ülkeleri, mevcut sömürü biçimlerini sona erdirmeli ve geçmişte sömürü faaliyetleri için tazminat ödemelidir. İklim adaleti, hızlı bir sosyoekolojik dönüşümü yönlendiren ilke olmalıdır.

Ekonomik sistemimiz büyümeye bağlı olduğu sürece, ekonomik durgunluk yıkıcı olacaktır. Dünyanın bunun yerine ihtiyaç duyduğu şey, ekonominin planlı ama uyarlanabilir, sürdürülebilir ve eşitlikçi olarak küçülmesidir. Planlı ekonomik küçülme (degrowth), daha azla daha iyi yaşayabileceğimiz bir geleceğin ortaya çıkmasını sağlar.

Mevcut kriz birçokları için oldukça acımasız oldu. En savunmasız olanlar en sert şekilde etkilendi. Bunlar gerçekleşirken bu kriz bize derinlemesine düşünme fırsatı da veriyor. İçinde bulunduğumuz pandemi süreci, gerçekten önemli olanın farkına varmamızı sağlayabilir. Ayrıca hareketlerimizi inşa ederken temel alabileceğimiz potansiyeli de ortaya çıkarmıştır. Bir toplumsal hareket ve kavram olarak planlı ekonomik küçülme, on yıldan uzun süredir bu konular hakkında konuşuyor. Toplumu sürdürülebilirlik, dayanışma, eşitlik, şenliklilik, doğrudan demokrasi ve yaşamdan zevk alma gibi değerlere dayalı olarak yeniden düşünmek için tutarlı bir çerçeve sunuyor.

Bu tartışmalarda bize katılın. Büyüme bağımlılığımızdan kasıtlı ve özgürleştirici bir çıkışı beraber inşa etmek için 2020 Viyana Degrowth Konferansı  ve Küresel Degrowth Günü‘nde fikirlerinizi paylaşın!

Dayanışmayla,

Tüm imza sahiplerini görün

*

Açık mektup çalışma grubu: Nathan Barlow, Ekaterina Chertkovskaya, Manuel Grebenjak, Vincent Liegey, François Schneider, Tone Smith, Sam Bliss, Köstence Hepp, Max Hollweg, Christian Kerschner, Andro Rilović, Pierre Smith Khanna, Joëlle Saey-Volckrick.

Bu mektup uluslararası büyüme ağındaki işbirliğine dayalı bir sürecin sonucudur. 60’dan fazla ülkeden 1.100’den fazla uzman ve 70’den fazla kuruluş tarafından imzalanmıştır.

Kategori: Ekonomi