Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Kainatın en güzel mavisi – Aydan Çelik

Fransız “renk” filozofu Michel Pastoureau’nun Türkçe’ye de çevirilen Mavi/ Bir Rengin Tarihi kitabı birbirinden şaşırtıcı bilgilerle doludur.

Mavi’nin Antik Roma’da barbarların rengi sayıldığını, Antikçağ’da renk bile kabul edilmediğini, Antik Yunan’da hiçbir metinde adının geçmediğini, hatta bazı filozofların Yunanlıların maviyi görememiş olabileceklerini söylediğini, Ortaçağ’da Katoliklerin bu rengin adını bile anmadığını okuruz.

Ama sonra tarihin bir eşiği gelir, mavi bir anda açık ara en sevilen renk statüsüne kavuşur.

Bugün de, bütün anketlerde açık ara en sevilen renk seçilir mavi.

*             

Herkesin kendine göre bir mavisi var şüphesiz.

Benim için kâinatın en güzel mavisi Sivas’ın Gürün ilçesindeki Gökpınar Gölü’ndedir.

Hani şu sıralarda Change Org’da yapılaşmaya karşı kaleme alınan imza kampanyasındaki göl.

                                                                              *

Çok şahsi olmakla birlikte o göl kıyısında geçmiş bir dizi çocukluk hikayesi anlatmak isterim.

Mamili Hasan

Gökpınar deyince benim aklıma Mamili Hasan gelir.

Mamili adının kaynağı ne bilmiyorum ama yanlış hatırlamıyorsam babasının adı da Mamili Mevlüt idi. Ufak tefek, gıdısı hafif sarkmış, çok sevimli bir ihtiyar olarak hatırlıyorum.

Mamili Hasan uzun yıllar boyu Gökpınar’ın motelini ve tesislerini işletti.

1970’lerde Gökpınar’ın o kadar sevilmesi sadece eşsiz rengi, o rengin içinde “dans eden” balıkları değildi. Sıcakkanlılığıyla, dostane jestleriyle Mamili Hasan o tablonun tamamlayıcısı, eskilerin deyimiyle Gökpınar’ın mütemmim cüzü, yani ayrılmaz parçasıydı.

Doğrudan dinlemedim ama bir arkadaşım anlatmıştı.

Gölün kenarında kendilerine bir masa seçip oturanlara “Hoş geldiniz” dedikten sonra “Buralı mısınız, yabancı mısınız?” diye sorarmış.

Eğer cevap “yabancıyız” olursa  “Haşmeeeet bez getir” diye seslenir, oğlunun getirdiği bez ile masayı silermiş.

Eğer cevap “buralıyız” olursa, bez filan istemez, masayı koluyla tarar öyle temizlermiş.                                                                                       

Bu maydanozların sırrı ne?

Mamili Hasan’ın sevdiklerine yaptığı iki jesti vardı.

Eğer sizi seviyorsa, ya özenle topladığı karamuklardan yaptığı şerbetten ya da küçük gözeden bidona doldurduğu Gökpınar suyundan getirirdi.

Şükürler olsun ki biz, her ikisinden de nasiplenen şanslı insanlardık. O zamanlar babamın Şehit Mehmet Kurt Caddesi’ndeki dükkanının üstündeki evde oturuyorduk. Mamili Hasan o evin bahçesinde yetiştirdiğimiz maydanozları çok sever, giderken biraz toplar götürürdü. Bir gün “Sizin bu maydanozlar gibi hiçbir yerde yetişmiyor, ne yapıyorsunuz da böyle güzel oluyor?” diye sorunca, dilinin kemiği olmayan kız kardeşim “Senin getirdiğin sularla suluyoruz” demişti.

Babamın kızaran yüzüne, Mamili Hasan’ın eşlik eden kahkahasını dün gibi hatırlıyorum.

İkisine de Allah rahmet eylesin.

Gökpınar’ın güneşle dansı                                  

Fehmi Tuna’nın Yok Yok Büfesi’ni hatırlar mısınız? Çok güzel karakteristik bir yapıydı. Üç tarafı cam, bir tarafı maharetli bir taş ustasının elinden çıkmış duvardı.

Gürün’ün o simgesel o zarif yapısı bir yol genişletme operasyonuna kurban edildi. Yıkılan büfenin yerine kişiliksiz bir naylon büfe kondu. Adı üstünde: Naylon.

Gökpınar’daki Motel, işte o güzel büfeyle benzer bir mimariye sahiptir. En azından yukarıda sözünü ettiğim taş duvarın aynısı onun da bir cephesinde var.

Gürün’de “Çerkez Aslan” diye bilinen babam bir gün, galiba yetmişli yılların ikinci yarısıydı, annemi ve bizi aldı o otele götürdü. “Benim sizi Bodrum’a Marmaris’e götürecek param yok. Buraya getirebildim ancak” dedi.

Ondan sonra hayat bana Bodrum’da da Marmaris’te de, dünyanın ta nerelerinde de tatil yapma fırsatı verdi. Ama Gökpınar’da o motelde geçirdiğim bir hafta kadar mutlu olduğum bir dönem hatırlamıyorum.

Güneşin doğarken, yükselirken, batarken Gökpınar’a yaptığı ışık oyunlarına şahit olan bir çocuktan söz ediyorum.

Mayo değil palto lazım

Bir zamanlar Gökpınar’da yüzmek serbestti. Gürün’ün cesur delikanlıları kayalardan çivi gibi suya çivileme atlar, akvaryumda balık misali süzülürlerdi.

Hiç unutmadığım bir görüntü var.

O yıllarda ODTÜ’de okuyan abimin arkadaşları Gürün’e gelmişti. İçlerinden birisi yaklaşık 2 metre boyunda bir yüzücüydü. Onu aldık Gökpınar’a götürdük. “Uzun abi” maviliğine hayran kaldığı suya girmek için hemen soyundu. Suyun kenarında bazı artistik esneme hareketler yaptıktan sonra balıklama atladı.

Atlar atlamaz “amanııınnn” diye bir ses çıkardı ve aynı belgesellerde gördüğümüz amfibi canlılar gibi gerisin geri koşmaya başladı. Evet evet yaptığı şey yüzmekten çok, koşmaktı. Karaya çıkar çıkmaz kurduğu ilk cümle: “Yahu bu nasıl bir su. Buraya mayoyla değil, paltoyla girmek lazım” oldu.

Göl mü havuz mu? 

Sonra. Yıllar geçti… Gökpınar’dan Tohma Vadisi’ne doğru çok sular aktı.

Memleketin üstünden bir 12 Eylül geçti, ardından tekrar seçimler oldu, atanmış bir belediye başkanından sonra Gürün yeniden seçilmiş bir Belediye Başkanı’na sahip oldu.

Coşkun Solak ile babam farklı partilere mensup iki iyi arkadaştı. Benim de sevdiğim iyi kalpli bir insandı. (Çocuklara iyi davranın hanımlar beyler. Sonradan hayırla anılırsınız )

Ne var ki Gökpınar’ın çevresine ördüğü o duvar bu işlerin başlangıcı oldu. Göl, tabiatın yüzlerce yılda şekillendirdiği bir tabiat mucizesi iken adeta bir havuza döndü. Ama halen o kadar güzeldi ki, o müdahale bile “altının yere düşmesiyle pul olmayacağının” ispatı gibiydi.

Coşkun Abi bir sonraki seçimde yeniden aday olduğunda, onun için hazırlanan pankartlarının birinin üstünde “Gökpınar’ın Fatihi” diye bir slogan vardı.

Ben de güler yüzlülüğüne güvendiğim için “Coşkun Abi, Gökpınar başkasının mıydı ki siz onun fatihi oldunuz?” diye patavatsız bir soru sorduğumda kahkahalarla gülmüştü. Genç yaşta hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin.

Bırakın Gökpınar kendisi gibi kalsın

Sonrasında Gökpınar’a müdahaleler çorap söküğü gibi geldi. Türkiye’deki beton aşkından o da nasibini aldı.

Bir de Darende’ye gönderilen suyu hesaba katınca hem mecazi hem de gerçek manada “suyu çekildi.”

Biz bugün bile o suyu çekilmiş haline hayranız.

Ama artık yeter!

Dokunmayın Gökpınar’a.

Gökpınar’ın bizzat kendisi bir değerdir. Sosa mosa, bungalova, ihtiyacı yoktur.

Hasankeyf’e baraj yapılırken Beşiktaş Çarşı grubu “Bırakın Hasan keyfine baksın” diye bir slogan üretmişti.

Bırakın Gökpınar, gök kubbenin altında kendisi gibi kalsın!

*

Ünlü su altı fotoğrafçısı Ali Ethem Keskin’in kaleminden Gökpınar’ı okumak isterseniz linki burada. 

 

Kategori: Hafta Sonu