DoğaEditörün SeçtikleriManşetSivil ToplumYerel

Dersim’in yedi köyü ve mezraları taş ocağına kurban ediliyor

Dersim’in merkeze bağlı İnönü Mahallesi sınırlarındaki Milli Köyü‘ne 2 km mesafedeki taş ocağı, doğaya zarar verdiği gibi halk sağlığını da tehdit ediyor.

Doğan İnşaat ve Sanayi Ticaret limited şirketine ait taşocağının kapatılması için geçen nisanda Change.org’da imza kampanyası başlatıldı, ancak sorun 15 yıldır devam ediyor. Köylülerin bu süre zarfında belediyeye ve valiliğe yaptığı şikayetler ise sonuçsuz kaldı.

ÇED raporu yoktu

Munzur Koruma Kurulu’nun (DEDEF) Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu alınmadan izin verildiğini belirttiği taş ocaklarının yarattığı tahribatın menzili, nazimiye yol ayrımı, Marçik, Sahar, Sinanköy, Nuşit, Güleç, Doa Xanê köyleri ve mezralarını içine alıyor.

Konuyla ilgili Milli Köyü’nden Veli Ay ve Deniz Bilgin’le görüştük.

‘Milyonlarca yılda oluşan vadi 15 yılda çöle döndü’

Yerleşimlerin ve hayvanların yaşam alanlarının taş ocağına çok yakın olduğunu vurgulayan Ay durumu şu sözlerle anlattı:

İnsanlar, hayvanlar, doğa bu taş ocağının çıkardığı tozdan ve kirlilikten etkilendi. Ağaçlar kurudu, insanlarımız rahatsızlandı, su kirletildi. Kendi köylülerimizin anlatımıyla, orada çeşmelerimiz vardı, şu an kullanılamaz durumdalar. (…) Milyonlarca yıl içinde oluşmuş bir vadi çöle çevrildi.

15 yıla yakındır taş ocağını işleten Doğan İnşaat ve Sanayi şirketinin sahibi Erdal Güntaş, aslında beş yıl önce, çevreye zarar vermemek için taş ocağını kapatacağını söylemişti ancak Ay’ın söylediğine göre çalışmalara hiç ara verilmedi.

‘Doğa katliamı göz göre göre geldi’

Doğanın partiler üstü bir kavram olduğunu söyleyen Ay, kum ocağına karşı belediyelere ve valiliklere başvurduklarını, ancak şikayetlerden sonuç alınamadığını kaydetti. Ay, çevre örgütlerine de kırgın:

Dilekçelerimiz göz önüne alınmadı, çevreciler ve çevre örgütleri de tepki göstermedi, bize hiç yardım etmedi, çevreci avukatlarımıza gidildi, insanlar oyalandı, dava açılmadı, bu olayda yalnız bırakıldık ve bu doğa katliamı göz göre göre geldi. 20 yılda nehir o kadar çok değişti ki… Canlılar, balıklar, bitki örtüsü, ekosistem yok oldu. (…) Ağaçlar tozdan kurudu, üzüm bağları yok oldu.

‘Feodal ilişkiler aşılamıyor’

Taşların kırılması nedeniyle çıkan gürültüden insanların bölgede yaşayamaz hale geldiğini söyleyen Ay, savcılığa bu nedenle pek çok kez suç duyurusunda bulunduklarını ancak bunların dikkate alınmadığını belirtti. Ona göre bunun bir nedeni de feodal ilişkiler:

İnsanlarımızda bir adamcılık, aşiretçilik, feodal ilişkiler… Almış başını gidiyor. Bu sarmalı kıramadık. Dışarıdan demokrat, ilerici, devrimci görünüyoruz ancak hala kendi içimizde feodal yapının getirdiği sorunlarla boğuşuyoruz; bu durum doğaya yansıyor.

Ay’ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise, ekonomik gerekçelerle doğa tahribatının meşrulaştırılması. Anlattığına göre bu noktada siyasi partilerin bakışı birbirinden çok farklı değil:

Milyonlarca yıllık bir vadinin karnını deşiyorsunuz, oradaki tüm canlıları yok ediyorsunuz. Bunu bu şekilde kavramayıp da kapitalist tüketim kültürü içinde normalleştirmek, ‘Tabii, birilerinin hayatını geçindirmesi yaşaması gerekiyor, ne olmuş yani, biz de yapmayalım mı?’ gibi söylemlerle savunmak (doğru olmaz)

‘Kutsala da saldırı’

Taş ocağının hemen yakınında Şair Silê Qiz’in mezarının olduğu Mezela Dewres’in (Derviş’in Mezarı), diğer tarafında ise Vile Jêlê ziyaretinin yer aldığını hatırlatan Ay’a göre, yapılan yalnızca doğaya değil aynı zamanda kutsala da bir saldırı niteliğinde:

Mahallemiz şehir merkezine çok yakın, mahallenin üst kısmında taş ocağı, alt kısmında, Pülümür kıyısında kum ocağı var. Taş ocağının olduğu yer Alevi Kızılbaş inancı için kutsal bir yer. Burada olan sadece bir doğa kıyımı değil, kutsal mekan tahribatıdır aynı zamanda. Çünkü taş ocağının olduğu yer kutsal mekanın uzantısı.

‘Domates, biber tutmuyor’

Milli Köyü yerlilerinden konuştuğumuz bir diğer isim olan Deniz Bilgin, Kemere Kunk vadisinin eski günlerini “devasa kayaların, ulu meşe ağaçlarının, buz gibi soğuk suların olduğu” bir yeryüzü cenneti gibi anlatıyor. Ancak söylediğine göre gelinen aşamada bunların hiçbirinden eser kalmadı, vadi tamamen yok oldu. Nitekim Google Earth bu gerçeği açıkça yüzümüze vuruyor:

Köydeki sebze bahçeleri artık tutmuyor. Domates, biber ekiliyor ama tutmuyor, çünkü bitkilerin fotosentezi ve çiçeklenmesi etkilendi. Yeraltı suları da etkilendi. Taş ocakları için kayalar dinamitlerle patlatıldı, bu yeraltı sularının daha da diplere gitmesine yol açtı.

Bilgin’in aktardığına göre, dinamitleme çalışmaları Mezela Dewres’e de zarar vermiş:

Taş ocağından yuvarlanan taşlar mezar taşlarını kırdı. Şirket daha sonra yaptırdı bunları, ama böyle bir gerçek var. Oralar sürekli dinamitleniyor. Sürekli dinamit gürültüsü, araba gürültüsü…

Bilgin, taş ocağının havada yol açtığı kirlilikten ötürü meyve ağaçlarının verimini kaybettiğini de belirtti: 

Toprağımızdaki her canlının huzuru bozuldu. Sadece insanın değil. Bitki florası çok zengin bir bölge, endemik türler var, yaban keçisi, yaban domuzu bir çok hayvan yaşıyor bölgede.

Dersim halkı uzun yıllardır yörede gerçekleştirilen çevre tahribatına karşı direniyor. Siyasi partiler, hukukçular ve sivil toplumdan yardım ve destek isteyen Dersimliler, göz ardı edilmemek istiyor.

Kategori: Doğa