Dış Köşe

Ya Şiddeti Önleme merkezlerindeki şiddet? – İnci Hekimoğlu

Koronavirüs salgını nedeniyle evlere kapanan kadınlara yönelik şiddetin artışı yüzde 38. İnfaz düzenlemesiyle, daha doğrusu örtülü afla tahliye olanların şiddeti bu orana henüz yansımadı bile. Ama eve döner dönmez bıraktığı yerden şiddete devam ettiklerine tanık oluyoruz.

Buna karşın salgını bahane eden güvenlik güçleri çoğunlukla 6284’ü uygulamıyor. Bu eğilimde en önemli etken de HSK’nın (Hâkimler ve Savcılar Kurulu) salgına karşı tedbirler kapsamında düzenlediği “6284 Sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının yükümlülerin koronavirüs kapsamında sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerektiğine karar verilmiştir” maddesi.

Devlet kurumlarındaki zihniyet, şiddet faili erkeklerin sağlığını korumayı öncelemek olunca şiddet gören kadınlara yönelik ek önlemler alınmasına yönelik hiçbir çağrı da karşılık bulmuyor.

Oysa örneğin Fransa ve İspanya gibi ülkeler, şiddet mağdurlarının gizli bir kodla yardım almasını sağladı. Kadının en yakın eczaneye gidip “maske 95” demesi yeterli. Fransa ayrıca boş otel odalarını da şiddet mağdurlarına açtı. İngiltere, şiddet failinin bulunduğu evden kadının konuşamayacağını düşünerek, verilen numarayı tuşlamasının yeterli olacağını duyurdu. Türkiye’de ise ölümden kıl payı kurtulmuş kadınlar, haber verilmeden tahliye edilerek eve gönderilen faillerle baş başa bırakıldı.

Evdeki cehennemden kurtulup devletin sığınmaevine ulaşabilen kadınların yaşadıkları da şiddettin bir başka türü.

Bu salgın günlerinde erkek kardeşi tarafından başına silah dayanan ve kılpayı ölümden kurtularak bir sığınmaevine giden kadının karşılaştığı tabloyu kendi ağzından duymanızı istiyorum.

Bu sesi duymalısınız!

Kimliğini ve kentini gizleyerek aynen aktarıyorum ki, mağdurlara yapılanın adının en hafif tabirle duygusal şiddet olduğuna herkes tanık olsun diye.

Polisler geldi ve … şiddeti önleme merkezine götürdüler. Beni özel güvenlik görevlisi bir kadın teslim aldı. İlk cümlesi şu oldu: ‘Biz bunu teslim alıyoruz ya, yarın ben buradan gideceğim diye çemkirir.’ İlk duyduğum bu oldu. Sonra polisler gitti. Bana döndü ve son derece kaba bir şekilde ‘ver, kalk, otur’ gibi emirlerle, çantamı aldı. Valizimi aldı, başka bir yere kilitledi. Beni beş yataklı bir odaya koydu. Televizyon odası, banyo, tuvalet ve hepsinin kapısının açıldığı bir hol var. İşte bu hol kapısı sürekli kilitleniyor. Neye ihtiyaç duysanız kapıyı çalmak zorundasınız ve özel güvenlik ‘ne var’ diye geliyor.

O gece temiz olduğu çok kuşkulu bir yatakta yattım.

Sabah televizyon odasına kahvaltı bırakılmıştı. Kanepede bir kadın yatıyordu. Gece de oradaymış. Tanıştık. Önce pek konuşmak istemese de yavaş yavaş sohbet etmeye başladık.

Kahvaltı da çay yoktu. Birkaç zeytin, biraz domates ve minik kutulardaki reçelden ibaretti. İkimiz de pek yemedik.

Arkadaşım bana günde üç kez, beş ya da on dakika bahçeye çıkma hakkımız olduğunu söyledi.

Kapıyı çaldım, bu defa başka bir özel güvenlik; ‘ne var’ diye geldi. Dışarı çıkmak istiyorum, dedim. Kapıyı açtı ve bağırmaya başladı ‘ne yaklaşıyorsun kapıya uzak dur’ diye. Neden bağırdığını sordum, bu defa, ‘ben bağırmıyorum’ diye bağırdı. Meğer sosyal mesafe için bağırıyormuş. Bağırdığını kabul etti. Günde üç kere bahçeye çıkabileceğimi sadece üç sigara hakkım olduğunu onu da çantamdaki paketten kendilerinin vereceğini söyledi. ‘Tamam mı’ diyerek onaylamamı da istedi. Yılmadım çay istedim. Günlük bir bardak hakkımız varmış. Kahvaltıda verilmediyse o da yok demekmiş. Bir sigara içtim. Güvenlikçi, ‘hadi içeri’ dedi.

İçeri girdiğimde arkadaşım doğrudan; buraya gelinceye kadar aldığı darp raporuna rağmen, kendisini iyi hissettiğini ama şimdi suçlu hissettiğini, nerede hata yaptığını düşündüğünü söyledi. Evet ‘orada suçlu sensin’, diyorlar. Aşağılayıcı bakışlar, kaba sözler ve tavırlarla söylüyorlar. Bir kez dahi hoş geldin, geçmiş olsun gibi sözler duymadım.

‘Aşağılanmak korkunç’

Sanki daha önce bir evim, ailem, arkadaşlarım, işim, okulum ve okuduğum kitaplar hiçbir şey olmamış gibi. Aşağılanmak korkunç. Kimse sizin zaten büyük bir sıkıntıdan çıkıp oraya geldiğinizi bilmiyormuş gibi… Yemekler yenmeyecek kadar kötüydü. Valizinizden bir şey almak isterseniz ve günde iki kere isterseniz, azarı yersiniz. Sadece bir kere. Telefonunuz alınıyor ve bir daha verilmiyor. Ancak danışman gelince hoparlör açık olmak üzere bir kişiyi arama hakkınız var.

Bir kez gördüğüm sosyal hizmet uzmanının tavrı farklıydı. Bize ‘siz’ diye hitap etti ve bahçede daha fazla kalmamızı sağladı. Öyle büyük iyilik ki. Ama dedi ki; ‘sizi anlıyorum çok daha fazlasını yapmak isterim ama siz yarın görevliye söylerseniz bana sataşırlar, kameralar kontrol edilir ve maaşımdan kesme cezası verirler.

Üçüncü gün, danışman geldi. Bizi …göndereceklerini ama oranın çok kötü olduğunu söyledi. “Burayı bile ararsınız” dedi. En iyisinin eve dönmek ya da kalacak bir eş dost bulmamız olduğunu söyledi.

Telefonla görüşmemize izin verilince, ikimizde sorunumuzu neyse ki çözdük ve oradan ayrıldık.

Beni ‘183 hayatı tehlikesi var’, diye kodlamalarına rağmen, ne gideceğim yere götürmeyi ne de yanıma güvenlik vermeyi teklif ettiler.”

***

Anlaşıldığı üzere, sosyal hizmet uzmanları usulen görev yaparken sığınmaevleri tamamen güvenlikçi zihniyete terk edilmiş.

Kadınlara psikolojik, hukuksal, ekonomik destek vermek, şiddet ortamına geri dönmesini önlemek, kendi ayakları üstünde durmasını sağlamak en azından şiddete karşı korunması için güçlendirmek yerine, cezaevine çevirdikleri evlerde kadınlara suçlu muamelesi görüyor.

Belki de tam bu nedenle bağımsız kadın oluşumlarının açtığı sığınmaevlerine karşı ŞÖNİM’leri devreye soktular.

Kadını eşit görmediği için erkeğin şiddetini olağanlaştıran, şiddete uğrarken bile itaat etmeyi tavsiye eden bir iktidarın açtığı kadın sığınmaevi de elbette o zihniyetin sürdürücüsü oluyor.

2013 yılında Mor Çatı’nın düzenlediği ŞÖNİM Çalıştayı‘nda bir araya gelen 48 kadın örgütünden yaklaşık 120 kadının görüşünü yansıtan raporda ŞÖNİM’lerin yaratacağı sorunlar madde madde ortaya konmuştu.

Temel itiraz da ŞÖNİM’lerin öncelikli görev ve amacının, “ailenin güçlendirilmesi, aile bütünlüğünün sağlanması, ailelerin parçalanmalarının engellenmesi“ olarak tarif edilmesineydi. Amaç bu olunca kadına karşı şiddetle ve ayrımcılıkla mücadele etmek de amaç dışında kalıyor, doğal olarak.

(Bu yazı ilk kez Artı Gerçek’te yayımlanmıştır.)

Kategori: Dış Köşe