Editörün SeçtikleriKoronavirüs SalgınıManşetYaşam

Pandemi stresi tuhaflaşan rüyalarımızın sebebi olabilir mi?

Mexico City'deki Benito Juárez uluslararası havaalanında bir gezgin, Mart 2020. Fotoğraf: Marco Ugarte / AP

Mary-Ellen Lynall’ın The Guardian için kaleme aldığı yazı Yeşil Gazete için  Eren Yılmaz tarafından çevrildi.

*

Bugünlerde nasıl rüyalar görüyorsunuz? Olağanın dışında tuhaf ve canlılar ise yalnız değilsiniz. Aynı evi paylaştığınız insanlara rüyalarınızı anlattığınızda ilgilerini çekmeyebilir, ama İnternet sizi her zaman dinler. Son günlerde sosyal medya ve forumlar detaylı “karantina rüyaları” anlatımlarıyla dolup taşmış durumda.

Anlatılan rüyalardan bazıları sadece gündelik hayata dair korkular içeriyor: nefes darlığı, vücudumuzda gezinen böcekler ve kapalı bir alanda mahsur kalma gibi. Koronavirüs ve sonuçları her zaman doğrudan rüyaların merkezinde olmayabilir; bazı insanlar bu stresi farklı temalarla hissederken, bazıları da sadece daha çok ve daha fantastik rüyalar gördüklerini ifade ediyor. Günlük hayatımız sıradanlaştıkça gecelerimizin daha renkli geçmeye başlaması da tuhaf bir ironi.

Renkli ve akılda kalıcı rüyalar

Rüyalarımızın daha çok ya da daha az ayrıntılı olmasını sağlayan faktörün ne olduğu gizemini koruyor ve bununla ilgili net bir bilimsel bir açıklama henüz yok. Araştırmalara göre, günlük hayatımızda duygularımızla ne kadar uyumlu yaşarsak, rüyalarımız da o kadar renkli ve akılda kalıcı olabiliyor.

Ayrıca uyarılma seviyelerimizi ve strese verdiğimiz tepkiyi düzenleyen sinir ileticilerini (adrenalin ve noradrenalin) etkileyen ilaçların da rüyalar üzerinde önemli etkileri olduğu bilinmekte. Beta bloker olarak adlandırılan bu ilaçları kullanan birçok hasta, rüya ve kâbuslarını daha yoğun tecrübe ettiklerini söylüyor. Noradrenalin düzenleyici özelliği olan diğer ilaçlar da şiddetli kabuslardan etkilenen hastaları tedavide terapiyle birlikte kullanılıyor.

Kaygılarımızla başa çıkmak için kullandığımız stratejileri karantinadayken uygulama şansımız azalabiliyor. Bu sırada aynı kaygıların kolektif bilinçaltı aracılığıyla gecelerimize de sızmanın bir yolunu bulmuş olması başka bir ihtimal. Ya da daha basit düşünürsek, tüm bunların sebebi rutinlerimizin bozulmuş olmasından ibaret olabilir. Çok da tartışma yaratmayacak başka bir ihtimal ise sabahları durup düşünmeye daha çok zamanımız olduğu gerçeğiyle ilgili (çünkü sizin de bildiğiniz gibi evde olsak da sabahları erken kalkıp mesaimizi verimli geçiriyoruz, değil mi?)

Bilinçaltını etkiliyor

Stres oluşturan herhangi bir olaydan sonra uyku düzeninde bozulmalar görülmesi sık görülen bir durum olmakla beraber, bu olaylardan doğrudan etkilenmemiş olsak bile bilinçaltımızda izlerini görmek mümkün. 1986’da NASA’nın Challenger uzay mekiği kalkıştan kısa bir süre sonra infilak ettiğinde, milyonlarca kişi bu faciayı televizyonlarından izlemişti. Bu olaydan haftalar sonra yapılan röportajlarda, Amerika’nın batı yakasında yaşayan ve saat farkı nedeniyle faciayı canlı izlememiş olan çocukların bile dörtte biri uzay mekiği temalı rüyalar gördüğünü ifade etmiş. Patlamadan 14 ay sonra ise, bu tür rüyalar ve kazayla ilgili kaygı belirtilerinin önemli ölçüde azaldığı gözlenmiş.

Açıkçası şu an yaşadığımız durum, travma sonrası stres bozukluğunun sebep olduğu kronik kabuslardan biraz farklı bir olgu. Buradaki asıl bilinmezlik, kriz büyüdükçe gerçekçi ve iz bırakan rüyaların sayısının da aynı oranda giderek artması.

Bilim insanları, geçmişte ulusal boyuttaki travmaların uyku kalitesini nasıl etkilediği konusunda araştırmalar yaptılar. 1991’deki ilk Körfez Savaşı sırasında İsrail’e yapılan füze saldırıları çoğunlukla habersiz gerçekleştiğinden, insanlar için uyumak tehlikeli bir eylemdi. Bu yüzden aynı dönemde telefonla yapılan anketlerde uyku sorunu yaşadığını söyleyenlerin oranının yüksek çıkması şaşırtıcı olmadı. Fakat araştırmacılar, sürecin devamında uyku sürelerini kaydetmeye başladıklarında uyku kalitesinin azaldığına işaret eden bir kanıt bulamadılar. Görünen o ki stresin uyku üzerinde hemen göze çarpan etkileri olmayabiliyor.

REM uyku evresi

Uyanırken hatırladığımız, aslında gördüğümüz rüyaların soluk bir kopyasıdır. Rüyalar -özellikle renkli ve canlı olanlar- genelde REM uyku evresinde gerçekleşir. Bu evre, gece boyunca birçok kez girip çıktığımız bir uyku aşaması. Beyindeki elektriksel hareketler açısından düşünürsek, neredeyse uyanıklık kadar aktif bir evre olduğu söylenebilir. Biri sizi kasıtlı olarak REM uykusu sırasında uyandırırsa -ki rüya bilimciler bunu yapmayı çok sever- gördüğünüz rüyayı hatırlama ihtimaliniz normale göre oldukça yüksek.

Tüm araştırmalara rağmen uyku sürecini anlamada halen yolun başındayız ve rüyalarla ilgili bildiklerimiz nispeten daha az. Uyandıktan sonra rüyaları hatırlamak ne kadar zor ise, bu alanda çalışmalar yürütmek de bir o kadar kaygan bir zemin. Rüyaların stresle başa çıkmamıza ve duyguları işlememize yardımcı olduğunu düşünüyoruz, fakat bunu bilimsel olarak test etmek kolay değil: uykunun diğer evrelerini etkilemeden rüyalarımızı kontrol altına almak için bir yöntem henüz bulunmuyor.

Stres önemli bir faktör

Merkezinde insan olan bir araştırma çıkmaza girdiğinde, sinirbilimciler genellikle hayvanlara yönelir. Bir fareye elbette rüyasında elektrikli koyunlar düşleyip düşlemediğini soramazsınız, fakat uykusunun ne kadarını REM evresinde geçirdiğini kaydedebilirsiniz. Fareler üzerinde yapılan araştırmalar, stresin REM uykusu üzerindeki etkisinin amigdala ile anlaşılabileceğini gösterdi. Amigdala, beyinde dış dünyaya verdiğimiz duygusal tepkilerin oluşmasından sorumlu bölge ve stres hormonu için çalışan reseptörlerle dolu.

Stresi temelde harekete geçiren şey öngörülemez ve kontrol edilemez gibi görünen durumlardır. Bu kontrol kaybı hissi rüyalarımızı anlamak için de önemli olabilir. Farelerle yapılan araştırmalar, kısa süreli ve öngörülebilir stres anlarının REM uykusunun uzamasına sebep olduğunu gösterdi. Tersi bir durumda ise, stresin kaçınılmaz olduğu anlarda REM uykusu süresinin azaldığı gözlenmiştir.

Koronavirüs maddi sıkıntılara, sosyal izolasyona, olağan kimliklerimizi kaybetmemize ve bazılarının da sevdiklerini kaybetmesine sebep oluyor. Tüm bu stres durumları son derece gerçek ve halen sürmekteyken, bizi korkutan varoluşsal stresler de var. Belirsizlik ve öngörülemezlik yaşamımıza hükmetmiş durumda. Buraya kadar her şey insanlık tarihinde emsali olan krizler. Mevcut krizi farklı kılan şey, sosyal mesafenin beraberinde getirdiği yeni stres hali.

Ruhsal buzdağının sadece görünen kısmı

Tuhaf ve renkli rüyalar, ruhsal buzdağının sadece görünen kısmı. Hoşumuza gitse de gitmese de, sosyal temasın önemli ölçüde azalması ve bununla eş zamanlı olarak artan stresin etkilerine yönelik dev bir deneyin içindeyiz. Bu durum, bu iki taraftan gelen krize nasıl tepki verdiğimizi, hangi faktörlerin insanları nasıl etkilediğini ve atlatırken nelerin bize yardımcı olduğunu öğrenmek adına bir fırsat olabilir.

Stres ve sosyal izolasyon koronavirüs öncesinde de var olan sorunlardı – karantina sonrasında benzer sorunları yaşamaya devam eden insanlar olabilir ve bu krizden öğrendiklerimiz onlara daha iyi yardımcı olabilmeyi sağlayabilir. Konuyla ilgili araştırmalar sürüyor. Örneğin, isteyen herkes King’s College bünyesindeki “Pandemide Ruh Sağlığının Tekrarlı Değerlendirmesi” çalışmasına katılabilir. (Ç.N. burada “isteyen herkes” denmiş ama bahsedilen çalışma sadece İngiltere’den katılım alıyor)

Renkli karantina rüyalarına gelince, birçoğumuz için zamanla azalacak. Bu sırada, her zamanki uyku hijyeni kuralları yine geçerli. Bu aynı zamanda koronavirüs verileri sayfasını uyumadan önce son kez güncellemeyi bırakmak anlamına da geliyor.