Köşe YazılarıYazarlar

DSÖ dünyaya ne demek istiyor?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) geçtiğimiz cuma günü koranavirüs testleri ile ilgili bir açıklama yaptı. Tüm dünyada yankı uyandıran bu açıklamaya göre antikor testlerinin kalıcı bağışıklığı gösterdiğine dair elde bilimsel bir delil yok. Yani serolojik testlerin kişinin hastalığa karşı bağışık olup olmadığını, o kişinin tekrar enfekte olup olmayacağını göstermesi konusunda elde bilimsel bir veri olmadığını belirtti örgüt*… Antikor testi de denen serolojik testler, bir kişinin geçmişte Covid-19’la karşılaşıp karşılaşmadığını; bulgu vermeden geçirdiğini veya iyileşmiş olup olmadığını gösteriyor.  Kişi Covid-19 hastalığına yakalandığında sekizinci  günden itibaren kanında virüse karşı antikorlar beliriyor.

Bugüne kadar da antikor testlerinin pozitifliği, Covid-19 hastalığını bulgusuz, ağır veya hafif geçiren her yaştan kişide görüldüğü ve kalıcı bağışıklık sağladığı düşünülüyordu. Birçok ülke zaman içinde toplum bağışıklığı sağlama stratejisi hedefliyor ve bu hedefini yeni koranavirüsün hastalığı geçirenlerde kalıcı bağışıklık sağladığı düşüncesine dayandırıyordu. Ülkeler pandeminin başladığı andan itibaren salgını önlemek için üç stratejiden birini uyguluyor veya uygulamaya çalışıyordu:

  • Salgın Etkisini Azaltma Stratejisi: Bu stratejinin temelinde salgının aşı veya ilaç bulununcaya kadar hastalık ve ölüm gibi sağlık sonuçlarının azaltılması veya sağlık sistemini zorlamadan zamana yayılmış bir toplum bağışıklığı sağlama görüşü yatıyor. Bu amaçla insanlar arasındaki doğrudan ve yakın teması azaltmak için fiziksel uzaklık önlemleri, toplu taşıma ve rota kısıtlamaları gibi seyahat kısıtlamaları gibi toplum hareketliliğinin kısıtlanmasına yönelik önlemler alınıyor. Ülkemizde ve birçok Avrupa ülkesinde bugün uygulandığı iddia edilen strateji bu…
  • Toplum Bağışıklığı Uygulama stratejisi: Kamuoyunda ‘sürü bağışıklığı’ olarak da bilinen bu yaklaşımda, toplumun büyük bir bölümünün hastalığa yakalanmasına izin verilerek yüksek oranda bir doğal bağışıklama sağlanmaya çalışılıyor. Bu yapılırken günlük yaşam ve ekonominin gereklerine dokunulmuyor. Örnek verilmek gerekirse okullar, kafeteryalar, restoran vs. kapatılmıyor. En büyük riski, risk grubundaki çok sayıda kişinin kısa bir zaman diliminde yaşamını yitirmesine yol açabilmesi. Yaşadığımız SARS-CoV-2 salgınında özellikle 49 yaş ve üstü ve/veya kronik bir hastalığı olan insanlar için yaşamsal tehlike yaratan bu yöntemi, halen İsveç, Hollanda gibi ülkeler deniyor.
  • Salgını Baskılama Stratejisi: Amacı hastalığın bulaştırıcılığının azaltılması. Bu amaçla salgının başlangıç aşamasında insanların birbirleriyle temasının kesilmesine ve bulaş zincirinin kırılmasına yönelik çok sıkı karantina önlemi alınıyor. Bu yaklaşımın temel zorluğu, stratejinin hastalığa karşı etkin bir aşı ya da etkili bir tedavi bulunana kadar virüsün dolaşmasının önlenmesi için sürdürülmesi gerekmesi. Çin’de salgın bu yöntemle önlendi. Fakat bu yöntemle toplum aşı bulununcaya kadar tekrarlayan salgın tehditlerine açık kalıyor.

Bağışıklık bilmecesi

Görüldüğü gibi; salgını baskılama stratejisi dışındaki iki strateji er veya geç toplum bağışıklığının sağlanması üzerine kurulu.  Bu iki stratejide toplumun %60’ından fazlasının  SARS-CoV-2 diye adlandırılan virüsle karşılaşıp Covid-19 hastalığını belirtisiz, hafif belirtilerle veya ağır geçirmesi sonucu serolojik testlerinin pozitifleşmesi bekleniyor ve böylece toplumun bağışıklık kazanması hedefleniyor. Ancak DSÖ’nün son açıklaması toplum bağışıklığı sağlama konusundaki hedefin gerçekçi olamayabileceğini gösteriyor.

John Hopkins Üniversitesi’nin tüm dünya ülkelerinden derlediği rakamlara göre şu ana kadar dünya genelinde 2.3 milyona yakın vaka var ve bu vakaların yaklaşık 600 bine yakını iyileşti. Ayrıca konu ile ilgili uzmanlar mevcut vakaların yanı sıra bunun dört katı kadar yetersiz testler nedeni ile saptanamayan, bu nedenle de sessizce iyileşip kanında antikor taşıyan insan olduğunu belirtiyorlar. Başta ABD, İngiltere, Almanya olmak üzere birçok ülke serolojik testler, yani antikor testleri yapmaya başlamıştı. Hatta toplumda serolojik testleri pozitif çıkanların oranı arttıkça toplum bağışıklığına doğru adımlar atılacağı ve salgının bitebileceği inancı artmış, bazı ülkelerde antikor pozitif insanların çalışma yaşamına dönebileceği bile konuşulmaya başlanmıştı. İşte bu dönemde herkesi şaşırtan DSÖ’nün açıklaması geldi: “Şu anda, serolojik test kullanımının bir bireyin bağışık olduğunu veya yeniden enfeksiyondan korunduğunu gösterebileceğine dair bir kanıtımız yok.”

Yeni coranavirüs üzerinde çalışan çok sayıda bilim insanı ise bu açıklamanın ‘bilimsel’ olmaktan çok ‘politik’ olduğuna inanıyor. Onlara göre şu ana kadar antikor gelişmiş kişilerde hastalığın ‘tekrarladığına dair’ inandırıcı bir bilimsel yayın yok; aksine şimdiden literatüre girmiş hastalalığı geçirenlerde ‘kandaki antikor miktarına bağlı olarak’ bağlı olarak kalıcı bağışıklık geliştiğine dair yayınlar var. Onlara göre DSÖ özellikle Danimarka, Avusturya, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde pandemiye karşı önlemlerin kademeli olarak kaldırılmasını erken bulup böyle bir açıklama yapmış olabilir…

Türkiye’deki tartışmalar ise farklı bir alanda ilerliyor. Özellikle PCR testi negatif olan ama diğer klinik bulgularının uyumu nedeniyle Covid-19 olarak tedavi edilirken yaşamını yitiren veya iyileşen çok sayıda hastanın, test negatif olduğu için doğru kodlanmadığı, istatistiklere ilave edilmediği çok sayıda bilim insanı tarafından iddia ediliyor. Son olarak göğüs hastalıkları uzmanlarının uzmanlık derneği olan Türk Toraks Derneği yaptığı basın açıklamasında ‘İki ilimizdeki ortalama ölüm oranlarında daha önceki yıllara kıyasla önemli artışlar saptamıştır. Bu artışların COVİD 19 ile ilişkili olabileceğinden endişe duymaktadır’ dedi. Dernek İstanbul’da %10; Trabzon’da ise %25 oranında geçen yılların aynı dönemine göre ölüm sayılarında istatistiksel olarak anlamlı artış olduğunu belirterek; ortaya konan bu ölüm sayılarındaki artışı incelemeye almasını ve acilen bir yanıt bulunmasını yetkililerden talep etti**

Biz henüz ülkemizdeki gerçek tablodan emin değiliz…  DSÖ’nün bu pandemi için önerdiği kodlama sistemine neden ısrarla geçilmediğini anlayamıyoruz. Her akşam paylaşılan açıklamalar net değil, ölenlerin yaş dağılımını, varsa kronik hastalıklarını vs bilmiyoruz. Bu yüzden de geleceğe dönük sağlıklı öngörüler yapamıyoruz. Açıkçası, Avrupa’da yaşamını yitirmiş vatandaşlarımızla ilgili daha çok veriye sahibiz.

Bu pandemi,  ülkeleri ve başta DSÖ olmak üzere tüm uluslararası kuruluşları ciddi olarak sarstı. DSÖ’nün kalıcı bağışıklık konusunda ‘yeterli bilimsel delil yok’ açıklaması doğruysa daha da sarsmaya devam edecek… Ancak er veya geç bir gün bitecek.  Ama o gün hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; ne sistemler ne de yaşam biçimleri…

*

*https://www.cnbc.com/2020/04/17/who-issues-warning-on-coronavirus-testing-theres-no-evidence-antibody-tests-show-immunity.html

**https://www.toraks.org.tr/news.aspx?detail=5850