Koronavirüs SalgınıManşetYaşam

Olmaz denen çoktan oldu: Koronavirüs umut hakkında bize ne anlatabilir?

Yazan: Rebecce Solnit

Yeşil Gazete için özetleyerek çeviren: Özde Çakmak

*

Felaketler aniden başlar ve gerçekte asla sona ermezler. Gelecek, hayati açılardan geçmişe – bir iki ay öncesine bile – benzemeyecek. Ekonomimiz, önceliklerimiz, algılarımız bu yılın başında olduğu gibi olmayacak. Ayrıntılar ürkütücü: Suni solunum cihazları yapmak için alet geliştiren GE ve Ford gibi şirketler, koruyucu donanım kavgası, eskiden kalabalık olan şimdi ise sessizleşen ve boşalan kent sokakları, serbest düşüşe geçen ekonomi. Sözde durdurulamaz olan şeyler durdu, sözde imkansız olan şeyler – işçilerin hak ve menfaatlerini genişletme, tutsakları özgür bırakma, ABD’de birkaç trilyon doların yer değiştirmesi – çoktan gerçekleşti.

Bir dönüm noktasına geldik, normallik sandığımız şeylerin dışına çıktık, her şey birdenbire altüst oldu. Şimdi bize – özellikle hasta olmayan, ön saf çalışan olmayan ve başka ekonomi ya da konaklama sorunlarıyla uğraşmayanlar – düşen başlıca görevlerden biri bu anı, bizden neler gerektirebileceğini ve neleri olası kılabileceğini anlamak.

Bir felaket dünyayı ve ona bakış açımızı değiştirir. Odağımız değişir, önem arz eden şeyler değişir. Zayıf olan şeyler yeni baskının altında ezilir, güçlü olanlar dayanır, saklı olanlar ortaya çıkar. Değişim mümkün olmakla kalmaz, bizi önüne katar götürür. Önceliklerimiz değiştikçe, faniliğin yoğunlaşan farkındalığı bizi kendi hayatlarımıza ve hayatın biricikliğine dair uyarırken biz de değişiriz. Bu yeni gerçekliği yabancılarla paylaşırken okul arkadaşlarımızdan ya da iş arkadaşlarımızdan ayrıldığımız için “biz” tanımımız bile değişebilir. Benlik algımız genellikle etrafımızı saran dünyadan gelir ve biz şimdi kim olduğumuza dair yeni bir uyarlama keşfediyoruz.

Salgın hayatlarımızı altüst ederken, çevremdekiler odaklanmakta ve üretken olmakta sorun yaşadıkları için endişeleniyorlardı. Bana kalırsa bu hepimizin daha önemli olan başka bir işi yapıyor olmamızdan kaynaklanıyordu.

Felaketlerin içindeki hızlandırılmış dersler

Bir hastalıktan iyileştiğinizde, hamile ve gençken her zaman çalışırsınız, özellikle de hiçbir şey yapmıyor gibi göründüğünüzde. Bedeniniz duyum eşiğinin altında büyüyor, iyileşiyor, üretiyor, dönüşüyor ve çaba harcıyordur. Bu korkunç felaketin bilimini ve istatistiklerini öğrenmeye çabalarken ruhlarımız da buna eşdeğerde bir şey yapıyordu. Derin toplumsal ve ekonomik değişikliklere uyum sağlıyor, felaketlerden ders çıkararak kendimizi beklenmedik bir dünya için donatıyorduk. Bir felaketten alınacak ilk ders, her şeyin birbirine bağlı oluşudur. Aslına bakılırsa, orta ölçekli bir felaket yaşadığım sırada (San Francisco Bay Area’daki 1989 depremi) ve sonrasında daha büyük felaketler hakkında yazarken (9/11, Katrina Kasırgası ve 2011 Tōhoku depremi ile Japonya’daki Fukushima nükleer felaketi dahil) felaketlerin bu bağlantılar içerisindeki hızlandırılmış dersler olduğunu keşfettim. Muazzam değişim anlarında çevremizde yer alan, içine gömüldüğümüz sistemleri – politik, ekonomik, toplumsal, ekolojik – yeni bir netlikle görürüz: Güçlü olanı, zayıf olanı, yozlaşmış olanı, neyin önemli olduğunu ve neyin önemli olmadığını…

Parçalanmış statükodan en çok yararlananlar genellikle insan yaşamını korumaktan ziyade – ABD’li bir grup muhafazakarın ve şirket patronunun borsa uğruna herkesin işe dönmesinde ve meydana gelen ölümlerin kabul edilebilir bir bedel olacağı konusundaki ısrarını gördüğümüzde olduğu gibi – statükoyu muhafaza etmeye ve yeniden tesis etmeye odaklanır. Bir kriz sırasında, güçlüler genellikle daha fazla güç kazanmaya çalışır – Trump’ın Adalet Bakanı’nın anayasal hakları askıya almayı gözden geçirmesinde olduğu gibi – zenginler ise daha fazla zenginlik peşine düşer: Mesela ABD’de iki muhafazakar senatör borsada kazanç elde etmek için yaklaşan salgın hakkında içeriden sızan bilgileri kullandıkları iddiasıyla (görevlerini suistimal ettiklerini her ikisi birden yalanlasa da) eleştiri yağmuruna tutuldu.

Katrina Kasırgası’nın ardından sel altında kalan New Orleans sokakları.Eylül 2005.  Fotoğraf: Justin Sullivan. 

Bu tür seçkinler kar ve mülkiyete insan yaşamı ile topluluktan daha fazla öncelik tanır. 18 Nisan 1906’da şiddetli bir depremin San Fransisco’yu salladığı günlerde ABD ordusu sıradan insanların bir tehdit ve kargaşa kaynağı olduğuna inanarak kente üşüştü. Vali yağmacılara karşı “ateş et, öldür” emri çıkardı, askerler düzeni yeniden sağladıklarını düşünüyorlardı. Gerçekte ise yangının şehrin içine doğru yayılmasını sağlayan acemi yangın emniyet şeritleri çekiyor ve kurallara uymayan (bazen bu kurallar yangınların kendi evlerini ve semtlerini yakıp yıkmasına izin vermeleri içindi) vatandaşları silahla vuruyor ya da dövüyorlardı. Doksan dokuz yıl sonra, Katrina Kasırgası’nın ardından New Orleans polisi ve yasadışı beyaz infazcılar da aynı şeyi yaptı: Mülkiyeti ve kendi yetkilerini korumak adına siyahları vurdular. Yerel, eyalet ve federal hükümet çıkmaza düşmüş, çoğu yoksul ve  çoğu siyah nüfusa yardım edilmesi gereken felaketzedelerden ziyade zaptedilmesi ve kontrol edilmesi gereken düşmanlar olarak davranmakta ısrar etti.

Ananakım medya Katrina sonrası yağmalamaları diline doladı. Kurumsal, büyük zincir marketlerin seri imalat ürün stoğu, gıdaya ve temiz suya ihtiyaç duyan insanlardan ya da çatılara yapışıp kalan büyükannelerden daha önemli gibiydi. Neredeyse 1,500 kişi kötü havadan ziyade kötü yönetimle ilgisi olan felaket yüzünden öldü. ABD ordusu mühendisler birliğinin su bendleri başarısız olmuştu; kentte yoksullar için hiçbir tahliye planı yoktu, Başkan George Bush yönetimi hızlı ve etkili yardım göndermekte başarısız oldu. Aynı hesap şimdi de yapılıyor. Brezilya muhalefetinin bir üyesi Brezilya’nın sağcı başkanı Jair Bolsanaro hakkında şunu söyledi: “İnsanların yaşamlarını zerre kadar önemsemeyen en sapkın ekonomik çıkarları temsil ediyor. Karlılıklarını koruma konusunda endişelililer.” (Bolsanaro ise işçileri ve ekonomiyi korumaya çalıştığını iddia ediyor.)

Güzel sanatlar ve el sanatları zinciri Hobby Lobby’nin sahibi milyarder evangelist, işletmelere kapatılma emri verildiğinde işçilerini işlerinde tutmasının ilahi bir işaret olduğunu iddia etti. (Şirket şimdi tüm mağazalarını kapattı.) Trump’ın milyarder savunucuları Richard ve Liz Uihlein’ın sahip olduğu Uiline Şirketi’nde, Wisconsin işçilerine gönderilen bir notta şu ifadeler yer alıyordu: “lütfen semptomlarınızı ve varsayımlarınızı çalışma arkadaşlarınıza SÖYLEMEYİN. Böyle yaparak ofiste gereksiz paniğe yol açıyorsunuz.” Bordro işleme şirketi Paychex’in milyarder kurucusu ve başkanı Tom Galisano ise şunları söyledi: “Ekonomiyi şimdi olduğu gibi kapalı tutmanın zararları birkaç kişi daha kaybetmekten daha kötü olabilir.” (Golisano daha sonra söylediklerinin yanlış aktarıldığını söyledi ve özür diledi.)

Muhafazakar tehdit

Tarihsel olarak, kar denilen cansız şeye canlı varlıklardan daha çok değer veren, işletmelerini engel olmadan çalıştırmak için rüşvet veren, çocukları ölesiye çalıştıran ya da işçilerin hayatını atölyelerde ve kömür madenlerinde tehlikeye atan sektör titanları her zaman oldu. Aynı zamanda iklim değişikliği hakkında bildiklerine ya da bilmeyi reddettikleri şeylere rağmen fosil yakıt çıkarmaya ya da yakmaya devam edenler de… Servetin başlıca kullanımlarından biri her zaman ortak yazgı dışına çıkan yolu parayla satın almaktır ya da en azından genel olarak toplumdan ayrılabileceğiniz hissi verir. Zenginler genellikle muhafazakarken, ekonomik konumları ne olursa olsun muhafazakarlar çoğunlukla zenginlere uyum sağlar.

Her şeyin birbirine bağlı olduğu görüşü maço bir her-koyun-kendi-bacağından-asılır sınır fantezisi besleyen muhafazakarlar için hakarettir. Iklim değişikliği – arabalarımızdan ve bacalarımızdan çıkan şeylerin uzun vadede dünyanın kaderini şekillendireceği ve mahsulleri, deniz seviyesini, orman yangınlarını ve çok daha fazlasını etkileyeceğini söyleyen bu bilim – onlar için ağıza alınmayacak bir küfürdür. Her şey birbirine bağlıysa; her tercih, eylem ve kelimenin sonuçlarının incelenmesi gerekir – ki biz bunu bir sevgi eylemi olarak görürken onlar mutlak özgürlüğe (özgürlük burada kişisel çıkar peşinde kesinlikle hiçbir sınır tanımamak olarak kullanılıyor) bir darbe şeklinde görüyorlar. Sonuç olarak, önemli sayıda muhafazakar ve şirket lideri bilimi, tanımayı reddebilecekleri bir baş belası şeklinde değerlendiriyor. Bazıları istedikleri kural ve olguları seçebileceklerinde ısrar ediyorlar, sanki bu kural ve olgular da özenle seçebilecekleri ya da kendi heveslerine göre yeniden yapabilecekleri serbest piyasa metalarıymış gibi. Gazeteci Katherine Stewart The New York Times’da şöyle yazdı: “Dindar aşırı muhafazakarlar arasındaki bilim ve eleştirel düşünceye yönelik bu inkar şimdi de Amerika’nın koronavirüsü krizine verdiği tepkiyle karşımıza çıkıyor.”

Yöneticilerimiz ABD, Britanya, Brezilya ve çok sayıda başka ülkedeki kaygı verici pandemi olasılıklarını kabul etmek için hiç istekli olmadı. En önemli görevlerinde başarısız oldular, öncelikle de bu başarısızlığı reddetmeye odaklanacaklardır. Pandeminin ekonomik krizle sonuçlanması kaçınılmaz olabilir fakat aynı zamanda Filipinler’de, Macaristan’da, İsrail’de ve ABD’deki liderliği ele geçirmek için otoriter girişimleri de fırsata çeviriyor – en büyük sorunların ve çözümlerin de hala siyasi olduğuna dair bir hatırlatma.

“Bu devrimin gelişmesini hızlandırdı.” … 1972’de Nikaragua/Managua’yı vuran depremden sonraki hasar.  Fotoğraf: AP 

Bundan oniki yıl önce Nikaragualı şair ve Sandinista devrimcisi Gioconda Belli ile A Paradise Built in Hell adlı felaketler hakkındaki kitabım için söyleşi yapmıştım. Bana Managua’daki 1972 depremi sonrasında yaşananlardan bahsettikleri akıldan çıkacak gibi değildi. Şöyle demişti: “Önemli olana dair bir his vardı. Ve halk önemli olanın özgürlük, yaşama ve temsile karar verebilmek olduğunu far ketti. İki gün sonra, bu tiran sokağa çıkma yasağı, sıkıyönetim ilan etti. Yaşanan felaketin üstüne binen baskı gerçekten dayanılmazdı. Hayatınızın bir gece Yeryüzünün sallanmaya karar vermesiyle değişebileceğini fark ettiğinizde: “Ne olmuş yani? Iyi bir yaşam sürmek istiyorum ve hayatımı riske atmak istiyorum çünkü hayatımı bir gecede de kaybedebilirim,” [diye düşünürsünüz]. Hayatınızın iyi yaşanması gerektiğini yoksa yaşamaya değer olmadığını farkedersiniz. Bu felaketler sırasında gerçekleşen oldukça yoğun bir dönüşüm.”

Değişmek ve değiştirmek 

Ortak felaketlerde ölüme yakın olmanın birçok kişiyi daha fazla canlandırdığına, bu kişilerin hayattaki küçük şeylere daha az düşkün olup büyük şeylere – genellikle sivil toplum ya da kamu yararı – daha bağlı olduklarına defalarca tanıklık ettim.

Daha çok 20. yüzyıl felaketleri hakkında yazdım, ancak aklıma biraz daha gerilerden bir benzerlik geldi: Avrupa nüfusunun üçte birini haritadan silen ve daha sonra İngiltere’de savaş vergileri ve maaş sınırlarına karşı gerçekleşen köylü isyanları bastırılsa da köylüler ve işçiler için daha fazla hak ve özgürlüğe neden olan Veba. Mart ayında ABD’de geçen acil durum mevzuatında çok sayıda işçi yeni hastalık izni hakları elde etti. Bizi imkansız olduğuna ikna ettikleri çoğu şey – evsizlere barınak – bazı yerlerde gerçek oldu.

1381 İngiliz köylü isyanı. Fotoğraf: Pictorial Press Ltd / Alamy

İrlanda hastanelerini kamulaştırdı – İrlandalı bir gazetecinin ifadesiyle, “Bize gerçekleşmesinin asla mümkün olmadığını söyledikleri” bir şeydi bu. Kanada işlerini kaybedenler için dört ay temel gelir fikrini buldu. Almanya bundan daha fazlasını yaptı. Portekiz salgın sırasında göçmenlere ve sığınmacılara tam vatandaşlık vermeye karar verdi. ABD’de güçlü iş sıkıntıları ve sonuçları gördük. Whole Foods, Instacart ve Amazon’daki çalışanlar salgın sırasında güvensiz koşullarda çalışmaya zorlanmalarını protesto etti. (Whole Foods daha sonra testi pozitif çıkan çalışanlara iki hafta tam ödeme yapmayı teklif etti; Instacart işçileri ve müşterileri korumak için değişiklikler yaptığını söylerken, Amazon güvenlik konusunda “yönetmeliği izlediklerini” dile getirdi.) Bazı çalışanlar – yaklaşık yarım milyon Kroger market çalışanı dahil – yeni haklar ve maaş zamları elde ederken, 15 eyalet savcısı Amazon’a ücretli hastalık iznini genişletmesini söyledi. Bu ayrıntılar toplumlarımızın finansal düzenini değiştirmenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Ancak afetlerin en önemli sonuçları çoğu zaman bir anda, doğrudan ortaya çıkmaz. 2008 mali çöküşü, 2011’deki Occupy Wall Street ayaklanmasına yol açtı; bu da ekonomik eşitsizlikle yeni bir hesaplaşmaya ve sömürücü ipoteklerin, öğrenci kredilerinin, kar odaklı kolejlerin, sağlık sigorta sistemlerinin ve daha fazlasına insan etkisinin yeniden mercek altına alınmasına yol açtı. Görüşleri Demokrat Parti’yi sola çekmeye yardım eden Elizabeth Warren ve Bernie Sanders‘in profilleri, ABD’yi daha adil ve eşit kılacak politikalara doğru güçlendirdi. Occupy ve dünyadaki kardeş hareketlerinin canlandırdığı görüşmeler, iktidarların daha eleştirel ele alınmasını  ve ekonomik adalet taleplerini artırdı. Kamusal alandaki değişimler bireyden kaynaklanır, fakat aynı zamanda dünyadaki değişimler benlik duygumuzu, önceliklerimizi ve olası duygularımızı etkiler.

Bu felaketin sadece ilk aşamalarındayız ve aynı zamanda garip bir dinginlik içindeyiz. Alman ve İngiliz askerlerinin bir gün boyunca savaşmayı bıraktığı 1914 Noel ateşkesi gibi, silahlar sessizleşti ve askerler serbestçe birbiriyle ilişki kurdu. Savaşın kendisi durdu. Kazanç ve harcamalarımızın Dünya’ya karşı bir tür savaş olmasının bir yolu var. Covid-19’un patlak vermesinden bu yana karbon emisyonları düştü. Raporlar, Los Angeles, Pekin ve Yeni Delhi‘nin üzerindeki havanın mucizevi bir şekilde temiz olduğunu söylüyor. ABD’nin dört bir yanındaki parklar, yaban hayatı üzerinde faydalı bir etkisi olabilecek ziyaretçilere kapandı. Hükümetin 2018-19 yıllarında bunu son yaptığında San Francisco‘nun hemen kuzeyindeki Point Reyes Ulusal Deniz Kıyısı‘ndaki ayıbalıkları yeni bir plajı devralmıştı ve şimdi çiftleşme ve doğum mevsimi boyunca arazinin sahibi onlar.

Yedi yıl önce Patrisse Cullors, Black Lives Matter için bir tür görev bildirisi yazmıştı: “Kolektif bir dönüşüm elde etmek için, kolektif eylemin kolektif gücü için umut ve ilham verin. Keder ve öfkeden kaynaklanan ancak vizyon ve hayallere dönük cinsten.” Bu yalnızca umut verici olduğu için, Black Lives Matters kolları sıvayıp dönüştürücü işler yaptığı için değil, umudun zorlukla ve acı çekmekle yanyana olabileceğini teslim ettiği için güzel. Derinlerdeki üzüntü ve yukarıda alev alev yanan öfke umutla uyumsuz değildir, çünkü bizler karmaşık yaratıklarız, çünkü umut ne olursa olsun her şey güzel olacak iyimserliği değildir.

Umut bize önümüzdeki belirsizlik içerisinde katılmaya değer anlaşmazlıklar ve bu anlaşmazlıklardan bazılarını kazanma olasılığını açık şekilde gösteriyor. Bu umut için en tehlikeli olan şeylerden biri ise felaket gerçekleşmeden önce her şeyin güzel olduğuna ve tek yapmamız gerekenin eskiye geri dönmek olduğuna inanmaktır. Salgından önceki sıradan yaşam sayısız insan için halihazırda bir umutsuzluk ve dışlanma faciası, bir çevre ve iklim felaketi ve ahlaksızca bir eşitsizlikti. Bu acil durumdan neyin çıkacağını öğrenmek için çok erken ama karar almak üzere fırsat kollamak için erken değil. İnanıyorum ki çoğumuzun yapmaya hazırlandığı da bu.

Makalenin orijinali için tıklayın