Köşe YazılarıYazarlar

Pandemi günlerinde fosil yakıtların geleceğini tartışmak

Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde Aralık 2019 başlayan ve kısa süre içinde başta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) olmak üzere tüm uluslararası kuruluş ve ülkeleri şaşırtan bir hızla tüm dünyayı sararak bir pandemiye dönüşen COVİD-19 salgını için tüm ülkelerin kafası karışık. Toplum bağışıklamasından salgın etkisinin azaltılması stratejisine ve mutlak izolasyona kadar çeşitli stratejilerle pandemi ile mücadele etmeye çalışıyorlar. Toplum bağışıklaması dışındaki stratejilerin tek amacı aşı veya etkili bir ilaç bulunmasını beklemek için zaman kazanmak… 12 Nisan tarihi itibarı ile tüm dünyada 1.800.000’e yakın doğrulanmış vaka, 110.000’ni aşkın ise yaşamını yitirmiş insan vardı…

Kuzey yarımkürede bahar aylarına denk gelen pandemi nedeniyle ülkeler çaresiz kalıp insanlar evlerine kaparken; madalyonun diğer yüzünde bambaşka bir görüntü ortaya çıktı. Uygulanan seyahat yasakları, otomobil kullanımının azalması, başta lüks tüketim maddeleri üretenler olmak üzere birçok fabrikanın üretimini durdurması, insanların kentlerden ve sokaklardan elini ayağını çekmesi gibi nedenlerle başta hava kirliliği olmak üzere birçok çevresel parametrede kısa sürede umulmadık ölçüde iyileşmeler ortaya çıktı. Aslında bu iyileşmelerin ilk işareti, 2020’nin ilk ayinda salgının ilk başladığı noktadan; Çin’in Wuhan kentinden gelmişti. Uydu resimlerinde kentin hava kalitesinin beklenmedik ölçüde iyileştiği görülüyordu. Daha sonra yapılan haritalamalar kentte bir yıl önce aynı döneme göre hava kirliliğinin %25 azaldığını gösteriyordu. Ülkede aynı dönem bir önceki yıla göre rafinerilerde %34 daha az ham petrol rafine edildiği biliniyor.

İkinci işaret ise Çin’den sonra dünyanın en kalabalık ülkesi olan Hindistan’dan geldi. Çin gibi enerji gereksiniminin büyük bir kısmını başta kömür olmak üzere fosil yakıtlardan karşılayan bu ülkede SARS-CoV-2 salgınına karşı uygulamaya sokulan sokağa çıkma yasağı ile birlikte hemen hemen tüm eyaletlerinde hava kalitesinde gözle görülür bir iyileşme ortaya çıktı. Bu ilk gözlemler dikkatlerin oldukça gecikmeli de olsa karantina uygulamalarının yapılmaya başlandığı Avrupa’ya çevirdi. SARS-CoV-2 salgınının Avrupa’daki merkezi haline gelen Kuzey İtalya‘da şubat- mart ortası verilerini karşılaştırılması sonucu ortaya ilginç bir bulgu çıktı. Bu karşılaştırmaya göre bu tarihler arasında azot dioksit seviyesi her hafta yüzde 10 oranında kademeli düşüş gösterdi. Doğa açısından umut verici bulgular bununla da kalmadı. Avrupa Çevre Ajansı’na göre yaşlı kıtanın hava kalitesi açısından en sorunlu kentlerinden olan Milano‘da hava kirliliğinin Mart ayı içinde 2019’un aynı ayına göre % 21 oranında azaldığı ölçüldü. Hava kirliliği dışında su, toprak kirliliği, doğal kaynakların tüketiminin azalması gibi diğer çevresel kirlilik ve kaynaklarının durumu hakkında henüz somut bir veri yok elimizde. Hava kirliliği ile ilgili veriler de şimdilik bunlarla sınırlı.

Zonguldak’da termik santral faktörü

Ülkemize gelince hava kirliliği dahil olmak üzere bu pandemi için alınan önlemlerin çevre üzerindeki etkilerini henüz bilmiyoruz. Ancak kentler arası seyahat yasağı, sokağa çıkma yasağı gibi büyükşehir statüsündeki kentler için alınan bazı önlemlere büyükşehir belediyesi olmamasına rağmen Zonguldak’ın dahil edilmiş olması bazı ipuçlarını ortaya çıkarıyor. Zonguldak’ta bilindiği gibi yer altı kömür madenleri var. Ama onun da ötesinde kentte ikisi ithal kömürle çalışan üç büyük kömürlü termik santral var. Çatalağzı ve ZETES 1 ve 2 kömürlü termik santralleri…

Bu santrallerin yarattığı hava kirliliği yüzünden bölgede yaşayanların üst ve alt solunum yolu hastalıklarına yakalanmaları ve hastanelere başvuruları arasında pozitif korelasyon gösteren sınırlı sayıda olsa da bilimsel çalışmalar var. Yaşadığımız bu salgın günlerinde başta seyahat yasağı ve karantina gibi ek önlemler listesine Zonguldak’ın dahil edilmesinin altında bu bilimsel bulgular yatıyor. Önümüzdeki günler salgının etkisi ile ortaya çıkan ekonomik yavaşlama ve kömür kullanımının azalmasının Zonguldak’ta hava kalitesine nasıl etki edeceği ve bunun hava kirliliğine bağlı ölümlerde nasıl bir azalma yapacağı görülecek…

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre her yıl dünya üzerinde 4.2 milyon kişi dış ortam hava kirliliğine bağlı olarak yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde Temiz Hakkı Platformu’nun DSÖ’nün AirQ+ programını kullanarak yaptığı hesaplamalara göre 2017 yılı için 30 yaş ve üstü ölümlerin 51.571’i doğrudan hava kirliliği ile bağlantılı olduğu hesaplanmıştır. Şimdilik özellikle insan sağlığı üzerinde çok daha belirleyici olan 2.5 µm ve altındaki partikül madde konsantrasyonlarının düşüp düşmediği tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle hava kalitesindeki iyileşmenin dünyada ve ülkemizde ne kadar hava kirliliğine bağlı ölümü azaltacağı konusunda bir tahmin yapmak zor. Ayrıca bu sürecin sera gazı emisyonlarında dikkat çekici bir azalma yaratıp yaratmayacağını da söylemek için vakit erken…

Ancak yaşadığımız pandemi günleri şunu açıkça göstermiştir ki başta küresel iklim krizi olmak üzere yaşadığımız ve gezegenimizin geleceğini ciddi olarak tehdit eden çevre kirliliği ve doğal kaynakların tüketilmesi kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerinin bir sonucudur. Fosil yakıtların günden güne daha da artan hızla kullanılmasının yarattığı hava kirliliğinin canlı ve cansız çevre üzerindeki etkilerinin yanı sıra insanlar üzerindeki öldürücü etkisi bugün DSÖ’nün rakamlarına göre tartışmasız bir gerçektir. Bu pandemi er veya geç sonlanacak. Ancak unutmayalım; dünyada ve ülkemizde fosil yakıt kullanımı sürdüğü sürece her yıl 4.2 milyon kişi yaşamını hava kirliliğine bağlı sağlık sorunları nedeniyle yitirmeye devam edecek.

Covid-19’un aşısı veya etkili tedavi eden ilaçları henüz geliştirilmeye çalışıyor. Belki covid-19’un henüz kesin çözümünü bilmiyoruz ama hava kirliğinin kesin çözümünü biliyoruz.  Üstelik bu günlerde bir kez daha öğrenemeyenlerimiz (!) bile gördü; çözümü…

O zaman var mısınız yarından itibaren tüm dünyada ve ülkemizde fosil yakıtların üretim ve tüketiminin yasaklanması için çaba göstermeye?