Koronavirüs SalgınıKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Korona İzolasyon Notları] Gerçek umut çaresizlikten doğar

(Bugün biraz fazla öğretiyor, o nedenle yazı uzun)

Karantinadan önce bir gün otobüste giderken film seyredeyim dedim. Drakula filmini açtım. Sahnelerden birinde daha Kont Drakula vahşinin kan iksirini içmeden bir karşılaşma yaşıyor mağarada (metaforlara gel). Vahşi soruyor: Seni mezarında bile umutlu yapan şey nedir? Bizimki cevap veriyor: Çaresizlik.

Gerçek umut, gerçek çaresizlikten doğar.  Ne kadar çaresizseniz o kadar umutlu olabilirsiniz.

****

Şimdi yazacaklarımın hedef kitlesini açıklıyorum: Aramızda “Amaan günümüzü gün edelim zaten bir tane hayatımız var, yaşayalım gitsin, zaten bir gün herkes ölmeyecek mi?” diyenler varsa hemen diğer yazılara geçebilir. Vakit kaybetmesin.

Lakin eğer ömrünü bir şeylere vakfetmiş, bugününü herkesin geleceğini düşünerek yaşayan, çocuğu olmasa da geleceğe bir şeyler bırakmak isteyen veya yaşamın fiziksel varlığın ötesinde bir şey olduğunu bilen, gören, düşünen varsa, buyursun sofraya.

****

Virüs ÇARESİZLİK nedir, onu öğretiyor: Fragman bitti. Filme geçtik. Ancak seyirci değiliz. Ya oyuncu kadrosunda olacağız bu filmin, ya da kamera arkasında. Seçim sizin. Başka bir seçenek de yok. Devlet yapsın, o, bu yapsın, şirketler yapsın, sivil toplum kuruluşları yapsın, yok.

“Sen” yapacaksın, hala anlamadın mı?

“Yaparım da para yok, tesis yetersiz, beceriksizim, tarlam toprağım yok” yok. Ağzımı bozma geleneğim olsa güzel laflar var burada söylenecek. Parasız yapacaksın, tesissiz yapacaksın. Elinden geleni değil, elinden gelenin en iyisini yapacaksın, ölümüne yapacaksın. Can havli ile yapacaksın.

Olacaklara dair uzatmalara girmeden bu ömrümüzde görebileceklerimizi netleştiriyor virüs: Panik artacak, insanlık daha da zıvanadan çıkacak, tahammül sınırını geçecek. İnsanın vahşi yönünü daha da açık şekilde göreceğiz. İnsani bir vahşilik, kapitalizm vahşiliği değil, bildiğin vahşi hayvan vahşiliği. İçinde can havli olan bir vahşilik. Parçalama, yakma, yıkma, çalma, yağmalama.

Hiç tahmin edemeyeceğiniz insanlar bunu yapacak. Şiddetsiz iletişim tekniklerinin maharetlerini göreceğiz bakalım o zaman.  Görünen o ki bu karantina kaçınılmaz olarak daha da derinleşecek. Olan şey sistemik bir şok. Geçici ya da yerel bir durum değil. Bu, üretimin aksaması hatta durması, üretilen ürünlerin taşınıp evimize kadar gelmesi ve alım gücü için para bulma konusunda sorunlar yaşayacağız demek. Pek çoğumuz para kaynaklarını kaybedecek. Birikimi olanlar cepten yemeye başlayacak, vicdanı olanlar yardımlaşarak parasını bitirecek. Gerçek zaman akışıyla yüzleşmemiz gibi parayla da yüzleşeceğiz. Para ile olan ilişkilerimiz tel tel elimize gelecek. Survival moduna bağlayacağız hep beraber.

Kırsalda yaşayanlar da güvende değil daha büyük tehdit altında, çünkü millet bir vadede üretimin olabileceği yerlere doğru göç edecek.

Ciddi olun. Bir ergen halinden çıkarak yetişkin ruh haline girin. Evlerde kriz bitsin de çıkalım demeyi bırakıp ne halt edeceğini düşünen kaç kişi var? Çocuklara durumu nasıl sakince anlatacağınızı ya da eve tıkıldıkları için nasıl oyalayacağınızı değil, bu durumlarda nasıl davranacaklarını öğretmeniz gerekiyor. Ama tabii biz de bilmiyoruz nasıl davranacağımızı değil mi? Acı olan bu.

Yeryüzünü oyun alanı gibi gören (burada oyunu “game” olarak kullanıyorum “play” olarak değil) çocukların büyümüş hali nedeniyle buralardayız. Oyun şımarıklığı bitti. Mızıkçılık, oyun bozanlık bitti. Har vurup harman savurma dönemi bitti. Çocukluk dönemi bitti. Gezegencek ergenlik bitti, yetişkinler gibi davranmamız gerekiyor.

Durumu ciddiye alın. Geçici diye düşünmeyin. Daha büyük dalga gelmedi. Ve büyük dalga virüsle değil, açlık, kıtlık, kuraklık ile gelecek. Bunların da neye yol açacağını ben söylemeyeyim artık.

Şimdi daha önce bağrınıp çağrınıp söylediğimiz konuları bağlayalım. Önem sırasına göre değil elime geldiği gibi sıralıyorum:

  • “Küçük üreticileri, aile tarımı yapanları, yerel tohumları koruyun” demiştik. Bu dönemde onlar besleyecek herkesi. Ama önce kendilerini ve yakın çevrelerini. Gıda topluluğu kurmanın önemi burada belirginleşiyor.
  • “Kentlerin su kaynaklarını koruyun, doğal alanları bozmayın” demiştik. Elleri şakır şakır dezenfektanlarla yıkayacağımızı düşünmüş müydük? Şimdi bir su sıkıntısı olsa ne olacak dersiniz?
  • “Emisyonları azaltın” demiştik. Temiz havaya, sağlıklı bir doğal döngüye, acil durumda kullanacağımız doğal yutaklara ihtiyacımız var. Ama bunları büyüme derdine düştüğümüz için bol keseden harcadık değil mi?
  • “Tüketim alışkanlıklarınızı değiştirin, temel ihtiyaçlarınıza odaklanın ve onları da doğa dostu yollarla edinin” demiştik. “Atıkları azaltın, endüstriyel üretimleri dönüştürün” demiştik. “Gezegene şöyle zarar veriyor, sağlığa böyle zararlı” diyorduk. Şimdi evde her şey tükenince, yerine de yenisini alamayınca, bakalım nasıl değişiyor o alışkanlıklar?. Zehirli zehirsiz demeden her şeye muhtaç olabiliriz. Açlık bu, bir şeye benzemez.
  • “Kişisel gelişim, kendini tanıma, kendinle barışma olanaklarını araştır, geliştir” demiştik. Çünkü şu anda dayanışma toplulukları kurulması gerekecek ve bir dayanışma topluluğunun kurulması önündeki en büyük engel bireylerin korkuları, egoları, kendini koruma yöntemleri. Yoksa herkes kendi kişisel, içsel, gelişimsel problemlerinde boğulup gidebilir, sorun yok.

Virüs bize GERÇEK UMUT nedir? Onu öğretiyor: Eğer sağlıklı iseniz ve çok büyük yaşamsal sorunlarınız yoksa (mülteci değilseniz mesela, evinizdeyseniz, sevdiğiniz insanlar etrafınızda ise vs) daha fazla sorumluluğunuz, yapmadıklarınızın da büyük vebali var, unutmayın.

Benden liste isteyenler, buyursunlar:

  • Ölümü kabullenin. Ölümle olan ilişkinizi bir gözden geçirin. Her ne yapıyorsanız günün birinde öleceğinizi bilerek yapın. Umudun esas ve sonsuz kaynağı bu nokta.
  • Az konuşun. Gerekmedikçe gevezelik yapmayın. Kendinizi gerçek durumdan uzaklaştırmayın.
  • Az yiyin. Gereksiz kekler, artisanal ekmekler, pastalar, börekler yaparak ve yiyerek bedeninizi yormayın, çok yakın bir zamanda çok kıymetli olacak malzemeleri boşa harcamayın. Hele hele bunları sosyal medyada, orada burada hiç paylaşmayın. Marifet değil, bilin. (İlla evde kendinizi yemeğe verecekseniz fermente gıdalar konusunda bilginizi artırın. Zira az alanda üreterek yüksek besleyiciliği haiz gıdalar üretmenin yolu bu.)
  • Egzersiz yapın, hareket edin. Doğru nefes almayı refleks haline getirin. Yapay şekilde ısınmayı ve ışıklandırmayı kısıtlayın. Uykunuza dikkat edin.

  • Sosyal medya ortamından uzak durun. Zihninizi oyalamasına, kafanızı dağıtmasına izin vermeyin. Zihniniz şu anda kontrol edilmeyi bekliyor. Kafanız ise toparlanmayı. Meditasyon, nefes, namaz, dua, artık bildiğiniz, öğrendiğiniz ne varsa düzenli olarak yapmanızın tam zamanı.
  • Bir doğa günlüğü tutun. Pencerenizden olsun, her gün aynı saatte dışarıya, bulutlara, ağaçlara ve kuşlara bakın. Kuş seslerini dinleyin. Bunu güzel vakit geçirmek için değil, yaşam döngüsünü kavramak için yapın. (Ama güzel de vakit geçireceksiniz).
  • Okunacak kitap listesi, seyredilecek film listesi falan paylaşıp durmayın. Buna vakit yok. “Ben okumadan duramam” diyorsanız nasıl bahçe kurulur, nasıl bitki yetiştirilir gibi yaşamsal konularda okuyun.
  • Hangi gıdaya ne kadar ihtiyacınız var? Bunu bilin. Nereden tedarik edeceksiniz? Bunu bilmeye çalışın. Eğer üretecek yeriniz varsa üretin, yoksa bir saksı alın, bir tohumla başlayın. Diğer ihtiyaç sahipleriyle bir araya gelin, üretenlerle iletişime geçin. Ortak üretim için planlar yapın. Örgütlenin.
  • Suyunuz nereden geliyor, öğrenin. Yakınlarda sağlıklı su bulabileceğiniz kaynak yönetim tarafından satılmış ya da kirletilmek üzere planlar yapılıyor olabilir. Bu konuda çalışanlarla iletişime geçin.( #KazdağlarıEvimiz)
  • Ayrıştırıcı ne varsa terk edin. Tüm inançlar, tüm ideolojiler, sınır çizen düşünsel her şeyi içinizden yaşayın. Çünkü şu anda yardımınıza koşacak olan insanlar aynı fikirde olduklarınız değil, aşağı katta kapısını çalmadığınız komşunuz.
  • Gelecek için planlar yapmayın. Geçmiş için pişmanlık duymayın. Şimdide kalın.
  • Edip eyleyenlere “iyi ki varsınız, umut aşılıyorsunuz” gibi laflar etmeyin, siz de yapın ve iyi ki var olun. Yaptıklarınızdan kaç kişi etkileniyor bunu bir düşünün.
  • Bütün varoluşa iyi davranın.
  • Bunları yapmayı kişisel bir tercih olarak ya da yapmasam da olur diye düşünmeyin. Bunlar bir seçenek değil, boynumuzun borcu ayrıyeten.
  • Son olarak, internette canınız sıkılıyor diye kıyafet ısmarlamayın, kargo görevlilerini düşünün. Marketteki portakalları da bitirmeyin. ;o)

(Not: Bütün bunları zaten yapıyorum diyorsanız, kusuruma bakmayın )

Gerçek umut, bizim ellerimizle, çabalayarak yarattığımız, yoktan var ettiğimiz umuttur, insan içindir, bedavadır ve sonsuz potansiyeli harekete geçirir.