KentManşet

Dünya’daki 10.000 şehrin yarısı 40 yıl önce yoktu

Pearl River Deltası (Shenzhen, Guangzhou, Foshan, Dongguan ve diğer şehirlerden oluşur) Avustralya, Arjantin veya Kanada'dan daha fazla nüfusa sahip dünyanın en büyük kentsel bölgesidir. (Fotoğraf Azchael / CC BY 2.0)

Yazan: Gregory Scruggs 

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

Roma bir günde inşa edilmemiş olsa da, Shenzhen hemen hemen öyle oldu. Çin’in start-up başkenti, 1970’lerde bir balıkçı köyüydü. Bugün, 12 milyondan fazla insanın yaşadığı bir megakent. Bu hafta World Urban Forum 10‘da yayınlanan çığır açan yeni harita araştırmaları, dünya çapında yaklaşık 10.000 şehir olduğunu ve birçoğunun Shenzhen’i ve Roma’yı takip ettiğini ortaya koyuyor.

Bu şaşırtıcı gerçek, Avrupa Komisyonu ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü‘nün aldatıcı zor bir soruyu cevaplamaya yönelik dört yıllık çabası sayesinde ortaya çıktı: Bir şehir tam olarak nedir?

Zor, çünkü hiçbir ülke buna aynı şekilde cevap vermiyor. Danimarka‘da, birbirine yakın yaşayan 200 kişi bir şehir oluşturuyor. Japonya‘da eşik 50.000. Elmayla elmayı karşılaştırmaktan çok bu farklılaşan eşikler, Dan ve Japon şehirleri yan yana koyulduğunda yaban mersini ve karpuzu karşılaştırmak gibi…

Sonuç olarak, Avrupa Komisyonu’nun projesinin baş araştırmacısı Lewis Dijkstra, “Kaç şehir olduğunu hiç bilmedik” diyor.

Gerçekten de, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin “şehir” gibi çılgınca farklı tanımlara sahip olmaları, uzun süredir demografları, şehir plancılarını ve kalkınma uzmanlarını afallatıyor. Yeni tanımın sonuçları, dünya şehirlerinin durumu hakkında kabul edilen birçok gerçeği tersine çeviriyor.

Bir şehir için kaç kişi lazım?

Yeni başlayanlar için dünyanın 2007 yılında, insanlık tarihinde ilk kez kentsel hale geldiği iddiasının doğru olmadığını söyleyelim.

Bir kenti, kilometrekare başına ortalama 1.500 kişi nüfus yoğunluğuna sahip en az 50.000 nüfuslu bitişik bir coğrafi alan olarak tanımlayan yeni tanıma göre, insanlığın yaklaşık yüzde 48’i, 2015 itibariyle şehirlerde yaşıyordu. (Bu tanım kabaca ABD Nüfus Sayımında kullanılan “metropol istatistik alanı”na karşılık geliyor.)

Peki bu ani düşüş neden? Aslında gezegenin dörtte birinden fazlası kasabalarda yaşıyor – 200 kişilik Danimarka mezraları gibi – dünyanın kentsel-kırsal ikili tercihinde göz ardı ettiği bir kategori de birinin ya şehirde ya da kırsalda yaşadığı fikriyatı.

“Kasabalar (town) yanlış tercüme edilmiş yetimlerdir,” diyor Dijkstra. “Kasaba” ve “şehir” (city) İngilizce’de açıkça anlaşılan bir ayrım olsa da, Hollandaca, Fransızca, Almanca ve İspanyolca’nın eşdeğer bir terimden yoksun olduğunu söylüyor.

Ancak Dijkstra, bu üçüncü kategoriyi tanımlarken, dünyanın gerçekte nasıl göründüğüne dair daha doğru bir anlayışa sahip olduğumuzu savunuyor – kırsal çiftçiler ve şehir sakinleri arasında bir gradyan. Üstelik bu kasabalar geleceğin şehirleri.

Bu daha doğru resim önemli; çünkü çoğunluk veya kentsel bir gezegen gibi basit istatistikler, muazzam miktarda dış yardım ve iç harcama tahsisini haklı çıkarır. Örneğin, Alman hükümetinin 2015’teki, iklim dostu kentsel altyapı için 100 milyon € ‘luk fon açıklaması bu iddiayı destekler. Mısır’da, resmi haritalarda kırsal tarım yerleşimleri olarak listelenen yerler aslında 275.000 nüfuslu büyük şehirlerdir, ancak resmi değişikliği yapmak, hükümeti, okullardan mahkemelere kadar her şey için bir ikileme sokar.

Sınırlarla oynamak…

Kentleşmede, bu küçük doktora adayı ordusunu şaşırtarak yakalayan diğer bulgular arasında başka neler var? OECD’nin kentsel istatistik başkanı Rudiger Ahrend, “Dünyadaki şehirlerin yaklaşık yüzde 20’sinin küçüldüğüne dair hiçbir fikrimiz yoktu” diyor: “Nüfusun durgunlaşmaya veya azalmaya başladığı ülkelerde bu, giderek yaygınlaşıyor.”

Bunun gibi şeyler, şehirlerin bu yeni küresel tanımı için potansiyel sonuçlardan sadece birkaçı. Ülkeler, BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine yönelik ilerleme raporlarının bir parçası olarak her yıl şehirleri hakkında istatistikler sunuyorlar. Bu hedefler, sayılarının doğruluğundan şüphe edilen, hava kalitesi ve toplu taşıma araçlarına erişim gibi göstergeleri içeriyor.

BM’nin Küresel Kentsel Gözlemevi başkanı Robert Ndugwa, “Sınırlarla oynadığınızda şehrinizin iyi görünmesini sağlayabilirsiniz” diyor. Örneğin, genişleyen şehir sınırları, dış mahallelerden temiz hava katarak kötü hava kalitesini ortalayabilir. Buna karşılık şehir sınırlarının daralması, otobüs veya metro sisteminden kopan uzak mahalleleri hesaba katarak toplu taşıma erişimine ilişkin verilerin daha iyi görünmesini sağlar.

Bu tür hileler, BM İstatistik Komisyonu‘nun bu yeni tanımın küresel standart olarak kabul edilip edilmeyeceğine karar vereceği bir sonraki ay sona erecek. Öyle olması halinde, kentleşmeyi yaygın olarak incelenen diğer konulara uygun hale getirecektir.

Dünya Bankası’ndan Ellen Hamilton, “30 yıl önce dünyadaki her ülke yoksulluğu yalnızca ulusal tanımları kullanarak tartışıyordu” diye konuşuyor: “Bunu karşılaştırmak imkansızdı.”

Kasaba mı şehir mi?

1990’da, Dünya Bankası günde bir dolarla yaşayan yoksulluk eşiğini ortaya koymuştu ve herhangi birinin Londra sokaklarında mı yoksa Laos‘un pirinç tarlalarında mı mücadele ettiğinden bağımsız, yoksullukla ilgili konuşmayı kolayca anlaşılabilecek bir konu haline getirdi. (Bugün bu rakam günde 1,90 $)

Yeni tanımlamayı ilk kez dikkate alan bazı şehir planlamacıları için çıkarımlar açık. Nijerya Şehir Plancıları Enstitüsü’nden Patrick Nyam, “Nijerya’da bir şehir 2.000 veya daha fazla kişinin yaşadığı bir yer” diyor. “2.000’lik kentsel alan için sağladığınız altyapı muhtemelen 1.000.000 kişi için sağladığınız altyapıyla büyük ihtimalle aynı olacaktır.” Küçük kasaba için iyi, hızla genişleyen bir şehir büyük bir haksızlık.

İbreyi 50.000’e kadar hareket ettirmek için mi? “Bu çok iyi bir fikir, ancak Nijerya’da değişiklikleri benimsemede çok yavaşlar” diye yanıtlıyor Nyam.

Makalenin İngilizce Orijinali

Kategori: Kent