Köşe YazılarıYazarlar

Dünya Su Günü’nü unutmayalım

Yaşadığımız Covid-19 pandemisi nedeniyle unuttuk her yıl 22 Mart’ı Dünya Su Günü olarak kabul ettiğimizi… Oysa 1992 yılında BM Genel Kurulu’nda alınan bir kararla 22 Mart günü, günden güne büyüyen su sorununun önemine toplumların dikkatini çekmek için “Dünya Su Günü” olarak belirlenmişti… 1993’den bugüne her yıl 22 Mart’ta günden güne büyüyen ve krize dönüşen ‘su sorununa’ dikkat çekmek için değişen temalarla Dünya Su Günü kapsamında çeşitli etkinlikler yapılıyor.  Dünya su gününün bu yıl için belirlenen teması ise ‘Küresel İklim Değişikliği ve Su’

Küresel iklim değişikliği inkâr edilemez bir gerçek. Bu nedenle ortaya çıkan yağış değişiklikleri, seller, fırtınalar, kuraklık gibi aşırı hava olayları; doğal su döngüsüne olumsuz etki ederek zaten kısıtlı tatlı su kaynaklarının ya yok olmasına ya da kirlenerek kullanılmaz hale gelmesine neden oluyor. BM su ile ilgili politika belgesinde dile getirdiği ana ilkeye göre ulusal ve bölgesel iklim politikaları ve planları su yönetim planları ile uyumlu olmalı. Yani küresel iklim değişikliğine karşı belirlenecek politikalar zaten günümüzde kıtlığı çekilen tatlı su kaynaklarının gelecek içinde korunmasını hatta artırılmasını sağlamalı. Örgüte göre diğer bir sorun ise sektörler ve ülkeler arası su kaynaklarının eşit ve dengeli paylaşım sorunu…

Aslında küresel iklim değişikliği ve su başlığı altında tartışılacak çok sayıda konu var. Sera gazları açısından yeni yutak alanlar oluşturmak için ormanlar yaratmak; bunların su döngüsü ve su kaynakları üzerine etkisi tartışmak; bunlardan birincisi. Çin’de Gobi Çölü’nün büyümesine karşı oluşturulan 4500 km’lik yeşil duvar; bu konuda bazı ipuçları veriyor. Bölgede yapılan gözlemler oluşturulan ‘yeşil set’in su döngüsü üzerine olumlu bir etki yapmadığını, beklenen yağış artışını sağlayamadığı gibi bölgesel su kaynakları üzerinde olumsuz etki yaptığını gösteriyor.

Covid-19, su hakkının vazgeçilmezliğini vurguladı

Suyun ortak bir mirasımız olduğu bilinci ile gelecekte kaynakları koruyup su sayesinde bir arada yaşama becerisini nasıl elde edebileceğimizi tartışabilirdik bu başlık altında. Sonra dünyada suyu ticarileştirip el koyan nüfusun %1’lik bölümüne karşı neler yapılabileceğini konuşabilirdik… Fakat Covid-19 pandemisi nedeniyle haklı olarak alınan önlemler sonucu tartışamadık. Son pandeminin de tüm açıklığıyla gözler önüne serdiği gibi su temel bir sağlık hakkı, tüm insanlar için… Covid-19 pandemisinde de yaşadığımız gibi salgın zincirinin kırılabilmesi için insanlara önerdiğimiz en önemli önlem ellerin sık sık ve bol sabunla yıkanması. Oysa büyük çoğunluğu Afrika ve Güney Doğu Asya ülkelerinde olan bir milyarı aşkın insanın evlerinde su yok. Üstelik bu insanların büyük bir çoğunluğu her gün bir su kaynağına ulaşabilmek için ortalama 20 km yürüyorlar… Konutlarına taşıyabildikleri su günde 20-30 litre ile sınırlı… Ulaşabildikleri su kaynağı da güvenilir değil…

BM bu yıl içinde su ve iklim değişikliği ilişkisini araştıran* ‘Dünya Su Günü’ temasına uygun olarak bir rapor yayımladı. Bu rapor ile afetler, insan sağlığı, tarım, enerji, kentleşme ve su konusunu irdeleyen ve tartışmaya açan örgüt bazı çözüm önerileri de geliştirdi. Raporun insan sağlığı, küresel iklim değişikliği ve su ile ilgili bölümü dikkat çekici bilgiler içeriyor. BM’ye göre 2030 yılına kadar küresel iklim değişikliği nedeni ile ortaya çıkacak ishalli hastalıklar, beslenme bozuklukları, sıtma gibi nedenlerle 250.000 insan yaşamını yitirecek. Ölümlere yol açan gıda kaynaklı hastalıklar tarımsal üretimde veya hasattan sonra ürünlerin temizlenmesinde kullanılan suyun kirliliği nedeniyle olacak. BM; küresel iklim değişikliği sonucu ortaya çıkacak sıcaklık artışı, kuraklık, afetler, deniz seviyelerinin yükselmesi gibi sonuçların su kaynaklarının yitirilmesine, biyolojik ve kimyasal kirliliğe, sularda arsenik ve demir yüksekliğine ve oksijen doygunluğunun düşmesi ile planktonların üremesine neden olacağını öngörüyor.Bu tablonun da insanlarda bulaşıcı hastalıklara, beslenme bozukluklarına, vektöryel hastalıklara ve hatta kanserlerin görülmesine yol açacağını belirtiyor.

Söz konusu raporun son bölümünde belirtildiği gibi gıda güvenliği, insan sağlığı, kentsel ve kırsal yerleşimler, enerji üretimi, endüstriyel kalkınma ve ekosistemlerin tamamı suya bağımlı ve bu nedenle iklim değişikliğinin bu kaynaklar üzerindeki olumsuz etkilerine açık. İklim değişikliği su kaynakları ve su ile ilgili hizmetleri günümüzde bile yetersiz olan güvenli içme suyu ve sanitasyon haklarını kullanmaktan mahrum edebilir. 

Kaynaklar kamu kontrolüne alınmalı

Su sıkıntısı çeken ülkeler grubunda yer alan ülkemizde ise aslında küresel iklim değişikliğinin; afetler, uygun olmayan yöntemlerle enerji üretimi, aşırı kentleşme gibi olumsuz etkilerinin çok dışında nedenlerle su havzalarımız elden çıkarılmış durumda… Bunun en önemli iki örneği Trakya’daki sanayinin kimyasal atıkları nedeniyle kullanılmaz hale gelen Ergene Havzası ve yine sanayi ve tarımsal kimyasallar nedeniyle kirlenen Büyük Menderes Havzası… Üstelik ülkemizde küresel iklim değişikliği sonucu ortaya çıkacak olumsuzlukların su kaynakları üzerindeki etkileri ve bölgesel iklim politikalarımız ile planlarımızın su yönetim planları uyumlaştırılması ile ilgili dişe dokunur bir çaba da yok.

Sonuç olarak su tüm canlıların yaşamını sürdürebilmeleri için temel bir hak. Gerek dünyada gerek ülkemizde su kullanımı ve korunması ile ilgili kararlar yöre, bölge, ülke insanının desteği ve görüşleri alınarak belirlenmeli. İlk aşamada da tüm dünyada ve özellikle ülkemizde suyu ‘doğal yaşam hakkı’ olmaktan çıkarıp, ‘ticari bir meta’ haline getirerek sermayeye açan neo-liberal politikalardan derhal vazgeçilmeli. Dünya üzerinde küresel iklim değişikliğinin etkisiyle de giderek kıtlaşan su kaynaklarını toplumların ve tüm canlıların çıkarlarını ve geleceğini korumak adına kamu kontrolünde alınmalı ve her canlının küresel iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden uzak sağlıklı suya erişim hakkı yapılacak ortak planlama ile güvence altına alınmalı…

Unutulmamalıdır ki su, tüm canlılar için temel bir yaşam hakkıdır.

* https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000372985.locale=en