Editörün SeçtikleriGündemKoronavirüs SalgınıManşetSağlık

Salgın Psikolojisi: Stoklamak bir çözüm mü?

Haber: Nida Kara

2019’un Aralık ayı ortasında, Çin’in Wuhan kentinden başlayarak dünyada 150’den fazla ülkeye yayılan koronavirüs, 19 Mart 2020 itibarıyla 200 binin üzerinde kişiyi enfekte etmiş durumda.

Milyonlarca insanın ana gündem konusu olan virüs hakkında ortaya çıkan hurafeler, virüsten korunma şekli, tedavinin işleyişi, henüz bir aşısının bulunup bulunmadığı hala tartışılıyor. Tartışmalar sürer ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu dünyanın pek çok ülkesinde sert karantina önlemleri alınırken, Dünya Sağlık Örgütü tarafından mart ayında pandemi, yani dünya çapında salgın olarak ilan edilen koronavirüse karşı mücadelede insanların ‘stokçuluk’ alışkanlıkları da mühim bir konu olarak önümüze çıkıyor.

11 Mart Çarşamba gününün erken saatlerinde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ilan ettiği Türkiye’nin ilk koronavirüs vakasının hemen ardındaki günlerde, ülke çapındaki market ve eczanelerde benzer bir görüntüyle karşı karşıya kalındı: Boşaltılmış raflar.

İçişleri Bakanlığı tarafından farklı zamanlarda yayımlanan genelgelerle önce okullar ve ülke çapındaki etkinlikler, sonrasında eğlence mekanları ve kafeler, en sonunda da cami, kilise gibi dini mekanlarda toplu ibadetler belli bir tarihe kadar kısıtlandı. Fakat bu kısıtlanmaların öncesinde bile toplumun belli bir kesimi evine gıda ve hijyen ürünlerini, ihtiyaç boyutundan öte istiflemeye başlamıştı bile.

Sosyal psikolog Akın: Diğerini umursamama

Bu tavrı toplumun ‘bencilce bireyselleşmesi’ olarak değerlendiren sosyal psikolog Ufuk Akın şunları söylüyor:

“Toplum olarak son yıllarda, tüm dünyaya benzer şekilde ama daha hızla bireyselleştik. Herkes sadece kendini düşünür oldu ve sadece kendi haklarının veya esenliğimin peşinde, diğerlerini umursamaz bir tutum geliştirdi.

Şu anda yaşanan market ve eczane boşaltma da daha önceleri geliştirilen umursamaz tavırla paralel bir yaklaşım. Kimse ben kolonyayı ya da yemeği bitirirsem ve başkasına kalmazsa, o hastalanırsa ve bu da benim için risk oluşturur diye düşünemiyor. Birlikte yaşama, komşumuzu kollama gibi değerlerimizi yitirdik.”

Akın, birçok uluslararası örgüt tarafından tam da toplum olarak hareket edilmesi çağrısında bulunulduğu bir dönemde, bireyin kendinden ötesini önemseyemeyişinin, bu yaklaşıma neden olduğunu belirtiyor.

Psikolog Alptekin: Son birkaç yılda art arda yaşanan travmalar

Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin ise bu durumun toplumsal hafızayla olan ilişkisine vurgu yapıyor:

“Yakın tarih, özellikle de son birkaç yıl pek çok doğal afet, kaza, kriz ve toplumsal travma ile dolu geçti… Depremler, savaş, göç, terör, uçak kazası, çığ felaketi, kadına şiddet, çocuk istismarı, intiharlar, küresel ısınma, hava kirliliği, asit yağmurları, gıdalardaki katkı maddeleri, zararlı tarım ilaçları, ekonomik kriz, işsizlik ve şimdi de koronavirüs salgını…

Bu yüzden de zor zamanlarda ve böyle travmatik olaylar sonrasında belirli tepkiler yaygındır ve bu tepkiler, “anormal bir duruma verilen normal tepkiler” olarak tanımlanır. Böyle dönemlerde, iç içe geçen pek çok yoğun duygunun yaşanması olağandır. Korku, kaygı, panik, kızgınlık, öfke, suçluluk, çaresizlik ve umutsuzluk inişli çıkışlı olarak yaşanır.”

Aslında insanların bir tür savaş psikolojisi doğrultusunda hareket ettiğini anlatan Altekin yine bu doğrultuda hayatta kalma adına kendini sağlıklı kılabilecek yiyecek ve malzemelere yöneldiğini söylüyor.

Pandemi psikolojisi uzmanı ve British Columbia Üniversitesi’nde klinik psikoloji alanında ders veren Steven Taylor ise , toplumun gıda ve hijyen ürünlerini stoklamasıyla ilgili olarak “Pandemi gibi ürkütücü bir durumla karşı karşıya kalınca, hükümet ‘Elinizi yıkamaktan başka bir şey yapmanız gerekmiyor’ dediğinde insanlar hazırlık yapma ihtiyacı hissediyor. Bu da alışverişe giderek stok yapmalarına yol açıyor” tespitini yapıyor.

Korkunun aynı virüs gibi bulaşıcılığına değinen Taylor, 1918’deki İspanyol Gribi Salgını’nından da bahsederek, o dönemde de insanların Vicks stoğu yaptığını açıklıyor.

KONDA: Ne yapılması gerektiğini biliyor, ancak yapmıyorlar

Araştırma şirketi KONDA, Mart ayında koronavirüs salgınıyla ilgili yaptığı saha araştırmalarının sonucunda ulaştığı verilerle ilgili  “Toplumun yüzde 97’sinin mesele hakkında duyuma sahip olduğu, yüzde 86,5’inin virüsün nasıl yayıldığını ve yüzde 85’inin tedbir amaçlı olarak neler yapılması gerektiğini bildiği anlaşılmaktadır. Fakat bilindiği halde pratiklerde gerekli şeyleri yapanların oranı ise yalnızca yüzde 55” demişti.

Türkiye toplumunun tavrı da bu verileri doğruluyor: Kimi sadece kişisel hijyen önlemini aldığını belirtirken, bazıları da şu an evinde yeterince gıda ve temizlik ürünü bulunmadığını belirterek daha önce stoklamadığı için pişman olduğunu belirtiyor.

İstanbul’da mimarlık yapan Uğur Kavak şunları söylüyor: “Virüse bulaşmamak adına basın yayın bültenlerinde bize söylenen standart önlemlerle bireysel olarak payıma düşen, yapmam gereken ne varsa yaptığımı düşünüyorum. Her ne kadar biz bireysel anlamda önlem aldığımızı düşünüyor olsak da bunun diğer ayağı toplumun alması gereken önlemlerle doğrudan bağlantılı olduğu için aldığımız önlemlerin yarıya yakının çok da etkili olmayacağı düşüncesindeyim ve bu da beni açıkçası korkutuyor.”

Kavak, salgının Türkiye’de ilan edilmesinin ardından meydana gelen kitle alışverişiyle ilgili olarak da şöyle konuşuyor: “Bunun bir çeşit korkularla mücadele etme metodu olarak düşünüyorum fakat toplumsal bazlı düşünmeleri gerekiyor. Burada da bu insanların eğitim düzeyleri devreye giriyor. Yani eğitimsiz bir toplum ve sadece kendilerini düşünen toplumlar, başkalarına değer vermeyen bir düzen oluşturup bireysel bazda kendi içlerinde bulunduğu toplumu bir derece kalitesizleştirir diye düşünüyorum. Bu eylem içerisine girişen insanların kendi toplumlarına da ve kendilerine de gereken önemi ve değeri vermedikleri kanaatindeyim.”

Uğur Kavak bireylerin sadece kendini düşünerek hareket etmesi halinde, asıl zarar görecek olanının yine toplumun ve o bireylerin kendisi olacağını düşünüyor.

Üç yaşında bir çocuğu olan Sone Erbaş ise gıda ve hijyen ürünleri stoklamanının gerekli olduğu kanısında: “Şu anda daha öncesinde almış olduğum dezenfektanları kullanıyorum. Onun dışında marketlerden herhangi bir şey almadım. Ama bugünkü açıklamadan sonra almamakta hata yaptığımı düşündüm ve pişman oldum.”

En önemli etken güvensizlik

Özellikle sosyal medyada dolaşan, enfekte kişi sayısının açıklandığından fazla olduğu, yeterli test yapılmadığı için bu kişilerin toplum içinde serbestçe gezdiklerine ilişkin paylaşımlar; sokağa çıkma yasağı uygulanacağı yönündeki haberler, yetkililerce doğrulanmasa da halk içinde paniği artırmaya yarıyor. Umreden dönen ilk kafilelerin karantina altına alınmayıp evlerine gönderilmesi, karantina uygulamasından kaçmaya çalışanlar veya yurt dışından gelen ve üst düzey bağlantıları olan bazı kişilerin karantinadan ‘kaçırılması’ görüntüleri de toplumdaki güvensizliği besliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, virüsün Türkiye’ye yayıldığı haberlerinin ardından ilk kez Çankaya Köşkü’nde yapılan kapsamlı bir Eşgüdüm Toplantısı’na katıldı, ardından da kamuoyu önüne çıkıp uzun bir önlemler listesi açıkladı. Günler öncesinden “çok önemli açıklamalar yapılacağı” yönünde yapılan anonslar, birçok kişi tarafından kısıtlı da olsa olağanüstü hal ilan edileceği beklentisine yol açtı. Toplantıdan bu yönde bir karar çıkmadı, ama Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Azap’ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı dikkat çekici paylaşım gözlerden kaçmadı. Azap mesajında Türkiye’nin kritik eşik olan 100 olguya ulaştığını bildirerek şunları söylemişti:

 “Türkiye kritik olgu eşiği olan 100’e ulaştı. Az test yaptığımızı, hastaların %20’sinin hastaneye gelip tanı aldığı düşünürsek kritik eşiğe günler önce ulaşmış olmamız da olası. Hong Kong, Singapur olma şansımızı kaybettik. Bundan sonra tüm enerjimizi İtalya olmamaya harcamalıyız. Türkiye’nin bu salgını kontrol edebilecek sağlık alt yapısı, özveriyle çalışan bilgili ve deneyimli sağlık çalışanları olduğunu biliyoruz. Vatandaşlarımızın da desteği ile en az sayıda vaka ile bu salgını atlatacağımızı umuyorum.”

Türkiye’nin koronavirüsle sınavının alacağı şekil, henüz kesin değil. Halkta da yetkililerde de arayışlar sürüyor. Kendini sağlama alma çabası henüz ülke çapında paniğe yol açmadı, ama böyle günlerde dayanışma, birbirini destekleme, kendini korurken başkalarını da düşünme çağrılarının toplumda karşılık bulmasının önemi, her geçen gün bir kez daha ortaya çıkıyor.