Koronavirüs SalgınıKöşe YazılarıManşetYazarlar

‘Herkes kendi başına, hepimiz birlikte!’

Elbette bu günler geçecek. Bu krizden çıkılacak. Çok fazla iyimser olmaya da izin vermiyor hayat. Bu krizden çıkmamız demek bundan sonraki krize yaklaşmamız da demek aynı zamanda. Fakat şimdi geleceği değil elimizdekini düşünmek, elimizdekini konuşmak ve elimizdekinden çıkışı konuşmak zorundayız.

Ekranlar, sosyal medya her şeyden anlayan insanlarla dolu. Bir ay önce Suriye’deki Rusya varlığını konuşan insanlar şimdi oturmuşlar koronavirüsü konuşuyorlar. Elbette yine aynı “derinlikte”…  Yapımcılar utanmış olmalı ki araya birkaç bilim insanı atıyorlar. Biz de onları dinleyerek bilgi ediniyoruz.

Öyle bir kriz ki şu anda 80 ayrı noktada aşı çalışması yürüyor. Bir taraftan bilgiler paylaşılıyor diğer taraftan da bir yarış sürüyor. İtalya’da balkona çıkanları da hemen görüyoruz, Çin’de son hastasını iyileştirip “maske atma” töreni düzenleyenleri de… Tüm bilgiler hızlıca dolaşıma giriyor. Hemen onlarca dile çevriliyor. İnsanlık denen fikrin zamanı, mekanı ve dil gibi kısıtları aşarak ortak kaygılarla ortak hedefe yöneldiğini görüyoruz. İronik bir şekilde sınırlar kapalıyken ve seyahat kısıtları zirve yapmışken bu oluyor hem de.

Krizin ‘sosyal hasarı’

Tüm dünyanın odaklandığı bir konuda bilgi edinmek, bu bilgileri doğru yorumlamak çok zor değil. Yeter ki zihniniz dogmalarla ve komplolarla kirlenmemiş olsun. O yüzden de bir tarafında İngiliz yaklaşımının durduğu, diğer tarafında Güney Kore yaklaşımının durduğu mücadele yöntemlerini ya da el yıkamanın nasıl yapılması gerektiğini tekrar konuşmanın/yazmanın bir anlamı yok şu noktada.

Krizi biraz daha sosyal bilimlerin alanına çekebilir miyiz? Bunu denemek lazım… Çünkü esas hasar orada ortaya çıkıyor ve çıkacak. Örneğin Türkiye’de şu dakika itibariyle resmi rakamlara göre 47 hasta var. Fakat tüm ülke yoğun bakımda… Öyle ki salgın bir ay sonra dünyayı terk etse dahi bu yoğun bakımda olmanın etkisi aylarca, yıllarca sürecek. Maaş alma sorunu yaşayan ve salgın kaygısının üstüne bir de yaşam kaygısını ekleyecek olan milyonlarca insanla sürecek. Kapanacak işletmelerin sosyal hayatta bırakacağı boşlukla sürecek. Zaten krizde olan bir ekonominin iyice durmasıyla sürecek. Yakınlarını kaybedenlerin, hastalıktan kaygılanarak hareket eden insanların psikolojilerinde sürecek. Alınan önlemlerin sertliğinin insanlarda yaratacağı anlık rahatlığın zihinlerde otoriterliği olumlu bir durum olarak kodlamasıyla sürecek.

Piyasanın ‘görünmez’ eli nerede?

Peki, her şey bu kadar olumsuz olmak zorunda mı? Tek çıkış yolumuz insani kaygıların otoriter şekilde rahatlatılmasıyla şekillenecek bir toplum mu? Bu krizde görüyoruz ki her şeyi insafına bıraktığımız piyasanın “görünmez eli” zor durumlara hem hazır değil hem de en ufak bir zor durumda kendine çalışıyor. Sağlık vb. konuları piyasanın eline bırakan ülkelerle, planlı olarak hareket eden ülkeler arasında, salgının şiddeti bakımından fark çok açık. Düzeltmemiz gereken, oturup konuşmamız gereken ilk konu bu. Bu dünya üzerinde bir devlet halkına ücretsiz maske dağıtırken ve virüs testini ücretsiz şekilde yaygınlaştırırken bir başka devlette testin ücretinin 3800 dolar olması, iki farklı siyasi yoldur ve biz ikincisinden yürüyemeyiz.

Bireysel kurtuluşun çıkacağı yol: Otoriterlik

Konuşmamız gereken ikinci konu ise bu ve benzeri krizlerden tek çıkış yolunun otoriterlik olup olmadığı. Bireysel kurtuluş arayan her ülke bu krizden otoriterlikle çıkacak. Toplumsal kurtuluş arayanlar ise daha özgürlükçü ve dayanışmacı şekilde çıkacak. Çok basitçe formüle etmeye çalışırsam şu anda bazı ülkelerde devletler halkın önünde. Bazılarında ise halk devletlerin önünde. Eğer mücadelede halk inisiyatifi devlete bırakırsa çözüm otoriterlik olacaktır. Bunu kırmak zorundayız. Nasıl kırabileceğimizi konuşmak zorundayız.

Bir şehir, o şehirde bir sürü ilçe, ilçelerde mahalleler, mahallelerde apartmanlar, apartmanlarda daireler ve dairelerin içinde bizler. Fiziksel olarak en az temas ederek, sosyal olarak birlikte olmak zorundayız. Şanslıyız ki iletişim olanakları çok gelişmiş durumda. Kaygıyı, yalnızlığı ve zihinlerde bırakacağı hasarı birlikte yenmeliyiz. İnsanlık fikri, otoriter rüyaları yenmeli. İtalyanların söylediği gibi: Herkes kendi başına, hepimiz birlikte!