Köşe YazılarıYazarlar

Mahşerin dördüncü atlısı

Yukarıdaki başlık Andrew Nikifork’un ülkemizde ilk baskısı 2000 yılında yapılan ve salgın ile bulaşıcı hastalıklar tarihini akıcı bir dille anlattığı kitabının adı. 2018 yılına kadar son dönemin salgın öyküleri ile güncellenerek yedi kez daha yeni baskısı yapılan kitabın içinde tarihsel sıralama ile sıtma, cüzzam, kara ölüm vebanın, çiçek ve frenginin, veremin öyküleri var. Son yüzyılda ise pelerinini kuşanarak çıkmış karşımıza mahşerin dördüncü atlısı; virüs salgınları dalgalarıyla… Aralık 2019’dan bu yana ise mahşerin dördüncü atlısı bir koranavirus salgınıyla karşımızda…

Aralık 2019’da Çinli yetkililer tarafından Wuhan kentinde başladığı doğrulanan koranavirüs salgını kısa sürede büyümüş ve ulaşım ağı sayesinde dünyamızın her tarafına dağılıyordu… Doğrulanan diyorum; çünkü zoonotik, yani hayvanlardan insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar bir anda ortaya çıkmıyor. Son salgında da virüsün kesin konakçı yarasalardan ara konakçıya – ki pangolin denen bir tür karınca yiyen sorumlu tutuluyor bazı yayınlarda- oradan da insanlara bulaşmasına kadar bir sürenin geçmesi gerek. Ayrıca insandan insana bulaş için de yine süreye gereksinim var.

Tüm bu süreç göz önünde bulunduğu zaman virüsün yarasalardan insana kadar ulaşması ve insandan insana bulaşabilir hale gelmesinin aralık ayından daha önceye dayanması gerekir. Aslında koranavirüslerin de hiç yabancısı değiliz, daha önce de SARS ve MERS salgınları ile karşılaşmıştık. Her ikisinde de ana konakçı yine yarasalardı; SARS’ta ara konakçı kediler, MERS’te ise develerdi. Böyle giderse önümüzdeki yıllarda ailenin yeni üyeleri ile tanışmamız kaçınılmaz.

Nedeni insan faaliyetleri

Çok yazıldı, o nedenle Covid 19 salgının özellikleri, ne yapılması gerektiğini vs. tartışmayacağız. Çünkü bunlar çok tartışıldı; halen de tartışılıyor. Bizim tartışmamız gereken asıl konu neden son yıllarda korkutucu zoonotik viral enfeksiyonlarla bu kadar sık karşılaşıyoruz, neden mahşerin dördüncü atlısı yaşadığımız kentleri, alanları bu kadar çok ziyaret ediyor? Neden tıpkı 700-800 yıl önce yaşanan veba günlerine benzer manzaralar yaşanıyor, gelişmiş ülkelerin vatandaşları kendilerini evlerine hapsediyor? Ve yıllar boyunca kapitalist dünyanın büyük gururla savunduğu ‘globalleşme’ neden birkaç hafta içinde çöktü? Aralarındaki sınırları kaldıran Avrupa Birliği ülkeleri neden tekrar milli sınırları hatırlayıp  birbirleri ile sınır kapatmaya kadar giden önlemler almak zorunda kaldı?  Hiç kimse uzun ve sıkıcı televizyon programlarında bunun temel nedenini tartışmıyor.

Neden aslında bilindik: Küresel iklim değişikliği ve doğal kaynakları sınırlı dünyamızın doğal kaynaklarını ‘zenginlik ve refah’ için sonuna kadar sömürmeye çalışan insanın kendisi. Küresel iklim değişikliği nedeni ile yükselen sıcaklık, değişen yağış rejimi nedeni ile özellikle vektörlerin üreme alanlarının tropik ve subtropik bölgelerden dünyanın her bölgesine doğru yayılma eğilimi göstermesi zoonozların da her bölgede görülme şansını artırdı. Diğer yandan çevresindeki doğal kaynakları tüketen insan, doğal yaşam alanlarına doğru yeni kaynaklara el koymak için yayıldı ve vahşi yaşam ile daha yakın temas kurdu. Böylece yarasalar, vahşi develer, kediler gibi vahşi yaşamın insanlar için bulaşıcı hastalıklara neden olabilen mikroorganizma, virüs ve parazitlerini taşıyan ve doğal yaşamın parçası olan canlılarla arasındaki ‘mesafe’ git gide azaldı… Bu durum hayvan geçişli bulaşıcı hastalıkların görülmesini kolaylaştırdı…

Günümüzdeki bu salgının diğer bir boyutu ise aşı karşıtlığının nasıl bir bilgisizlik olduğunu gözler önüne sermesidir. Salgın sebebi ile dünyanın çeşitli ülkelerinde evlerine kapanan insanlar bilim insanlarından gelebilecek müjdeli bir aşı haberini bekliyor. Oysa daha kısa bir süre önce gerek ülkemizde gerekse dünyada tamamı bilim dışı olan çeşitli nedenlerle aşı karşıtlığı yükselme eğilimdeydi. Bulaştırıcılıkla ilgili infografikte özellikle son dönemde çok konuştuğumuz bulaşıcı hastalıklar yer alıyor. Ortadaki nokta hasta bireyi gösteriyor. Aşılama ile önlediğimiz kızamıkta hasta bir birey bu hastalığını 15 kişiye bulaştırabilirken bu rakam aşısı olmayan ve bu nedenle tüm dünyayı evine kapatan Covid 19’da sadece 2.5 kişi… Dünya aşı karşıtlarına inansaydı ve bir kızamık salgını çıksaydı; bugün yaşanan kaosun tam altı katı yaşanacaktı…

Birinci Atlı: Umut

Tekrar Andrew Nikiforuk’un bulaşıcı hastalıklar tarihini akıcı bir üslupla anlattığı kitabı ‘Mahşerin Dördüncü Atlısı’na’ dönelim.  Kitabın 2018 baskısının son bölümü ‘yeni kuşak virüslerle’ ilgili… Bölümün girişinde ise bir sağlık danışmanının ilginç bir sözü var; ‘bir virüs bir türü azaltarak o türe yararlı olabilir’  Asla kabul edilemeyecek bu görüş; ancak günümüzde kendisine taraftar da bulmuş olabilir. Covid 19 salgını sırasında bazı ülkelerin salgını önleme konusundaki basit önlemleri bile almak konusundaki yavaşlığı adeta kitaptaki bu görüşü hatırlatıyor. Yazar; bugünlerde yaşadığımız dramın nedenlerini ise kitabın 258. sayfasında şöyle özetliyor:

Modern insan, yağmur ormanlarını işgal ederek, dev kentler kurarak, sürekli seyahat ederek ve iklim değişikliklerine yol açarak hayvanlarda doğal olarak var olan insana transferini sağlayan virüs trafiğini öylesine hızlandırmıştır ki; AIDS’te olduğu gibi virüslerin birbiri ile çarpışması kaçınılmaz hale gelmiştir. Teknolojik ilerlemenin sonucu belki de biyolojik istikrarsızlıktır.”

Nikifork kitabının son sayfasında ise bu günlerde yaşadığımız; yarın da başka bir virüsle yaşayacağımız kaosu özetlemiş… ‘Modern insan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne üst organizmayı yenebilir, ne Dördüncü Atlı’yı kandırabilir, ne de salgınların tarihteki dirençli varlığını inkar edebilir. Birinci Atlı’nın Umut’un ebedi nal seslerine de kulaklarını tıkayamaz.’

Zamanımız çok az kaldı ama Birinci Atlı; Umut’un peşinden koşmak gerekiyor kesin çözüm için: Kapitalist üretim ve ilişkilerini terk etmek, küresel iklim değişikliğini önlemek ve dışımızdaki ekosistemlere hak ettiği saygıyı göstermek için… Aksi halde yarın koranavirüs ailesinin başka bir üyesi ile karşılaşmamız ve mahşerin dördüncü atlısından saklanmak için bugün yaptığımız gibi arkadaşlarımızı, toplumumuzu, örgütlerimizi, işimizi bırakıp evlerimize kapanmamız kaçınılmaz.