Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Koronavirüs için harekete geçen akıl iklim krizinde neden ölü taklidi yapıyor?

COVID-19 Çin’de yavaşlama eğilimine girdi girmesine ancak dünyanın diğer bölgelerinde son hızla yayılmaya devam ediyor. Tüm ülkeler bu konuda sıkı önlemler alıyor. İtalya, Danimarka gibi ülkeler memleketi komple kapatırken, birçok ülkede tüm toplu etkinlikler iptal ediliyor. Okullar boşalmış, marketler neredeyse yağma düzeyinde talan edilmiş halde. Adeta post apokaliptik bir filmin ilk 25 dakikalık bölümünü canlı olarak yaşıyoruz. Tüm dünya konunun ciddiyetinin fevkalade farkında. Herkes alınan önlemleri anlayışla karşılıyor. Komplocu eblehler ve geninin kudretli olduğunu zanneden ahmaklar dışında durumun gidişatını herkes ilgiyle takip edip belirlenen ve olması gereken önlemlere uyuyor. Müthiş bir adı konulmamış ortak akıl söz konusu.

Herkes elini yıkamayı yeniden keşfetti. Şimdiye kadar yerini anlamsız kokulu ıslak mendillere ve losyonlara kaptırmış olan kolonya yeniden revaçta. Tüm bunların hepsi bir salgın için. Öldürücülüğü çok yüksek olmasa da yarattığı korku ve beraberinde gelişen farkındalık inanılmaz. Öyle ki bu hızla devam ederse sırf el yıkama yüzünden su sıkıntısı bile baş gösterebilir. Yani ciddi bir önlem alma seferberliği var. Olsun da olması gereken bu. Sadece üç ay gibi bir sürede yaşanıyor tüm bunlar.

Tembel beyinler!

Tüm bunları neden mi anlatıyorum? Şundan dolayı: Öldürücü etkisi kısa sürede ortaya çıkan bir probleme karşı anında reaksiyon gösterilebiliyor, hem de küresel boyutta. Benzer bir durum Zika, Ebola vb salgınlarda da görülmüştü. Zira hastalığa kapılınca etkisini kısa sürede gözlemleyebiliyoruz. Mesela hava kirliliği, plastik kirliliği ya da küresel iklim krizi gibi etkisi daha uzun sürede gözlemlenebilen problemlerde benzer bir reaksiyon oluşmuyor. Kısacası beynimiz etkisi uzun sürede ve zamana yayılarak ortaya çıkan ve hatta kimi zaman nesillere yayılan olaylara karşı harekete geçme konusunda oldukça tembel. İkna olmuyor. En azından özel bir farkındalık yoksa viral enfeksiyonlara gösterilen reaksiyonlara nazaran yaprak bile kımıldatamıyor. Peki neden?

George Marshall, “Don’t Even Think About It: Why Our Brains Are Wired to Ignore Climate Change” isimli kitabında bu soruya geniş ve ilgi çekici bir cevap sunuyor. Kitabın ana teması, iklim değişikliği sorununun bilimsel veya teknik değil psikolojik olarak nitelendirilmesine dayanıyor. İklim Destek ve Bilgi Ağı‘nın da kurucusu olan Marshall, alışılmışın dışında bir şekilde bu soruyu cevaplamak için terör yönetimi teorisini, bilişsel önyargıyı, seyirci etkisini ve sosyal bilimciler tarafından geliştirilen diğer kavramları kullanıyor. Merak edenler kitabı okuyarak daha detaylıca neden küçük beynimizin farklı olayların benzer sonuçları olsa da nasıl farklı tepki verdiğini iklim krizi üzerinden gayet güzel bir şekilde öğrenebilir. Ancak ben yine de kitaptaki bazı tespitleri buradan vermekte yarar görüyorum. Marshall bir psikolog olan Daniel Kahneman’dan şunu aktarıyor:

İklim değişikliği ile başa çıkabileceğimiz konusunda son derece şüpheliyim çünkü uzak, soyut ve tartışmalı olarak algılanan bu tehdit, kamuoyunu ciddi şekilde harekete geçirmek için gerekli özelliklere sahip değil”.

Kahneman iklim krizinin uzun vadeli olan ve sonucu daha zamana yayılarak ortaya çıkan bir olay olduğunu ve bu yüzden de insanların bu duruma insanlar şüpheyle yaklaştığını belirtiyor. Bu durum tabii ki bir avuç iklim mücadelecisini kapsamıyor çünkü konu hakkındaki hazır bulunuşluk oldukça belirleyici.

Burada bir kıyaslama yapmak yerinde olacaktır. Çünkü iklim krizi veya hava kirliliği ya da plastik kirliliği konusunda önlem alma meselesinde küresel sermayenin isteksizliğinin nedeninin ekonomik kaygılar olduğu çokça dile getirilen bir durum. Yani tröstler para kaybetmek istemiyor çünkü işin ucunda kârdan zarar söz konusu. Ancak görünen o ki COVID-19 vakasında bu konuda pek de kimsenin sesi çıkmıyor. Petrol fiyatları hiç yoktan tonla değer kaybetti. Tüm dünya borsaları çöküşte ve ciddi bir kriz geliyor. Bunların COVID-19 ile ilişkisi açık ve net.

Geleceğin refahı

Ancak buna rağmen mesela sera gazı salımını azaltmak için isteksiz davranan ABD, COVID-19 yüzünden ülkeyi kapatmayı bile konuşabiliyor. Bütün şirketler ciddi bir değer kaybı yaşıyor ve durum gerçekten vahim. Benzer bir durum iklim krizi nedeniyle de gerçekleşecek ancak işin can alıcı noktası şu! İklim krizinin etkilerinin ortaya çıkışı biraz zaman alıyor! Bu da aksiyona geçilmesini yavaşlatıyor. İşte burada da önlem alınması noktasındaki isteksizliğin nedeni ortaya çıkıyor.

Yale üniversitesinden fütürist ve sosyolog Wendell Bell bu durum için şunu söylüyor:

“Geleceğin refahı için fedakarlık yapmak tek yönlü bir sokak gibi görünüyor”.

İşte etkisi ve öldürücülüğü kesin olsa da, ortaya çıkış süresi biraz zaman alan ve alınan tedbirlerin de etkisini yine uzun vadede gösteren olgulara karşı beynimizin yaklaşımı! Adeta ölü taklidi! Ancak işin bir diğer tarafında da mevcut COVID-19 pandemisinin ya da başka bir sürü felaketin iklim kriziyle de ilgili olduğu gerçeği duruyor. Yapmamız gereken belki de bu bağlantıya odaklanmak. Daha basite indirgenmiş bir şekilde bu ilişkileri kurup etkisini kısa sürede hissettiren olaylar ile iklim krizi arasındaki bağa odaklanmak. Bunu yapabilirsek belki de iklim krizine karşı alınabilecek önlemlerde de hızlanma gerçekleşebilir.

O halde sözlerimizi New York Üniversitesi’nden etik uzmanı Samuel Scheffler‘in sözleriyle bitirelim: “Gelecek için çalışmamızın tek yolu, onların adına hareket etmeye motive olmamızdır”. İşte bunun da tek yolu gelecek için grev yapan çocuklara destek olmaktır.

Kategori: Hafta Sonu