Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Dünyayı virüsler kurtarabilir mi?

Yaklaşık dört buçuk milyar yaşında olan gezegenimiz, Newton’un dünya zamanı olarak oldukça uzun ancak Einstein’ın evren zamanı olarak oldukça kısa sayılabilecek bu süreçte hatırı sayılır badireler atlattı. Örneğin ilkinin 440 milyon sonuncusunun ise 65 milyon yıl önce yaşandığını bildiğimiz beş büyük kitlesel yok oluş var dünya tarihinde. Bu yok oluşların hiçbirinde dünya üzerinde ne insan ne de insanın ataları sayılabilecek türler bulunmuyor. Yaklaşık 200 bin yıl önce evrim insanı ortaya çıkardı. Yaklaşık 10 bin yıl önce tarım yapmaya, yerleşik yaşama başladık ve uygarlıklar kurma sürecine girdik. Bu kadar kısa sürede altıncı kitlesel yok oluştan söz edilmeye başlandı ve bu kez olay bütünüyle antropojen; yani insan kaynaklı.

İnsanlığın biyokütle olarak tüm canlılar içerisindeki payı yalnızca %0,01; Bir başka ifadeyle on binde bir. Buna karşılık bakteriler %13 bitkiler ise %82’lik bir paya sahip. Virüsler bile yine biyokütle olarak insandan üç kat fazla paya sahip. Balıklar insandan 12 kat, böcek ve örümcekler 17 kat, mantarlar 200 kat, bakteriler bin 200 kat ve bitkiler 7 bin 500 kat daha fazla biyokütleye sahip. Hal böyleyken insanlık uygarlığın başlamasından bugüne yabanıl memelilerin %83’ünü, deniz memelilerinin %80’ini, bitkilerin %50’sini ve balıkların %15’ini yok etti.[1]

Ülkemizde halk arasında koronavirüs olarak anılan COVID-19’un kısa sürede yarattığı etki bu yazının başlığını aklıma getirdi. Haddimi aşmayarak da olsa önce bu virüs meselesine biraz açıklık getirmek istiyorum. Virüs, genel anlamda “Bitkilerden hayvanlara, bakterilerden arkelere[2] her türlü canlıda yalnızca yaşayan hücreleri enfekte edebilen ve bu yolla yayılan mikroskobik enfeksiyon etkenleri” olarak tanımlanabilir. Amerikan Mikrobiyoloji Derneği’nin açık erişimli dergisinde 2013 yılında yayımlanan bir makaleye[3] göre memelileri enfekte eden en az 320 bin virüs bulunuyor. İnsanı enfekte ettiği tanımlanmış virüs sayısı ise 200’ün üzerinde.[4] Hafızamızı şöyle bir yokladığımızda yakın geçmişte tıpkı COVID-19 gibi yaygın panik havası yaratan HIV, Ebola, Influenza gibi diğer virüsleri de hatırlayabiliyorum. Yeni dostumuz COVID-19’da böyle bir virüs türü ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından verilen bilgiye göre COVID (koronavirüs) bir virüs ailesinin (familyasının) adı. Bu aileye mensup virüsler insanda yaygın soğuk algınlığından MERS (Middle East Respiratory Syndrome) ve SARS (Severe Acute Raepiratory Syndrome)’a daha şiddetli hastalıklara yol açıyor. Ateş, öksürük, kesik kesik nefes alma ve nefes alma güçlükleri yaygın görülen belirtiler.[5]

“İyi de” diyebilirsiniz, “Dünyanın pek çok ülkesinde daha şimdiden binlerce insanın ölümüne yol açan bir virüs ya da bir başka virüs veya birkaçı işbirliği içerisinde dünyayı nasıl kurtarabilir?” Tam da sorunun içinde geçtiği yolla; yani, toplu insan ölümlerine yol açarak. “Ya şaka yapıyor bu adam ya da zalimin teki.” diyenleri duyar gibi oluyorum. Şaka yapmıyorum. İkinci paragrafın son cümlesini kılı kıpırdamadan okuyup benim bu cümlemde zalimlik emaresine rastlayanlara ise diyecek pek sözüm yok. Onlarla ben, öyle anlaşılıyor ki dünyaya bambaşka pencerelerden bakıyoruz.

Daha makul yollar da var, ama mümkün mü?

Dünyanın virüslerle kurtarılabilme ihtimalini açmadan önce “daha makul bir yol yok mu?” sorusuna odaklanmak yararlı olur. Cevap çok basit: Elbette var daha makul yol. Nüfus artışını durdurmak ve hatta tersine çevirmek, ekonomik büyüme odaklı kalkınma politikalarına derhal son vermek, ekosistemle uyumlu olmayan her türlü teknolojiyi ve üretimi reddetmek, fosil yakıtlar başta olmak üzere kirli enerji kaynaklarını hemen terk etmek, ulusal sınırları kaldırıp açlık başta olmak üzere toplumsal sorunlara karşılıksız dayanışma ile çözüm üretmek, paylaşmak ve elbette doğa ile uyumlu yeni bir yaşam felsefesini derhal hayata geçirmek… Buyrun, size makul bir çözüm yolu. Peki, makul olduğu gibi mümkün mü aynı zamanda? Yanıtı siz verin, ben değil.

Şimdi gelelim virüslerin dünyayı kurtarabilme ihtimaline. Dünyanın kurtarılmasından kastım gezegendeki doğal yapının kendi denge ve süreçleri içerisinde değişerek devamlılığının korunması. Doğanın değişmesi kaçınılmaz, ancak, değişim doğanın kendi süreçlerinin dışındaki yapay, daha açık ifadeyle antropojen faktörlerle küresel bir ekolojik yıkıma götürmemeli dünyayı. Günümüzde olan tam da bu aslında. Hızla bir ekolojik yıkıma doğru gidiyoruz ve kimse frene basmaya yanaşmıyor. O halde insan iradesi dışındaki bir etkenin insanı frenlemesi gerekiyor. Ne olacak bu etken?

Bu konuda en çok dile gelen iki görüş var. Biri uzaylılar diğeri de virüsler. Uzaylıların dünyaya gelmesi ve insanla temasa geçmesi üzerine senaryolar üreten çalışmalar var. Örneğin bir grup araştırmacı bu senaryoları ölçüp biçerek Acta Astronautica adlı dergide yayımlamışlardı.[6] Uzaylılarla temasın muhtemel sonuçlarından biri de insanın nesli tükenen canlılar kategorisine transfer olması, makaleye göre.

Doğayla inatlaşma…

Virüs meselesine gelince; isterseniz önce tarihte insanlığın başına çok büyük belalar açmış virüs vakalarına bakalım. Kuşkusuz ilk akla gelenlerden biri 14. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar yaklaşık 75 milyon insanın ölümüne yol açan ve kara ölüm olarak da adlandırılan veba salgını. Yine Variola adı verilen bir virüs aracılığıyla yayılan çiçek hastalığının 1500’lü yıllarda Avrupalılar tarafından Amerika’ya taşınması sonucu yerli Amerikalıların %90’ının çok kısa bir zamanda öldüğünü biliyoruz. Aynı virüsün 20. yüzyılda 300 ila 500 milyon insanın ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor.[7] Yakın zamanlara geldiğimizde hemen aklımıza gelecek olan vaka, HIV adı verilen virüs nedeniyle ortaya çıkan AIDS hastalığı. 1980’li yıllarda adını duyduğumuz bu hastalık da yaklaşık 40 milyon insanın ölümünden sorumlu. Daha da yakın zamanlardaki virüs salgınlarını ise sanırım hiçbirimiz henüz unutmadık. Şimdi de COVID-19 insanlığı korkudan titretiyor. Ülkemizde de virüsün bulaştığı ilk hastalar saptandı ve okullar ile üniversitelerin eğitime ara vermesi dâhil pek çok önlem hızla alınmaya başlandı. Uzmanlığa dayanmayan, sıradan gözlemlere dayalı tahminim odur ki COVID-19 salgını kısa bir süre içerisinde kontrol altına alınacak ve yukarıda bahsettiklerim gibi tarihin konusu haline dönüşecektir.

Kanımca asıl mesele, insanın uygarlığını doğayla inatlaşmak üzerine şekillendirmesi er ya da geç başına çok büyük işler açacak oluşudur. Doğrusu, açmaya çoktan başladı fakat çoğunluk henüz bunun farkında olamıyor ya da farkında değilmiş gibi davranmak işimize daha çok geliyor. Gezegenimiz üzerindeki doğal süreçlerin sonucunda ortaya çıkmış basit bir canlı olduğumuzu ve diğer bütün canlı ve cansız unsurlarla kader ortaklığı taşıdığımızı anlamak yerine insanı yücelten, diğer her şeyi insanın kullanımına tahsis edilmiş birer meta olarak kabul eden bir uygarlık şekillendirdik. İnanç sistemlerimizden ekonomik modellerimize felsefeden teknolojiye tüm uygarlık bileşenlerimizle bu illüzyonu pohpohlayıp kendimizi hiç de hak etmediğimiz bir yerde konumlandırdık ve bunun yarattığı felaketleri anlayıp önlemede hala akılcı davranış tarzını seçmekten uzaktayız. Büyük usta Münir Özkul’un, yani Bizim Aile filmindeki Yaşar Usta’nın “Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm!” sözleriyle efsaneleşen tiradında olduğu gibi, doğa biz küçücük insanlara çeşit çeşit yol ve yöntemlerle ne olduğumuzu ve ne olmadığımızı hatırlatıyor aslında. Ama kibrinden burnunun ucunu göremez hale gelmiş insan üç maymunu oynayarak yoluna tam gaz devam etmekte herhangi bir beis görmüyor. Bu durumda ise gezegenimizin kurtuluşu için başka seçenekler ön plana çıkmaya başlıyor. Belki bir uzaylı istilası belki de boyut olarak küçük ama güç olarak insandan kat kat büyük bir virüs. Kim bilir?

***

[1] Daha kapsamlı bilgi için; Bar-On, Y.M., Phillips, R., Milo, R. 2018. The biomass distribution on Erath. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America 115(25): 6506-6511.

[2] Tek hücreli organizmalardan oluşan, bakteriler gibi prokaryot olan bir canlı grubu.

[3] Makalenin tamamı için tıklayın  

[4] Woolhouse, M. ve diğerleri 2012. Human viruses: discovery end emergence. Phil. Trans. R. Soc. B (2012)367: 2864-2871 adlı çalışmada insanları enfekte eden virüs sayısı 219 olarak belirtiliyor. Aradan geçen zaman içerisinde bu sayının artmış olma ihtimali yüksek.

[5] Başta koruyucu önlemler olmak üzere daha fazla bilgi için WHO’nun ilgili sayfaları ziyaret edilebilir.

[6] Baum, S.D. ve diğerleri 2011. Would contact with extraterrestrials benefit or harm humanity? A scenario analysis. Acta Astronautica (2011)68: 2114-2129.

[7] Antik Mısır’da bile olduğu saptanan çiçek hastalığının çok büyük aşı kampanyaları sonucunda bütünüyle yok edildiğini Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ancak 1979 yılının sonunda duyurabildi.

Kategori: Hafta Sonu